Hikâye

dilmurg

Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz
Katılım
15 Mar 2007
#1
ISLAKBİR MENDİL
- Dur bakalım, dedi. Bu hâlinle içeri giremezsin.
- Ne var hâlimde, söyler misiniz?
- Ne var, ne yok ben bilemem, giremezsin bu hâlinle. Ben sadece bunu bilir, bunu söylerim.
- Bize gelen emir böyle, biz emirleri uygularız, başka bir şeye karışmayız.
Zeynep, beyninde şimşekler çakarak, yüreğinden yağmurlar boşanarak geri döndü. Televizyonlardan, haberlerden duymuş, gazetelerden okumuştu yaşananları. Belki demişti, belki olmaz diye düşünmüş ve istemeye istemeye ayakları onu yola çıkarmıştı. Aynı hâl, kendi başına da gelmişti işte. Yüzlerce, binlerce yürek acımış, üşümüştü. Bir yürek daha eklenmişti üşümüşlerin ordusuna.
Yoktu artık yoktu. Zeynep yoktu, kendisi yoktu.
Nasıl giremem, ne demek emir böyle?
Emir neydi? Emri veren kimdi? Kim, nasıl emir verebilirdi? Hangi güç ve kuvvetle? Ne ve kim adına? Sorular, sorular, sorular…
Ya emekleye emekleye verdiği emekler ne olacaktı? Emeklerin üzerine kül mü ekilecekti? Küllerin arasından yeşerebilecek miydi yeniden emekleri?
Sadece kendi emekleri mi? Bu emeklerin içinde yüz yılın, on yüz yılın emeği var diye sayıkladı. Nice insanların… anaların, babaların, ihtiyarların, çocukların, mazlumların… yokluğa mahkum edilmişlerin…
Evet, şimdi sadece içeri alınmayan Zeynep değildi. Sadece Zeynep değildi engellenen. Sadece Zeynep’in emekleri değildi görülmeyen, bir dil iki dudak, bir açılış ve bir kapanışla silinmek istenen.
Yüz yılın, iki yüz yılın, on yüz yılın emekleriydi görülmek istenmeyen, kapı dışarı edilen. Bir dil iki dudağa, bir açılış bir kapanışa teslim edilen. Bunca emekler ve bir dil iki dudak… Bunca emekler ve darağacına takılmış kravatlar… bunca emekler ve Mercedes markalı lastiklerin taşıdığı…
Yüz yılın, on yüz yılın emekleri Zeynep’le yok edilmek isteniyordu. Zeynep burada yaşayan bir insan değildi artık. Zeynep zamandı. Zeynep nineydi, dedeydi, ihtiyardı, çocuktu, alın-teriydi, gözyaşıydı Zeynep.
İçeri alınmayan Zeynep’ti.
Zeynep, bin yıllık emekti.
Zeynep, yapılan savaşlardı.
Zeynep, bin yıllık mücadeleydi.
Zeynep, tertemiz bir hayattı.
Zeynep, yaşanmış tarihti.
Zeynep, yaşanmış geçmişti.
Zeynep, değerdi.
Zeynep, bendim, sendin, bizdik.
Ve içeri alınmayan, kovulan Zeynep’ti.
Bunları düşünen Zeynep, üniversitenin karşısındaki parkta, bankın üzerinde yürürken zaman denen treni, sonbaharın soldurduğu nazlı çiçeği, neden sonra görebildi. Herkesin sırayla bir şeyler satın aldığı karşısındaki mini markete doğru yönelmeye başladı.
Hafif bir fısıltıyla ancak şeyy, bir mendil diye fısıldadı. Ve her şey, bir mendilde düğümlenmişti. Ve düğümler ıslak bir mendille ilmik ilmik çözülüyordu.

Eyüp YILDIRIM
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap