Güllerin Efendisi'ne...

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#1
Kutlu doğum haftasına özel...



NÂ'T-I ŞERîF

Arsin kubbelerine adi nurla yazılan
İsmi semada Ahmed yerde Muhammed olan
Yedi katli göklerde Hak Cemalini bulan
Evvel ahir yolcusu ya hazreti Muhammed


Sağanak nur yağmurları inerken yedi kattan
O gece sendin gelen ezel kadar uzaktan
Melekler her zerreye müjde verirken haktan
O gece sendin gelen ya hazreti Muhammed


Güneşler o gecenin nuruna secdederken
Yıldızlar meşk içinde kainat vecdederken
Bütün hamd-ü senalar Yüce Rabbe giderken
O gece sendin gelen ya hazreti Muhammed


Kâbede sirk taşları putlar yere dönerken
Cehalet bayrakları birer birer inerken
Bin yıllık küfr ateşi ebediyyen sönerken
O gece sendin gelen ya hazreti Muhammed


O gece Sâve gölü mucizeyle kururken
Kisra saraylarında sütunlar savrulurken
Arzdan arşa alemler rahmetini bulurken
O gece sendin gelen ya hazreti Muhammed


Sen ki doğum kundağı ak bulutla örülen
Doğar doğmaz Allah'a secde emri verilen
Alnında alemler rahmet tacı görülen
Kainat efendisi ya hazreti Muhammed


Sen ki güzel huyların ahlakın meşalesi
Sabır doruklarında beşerin en yücesi
Senin cennet mekanın fakirlerin hanesi
Gönüller hazinesi ya hazreti Muhammed


Sana şahit sonsuzlar ezelden beri her an
Sana sahit ayetler her zerre ve her mekan
Senden uzak kalmaya nasıl dayanır ki can
Sen her canda canansın ya hazreti Muhammed


Miraç gecesi bir bir açılıyorken gökler
Seni selamlıyorken her katta peygamberler
Öyle bir an geldi ki durdu bütün melekler
Hakka yalnız yürüdün ya hazreti Muhammed


Gönül gözü görmeyen can gözünü neylesin
Dünyada dönmeyen dil mahşerde ne söylesin
Mevla bütün beşeri ümmetinden eylesin
Sancağının altında ya hazreti Muhammed


Hak ile kul vuslatı o ilahi düğünde
Hiç kimseden kimseye fayda olmayan günde
Hasatları has tartan o terazi önünde
Noksanlarım bağışlat ya hazreti Muhammed


Biliriz ki hükmü yok bu dünya nimetinin
Gönüldür sermayesi ahiret servetinin
Sana salat ve selam gönderen ümmetinin
Cennetler şahidi ol ya hazreti Muhammed
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#2
Ynt: Güllerin Efendisi'ne...

.


Naat

Seccaden kumlardı...Devirlerden, diyarlardan
Gelip göklerde buluşan ezanların vardı!
Mescit mü’min, minber mü’min...Taşardı kubbelerden Tekbîr,
Dolardı kubbelere “âmin!”
Ve mübarek geceler, dualarımız,geri gelmeyen dualardı...
Geceler, ki pırıl pırıl,kandillerin yanardı.
Kapına gelenler, yâ Muhammed,uzaktan, yakından
Mü’min döndüler kapından!
Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,
İki dünyada aziz ümmet;Muhammed ümmetiydi.
Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler...
Mübarek akşamdır;Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!
Şimdi seni ananlar,anıyor ağlar gibi...
Ey yetimler yetimi,ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,yoksulların sahibi...
Nerde kaldın ey Resûl,nerde kaldın ey Nebi?
Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed,çağlar ne çağlardı:
Daha dünyaya gelmeden mü’minlerin vardı...
Ve bir gün, ki gaflet çöller kadardı,Halîme’nin kucağında
Abdullah’ın yetimi,Âmine’nin emaneti ağlardı.
Hatice’nin goncası,Aişe’nin gülüydün.
Ümmetinin gözbebeği göklerin resûlüydün...
Elçi geldin, elçiler gönderdin...
Ruhunu Allah’a,elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan Mekke’de bunalırsan Medine’ye göçerdin.
Biz bu dünyadan nereye göçelim, yâ Muhammed?
Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar “Ebu Leheb öldü” diyorlar.
Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!
Neler duydu şu dünyada mevlidine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi, ey Nebî,
Adına alışkın dudaklarımız!Artık, yolunu bilmiyor;
Artık, yolunu unuttu ayaklarımız! Kâbe’ne siyahlar
Yakışmamıştır, yâ Muhammed bugünkü kadar!
Hased gururla savaşta;gurur, Kafdağı’nda derebeyi...
Onu da yaralarlar kanadından,gelse bir şefkat meleği...
İyiliğin türbesine türbedâr oldu iyi.
Vicdanlar sakat çıkmadan yarına,
İyilikler getir, güzellikler getir Âdem oğullarına!
Şu gördüğün duvarlar ki kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir...
Fethedemedik, yâ Muhammed,senelerdir.
Ne doğruluk, ne doğru;ne iyilik, ne iyi...
Bahçende en güzel dal,unuttu yemiş vermeyi...
Günahın kursağında haramların peteği!
Bayram yaptı yapanlar; Semâve’yi boşaltıp Sâve’yi dolduranlar...
Atını hendeklerden -bir atlayışta-aşırdı aşıranlar...
Ağlasın Yesrib,ağlasın Selman’lar!
Gözleri perdeleyen toprak,yüzlere serptiğin topraktı...
Yere dökülmeyecekti, ey Nebî,yabanların gözünde kalacaktı!
Konsun -yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler...
Mübarek akşamdır;gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!
Ne oldu, ey bulut,gölgelediğin başlar?
Hatırında mı, ey yol,
Bir aziz yolcuyla aşarak dağlar, taşlar,
Kafile kafile, kervan kervan şimale giden yoldaşlar!
Uçsuz bucaksız çöllerde,yine, izler gelenlerin,
Yollar gideceklerindir.
Şu tekbir getiren mağara,örümceklerin değil; Peygamberlerindir, meleklerindir...
Örümcek ne havada,ne suda, ne yerdeydi;Hakkı göremeyen gözlerdeydi!
Şu kuytu cinlerin mi;Perilerin yurdu mu?
Şu yuva -ki, bilinmez-kuşları Hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu?
Kuşlarını, bir sabah,Medine’ye uçurdu mu?
Ey Abvâ’da yatan ölü,bahçende açtı dünyanın En güzel gülü;
Hâtıran, uyusun çöllerin ılık kumlarıyla örtülü!
Dinleyene, hâlâ,çöller ses verir;“Yaleyl!” susar,uğultular gelir.
Mersiye okur Uhud,kaside söyler Bedir.
Sen de bir hac günü,başta Muhammed, yanında Ebû Bekir;
Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü destan yap, ey şehir!
Ebû Bekir’de nûr, Osman’da nûrlar...
Kureyş uluları, karşılarında meydan okuyan bir Ömer bulurlar;
Ali’nin önünde kapılar açılır,Ali’nin önünde eğilir surlar,
Bedir’de, Uhud’da, Hayber’de Hakk’ın yiğitleri, şehîd olurlar...
Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı,yerde kalmazdı ruh... kanatlıydı.
Konsun –yine- pervazlara güvercinler“Hû hû”lara karışsın âminler. Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!
Vicdanlar, sakat çıkmadan, Yâ Muhammed, yarına;
İyiliklerle gel, güzelliklerle gel Âdem oğullarına!
Yüreklerden taşsın yine, imanlar!
Itrî, bestelesin Tekbîr’ini; Evliyâ, okusun Kur’ân’lar!
Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın Kayışzâde Osman’lar
Na’tını Galip yazsın, Mevlid’ini Süleyman’lar!
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle geri gelsin Sinan’lar!
Çarpılsın, hakikat niyetine cenaze namazı kıldıranlar!
Gel, ey Muhammed, bahardır...
Dudaklar ardında saklı âminlerimiz vardır...
Hacdan döner gibi gel;Mi’râc’dan iner gibi gel;bekliyoruz yıllardır!
Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;
Hızır kanad, Cibril kanad;nisan kanad, bahar kanad;
Âyetlerini ezber bilen yapraklar kanad...
Açılsın göklerin kapıları,açılsın perdeler, kat kat!
Çöllere dökülsün yıldızlar;dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar!Çöl gecelerinden, yanık
Türküler yapan kızlar sancağına saçlarıyla dokusun;
Bilâl-i Habeşî sustuysa ezânlarını Dâvûd okusun!
Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler...
Mübarek akşamdır;gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Arif Nihat Asya
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#3
Ynt: Güllerin Efendisi'ne...

Yerdeki zerreler adedince selam olsun gül yüzlü güzele...
Bu bölüm "O"nun olsun...

Zaten kutlu doğuma özel bir tasarım yapılıyor şu anda...Bu başlıktanda "O"nun hakkında konuşur,paylaşırız inşAllah.
Gerek anasayfada gerekse de buradaki kutlu doğum özel logoları,bannerleri hazırlandıktan sonra bu bölümden de paylaşımlarda bulunacağım.Bu aralar biraz yoğunum ama bu bölüm öncelikli meselem olacak...

Selam ile...
 
Z

zeymak

#4
Ynt: Güllerin Efendisi'ne...

MUHAMMED DÜNYAYA
GELDİĞİ GECE


Nasıl bir mübârek geceydi yâ Rab
Muhammed dünyaya geldiği gece
Felekler oynayıp,cihân güldü hep
Annesi sevinip güldüğü gece

Göklerde nice bin kapı açıldı
Âlemler üstüne rahmet saçıldı
Nûrdan Muhammed’e donlar biçildi
Dünya sürûr ile dolduğu gece

Gökten yere indi cümle melekler
Zemine baş eğdi bir bir felekler
Anda kabul oldu her bir dilekler
Duaya elini açtığı gece

Kovuldu göklerden,çıkamaz şeytan
Halas oldu insan zulmünden insan
Bir avuç toprakla kör oldu düşman
Tenhâ çöl yoluna daldığı gece

Ben hâmile iken,dedi annesi:
Karnımdan duyardım Hak tevhit sesi
Gördüm ben Yemen’i, Hind’i, Faris’i
Muhammed memesin aldığı gece

Kisrâ’nın eyvânı yıkıldı gitti
Hem semâve gölü kurudu bitti
Mecûsi âteşi söndü kül tuttu
Zalimlere korku saldığı gece

Göklerde okundu büyük bir ezân
Muhammed doğduğun eyledi ilân
İşitti anladı her ehl-i lisân
Şark ve garp hayrette kaldığı gece

Nûr ile gölgesi yere düşmedi
Mübârek yüzünden sinek uçmadı
Ak bulut başından batıp aşmadı
Parmağıyla ayı böldüğü gece

Dehşetinden putlar yere döküldü
Mât oldu müşrikler beli büküldü
Taşlar dile geldi,dağlar söküldü
Müşriklere kılıç çaldığı gece

Kırk yaşına geldi,oldu Hak Resûl
Ashâb-ı selâmet ettiler kabûl
Hep acze düştüler erbâb-ı ukûl
Kitabın eline aldığı gece

Aşkının sonuna yetti Muhammed
Kendinden kendine geldi bir davet
Ümmeti diledi,buldu icabet
Mirac namazını kıldığı gece

Muhabbet nûrundan doğdu Muhammed
Ana ulaştırır yine muhabbet
Kemâli aşkıdır,âşıka devlet
Kurtulur o aşkı bulduğu gece

Kemâli

(alıntı)
 
Z

zeymak

#5
Ynt: Güllerin Efendisi'ne...

Mevlid kandilimiz ve kutlu doğum haftamız mübarek olsun.Allah C.C sağlık,afiyet,huzur ve mutluluk nasip eylesin.

Bu nurlu gecenin yıldönümü münasebetiyle Cenab-ı Hak'tan sonsuz rahmet ve hayırlar umarak,o büyük insanın sîretinden,güzel ahlakından bazı örnekler zikredelim derim?Şüphesiz ki,onun sîreti,güzel ahlakı gönüllere şifa olmakla beraber,doğruluk ve fazilet sahibi olmak isteyenler için en üstün yükselme ve kurtuluş düstûrudur.

Dua ile...
 
Katılım
27 Mar 2006
#6
Ynt: Güllerin Efendisi'ne...


BİR GECE

On dört asır evvel yine bir böyle geceydi
Kumdan ayın on dördü bir öksüz çıkıverdi
Lakin o ne hüsrandı ki hissetmedi gözler
Halbuki kaç bin senedir bekleşmedelerdi
Nerden görecekler göremezlerdi tabi
Bir kere zuhur ettiği çöl en sapa yerdi
Bir kere de ma'mure-i dünya ozamanlar
Buhranlar içindeydi bugünden de beterdi
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta
Dişsiz mi bir insan onu kardeşleri yerdi
Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin
Salgındı bugün Şark'ı yıkan tefrika derdi

Derken büyüyüp kırkına gelmişti ki öksüz
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi
Bir nefhada kurtardı insanlığı o masum
Bir hamlede kayserleri kisraları serdi
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi
Zulmün ki, zreview akılına gelmezdi, geberdi
Alemlere rahmetti evet şerr-i mübini
Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi
Dünya neye sahipse onun vergisidir hep
Medyun ona cemiyeti medyun ona ferdi
Medyundur o masuma bütün bir beşeriyyet
Ya Rab! Bizi mahşerde bu ikrar ile haşret

MEHMET AKİF ERSOY


Dünyanın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı bir peygamberin ümmeti olduğumuz için ne kadar şükretsek azdır...
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#7
Ynt: Güllerin Efendisi'ne...

Güllerin Efendisi'ne özel klipler içinse

http://www.edebiyatturkiye.com/forum/index.php?topic=1228.msg4959;topicseen#msg4959

bağlantısına girebilirsiniz.
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#8
Ynt: Güllerin Efendisi'ne...

Gelseydin...

Sevgili!
Ümmü Mektum gibi seni görmeden sana sesleniyoruz.
Alıp verdiğin nefesi duyar gibi, sanki açınca gözlerimizi, seni görecekmiş gibi,
Sana sesleniyoruz.
Senin huzurunda ses yükselmez, Edeple konuşulur; edeple susulur.
Hele biz ki bu kapının dilencileri, el açıp beklemekten başka,
Bize bir şey düşmezdi ama…
Şu araya giren yıllar olmasa, ismin anılınca yürek yanmasa,
Kapında beklemekten başka, bize bir şey düşmezdi.
Bekliyoruz Sultanım!
Rüyada olsa bile, belki teşrif edersin diye.
Hem de hiç kimseyi beklemediğimiz gibi seni bekliyoruz.
Gelseydin bizim için cennet olurdu gelişin.
Gelseydin saadetli asrından gönderdiğin selamını “kardeşlerim” deyişini
Birbirimize nasıl anlattığımızı görürdün.
Gelseydin dolaşsaydın sofralarımızı, bir tabak fazla görecektin,bir bardak bir kaşık fazla…
Ve sofrada bir yer boş: Baş köşe, olaki sen lütfeder gelirsin diye.
Sevgili! Gelseydin Medine-i Münevvere’den dünyaya yayılan ashabın gibi,
Eyüp Sultan gibi, Kab Bin Malik gibi,
Bir fecir vakti henüz yirmisinde, yirmi beşinde bırakarak yurtlarını ocaklarını,
Hedeflerine İlâhi rızayı koyan, arkalarına bakmayı ar sayan, yiğitler görecektin.
Onlar senin yiğidin, elleri, o öpülesi elleri
Kim bilir hangi memleketin zemheri soğuklarında üşürken,
Senin köyünün hayaliyle ısındılar.
Gelseydin, gecenin zifiri karanlığında, uykunun en tatlı aralığında,
Rabiyatû’l Adeviye gibi Rabbiyle baş başa gençler görecektin.
Gözyaşı dökerken günahlarına, Veysel Karanî’den istediğin gibi,
İnsanlığa dua eden gençler görecektin.
Gelseydin asr-ı saadet gibi olmasa da,
Koklanmaya değer güllerimiz vardı, yine Sen’in ikliminde yetişen,
Ama Sen gelseydin dikenler bile gül kokardı Efendim! (sav)
Seninle göz göze gelmeden gizli gizli seni seyretmek…
Hz. Vahşi gibi…
Hani sen Hane-i Saadet’ten Mescid-i Nebevi’ye giderken
Aişe annemiz ardından hayran hayran bakardı.
Seni mescidin önünde bekleyen Ashabı’nınsa bakışları yerdeydi.
Edepten göz göze gelmezlerdi.
Sen de tebessümle nazar ederdin.
Mütebessim çehreni bir Ebu Bekir görürdü, bir de Ömer …
Şimdi okununca Ezan-ı Muhammedi pencerelerde, kapı önlerinde,
Seni bekleyen nemli gözler var.
Gelseydin, ve yürüyüp geçseydin önümüzden,
Gülleri bayıltan o enfes kokunu çekerdik içimize.
Sevgili!
Hakiki aşıkların sana doğru uçarken
Bizim bu yaptığımız yolda emeklemekti.
Dünya güzelliğiyle kollarını açarken
Bize düşen el açıp kapında beklemekti.
Sevgili!
Bekliyoruz! …
Dursun Ali Erzincanlı
 
Katılım
30 Kas 2006
#9
Ynt: Güllerin Efendisi'ne...


bu arada site o kadarkeyifli bakmaya şayan olmuş ki bi kaç dakka içinde birşeyşler yapmak istedim


Allah'ım bizleri yolundan ayırma sevgiline sevgili eyle onun şaffatinden ayırma...
dua ile

 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#10
Ynt: Güllerin Efendisi'ne...

Zemheri gerçekten üçü de güzel olmuş.Yüreğine sağlık.Gerek anasitemiz gerek burası güllerle bezenmeye başladı:)Bence ne de güzel oldu...

Selam ile...
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#11
Gül Medeniyetinin Müstesna Gülü

Gül Medeniyetinin Müstesna Gülü


[size=10pt]Gülü tarife ne hacet ne çiçektir biliriz

Hilkatin Fâtiha'sı, nübüvvetin hâtimesi, ins ü cinnin peygamberine selamdan sonra,
Varlık güzeline Gül diyeceğiz biz, Gül çağında ıtırlarını duymak için...
Beşeriyet bütün zaman ve mekan boyunca Gül'ü bilememenin ve Gül'ü sevememenin ıstırabıyla kıvrandı ve büyük hakikat şu ki başını nereye vursa o Gül'den başka Gül bulamayacak, Gül'ü örnek almadıkça ete kemiğe bürünmüş feryadından kurtulamayacaktır. Eller nakış nakış, desen desen Gül'ü dokur çünki, kağıtlar renk renk, deste deste Gül'ü okur. Gül'ün ıtırlarında bülbüller yaşar aşk ile, ve aşk ile renginin şulesinden pervaneler düşer. Kimin eline değerse Gül, elleri Gülkokar onun. "Burada beni ancak Allah buyruğuna bağlı Peygamber affı kurtarır / Ben de onun öç ve adalet eline uzatıyorum işte sağ elimi" der Sezai Karakoç'un ağzından Ka'b b. Züheyr, ve o günden sonra bürdesini giyer Gül'ün. Çelikten büklümler erir Gül'ün yapraklarında.
"Eğer Gül'ün vasıflarının şerhini devamlı, durmadan söylesem, yüzlerce kıyamet geçer de o yine bitmez." der Mevlana. Lisan ve kalem Gül'ü hakkıyla anlatamaz, bunu herkes bilir. Bilir de Asr-ı Saadet'ten bu yana sayısız kalemler Gül'ü yazar ciltler ve kütüphaneler dolusu; hesaba gelmez lisanlar Gül'ü söyler manzumeler ve şiirler boyu.
Şimdiye kadar neler söylenmedi Gül hakkında, neler yazılmadı. Yazmakla bitirilemedi ve bitirilemeyecek. Adına na't dediler Gül'ü anlattılar; tazarru dediler, Gül'e iltica ettiler. Siyer dediler hayatını söylediler, şemail dediler vasıflarını sayıp döktüler. Hilye yazdılar yakınlıklarını ifade için, mi'raciye dizdiler şanını tebcil için. Besteler yaptılar Gülterennümünde, İlahiler söylediler Gül deminde. Na'tî diye mahlas kullandılar, divanlar doldurdular; adını anarak başladılar mesnevilere bir bakışına mazhar olmak için. Aherli kağıtlara döküldü bin bir harf düz ve eğik, Gül'ü yazmak için yarıştı gubari ile şikeste ta'lik. Hamdullah'tan Hâmid'e harf başına şükür diye yazdı divitler; Levnî'den Osman'a tel tel renk verdi çivitler. Ne yana baksa Gül'den bir iz görür gözler, ne yöne dönse Gül'ü özler, geceler ve gündüzler. Eşya ve varlık Güliçin vardır ve Gül, eşya ve varlık olur serâpâ. Bir milyon adı varsa aşkın, bir eksiğiyle hep Gül'den alır ilhamını. Kağıt, kalem ve kitap... Söz, kelam ve hitap... Her suret ve her şekilde Gül'e mahkum. Nitekim kimiler Gül dediler, ömür boyu Güldüler; kimiler Gül dediler, Gül uğruna öldüler.
Gül'ü anlatmayan dil ne söyler ki efsaneden başka!.. Gül harflerinden Gül söylemeyen kelimeler gerçeği olmayan isimlerden öte nedir ki?!.. Gül kokusu taşıyan bilgi canda ışık; Gül destesi götürmeyen kervan bedene kuru yüktür.
Gül hakkında en müstesna sözleri Divan şiiri söylemiştir. Türk şairlere özgü bir tür olan Hilye'lerden siyer kitaplarına; mevlidlerden mi'raciyelere; divanlar ile her türlü mesnevilerin başında Tevhid ve münacaatlardan sonra yer alan na'tlardan düzyazı eserlerdeki hamdele ve salvele bölümlerine varasıya kadar hep "önce Gül" der kalemler. Divan edebiyatının Gül hakkında söyleyecek sözüne hadd ü pâyân mı bulunur? O şairler ki kitapları yahut sözlerinin, en başında O'nun adını anmakla korunabileceğine inanmışlardır. Bir divan şairinin, kendini şair saydırmak, yahut şairliğinin kanıtı olan divanını tertib etmek için yazması gereken şiirlerden biri de Gül hakkında inşad edeceği kasidesidir.
[/size] İskender Pala
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#12
.
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#13
Ynt: Güllerin Efendisi'ne...

.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap