Kaderin Hikayesi

Katılım
16 Şub 2006
#1
Uzun zaman önce bir ülke varmış refah içinde yaşayan. Ülkenin Refah
içerisinde yaşamasının sebebi iyi yürekli, dürüst kralı imiş. Kral zaman
zaman tebdili kıyafet ülkeyi dolaşır, halkının dertlerini dinler, sorunlara
çözüm bulurmuş. Gene böyle bir günde kral dolaşırken, yolu dağ başında bir
göl kenarına düşmüş. Gölün kenarında ki ağacın dibine çökmüş aksakallı bir
dede, Bir elinde bir kese, diğerinde bir kese. Birinden bir taş
alıp,diğerinden aldığı taşa bağlayıp göle atıyormuş. Bu işe epey bir süre
devam etmiş ve nihayet bittiğinde, dede yoluna gitmek üzere ayağa kalkmış ve
kralla göz göze gelmiş. Kral dedeye sormuş "dede bütün bir gün seni izledim,
ne iş yaparsın anlayamadım" demiş. Dede kralın sorusunu şöyle cevaplamış ;
"oğlum ben insanların kaderlerini birbirine bağlarım" , "Peki en son kimin
kaderini birbirine bağladın" , "Kralın güzel kızı ile uşağı Ahmet'in
kaderini bağladım" demiş aksakallı dede, Kral bu cevabı alınca dünyası
kararmış. Bir yanda güzeller güzeli apak biricik kızı, ülkenin
prensesi,diğer yanda olmamış oğlu kadar sevdiği zenci uşağı Ahmet. Ne
yaparım, nasıl ederde Ahmet'e bir zarar vermeden bu kaderi bozarım diye
düşünerek sarayın yolunu tutmuş. Saraya gidince hemen sevgili uşağı Ahmet'i
huzuruna çağırmış Ve ona " oğlum Ahmet sana bir mektup vereceğim, bu mektubu
alacak ve Güneş'e götüreceksin" demiş, Krala sorgu sual edilmez. Biçare
Ahmet mektubu ve yolluğunu alarak düşmüş bilinmez yollara. Düşmüş ki ne
düşmek. Babası kadar sevdiği Kralı ona bir görev vermiş ve o bu görevi
yerine getirmeli, ama nasıl? Günlerce dere tepe demeden yol gitmiş. Nihayet
yorgunluktan bitkin halde iken gördüğü bir ulu ağacın gölgesinde dinlenmeye
karar vermiş ve uykuya dalmış. Uyandığında bir de ne görsün...ağacın az
ötesinde bir göl... o göl ki üzerine güneşin aksi vurmuş... "Kralımın dediği
güneş bu olsa gerek " diyerek, üzerinde sadece külotu kalıncaya kadar
soyunarak atmış kendini göle. Dibe doğru yüzmüş, yüzmüş, yüzmüş.... Taa
dipte, güneşin aksinin tükendiği yerde bir de ne görsün....şahane bir hazine
sandığı... almış sandığı çıkmış yüzeye...çıkmış ama, Ahmet artık zenci değil
bembeyaz bir Ahmet... sadece külotunun olduğu bölge eski rengini taşıyor.
"Var bu işte bir hikmet " demiş ve açmış sandığı. Sandık gerçek bir hazine
sandığı, içinde bin bir türlü mücevherat ile birlikte üzerinde "Güneş 'ten
Kral'a" yazan bir zarf. Ahmet ne yapacağını bilemez hale gelmiş bir anda.
Yeni rengi ve yaşadıkları ile ülkesine dönünce Kimsenin kendisine
inanmayacağını düşünerek, ülkesine zengin bir tüccar kimliği ile dönme
kararı almış. Dönünce ülkesine, düşleri bir bir gerçekleşmiş Ahmet'in...
Ülkesinin bu yeni dürüst ve yakışlı tüccarı ile güzeller güzeli Kızını
evlendirmeye karar verince Kral, dünyalar Ahmet'in olmuş. Kral vermiş
vermesine kızını zengin tüccara ama aklıda bir yandan oğlu gibi sevdiği ve
hiç bir haber alamadığı uşağı Ahmet de imiş. Gel zaman git zaman damadı ile
birlikte bir ziyafet yemeğinde İken yere düşen bir çatalı almak için
eğilince Ahmet, Şalvarının kenarından kaba eti gözükmüş... Bunu gören Kral
gözlerine inanamamış. Yemek bitipte odasına çekilecek iken herkes,koridorun
sonuna ilerleyen damadının arkasından seslenivermiş Kral "Ahmet!..." Ahmet
seneler sonra duyunca gerçek adını, gayri ihtiyari Kendisine seslenen Krala
dönüvermiş ve "neler oluyor Ahmet, evladım anlat başından geçenleri bana"
diyen kralına bütün olanları bir,bir anlatmış... Bunun üzerine Kral "Peki
Güneş bana bir şey göndermedi mi?" Diye sorunca da hemen odasına koşarak,
Sandıktan çıkan mektubu almış ve Kral'a vermiş, mektupta şu satırlar yer
alıyormuş... GÜNEŞE YAZI YAZILMAZ....YAZILAN YAZI İSE BOZULMAZ....!
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#2
İlginç bir yazı .Kadere şüphesiz kimsenin müdahele etmesi söz konusu değildir.Ama yine de insan sahib olduklarıyla yani aklıyla kaderini belirleme konusunda muktedirdir.Nitekim hikayenizde geçen Ahmet de emre itaat edip aklınca doğru olanı yapmış ve bunun sonucunda ulaşmayı hayal dahi edemiyeceği bir noktaya ulaşmış...Ne diyelim Allah mutlu etsin..

Paylaşım için teşekkürler...
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap