Gönüllerin Fatihi

Kelam-ı Kalem

Divan Üyesi
"Tevhid idi meramın İslam ile enamı,
Birleşti ol uğurda ilminle iktidarın."
Abdülhak Hamid

Bu güzel sözler elbette Fatih için söylenebilirdi. Fatih Sultan Mehmed İstanbul'u fethetmekle kalmamış, bizlerin gönlünü de fethetmişti. Böylesine büyük bir kumandanla aynı milletten olmak, tarih sahnelerinde göğsümüzün kabarmasını sağlıyordu. Fetih tarihinden 553 yıl sonra biraz da bilinmeyenleri aralamak için kalemime sarılmak istedim. Bakalım, Fatih Sultan Mehmed'in bu büyük başarısı farklı yerlerde nasıl yorumlanmış ve fetih olayında ne gibi hadiseler olmuş.

1453'teki fethin üzerinden bir asır bile geçmeden, İstanbul'a dönen bazı Avrupalı seyyahlar, bırakıp gittikleri Konstantinopolis'in Osmanlı'nın ellerinde İstanbul'a dönüşürken daha da güzelleştiğini söylemekten çekinmemişlerdir. Nitekim, Kanuni zamanında İstanbul'a gelen ve "Baş düşman" ilan ettiği Türklerin başkentini anlatırken hayranlığını gizleyemeyen (ama kendisini gizleyen) meçhul bir Avrupalı yazar şöyle yazmaktaydı:
"Sonuç olarak, iyi bir şehrin sahip olması lazım gelen her şeyi hesaba kattığımızda, Roma'yı, Venedik'i, Milano'yu, Paris'i ve Leon'u düşünecek olursak, İstanbul'u onlarla karşılaştırmanın iyi bir kıyaslama olmayacağı bir yana, o şehirlerin hepsini görmüş olan benim fikrime göre, değerleri ve büyüklükleri, yerleşim yerleri ve güzellikleri, ticaretleri ve iaşe temini bakımından hepsini bir araya getirirseniz bir Konstantinople (İstanbul) etmezler."

Bizanslı tarihçi Dukas, İstanbul fethedilince, bir cennetin Türklerin elinde mahvolacağı kaygısını taşıyordu. Fakat Dukas, çok sevdiği bu şehre 70-80 yıl sonra tekrar gelebilseydi, Konstantinopolis'in İstanbul'a dönüşürken bir genç kız gibi serpilip güzelleştiğini görecekti. Bununla beraber, Müslüman bir şehir olduğu halde Bizans mimarisini koruduğunu da görmüş olacaktı. O çok sevdiği şehir, yaşantısı daha güzel, hoşgörülü ve nefes kesici hale "barbar" diye nitelendirdiği Türklerin elinde dönüştürülmüştü. Dukas göremedi belki ama 1555 tarihinde, "İstanbul''dan daha hoş görünüşlü ikinci bir şehir yoktur" diyen Busbeck'den onun büyüleyici havasına teslim olan De Amicis'ye kadar binlerce şahidin gözleri bu güzellikleri görme şansına erişmişti.

Fetihle ilgili bazı ayrıntıları, kuşatma sırasında Konstantinopolis surları içinde bulunan Nicolo Barbaro adlı Venedikli'nin tuttuğu günlükte buluyoruz. Barbaro, olayı sıcağı sıcağına yaşayan ve aktaran şahitlerden birisidir. Barbaro, gemilerin geçtiği güzergahın yuvarlatılmış taşlarla döşendiğini söylüyor. Yaklaşık 2 kilometre uzunluğundaki engebeli yola, özel yuvarlatılmış taşlar dökülmüş ve bunlar iç yağıyla mükemmel bir şekilde yağlanmıştır.

Fatih Sultan Mehmed'in emriyle önce bir deneme yapılır. Bunun için küçük teknelerle işe başlanır. Büyük bir kalabalık tarafından, kısa bir sürede ve düşünülenden daha kolay bir şekilde gerçekleşir. Bunun üzerine hemen büyük gemilerin çekilmesine sıra gelir. 15 ila 22 çifte kürekli geminin de içinde bulunduğu toplam 72 adet gemi, yağlanmış taşlar üzerinden kaydırılarak Haliç'e indirilir.

Venedikli Barbaro, bu şekilde hadiseyi anlatırken içindeki kızgınlığı da: "Bu alçak insanların yaptığı karadan gemi yürütme işi dünyada görülmüş şey değildi." diyerek kağıda dökmüştür.

Fatih Sultan Mehmed ve Osmanlı Devleti'ni sadece savaşlarla sınırlı düşünmek büyük bir yanlıştır. Nitekim Fatih, bilime de çok önem veren bir padişahtı. Şimdi aktaracağım hadise de sizlere dönemin Avrupa'sının mı yoksa Osmanlı'nın mı daha modern olduğunu gösterecektir.

Trabzonlu George (Yorgo) 1465 yılında Osmanlı'nın yeni başkenti İstanbul'a vardı. Fatih'in bilime düşkünlüğünü bilen Yorgo, klasik Yunan coğrafyacısı Batlamyus'un eserine bir sunuş yazıp onu sultana ithaf etti. Yorgo, Aristo ve Eflatun'u karşılaştıran eserini de sultana takdim etti ve Fatih'e bir dizi mektup yazmak üzere Roma'ya döndü. Fakat Papa bu işlerden hiç hoşlanmadı ve Yorgo'yu Fatih'le bilimsel diyaloğundan dolayı hapse attırdı.

Olaylara bir de bu cepheden bakalım ; hızla ilerleyen Osmanlı fetihleri Hristiyan halkın aleyhine değil, lehine sonuçlar doğurmuştur. Nasıl mı? Ortodoks ve Katolik ihtilafı yüzünden yüzyıllarca birbirini yiyen Hristiyan dünyası, bu İslam devletinin kendilerine tanıdığı hakları ve serbestliği görünce hayret ve sevinç içinde kalıp, gönül rızalarıyla Osmanlı Devleti'nde yaşamışlardır. Yeryüzündeki en büyük Hristiyan nüfusu barındıran devlet bir İslam devleti olan Osmanlı Devleti'ydi. Hatta Hristiyan halk, Osmanlı idaresinin bu hoşgörüsüne bir anlam veremiyor ve Fatih'in gizlice Hristiyan olduğundan şüpheleniyorlardı.

İşte göğüsümüzü kabartan İslam hoşgörüsü buydu. Böylesine yüce bir dinin bize kazandırdıkları da böylesine güzel huylardır. Sultan 2.Mehmed'in "Fatih" ünvanını sadece İstanbul'un fethiyle ilgili bir ünvan olarak düşünmeyelim. Bunun yanında gönülleri de fethettiğini düşünelim. O, İstanbul'un yanında milyonlarca insanın gönlünü de fethetmişti!


Hasan Hüsnü Güner
C tüm hakları saklıdır
 

Bu içeriği görüntüleyen kullanıcılar (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt