İlahi Aşkın İşlenişi Tanzimattan Sonra Yeni Şiirin Başlamasıyla Değişti Mi?

ecrin

Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim.
Kimilerine göre aşkın beşerisi aşk değilken, kimileri beşer aşkta takılıp kaldı.. Edebiyatta ise her iki aşk ta kalemin ucundan hep damlayageldi satırların orasına burasına.. Mısralar hep saklayageldi avucunda aşkı.. edebiyat farklı adlara büründüyse de geçmişin toz kokulu yollarında onu naftalinleyerek saklamaktan yorulmadık biz.. Çünkü farklı adlarla farklı yollar,çizimler,mısralarla edebiyat ruhumuzda hep var olmasını istediğimiz çocuğumuzdu bizim.
Biz edebiyatı ikiye üçe bölüp birbirine tamamen zıt kutuplara ayıranlara karşıyıZ esasen..Divan edebiyatıyla halk edebiyatını birbirine düşman etmektense müşterek yanlarını görmekten yanayız.Bu iki edebiyatın müşterek yanlarını başka bi yazımızda ele almak nasip olur inşallah.fakat bu yazımızda dikkatimizi çeken bir farklılığın belkide bir yeniliğin üzerinde duracağız.tabi birbirinden tamamen farklı iki edebiyat varmış gibi kıyasıya bir zıtlaşma içine girmeden.Tanzimatla birlikte batıyı örnek alma ve edebiyatta bir yenileşme cereyenı görüldüğünü biliyoruz.Şinasi Avrupa'dan döndükten sonra şiirde de birtakım yeniliklerin öncülüğünü yapmıştır.Namık Kemalin Şinasi'yi tanıyıp,edebiyat hayatında onun yanında yer almasını sağlayacak bir şiiri bir münacaatı dikkatimizi çekmiştir.Şinasi eski edebiyatta çok sık işlenen bir konuyu ele alırken tamamen farklı bir şiir ortaya çıkarmayı nasıl başarmıştır dersiniz?Evet muhteva aynı:Allah aşkı.. Fakat işleyiş tarzı çok farklı.Divan edebiyatında bu konu işlenirken daha çok şair maharetini gösterme gayesi içindeymiş gibi gelir şiiri okuduğunuzda.(tabii şairlerin hepsini aynı kefeye koymuyoruz)Şair şiirini ne kadar süslerse ne kadar sanat yaparsa o kadar işinin ehlidir.Aslında şairin sık sık edebi sanatlara başvurmasının dikkate değer bir gerekçesi vardır.Eski edebiyatta şairlerin bu dünyayı biran önce göçüp gidilmesi gereken bir durak olarak görmeleri..Daha çok ahiret hayatına yönelmeleri ve bu dünyadaki fani gördükleri herşeye arkalarını dönmeleri..Bunun sonucu olarak da şiirlerinde dünyaya, yaşama ait birşeyler sunamadıkları ya da sunmak istemedikleri için o boşluğu edebi sanatlarla doldurma gayretindeler.Oysa yeni şiirde amaç çoğunluğa ulaşmak olduğu için dil sadeleşme yolunda hafifletilmeye çalışılmıştır.
Bu iki edebiyatın Allah aşkını işleyiş farklarından biri de eskilerin Allah'ın varlığına ve birliğine gönül yoluyla inanmaları.. Yeniler ise buna akıl yoluyla ulaşmaya çalışmışlardır..Eskiler bunu ispata gerek duymazken yeniler bunu tabiatla,Allah'ın tecellisiyle,astronomiyle ispatlamaya çalışmışlardır.
Farklardan bir diğeri ise divan edebiyatındaki yoğunluğun malzeme çokluğunun arasında asıl anlatılmak istenen konunun kaybolması.. Yeni şiirde ise belirlenen konunun yani Allah'a yakarışın genişterek işlenişi ve konunun taşırılmaması..
Devamını,değerli bilgilerinizi bekliyoruz.Bizden bu kadar vesselam..
 

seb-engiz

- *Tiryandafil -
Ynt: İlahi Aşkın İşlenişi Tanzimattan Sonra Yeni Şiirin Başlamasıyla Değişti Mi?

ecrin' Alıntı:
Kimilerine göre aşkın beşerisi aşk değilken, kimileri beşer aşkta takılıp kaldı.. Edebiyatta ise her iki aşk ta kalemin ucundan hep damlayageldi satırların orasına burasına.. Mısralar hep saklayageldi avucunda aşkı.. edebiyat farklı adlara büründüyse de geçmişin toz kokulu yollarında onu naftalinleyerek saklamaktan yorulmadık biz.. Çünkü farklı adlarla farklı yollar,çizimler,mısralarla edebiyat ruhumuzda hep var olmasını istediğimiz çocuğumuzdu bizim.
Biz edebiyatı ikiye üçe bölüp birbirine tamamen zıt kutuplara ayıranlara karşıyıZ esasen..Divan edebiyatıyla halk edebiyatını birbirine düşman etmektense müşterek yanlarını görmekten yanayız.Bu iki edebiyatın müşterek yanlarını başka bi yazımızda ele almak nasip olur inşallah.fakat bu yazımızda dikkatimizi çeken bir farklılığın belkide bir yeniliğin üzerinde duracağız.tabi birbirinden tamamen farklı iki edebiyat varmış gibi kıyasıya bir zıtlaşma içine girmeden.Tanzimatla birlikte batıyı örnek alma ve edebiyatta bir yenileşme cereyenı görüldüğünü biliyoruz.Şinasi Avrupa'dan döndükten sonra şiirde de birtakım yeniliklerin öncülüğünü yapmıştır.Namık Kemalin Şinasi'yi tanıyıp,edebiyat hayatında onun yanında yer almasını sağlayacak bir şiiri bir münacaatı dikkatimizi çekmiştir.Şinasi eski edebiyatta çok sık işlenen bir konuyu ele alırken tamamen farklı bir şiir ortaya çıkarmayı nasıl başarmıştır dersiniz?Evet muhteva aynı:Allah aşkı.. Fakat işleyiş tarzı çok farklı.Divan edebiyatında bu konu işlenirken daha çok şair maharetini gösterme gayesi içindeymiş gibi gelir şiiri okuduğunuzda.(tabii şairlerin hepsini aynı kefeye koymuyoruz)Şair şiirini ne kadar süslerse ne kadar sanat yaparsa o kadar işinin ehlidir.Aslında şairin sık sık edebi sanatlara başvurmasının dikkate değer bir gerekçesi vardır.Eski edebiyatta şairlerin bu dünyayı biran önce göçüp gidilmesi gereken bir durak olarak görmeleri..Daha çok ahiret hayatına yönelmeleri ve bu dünyadaki fani gördükleri herşeye arkalarını dönmeleri..Bunun sonucu olarak da şiirlerinde dünyaya, yaşama ait birşeyler sunamadıkları ya da sunmak istemedikleri için o boşluğu edebi sanatlarla doldurma gayretindeler.Oysa yeni şiirde amaç çoğunluğa ulaşmak olduğu için dil sadeleşme yolunda hafifletilmeye çalışılmıştır.
Bu iki edebiyatın Allah aşkını işleyiş farklarından biri de eskilerin Allah'ın varlığına ve birliğine gönül yoluyla inanmaları.. Yeniler ise buna akıl yoluyla ulaşmaya çalışmışlardır..Eskiler bunu ispata gerek duymazken yeniler bunu tabiatla,Allah'ın tecellisiyle,astronomiyle ispatlamaya çalışmışlardır.
Farklardan bir diğeri ise divan edebiyatındaki yoğunluğun malzeme çokluğunun arasında asıl anlatılmak istenen konunun kaybolması.. Yeni şiirde ise belirlenen konunun yani Allah'a yakarışın genişterek işlenişi ve konunun taşırılmaması..
Devamını,değerli bilgilerinizi bekliyoruz.Bizden bu kadar vesselam..

Şinasi'nin Allah'ın varlığını ve birliğini,Allah'ın yarattıklarıyla ifade etmesi, onun Allah'a olan inancının kalben değil de aklen olduğunu mu gösterir? Şiirlerdeki ifade tarzları, o günün düşünce akımlarına, günlük olaylarına, siyasi düşüncelerine bağlı değil midir? 19. yüzyıla kadar doğu zihniyetinin etkisiyle yazılan şiirler, 19. yüzyıldan sonra etkisini artıran batı zihniyetine kaymıştır.Doğu şiirinin,Hz.Ebubekir gibi tereddütsüz kabul ettiği imanı ve sorgusuz sualsiz kabulü vardı. Batıyla temasa geçilince bu 'iman'ın yerini 'akılla bulma' aldı. (Akılla bulabildiler mi bilmiyoruz!!!) Bu nedenledir ki akılcılıkla birlikte şiirin şekli ve muhtevası değişti.Ve insan aklının yetmediği yere de yetişmeye çalışınca iman kayboldu...
 

ecrin

Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim.
Ynt: İlahi Aşkın İşlenişi Tanzimattan Sonra Yeni Şiirin Başlamasıyla Değişti Mi?

Kalplerinde Allah inancı olmayanların öne sürdükleri onlara göre en önemli sebep Allahın somut bi şekilde gösterilememesi..Onlar için kalp aklın gerisinde kalmıştır hep..Onların elle tutamadıkları gözle göremedikleri hiç birşeyi var kabul etmediklerini biliyoruz.Muhtemelen Şinasi de biliyordu bunu ve onun amacı böyle düşünen insanlara Allah'ın varlığını basma kalıp düşüncelerle değil akıl yoluyla ispatlamaktır zira Allahın varlığı akıl yoluyla ispattan mahrum edilemeyecek kadar barizdir.Eski edebiyatta sadece şiirdeki maharetini gösterme ya da aldığı cülus maktarını artırma uğruna yazılan süslü yazılarla ebu bekir'i bağdaştırmak da ebu bekire yapılan bi haksızlık diye düşünüyorum. Bağdaştırılan Allah'ın varlığına ve birliğine kalple inanma ise de Ebu Bekir'in yanında fahr-i kainat vardı akıldan da kalpten de öte.. O'nun varlığı bu ikisini de kullanmadan imanı gerektirmez miydi?
 

seb-engiz

- *Tiryandafil -
Ynt: İlahi Aşkın İşlenişi Tanzimattan Sonra Yeni Şiirin Başlamasıyla Değişti Mi?

ecrin' Alıntı:
Eski edebiyatta sadece şiirdeki maharetini gösterme ya da aldığı cülus maktarını artırma uğruna yazılan süslü yazılarla ebu bekir'i bağdaştırmak da ebu bekire yapılan bi haksızlık diye düşünüyorum. Bağdaştırılan Allah'ın varlığına ve birliğine kalple inanma ise de Ebu Bekir'in yanında fahr-i kainat vardı akıldan da kalpten de öte.. O'nun varlığı bu ikisini de kullanmadan imanı gerektirmez miydi?

Mesele sadece Şinasi'nin aklı kullanarak Allah'ın varlığını anlatması değil, bu dönemdeki şiirlerin muhtevasının değişmesi.Eski şiirin içindeki sualsiz inanışın Ebu Bekir'in inancına benzemesinin ne gibi bir sakıncası olabilir ki? divan şiirini sadece süs şiiri olarak görmek ve şiirlerin sadece cülüs almak için yazıldığını söylemek divan şairlerine haksızlık olur.hatta çok büyük haksızlık olur.

Ebu Cehil'in yanında da Fahr-i Kainat vardı...Kalpler mühürlenince ne kalp ne de akıl işe yaramıyor demek ki...
 

ecrin

Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim.
Ynt: İlahi Aşkın İşlenişi Tanzimattan Sonra Yeni Şiirin Başlamasıyla Değişti Mi?

Yaşar hocanın öğrencisi ve İskender Palanın hayranı olarak divan edebiyatını süs şiiri olarak görmemin imkansız olduğunu bilmen lazım şebengiz:) Ben basmakalıp inanışlarla, inancın akılla ispatının mukayesisini yapıyorum.Divan şiiri ve şairlerinin tümünü kastetmiyorum.Onun ayrımını ilk yazımda yaptığımı söylemiştim. Yeni edebiyatla eskisi birbirine zıt değil.Ve yeni edebiyatın yazarlarında da inançsızlık mevzu bahis değil.Onlar sadece tecelli yoluyla ya da akıl yolu (farketmez) Allahı aramayı ve kendi akılları,gözleri ya da kalpleriyle bulmayı esas aldılar.. Divan edebiyatı şairlerini süs meraklısı görmek yada cülus fırsatçısı olarak görmek haddim değil kesinlikle.. Bunu tekrar etmek istiyorum..
 

seb-engiz

- *Tiryandafil -
Ynt: İlahi Aşkın İşlenişi Tanzimattan Sonra Yeni Şiirin Başlamasıyla Değişti Mi?

ecrin' Alıntı:
...Eski edebiyatta sadece şiirdeki maharetini gösterme ya da aldığı cülus maktarını artırma uğruna yazılan süslü yazılarla...
ecrin' Alıntı:
Yaşar hocanın öğrencisi ve İskender Palanın hayranı olarak divan edebiyatını süs şiiri olarak görmemin imkansız olduğunu bilmen lazım şebengiz:)


Ben buraya takıldım. Ben mi yanlış anlıyorum ecrin ??? :) Aslında hepimiz biliyoruz ki divan şiiri söylenegeldiği gibi ağır, anlaşılmaz ve gereksiz değil...Bilakis derin anlamlar ihtiva eden eşsiz eserler...
 

ecrin

Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim.
Ynt: İlahi Aşkın İşlenişi Tanzimattan Sonra Yeni Şiirin Başlamasıyla Değişti Mi?

ya anlatamıyorum galiba divan edebiyatının tamamını bu şekilde karalayamam ama sadece bu amaçlar çerçevesinde yazılan şiirler de yok değil.ben de bunu eleştiriyorum zaten!bu tarz şiirlerle yeni edebiyatın doğurduğu şiirlerin kıyaslamasını yaptım!kıyaslamamda divan şiirinin tamamını kastetmedim!biraz dikkatli oku lütfen..
 

seb-engiz

- *Tiryandafil -
Ynt: İlahi Aşkın İşlenişi Tanzimattan Sonra Yeni Şiirin Başlamasıyla Değişti Mi?


ecrin' Alıntı:
ya anlatamıyorum galiba divan edebiyatının tamamını bu şekilde karalayamam ama sadece bu amaçlar çerçevesinde yazılan şiirler de yok değil.ben de bunu eleştiriyorum zaten!bu tarz şiirlerle yeni edebiyatın doğurduğu şiirlerin kıyaslamasını yaptım!kıyaslamamda divan şiirinin tamamını kastetmedim!biraz dikkatli oku lütfen..

Tamam canım sinirlenme hemen, aaaa.....
 

ecrin

Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim.
Ynt: İlahi Aşkın İşlenişi Tanzimattan Sonra Yeni Şiirin Başlamasıyla Değişti Mi?

sinirlenirim tabi..bütün divan şairlerinin günahını çektirecen bana:)
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Ynt: İlahi Aşkın İşlenişi Tanzimattan Sonra Yeni Şiirin Başlamasıyla Değişti Mi?

Hafızam beni zorlamıyorsa köşe yazarlarının arasında müfredat değiştiğin de şiddetli tartışmalar yaşanmıştı edebiyat tarihi dersleri kaldırıldığın da… Şimdi ilahi aşkı işlemeden ilk önce çağdaş edebiyat veya klasik edebiyatımız arasında sorgulama yapmak hata olur; hangi şairin aşka bulaşmadan şiir yazabilir ki ?(En kötüsü kendine âşık olur!)

Divan edebiyatını bize fealütün kısmını sadece öğretmeye çalışırlarsa kültürümüzün birikimin de kayıp yaşamamız çok zordur… Hocamdan mı kaynaklanır bilmem ama edebiyat tarihini sevmez ama ilgim alakası ile çağdaş edebiyatını çok severdim yeni yeni öğrendiğim divan edebiyatın da da çok ahkâm kesemem doğrusu.
Edebiyat derslerini hatırladığımız da bize Ziya Gökalp’ı okuturlardı… Şinasi ile ilk noktalama işaretini kullandığı için edebiyatta kendine mükemmel bir yer elde etmiştir ki yeri tartışılmaz
Konuya döndüğümüz de her zaman aşk vardır kimse bunu inkâr edemez ama eskisi gibi yaşanmıyor şimdi Fuzuli yaşasaydı acaba aşkı böyle yaşaya bilir miydi çok uzun zamandır tam olarak çözemediğim bir konu bu… Ama kesinlikle edebiyatımızı bırakın kültürümüzün hiç birini tam olarak yaşatabildiğimizi sanmıyorum!
O zamanlar gibi aşk bir başka idi ama zamanın ve şartların etkisinden hiçbir kültür etkilenmeden edemez (şu şekilde düşünebiliriz şimdi en azından kredi kartı yoktu o zamanlar:) İnsanlar dayatılanlar ve yaşam biçimimiz mutlaka tüm sanat alanlarını etkiler çok değil yakın tarihimize gittiğimiz de kurtuluş destanları yazmadık mı...Zamanın etkisi bunlar!
 
Tüm sayfalar yüklendi.

Benzer konular

xen

Üst Alt