İmam Rabbani-Ahmed-i Faruk Serhendi- Mektubat.

  • Konbuyu başlatan SERTER
  • Başlangıç tarihi
S

SERTER

#1
Bu başlıkda İmam Rabbani ye aitolam Mektubat eserinde kafalarımıza takılan sorulara cevap arayacağım.
malumunuz kendisi 1000 yılın mücdehitlerindedir( dindeki bidadetleri ve hurafeleri kaldırmak üzere görevlidir)
kısaca kendisi hakkında bilgi aşağıda verilmiştir.



1563 senesinde Hindistan’ın Serhend şehrinde doğan ve zamanının müceddidi olan (dini bilgileri yenileyen, din ahlakına sonradan dahil edilmiş olan batıl inanış ve uygulamaları kaldıran) İmam Rabbani, yaşadığı devir ve sonrasında, Kuranın doğru anlaşılması için yazdığı eserlerle ve yaptığı sohbetlerle yüzyıllarca sürecek etki bırakmış çok önemli bir İslam alimidir. Küçük yaşta Kuran-ı Kerim’i ezberleyip hafız olmuştur. İlk olarak babası tarafından eğitilmiş ve daha sonra da yaşadığı dönemin büyük alimi Mevlana Kemaleddin Keşmiri, Kadı Behlul-i Bedahşani’den dersler almıştır

İmam Rabbani, ilminin derinliği, feraseti, basireti ve üslubundaki samimiyeti ve hikmeti ile, materyalist felsefenin etkisiz hale getirilmesinde ve Allahın varlığı ve birliği konusunun geniş kitlelere anlatılmasında çok etkili olmuştur. Yaşadığı zamanda ittifaken İslam alimlerinin en büyüğü olarak kabul edilmiştir. Etkileri halen devam eden İmam Rabbani, Kutlu Peygamberimiz (sav)’den nakledilen hadisleri yorumlayarak aynı zamanda ahir zamana ışık tutmuştur.

Ahlakı ve yaşantısıyla tüm müminlere örnek olmuş olan değerli İslam alimi İmam Rabbani, dönemin sultanının yanlış ve katı uygulamalarına karşı ayaklanmak isteyen halkı yatıştırmış, birlik ve beraberlik ortamının bozulmasını engellemiştir. Bu uğurda birçok kez hapishanede kalmış, bu ortamda dahi Kuran ahlakını anlatarak birçok tutuklunun Müslüman olmasına vesile olmuştur. Daha sonra fikirlerinin değeri anlaşılarak serbest bırakılan İmam Rabbani, hurafelerle örtülmeye çalışılan din ahlakını, Kuran ayetleri ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetleri doğrultusunda özüne döndürmeyi başarmıştır.

1624 yılında vefat edene kadar yetiştirdiği öğrencileri ve eserleriyle İslam dünyasının aydınlanmasına vesile olmuş, din ahlakına uygun olmayan akımların güçlenmesini engellemiş, günümüze dek gelen değerli fikir ve görüşleriyle İslam dinine en güzel şekilde hizmet etmiştir.
 
S

SERTER

#2
Ynt: İmam Rabbani-Ahmed-i Faruk Serhendi- Mektubat.

(Sahabe)Eshabı Kiram'ın üstünlüğü.
66.Mektup


Bu mektûb, yine Hân-ı a'zama 'rahmetullahi aleyh' yazılmışdır.

Bu yolu medh etmekde ve Eshâb-ı kirâmın büyüklüğünü bildirmekdedir:

Allahü teâlâya hamd olsun! Onun seçdiği, sevdiği kimselere selâm olsun! Büyüklerimizin yolunda, nihâyet, başda yerleşdirilmişdir. Hâce-i Nakşibend 'rahmetullahi aleyh' buyurdu ki: (Nihâyeti, bidâyetde yerleşdirdik.) Bu yol, tam Eshâb-ı kirâmın 'aleyhimürrıdvân' yoludur. Çünki, o büyükler, o Serverin 'aleyhisselâm' sohbetinde, dahâ birinci günde, öyle şeylere kavuşdu ki, sonra gelen en büyük Evliyâ, en nihâyetde, ancak, bundan bir parçaya kavuşabilmişdir. İşte bunun içindir ki, Vahşî, hazret-i Hamzayı 'r.aç' şehîd etmiş iken, müslimân olunca, bir kerrecik, Seyyid-il-evvelîn vel-âhirînin a.s.v. sohbeti ile şereflendiği için, Tâbi'înin en üstünü olan, Veysel Karânîden dahâ yukarı oldu.

Hayr-ül-beşerin 'a.s.v.' sohbetinin başlangıcında Vahşîye 'r.a.' nasîb olanlara, Veysel Karânî, o kadar yüksek olduğu hâlde, en nihâyetde bile kavuşamadı. Demek ki, zemânların, asrların en iyisi, Eshâb-ı kirâmın 'aleyhimürrıdvân' asrıdır. Sonra gelenler, (Sonra) kelimesinden dolayı çok geride kaldı. Dereceleri de, hep sona kaldı. Abdüllah ibni Mubârekden birisi sordu ki,
- Mu'âviye mi dahâ yüksekdir, Ömer bin Abdül'azîz mi?
Cevâbında buyurdu ki,
- Resûlullahın 's.a.s.' yanında giderken, hazret-i Mu'âviyenin 'r.a.' bindiği atın burnuna giren toz, Ömer bin Abdül'azîzden, birkaç kerre dahâ hayrlıdır.

İşte büyüklerimizin yolu, (Silsiletüzzeheb)dir. Bu yolun, başka yollardan üstünlüğü, Eshâb-ı kirâm 'aleyhimürrıdvân' zemânının, sonraki zemânlardan üstünlüğü gibidir. Bu yolun büyükleri, öyle kimselerdir ki, Allahü teâlâ, bunlara fadl ve merhameti ile, dahâ başlangıcda, nihâyetin tadını tatdırmışdır. Bunların derecelerini, başkaları anlıyamaz. Bunların vardığı makâmlar, başkalarının vardıkları makâmların çok üstündedir.

Fârisî mısra' tercemesi:
Gül bağçemi gör de, behârımı anla!

Fârisî mısra' tercemesi:
Senenin bereketi, behârından belli olur.

Bu ni'met, çok büyükdür. Allahü teâlâ, bunu ancak dilediğine nasîb eder. Onun ni'metleri pek çokdur. Hâce Nakşibend 'rahmetullahi aleyh' buyurdu ki: (Biz, cenâb-ı Hakkın fadlına, ihsânına kavuşduk). Allahü teâlâ, bizi ve sizi, bu büyükleri sevmekle şereflendirsin ve yollarında bulundursun! Âmîn.

Ömer bin Abdulazizi hakkında bilgi için bknz http://www.enfal.de/ecdad112.htm
Hace nakşiben (BAHÂEDDİN buhari) bilgi için baknz http://www.dervisan.com/silsile/16naksibend/index.html
 
S

SERTER

#3
Ynt: İmam Rabbani-Ahmed-i Faruk Serhendi- Mektubat.


47.Mektup

Bu mektûb, diyânet işleri reîsi, seyyid şeyh Ferîde gönderilmişdir.

Geçen senelerdeki kâfirlerin azgınlığından şikâyet etmekde, müslimânların, dîne hürriyyet veren


hükûmete düâ etmesi lâzım olduğunu bildirmekdedir


Allahü teâlâ sizi, iyilerin iyisi olan atalarınızın yolunda bulundursun ve onların önce, en üstününe, sonra geridekilerin hepsine, düâlarımızı ve selâmlarımızı erişdirsin!

İslâm âlimi, milletin yanında, bedendeki kalb gibidir. Kalb, temiz, iyi olunca, beden iyi işler yapar. Kalb bozuk olunca bütün uzuvlar, hep kötü iş yapar. Bunun gibi, âlimler iyi ise, millet de iyi olur. İleriye gider. Onlar, bozuk olursa, millet de bozulur. Felâkete gider. Ekber Şâhın hükûmeti zemânında, müslimânların başına ne sıkıntılar, ne felâketler gelmişdi, hepimiz biliyoruz. Bin yıl önce, müslimânlar kendi dinlerinde olacak, kâfirler de kendi yollarında kalacakdı. Nitekim, Kâfirûn sûresi, bu hâli haber vermekdedir. Bundan birkaç sene önce ise, din düşmanları, müslimânların önünde, dinsizliklerini açıkca yapıyor, bu mubârek islâm memleketinde (Hindistânda), müslimânlar, ahkâm-ı islâmiyyeyi yapamıyorlardı. Yerlerin, göklerin, her çeşid enerjinin sâhibi olan, Allahü teâlânın sevgilisi, Muhammed aleyhisselâma inananların, onun ışıklı yolunda ilerliyenlerin aşağılanması, hırpalanması, ona inanmıyanların, ona düşman olanların el üstünde tutulması, beğenilmesi, ne kadar acı ve korkunç bir alçaklık idi. Müslimânlar, yaralı kalbleri ile, sabr ediyorlardı. İslâm düşmanları, alay ederek, taşkınca, azgınca saldırarak, yaralara tuz serpiyordu. Hidâyet, seâdet güneşi, dalâlet ve irtidâd bulutları ile örtülmüş, hak, fazîlet ışıkları, haksızlık, ahlâksızlık perdeleri altına çekilmişdi.

Din düşmanı olanların ölmesi, bunların yerine gelenlerin, müslimânlara da hak ve hürriyyet tanımaları haberi işitildiği ânda müslimânlar, bunlara her dürlü yardım ve hizmeti kendilerine borç bildi. Kavuşulan hürriyyetden fâidelenerek, bu temiz mayalı, asîl kanlı milletin, islâmiyyete yapışmasına, dînin, îmânın kuvvetlenmesine çalışmağı en mukaddes vazîfe bildi. Bütün müslimânların, devlete, hükûmete sözleri ile, yazıları ile ve elleri ile, işleri ile yardım etmesi zâten vâcibdir.

İslâmiyyete yardımın en kıymetlisi ve ehemmiyyetlisi,

*
Ehl-i sünnet itikâdını ve ahkâm-ı şerıyyeyi meydâna çıkarmak,
*
Fitne ve fesâd ateşini söndürmekdir.

İslâmiyyete, hükûmete ve millete, bu imdâdı yapacak olan, ancak, doğru yolda olan âlimlerdir. Böyle âlimler;

* Siyâsetle uğraşmaz.
* Dîni, siyâsete, mal, sandalye ve şöhret kazanmağa âlet etmez.
* Kendilerine din adamı ismini verip Kur'ân tercemeleri, din kitâbları yazan, mal ve makâm âşıkları, âhıret âlimi değil, dünyâlık toplayıcılarıdır.
* Bunların kitâbları, mecmûaları, sözleri zehrdir.
* Dîni, îmânı bozar ve millet arasına fitne, fesâd sokar.

Fârisî beyt tercemesi:
Din adamı görünüp, dünyâya tapan kimse,
kendi yoldan sapmışdır, gayra nasıl göstere?

Ekber şâh zemânında, müslimânların başına gelen belâlara hep böyle, din adamı şekline giren, dinsizler sebeb olmuşdu. Milleti hep bunların kitâbları, kışkırtmışdı. Müslimân ismi altında, yanlış yolda gidenlerin başları, hep bu kötü din adamları olmuşdur. Din âlimi tanınmıyan bir kimse, yoldan çıkarsa, bu sapıklığı, başkalarına bulaşmaz veyâ nâdiren bulaşır.

Zemânımızın tarîkatcıları da, müslimânları doğru yoldan çıkarıyor. Bunlar da, sahte din adamlarının yazıları gibi, gençlerin dîninin, îmânının bozulmasına sebeb oluyor. İşte bugün, her müslimân, elinden gelen yardımı yapmayıp islâmiyyet yine bozulur, hakâret altına düşerse, hükûmete yardımı esirgeyen her müslimân âhıretde mesûl olacakdır. Bunun için, bu fakîr gücüm, kuvvetim olmadığı hâlde, yardıma koşmağa özeniyorum. Güçlükleri yenerek, islâmiyyete ufacık bir hizmet edebilmek yolunu arıyorum. İyilerin çoğalmasını istiyen de, onlardan sayılır buyurmuşlardır. Belki, bu zevallıya da, müslimânlara serbestlik veren, onların hakkını koruyan, âdil hükûmet adamlarına nasîb olan, büyük sevâbların damlaları bulaşır diye ümmîdleniyorum. Kendimi, Yûsüf aleyhisselâmı, birkaç iplikle satın almak için, pazara çıkan kocakarıya benzetiyorum.
Bu günlerde huzûrunuzla şereflenmek ümmîdindeyim. Allahü teâlâ, size din üzerinde konuşmak fırsatını ihsân buyurmuşdur. Her konuşmanızda, müslimânların, dinlerini râhatca ve kolayca öğrenmeleri ve ibâdet edebilmeleri için gayret buyurmanızı cândan diliyoruz. Geçici ve sonsuz devletlere kavuşmanız için düâ ederim.
 
S

SERTER

#4
Ynt: İmam Rabbani-Ahmed-i Faruk Serhendi- Mektubat.

204. mektub

Bu mektûb, mîr Muhammed Numân-i Bedahşî hazretlerine yazılmışdır.
Câhillerin dedikodu yapmalarına üzülmemeği bildirmekdedir:

Mîr hazretleri, aşağı kimselerin bozuk sözlerine üzülmeyiniz!

İsrâ sûresi, seksendördüncü âyetinde meâlen, (Herkes, kendine uygun işi yapar) buyuruldu. Yanî, kişinin işi ve sözü, kendinin aynasıdır. Alçakların sözlerine iyi veyâ kötü karşılıkda bulunmamak dahâ iyidir. Yalanın sonu gelmez. Onların birbirini tutmıyan sözleri, kendilerini rezîl etmeğe yetişir. Allahü teâlânın aydınlatmadığı kimseye, kimse ışık veremez. Siz, verilen vazîfeyi yapmağa bakınız! Başka şeyleri görmemezlikden geliniz! Enâm sûresinin doksanbirinci âyetinde meâlen, (Allah deyin, sonra onları bırakın. Bozuk işlerinde oynasınlar!) buyuruldu.

Kardeşimiz Muhammed Sâdık, tâm vaktinde geldi. Ramezân-ı şerîfin son on günü itikâf yapdı. Ona çok şeyler açıldı. Yeni şeylere kavuşdu. Allahü teâlâya hamd olsun ki, diğer sevdiklerimiz de ilerlemekdedirler. Kalbleri uyanıkdır. Bu, Allahü teâlânın büyük ihsânıdır. Dilediğine ihsân etmekdedir. Onun ihsânları boldur. Mahlûkların en iyisi olan efendimiz Muhammed aleyhisselâma ve Onun Âline ve Eshâbının hepsine bizden düâlar ve selâmlar olsun!
 
S

SERTER

#5
Ynt: İmam Rabbani-Ahmed-i Faruk Serhendi- Mektubat.

53. Mektup
Bu mektûb, yine seyyid şeyh Ferîde yazılmışdır.
Âlimlerin birbirleri ile birleşmemesinin, ortalığı karışdıracağını bildirmekdedir:


Allahü teâlâ, sizi, mubârek babalarınızın yolundan ayırmasın! İşitiyoruz ki, temiz kalbiniz, müslimânlığa elverişli olduğu için, dînini seven âlimlerden dördünü seçerek yanınızda bulunmalarını ve islâmiyyetin emrlerini bildirmelerini, böylece islâmiyyete uymayan bir şeyin yapılmamasını arzû buyurmuşsunuz. Bu habere şükrler olsun! Müslimânlara bundan dahâ büyük ne müjde olur? Kalbleri yanık olanlara, bundan dahâ tatlı, ne haber olur? Fakîr, bu hayrlı işin yapdırılması için, yanınıza gelmek istemiş ve geleceğimi, birkaç kerre yazmışdım. Bunun için, şimdi de, birşeyler yazmakdan kendimi tutamıyorum. Lutfen kusûra bakmayınız! (Maksad sâhibi olan, deli gibidir) demişlerdir.

Size arz etmek istediğim en mühim şey şudur ki, din adamları içinde, mevkı, maâş arzûsunda olmıyan, yalnız islâmiyyetin yayılması ve yalnız islâmiyyetin kuvvetlenmesi için uğraşan, hemen hemen yok gibi olmuşdur. Mevkı almak, sandalye kapmak arzûsu araya karışınca, din adamlarından herbiri, ayrı yol tutup, kendi üstünlüğünü göstermek ister. Birbirinin sözlerini beğenmez olurlar. Bu sûretle gözünüze girmeğe çalışırlar. Maalesef din işi ikinci derecede kalır. Geçen senelerde müslimânların başına çöken her belâ din adamı geçinen kimseler tarafından geldi. Müslimânlar, şimdi de, böyle belâdan korkmakdayız. Dînin ilerlemesi nerede? Yine yıkılmasından endişe duyuyoruz. Allahü teâlâ müslimânları bu sahte din adamlarının şerrinden korusun! Dînini seven bir âlim bulup, seçmeniz yetişir ve büyük bir nimet olur. Çünki, âhıreti düşünen âlimin sözleri, yazıları, aklı, vicdânı olan herkesi yola getirir. Kalblere tesîr eder. Fekat, şimdi böyle bir âlim nerede? Bunu bulamazsanız, diğerleri içinden, zararı en az olanı bulmağa çalışınız. (Bir şeyin hepsi ele geçmezse, hepsini de elden kaçırmamalıdır), sözü meşhûrdur. Ne yazacağımı şaşırıyorum. İnsanların seâdeti, âlimlerin elinde olduğu gibi, insanları felâkete, Cehenneme sürükliyenler de, din adamı şeklinde görünen, din düşmanlarıdır. Din adamlarının iyisi, insanların en iyisidir. Dîni dünyâ isteklerine âlet eden, herkesin îmânını bozan din adamı da, dünyânın en kötüsüdür. İnsanların seâdeti ve felâketi, doğru yola gelmesi ve yoldan çıkmaları din adamlarının elindedir.

Büyüklerden biri, şeytânı boş oturuyor görüp, sebebini sormuş. Şeytân demiş ki: (Bu zemânın din adamları, bizim işimizi görüyor. İnsanları yoldan çıkarmak için, bize iş bırakmıyorlar).

Fârisî beyt tercemesi:
Din adamı görünüp, dünyâ toplıyan kimse,
kendi sapıtmış yolu, gayra nasıl göstere?

Bunun için, çok düşünerek hareket ediniz! Fırsat elden çıkınca, bir dahâ gelmez. Size fikr vermeğe utanmam lâzım idi. Fekat, bu mektûbumu, kıyâmetde kurtulmağa sened bilerek yazdım. Vesselâm.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap