HİLAL GÖRÜNÜNCE ÜZERİNE...

Katılım
25 Haz 2006
#1
HİLAL GÖRÜNÜNCE

“― Mezarlıkta aru güller yetişir. Bunu bilir miydin? Bu gül şafak rengindedir. Sevdalı bir han kızı gibidir. Budamaya kıyamam. Han kızının yüreğini kesip atmış gibi olurum.
Giray, Samuel’in öfkeli haykırışını yeniden işitti. “Git de kavukları kırılmış mezar taşlarına bir bak!”
Gözlerini kavuksuz mezar taşlarının üzerinde dolaştırdı. İhtiyar, onun aklından geçenleri anlamış gibi,
― Başsız kalan Kırım’a başsız mezarlar… dedi.”

(Hilal Görününce, Sevinç Çokum, Ötüken Neşriyat, Syf. 62)
Yukarıda okumuş olduğunuz parça edebiyatımızın milli desenlerinde renk edinmiş olan Sevinç Çokum’un Hilal Görününce adlı romanına ait. Eserin ilk üç baskısı Cönk Yayınlarından çıkmış. 1993’ten bu yana ise Ötüken Neşriyat tarafından basılmakta. Bir roman niteliğinde olan bu eser 430 sayfa. Sayfa sayısı gözünüzü korkutmasın, birkaç oturuşta zevkle bitireceğinizi düşünüyorum.
Nar gibi kırmızıya yakın bir kapağa sahip olan kitabın dışını tarif ettikten sonra şimdi asıl önemli olan kısma, yani içeriğine geçelim. Eserde 1853-1856 tarihleri arasında yaşanan Kırım Harbi sırasında Kırımlı Nizam Dede’nin vatanına tutunma çabası işleniyor.
Kitaba isim teşkil eden “Hilal Görününce”nin ne anlama geldiğini belirtecek olursak: Eğer bir devlete karşı savaş açma düşüncesi varsa bunun için bir işaret hilalin görünmesi. Hilal görününce düşmana karşı harekete geçilir. Hilalin görünmesi bütün Türk Devletleri için aynı anlamı taşıyor mu bilmiyorum ama eserde bu anlamda kullanılmış. O’nun izniyle, O’nun ismiyle başlanılan her işin hayırla sonuçlanacağının bilincinde olan şanlı ceddimiz belki de bunu O’nun izninin gökteki tecellisi olarak görüyorlardı. Ama bu konuda bir bilgiye sahip değilim, tamamen kendi yorumum.
Eserde en çok dikkat çeken isimler Nizam Dede, oğlu Giray ve yeğeni Arslan Bey. Yazar romanında canlandırdığı öne çıkan kişilerin isimlerini özellikle seçmiş. Eseri okudukça muhayyilenizde canlanan kişileri düşündüğünüzde “adı üstünde, tabi öyle olacak” hissine kapılıyorsunuz. Mesela; Nizam Dede nizamı, düzeni seven ve daha önemlisi Kırım’da birliği, düzeni sağlamaya çalışan biri. Giray eserin sonlarına doğru her ne kadar yiğitliğiyle ölüyorsa da genel karakter yapısı itibarıyla ilme önem veren, sakin bir duruş sergiliyor. Arslan Bey ise yine adından anlaşılacağı gibi heybetli, mağrur, yiğit bir Türk görüntüsüyle çıkıyor karşımıza.
Romanda Nizam Dede ve çevresindekilerin verdiği mücadelede karşı güç olan Ruslar Gregoroviç karakterinde canlandırılmış. Gregoroviç kibirli, zengin, zevk ü sefaya düşkün bir insan. Bahçesaray, Akmescit yörelerindeki insanlara eziyet ediyor. Arkasına aldığı Rus desteğiyle ve zenginliğiyle rahat ve zalim tavırlar sergiliyor.
Hilal Görününce’de özenle seçilen isimlerin yanında at unsuru da dikkat çekiyor. Türk milletinin ata olan bağlılığına romanın bazı yerlerinde vurgu yapılıyor. Zaten roman Nizam Dede’nin birinden at satın almasıyla başlıyor. Atın ismi Dilara. Dilara destanlardan fırlamışçasına güzel bir at. Attaki tek kusur ise bacağındaki siyahlık. Nasıl kusur diyecek olursanız; inanışa göre bu siyahlık uğursuzluk sayılıyor, atın ve üzerindeki kişinin öleceğine işaret. Ama at ilk alındığında o kadar da fazla önemsenmiyor bu siyahlık. Ta ki bu inanışın gerçekleştiğini gördüklerinde anlıyorlar. Ama kimin nasıl öldüğünü şimdi söylemeyeyim, merak unsurunu çiğnemiş olmak istemem. Yazar bu romanda merak duygusunu iyi kamçılamış, merak ve şaşkınlığı bir arada yaşıyor insan.
“At sahibine göre kişner” hesabı, romandaki kişilerin karakterlerinin atlarına da yansıdığını görüyoruz. Mesela zengin bir Rus olan İgor Gregoroviç’in kibiri, insanlara üstten bakışı atına da yansıyor. Atının kibirli duruşuna vurgu yapılıyor.
Romanın bir çok yerinde Nizam Dede’nin bilge kişiliği öne çıkıyor. O konuştu mu herkes susup onu dinliyor. Herkes tarafından dinlenilmesinin sebebi yaşça ileri olması ve hayat tecrübesi. Ama tabiri caizse romanda sadece “eren”lik vasfıyla değil, aynı zamanda “alp”lik ruhuyla da karşılaşıyoruz. O hem insanlara yol gösteren bir bilge, hem de zalime karşı eli hançerinde olan bir yiğit.
Eserde dikkat çeken bir unsur da Nizam Dede’nin “destan anlatıcı” rolüyle karşımıza çıkması. Toplanılan meclislerde büyüklere, çocuklara anlattığı destanlarla milli bilinci ayakta tutmaya çalışıyor. Özellikle çocukları bu destanlarla büyütmek amacında.
Sık sık karşımıza çıkan bir unsur da şiirlerden alınma dörtlükler. Gerek bölüm başlarında, gerekse roman içerisinde genelde Nizam Dede’nin ağzından söylenen dörtlükler farklı farklı şairlere ait. Ayrıca bazı yerlerde gerek dörtlüklerde, gerekse düz cümle içlerinde Eski Türkçe kelimelere rastlıyoruz. Yazar bu kelimelerin anlamlarını da dipnot ve parantezlerle açıklamış.
Romanda öne çıkan kişilerle birlikte anılan ve böylece sık sık tekrarlanan bir yer var ki mezarlık. Nizam Dede, Giray ve Arslan Bey’e bir şeyler fısıldıyor sanki bu mezarlık. Mezarlık unsurunun sıkça tekrarlanmasının sebebi ise Kırım için verilen canların zihinde canlı tutulmak istenmesi olabilir. O mezarlık sanki Kırım’ın ruh halini ortaya koyuyor. Bir zamanlar Moskof’a boyun eğdiren Kırım Türkleri’nin artık eskisi gibi olamayışını görüyoruz sanki yıkık mezar taşlarında. Yine bu da kesin olmayan, kendime ait bir yorumdur.
Romanı okumadan önce kendinizi bir Kırım destanı okuyacakmışsınız gibi hazırlamayın, hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Yazar özelden genele bir akış sağlamış. Yani Kırımlı bir ailenin, daha da özelleştirirsek Nizam Dede’nin gözünden o dönemde Kırım’da yaşananları anlatmış. Eserde seçilen kişiler Kırım’ın milli kahramanları değiller. Bu yüzden milli heyecanın coşkunluğunu yakalayamayabilirsiniz. Şahsen ben bir Kırım destanı okuyacağımı düşünüp okuduğum için biraz hayal kırıklığına uğradım. Mesela yine Ötüken Yayınlarından çıkan Prof. Dr. Hikmet Doğan’a ait olan Siyün Bike adlı romanda duyduğum heyecanı, coşkuyu bu eserde hissedemedim. Nedenini ise demin de belirttiğim gibi eserde seçilen kişilerin halkın içinden olmasına bağlıyorum. Siyün Bike ise milli bir kadın kahraman. Bu vesileyle o kitabı da mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum. Ama bu sözlerim sizde Hilal Görününce’ye karşı bir ilgisizlik oluşturmasın. Roman orijinal tasvirleriyle, okurken sıkmayan sade anlatımıyla ve işlediği temayla gerçekten okunmaya değer. Romanda merak duygularınız kabaracak, hiç düşünmediğiniz olaylar gerçekleşecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Türklüğe ilgisi olan birinin pişman olmayacağını düşünüyorum.
Romanda anlatıcı rolüyle karşımıza çıkan Felekzede Arif Çelebi’nin kaleminden bir sözü burada paylaşmak istiyorum:
“Türkler’in olmadığı memleket, içmediği su, ateşlemediği ocak kalmadı. Şehirleri ve ülkeleri doldurup her tarafa hakim oldular.”
İmadeddin İsfehânî
Son olarak; Arslan Bey’in aklımda kalan bir sözü var Hamza Batur’a söylemiş olduğu: “Bizim hilalimiz batmaz.”

Yüce yaradanın “hilal”ini gökten ayırmaması dileğiyle…
 

Giriş yap