İstanbul'a Dair

Katılım
11 Mar 2006
#1

Canım İstanbul

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar

Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar

İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;

O benim, zaman, mekan, aşıp geçmiş sevgilim.

Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;

Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.

Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale

Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale

İstanbul benim canım;

Vatanım da vatanım..

İstanbul, İstanbul...

Tarihin gözleri var surlarda delik delik;

Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...

Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;

Pırlantadan kubbeler belki bir milyar kırat...

Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;

Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?...

Hayattan canlı ölam, günahtan baskın rahmet;

Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet..

O manayı bul da bul

İlle İstanbul'da bul!

İstanbul,

İstanbul...

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;

Çamlıca'da yerdedir göklerin derinliği.

Oynak sular yalının alt katına misafir;

Yeni dünyadan manzun; resimde eski sefir.

Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar

Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...

Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?

Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...

Kadını keskin bıçak,

Taze kan gibi sıcak.

İstanbul,

İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!

Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...

Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu.

Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.

Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından

Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.

Ana gibi yar olmaz İstanbul gibi diyar;

Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

Gecesi sümbül kokan,

Türkçesi bülbül kokan,

İstanbul,

İstanbul...
 

bluewolf

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hürsünüz.
Katılım
3 Şub 2006
#2
Ynt: İstanbul'a Dair

İstanbul Ağrısı


kanatları parça parça bu ağustos geceleri
yıldızlar kayarken
şangur şungur ayaklarımın dibine dökülen
sen eğer yine İstanbulsan
yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
pançak pançak şiirler tüküreceğim
demek yine ben
limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
Yahudi sokaklarını aydınlatan Telaviv şarkıları
mavi asfaltlara çökmüş
diz bağlıyor
eğer sen yine İstanbulsan
kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
Sirkeci Garında tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
intihar dumanları içindeki Haydarpaşadan
Anadolu üstlerine bakıp bakıp
ağlıyan
sen eğer yine İstanbulsan
aldanmıyorsam
yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine senin emrindeyim
utanmasam
gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
kendimi yani şu bildiğin Attila İlhanı
zehirleyebilirim
sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
imtihan çığlıkları yükseliyor üniversiteden
Tophane İskelesinde diesel kamyonları sarhoş
direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler
uykusuz dalgalanıyor
ulan İstanbul sen misin
senin ellerin mi bu eller
ulan bu gemiler senin gemilerin mi
minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
liman liman götüren
ulan bu mazut tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor
antenlerinden
neden
peki İstanbul ya ben
ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu Abbas
ya benim kahrım
ya senin ağrın
ağır kabaranlarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi
burgu burgu içime boşalttığın
o senin ağrın
o senin
eğer sen yine İstanbulsan
yanılmıyorsam
koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
Sicilyalı balıkçılara Marsilyalı dok işçilerine
satır satır okumak istediğim
sen
eğer yine İstanbulsan
eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
ulan yine sen kazandın İstanbul
sen kazandın ben yenildim
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine emrindeyim
ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
hiçbir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa
yanılmıyorsam
sen eğer yine İstanbulsan
senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
kaç kere yazdım kimbilir
kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 Eylülünde birader mırç ve ben
sokaklarında mohikanlar gibi ateşler yaktık
sana taptık ulan
unuttun mu
sana taptık

Attila İlhan
 
Katılım
21 Mar 2006
#3
Ynt: İstanbul'a Dair

İstanbul’u Dinliyorum

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Önce hafiften bir rüzgar esiyor;

Yavaş yavaş sallanıyor

Yapraklar ağaçlarda;

Uzaklarda, çok uzaklarda

Sucuların hiç durmayan çıngırakları;

İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.



İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı;

Kuşlar geçiyor derken

Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık;

Ağlar çekiliyor dalyanlarda;

Bir kadının suya değiyor ayakları;

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.



İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Serin serin Kapalıçarşı,

Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa

Güvercin dolu avlular,

Çekiç sesleri geliyor doklardan

Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.



İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı

Başında eski alemlerin sarhoşluğu,

Loş kayıkhaneleriyle bir yalı

Dinmiş lodosların uğultusu içinde.

İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.



İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Bir yosma geçiyor kaldırımdan.

Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.

Bir şey düşüyor elinden yere;

Bir gül olmalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.



İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Bir kuş çırpınıyor eteklerinde.

Alnın sıcak mı, değil mi bilmiyorum;

Dudakların ıslak mı değil mi, bilmiyorum;

Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından

Kalbinin vuruşundan anlıyorum;

İstanbul’u dinliyorum.

Orhan Veli
 
Katılım
21 Mar 2006
#4
Ynt: İstanbul'a Dair

İstanbul Türküsü

İstanbul’da, Boğaziçi’nde,

Bir garip Orhan Veli’yim;

Veli’nin oğluyum,

Tarifsiz kederler içinde.

Urumelihisarı’na oturmuşum

Oturmuş da bir türkü tutturmuşum:

“İstanbul’un mermer taşları;

Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;

Gözlerimden boşanıyor hicran yaşları;

Edalı’m,

Senin yüzünden bu halım.”

“İstanbul’un orta yeri sinema;

Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;

El konuşur, sevişirmiş, bana ne?

Sevdalı’m,

Boynuna vebalim!”

İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim.

Bir fakir Orhan Veli;

Veli’nin oğlu,

Tarifsiz kederler içindeyim.

Orhan Veli
 
Katılım
21 Mar 2006
#5
Ynt: İstanbul'a Dair

İstanbul

Seni görüyorum yine İstanbul
Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan
Minare minare, ev ev,
Yol, meydan.
Geliyor Boğaziçi’nden doğru
Bir iskeleden kalkan vapurun sesi,
Mavi sular üstünde yine
Bembeyaz Kızkulesi.
Bir yanda, serin sabahlarla beraber,
Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım.
Baktıkça hep, semt semt, yer yer,
Beş yaşım, onbeş yaşım, ah yirmi yaşım!
Durmuş bir tepende okuduğum mektep,
Askerlik ettiğim kışladır ötesi.
Bir gün bir kızını benim eden
Evlendirme dairesi.
Benim de sayılmaz mı oralar?
Elimi tutar gibi iki yanımdan,
Babamın yattığı Küçüksu,
Anamın toprağı Eyüpsultan.
Önümde, açık kollarıyla boğaz,
Çengelköy’den aktarma Rumelihisarı.
İstanbul, İstanbul’um benim,
Kadıköy’ü, Üsküdar’ı...
Gün olur, Köprü ortasında durur
Anarım, Adalar’da çamların uykusunu.
Gün olur, Beyoğlu’nu özler içim,
Koklamak isterim Tünel’in kokusunu.
Bulut geçer üstünden,
Gemi gelir yanaşır
Bir eski türküdür, kulağıma fısıldar,
“İçi dolu çamaşır.”
Göğünde tanıdım ayın ondördünü.
Kırlarında bilirim baharı,
Herşey içimde, herşey,
İstanbul yadigarı.
Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle,
Göğün hep üstümde, havan ciğerlerimdedir.
Ey doğup yaşadığım yerde her taşını
Öpüp başıma koymak istediğim şehir!

ZİYA OSMAN SABA
 
Katılım
21 Mar 2006
#6
Ynt: İstanbul'a Dair

Hayal Şehir

Git bu mevsimde, gurub vakti, Cihangir’den bak!

Bir zaman kendini karşındaki rüyaya bırak!

Başkadır çünkü bu akşam bütün akşamlardan;

Güneşin vehmi saraylar yaratır camlardan;

O ilah isteyip eğlence hayalhanesine,

Çevirir camları birden peri kaşanesine.

Som ateşten bu saraylarla bütün karşı yaka

Benzer üç bin sene evvelki mutantan şarka.

Mest olup içtiği altın şarabın zevkinden

Elde bir kırmızı kaseyle ufuktan çekilen

Nice yüz bin senedir şarkın ışık mimarı

Böyle ma’mur eder ettikçe hayal Üsküdar’ı.

O ilahın bütün ilhamı fakat anidir;

Bu ateşten yaratılmış yapılar fanidir;

Kaybolur hepsi de bir anda kararmakla batı.



Az sürer gerçi fakir Üsküdar’ın saltanatı;

Esef etmez güneşin şimdi neler yıktığına;

Serviler şehri dalar kendi iç aydınlığına,

Ezeli mağfiretin böyle bir ikliminde

Altının göz boyamaz kalpı kadar halisi de.

Halkının hilkati her semtini bir cennet eden

Karşı sahilde karanlıkta kalan her tepeden,

Gece bir çok fıkara evlerinin lambaları

En sahih aynadan aksettiriyor Üsküdar’ı.

Yahya Kemal
 
Katılım
21 Mar 2006
#7
Ynt: İstanbul'a Dair

Bir de benim çok sevdiğim bir şiir var bir arkadaşım yollamıştı.
kimin olduğunu bilen var mı=)

Şehri destan İstanbul
İstanbul’da bir yaralı kul
Ölesiye sevdiğin çok mu yanında
Çok mu uzak orası meçhul…
Fikr-i zarar İstanbul
Bu diyarda ne para ne pul
Aşk için her deminde aşk daha makbul
Varsın olsun çilesi kabul
Yakar kulu hasretiyle
Sevgilinin gölgesiyle
Ağlar aşk bu şehirde…
 
Katılım
11 Şub 2006
#8
Ynt: İstanbul'a Dair

İSTANBUL'A KAR YAĞIYORDU"
Yetmişdokuzun kışıydı,
Sertti, soğuktu
İstanbul'a kar yağıyordu.
Kömür yanıyordu sobalarda
Geceleri polisler, bekçiler oluyordu.
Bir de biz oluyorduk
Ölümüne üşüyorduk ha
Yalan yok polisler de üşüyordu
Onaltı yaşındaydım ..
Her şeyi bükecek bileğim vardı
Onaltı yasındaydım
Aslan gibi ortadaydım
Gündüzleri okulda coğrafya defterimin arkasına
Senin için şiirler,
Geceleri duvarlara ülkemi kurtarmak için
Kahrolsun yazacak kadar adamdım
Onaltı yaşındaydım
Ne senin haberin oluyordu şiirlerimden
Ne de birileri kahroluyordu
Mahalle duvarlarına çiziktirdiğim harflerimden
Onaltı yaşındaydım
Yalan yok
Ben yazmaya böyle başladım
Coğrafya defterim bir eskiciye kurban gitti
Duvarlarına yüreğimi bağırdığım o evler birer birer
Yıkıldı gitti.
Simdi güzel kağıtlara yazıyorum,
Kocaman laflar ediyorum
Marşlar biliyordum,
Kitaplar okuyordum.
Koşarak ve ıslanmadan geçiyordum sulardan
Koşarak ve ıslanmadan yaşıyordum.
Bak
İstanbul'u seviyordum
Seni seviyordum
Dualar öğreniyordum
Meydanlarda toplanıp bağırıyordum
Herkes gibiydim,
Herkes kadar cesur
Herkes kadar korkak
Herkes kadar filinta delikanlı
Ve herkes kadar buralı...
Yetmişdokuzun kışıydı,
Sertti, soğuktu
İstanbul'a kar yağıyordu...
Ağzımızdan dumanlar çıkıyordu konuşurken.
Haliç’ in arkasında toplanıyorduk
Gece adamı içine çekiyordu
Biz geceyi içimize çekiyorduk...
En güzel ben yazıyordum duvarlara yazıları
Herkes beni seviyordu...
En güzel şiirleri de ben yazıyordum oysa
Coğrafya defterimin arkasına...
Bunu kimse bilmiyordu
Sizin evin duvarına kahrolsun diye yazıyordum
Ve hızla kaçıyordum
Sizin evin duvarına bir kez olsun
Seni seviyorum diye yazamadım
O zaman duvarlara öyle şeyler yazılmıyordu
Dedim ya
Yetmişdokuzun kışıydı
Sertti, soğuktu
İstanbul'a kar yağıyordu...
İbrahim Sadri
 
Katılım
11 Şub 2006
#9
Ynt: İstanbul'a Dair

İSTANBUL
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birsek; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan asıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canim;
Vatanim da vatanim...
İstanbul,
İstanbul...

Tarihin gözleri var, surlarda delik;
Servi, endamlı servi, ahrete perdelik...
Bulutta saha kalkmış Fatih'ten kalma kir at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakısta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet...

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul’da bul!
İstanbul,
İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her aksam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tambur gibi mi, uda gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir...

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef isler!
Yedi renk, yedi sesten şayisiz belirişler...
Eyüp oksuz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, ucan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sunul kokan, Türkçe’si bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...
Necip Fazıl Kısakürek
 
Katılım
29 Mar 2006
#10
Ynt: İstanbul'a Dair

ama dreamaty o şiiri ben yazacaktımm
şehr-i destan istanbul.... :(
 
Katılım
11 Şub 2006
#11
Ynt: İstanbul'a Dair

bu güzel şiirleri bizlerle paylaşan arkadaşlara teşkkürler, slmlar ve sevgiler
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#12
Ynt: İstanbul'a Dair




İstanbul'a gelip de görülmezse ve yapılmazsa olmaz şeyler nelerdir?

Ben başlıyorum.

Üsküdar sahilde oturup kızkulesine karşı çay içmek
 
Katılım
1 Mar 2006
#13
Ynt: İstanbul'a Dair

beyazıttan sultanahmete uzanan uzun bir yürüyüşün keyfine varmak..
adalarda yeşilin kucağında fayton sefası yapmak...
ve tabii olmazsa olmaz olan tekneyle boğaz turu.
 
Katılım
28 Şub 2006
#14
Ynt: İstanbul'a Dair

kızkulesinden 360 derece istanbul manzarasında kahve içmek (çünkü 5 milyona sadece kahve veriyolar:)
 
E
#15
Ynt: İstanbul'a Dair

Eminönü'nde balık-ekmek yemek diyecektim ama pek de mümkün değil artık.
Bunun haricinde Gülhane'nin tatlı havasını hissetmek ve tepelerinden boğazı seyretmek.
Üsküdar sahili konusunda hemfikiriz anlaşılan.
Süleymaniye'ye giden dar sokakları arşınlamak.
Çamlıca'dan gün batımını seyretmek, demli bir çay eşliğinde.
 
Katılım
29 Mar 2006
#16
Ynt: İstanbul'a Dair

kesinlikle beykoz sosyal tesisleri nin denize sıfır, huzur dolu mekanında martılara simit atmadan istanbul u terketmeyin derim ben...
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#17
Ynt: İstanbul'a Dair

Pier Loti den Teleferik Keyfi ve olmazsa olmaz Çay!
 
Katılım
16 Nis 2006
#18
Ynt: İstanbul'a Dair

Bence de İst.e gidip de görülmeden olmaz olan yer Üsküdar'dir . :BRAVOO
Üsküdar'daki Kiz Kulesi'nin tam karsisindaki sedirlere oturup cay içmek zevkini hicbir yerde alamazsiniz ,tabi arada sipsak resimciler gelince kacmaniz gerekicek ama olsun o kadar da :))))
 
B

Bumin

#19
Ynt: İstanbul'a Dair

İstanbul'un güzellikleri saymakla bitmez, ama Üsküdar başka. Üsküdar'da kendimi evimde hissederim. hele işim olmuş da Taksim ve Mecidiyeköy taraflarına geçmişsem, oralardan kurtulup Üsküdar'a ayak bastığım zaman içime bir mutluluk dolar. bunun neden olduğunu tam olarak açıklayamıyorum.

Kadıköy beni daraltır. Kadıköy'de Erenköy güzeldir. Beykozun tabiatı güzel, ama Üsküdar'da duyduğum o açıklayamadığım his yoğunluğunu oarada da bulamam. Eminönü, Sirkeci, Cağaloğlu, Sultanahmet, Çemberlitaş, Beyazıt, Süleymaniye, Vefa ve Fatih civarlarını severim, fakat buraları gezerken bana bir hüzün mübtela olur ki, sormayın.

Eminönü'nün o harap hali beni de harap ediyor. Sultanahmet'te, Aysofya'nın hazin hali bir kıymık gibi kalbime saplanıyor da bir türlü tam anlamıyla mutlu olamıyorum. Topkapı Sarayı'na yönelip "bir zamanlar dünyaya hükmettiğimiz nokta" düşüncesi beni sarınca içime tarifi imkansız bir kin ve isyan hissi doluyor. Divanyolun'dan Aksaray'a uzanırken yok edilmiş tarihin iniltileri içimi tırmalıyor. Fatih ne kadar da bakımsız. Eyüp ille yalnız. Galata'yı henüz görmediğim zamanlarda bile sevmezdim, ama bu orada modernizme kurban edilen güzelliklere üzülmediğim manasına gelmez.

adaları atlamayayım bari. buraları gezmesi güzel oluyor vesselam.

sonradan kurulmuş semtler bana bir şey ifade etmez. buralara İstanbul denilse de olur denilmese de. sevilecek bir tarafları yok. kurulurken götürdükleri canım tabiata üzülmemek elde değil.
 
Katılım
11 Şub 2006
#20
Ynt: İstanbul'a Dair

ben üsküdar'da oturan biri olarak çok severim üsküdarı, kendi içinde muhteşem bir atmosferi ve havası vardır zannımca. Hele hele sabah ezan seslerinin birbiri ardına şehvalaşması yepyeni açılan bir goncanın güzelliğini ve yeniyeni oluşan kokusunu anımsatır bana.

Az akşamı sabah etmedim Kızkulesinin karşısında. İstanbul'u karşıma alıp sorgular ve güzelliğinin yüceliği karşısında İlah'tan gelen o düşündürücü ni'meti anlamaya çalışmak ahhh ahhhh.... Bir başka güzel istanbul'um benim.

Hakeza Sultanahmet'i Ayasofyası hele hele başka başka diyarlardan memleketlerden kilometreleri aşıp bu güzel şehri gezmeye gayret edip o renkleri başka, simaları başka, lisanları başka insanlara bakmak, onların hallerini seyretmek İstanbul'u koklamak bambaşka bir olgu işte...
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap