Kanûnî ile Hürrem Sultan...

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#1
İnsan, tarihte yolculuğa çıktığı zaman, çok değişik olaylarla karşılaşıyor. Söylenceler bir yana, söylenceleri aratmayacak boyutta gerçek olaylar karşınıza çıkıveriyor.

Osmanlı Devleti'nin onuncu padişahı olan ve "Kanuni" olarak anılan Sultan Süleyman dönemi de, aslında bir Harem yönetiminin gölgesinde kalmıştır.

Bilindiği gibi Kanuni Sultan Süleyman 1494 yılında doğmuş ve 1566 yılında "eceliyle" ölmüştür. Saltanat yılları ise 1520 ve 1566 yılları arasındadır.

Sultan Süleyman'ın eşi Hurrem Sultan , aslında Türk ve Müslüman değildir. Kesin olmamakla birlikte 1504 yılında doğduğu kabul edilmektedir. Demek ki Sultan Süleyman'dan on yaş küçüktür. 1512-1520 yılları arasında hüküm sürmüş I. Selim zamanında Osmanlı sarayına cariye olarak getirildiğine göre, en çok on altı yaşında cariye olmuştur. Çok çeşitli kaynaklarda adı Roza, Rosanne ve Roxelane olarak kullanılmaktadır. Kökeni ise Rus, Fransız ya da İtalyan olduğu sanılmaktadır.

Sultan Süleyman ise Batı'da "Muhteşem Süleyman" ve "Büyük Türk" olarak anılmıştır.

Osmanlı Devleti, en parlak dönemini bu yıllarda yaşamıştır. Kendisinin de bir şiir divanı olan ve "Muhibbi" mahlasını kullanan Süleyman döneminde, her alanda ve özellikle güzel sanatlar alanında çok ileri adımlar atılmıştır. Bu dönemin içinden; Mimar Sinan, Divân şairi Baki, minyatür ustası Nigari, din uleması Ebussuud, Piri Reis ve Barbaros Hayreddin Paşa çıkmıştır. Ayrıca İstanbul'a kahve getirilmiş ve ilk kahvehaneler açılmıştır. Sonradan "Millet ibadeti bıraktı kahvehanelere dadandı" dedikdusu çıksa da, zamanla kahvehaneler bütün İstanbul'a yayılmıştır. Hattâ, buralarda o zamanın ölçülerinde kültürel çalışmalarda bulunulmuştur.

Sultan Süleyman, İstanbul'a gelir gelmez, vezirazam olarak İbrahim Paşa'yı atamıştır. İbrahim Paşa da Rum'dur. Fakat, Süleyman'ın çok eski bir arkadaşıdır. Bu arkadaşlıkları çok ileri aşamalarda olup, Süleyman'ın bütün sırlarını paylaştığı bilinmektedir.

İbrahim Paşa, vezirazam olduğu tarihte henüz yirmi sekiz yaşındadır. Bugün Sultanahmet meydanında bulunan ve Türk İslâm Eseleri Müzesi olarak kullanılan binayı, Sultan Süleyman, vezirazam İbrahim Paşa'ya armağan etmiştir. Paşa da orada oturmuştur. Bu da yetmemiş, Sultan Süleyman bu kez kız kardeşi Hadice Sultan'ı da ona eş olarak vermiştir. Bu da yetmemiş "Serasker" ünvanını da vermiştir. Bu ünvanla, vezirazam, padişahın yetkilerine ortak olmuştur.

Artık İbrahim Paşa'nın namı "Makbul İbrahim Paşa"ya çıkmış, Osmanlı Devleti için yaptığı bir çok savaşı kazanmış, isyanları bastırmış ve namı bütün topraklara yayılmıştır.

Ama ortada unutulan Hurrem Sultan vardı. Kocasının, İbrahim Paşa ile olan ilişkilerini dikkatle izleyen ve Valide Hafsa Sultan'ın ölümünden sonra padişahın bütün yetkilerini alan Hurrem Sultan buna dayanabilir miydi?

Hemen bir komplo kuruldu, kuran elbette Hurrem Sultan'dı. Bu komploya göre, Şehzade Mustafa'nın saltanata gelmesi için, Makbul İbrahim Paşa'yla işbirliği vardı. Ortadan kaldırılmalıydı.

Sultan Süleyman, bunca yıllık arkadaşına bunu yapabilecek yaratılışda değildi. Bu kez de, Makbul İbrahim Paşa'nın olağanüstü zenginliği ortaya atıldı. Bu gidişle saltanata ortak olacağı söylentileri çıktı. Nasıl olurdu da bir vezirazam, Osman ailesinin bir bireyinden daha zengin olurdu?

Sultan Süleyman hâlâ kuşkuluydu. Hurrem, bu kez din ulemalarını ayaklandırdı. Çünkü, Makbul Paşa, Budin'den ganimet olarak aldığı bronz heykelleri sarayının çevresine diktirmiş ve bu da putperestliği özendirmekteydi.

Ve sonunda, Osmanlı'nın ilk kapitülasyonları olan 1536 tarihli Fransa anlaşmasının imzasından kısa bir süre sonra Makbul İbrahim Paşa, sarayında boğdurularak, öldürüldü. Bundan sonra da o hep "Maktul İbrahim Paşa" diye anıldı.

Hurrem yine rahat durmadı, İbrahim Paşa'dan sonra vezirazam olan Lütfi Paşa eceliyle ölünce, yerine geçen Kara Ahmed Paşa'da onun baskısıyla idam edildi.

Osmanlı Devleti'nde Hurrem Sultan'la birlikte Harem'in etkisi de başlamış, bir daha da kurtulamamıştır. Bunun yararları da olmuştur, zararları da.

Hurrem öldüğünde elli dört yaşındadır. Sultan Süleyman'dan sekiz yıl önce ölmüştür.

Çok güzel bir bayan olduğu yazılmıştır. Kanuni'yi bu kadar etkileyen bir bayanın güzelliğinden ve zekâsından kuşkumuz yok.

Başka hangi güç Makbul İbrahim Paşa'yı, Maktul İbrahim Paşa'ya dönüştürürdü?

Esat Sönmez
 
Katılım
8 Ağu 2007
#2
Ynt: Kanûnî ile Hürrem Sultan...

Bu yazıdan sonra Osmanlı'nın çöküş sebebi olarak bildiğimiz Fransız ihtilalini haremin saltanat üzerindeki etkileri diye değiştirsek abartmış oluruz elbet fakat bazen abartmak olayın iç yüzünü açığa çıkartmakta yardımcı olabiliyor.
 
Katılım
16 Eyl 2007
#3
Ynt: Kanûnî ile Hürrem Sultan...

Evrenin en şefkatli varlığı olarak bilinen analardan biri olan Hürrem Sultan'ın yüreği onun tehlikeli ve bir o kadar da keskin zekasının altında ezilmiş tabii olarak bu tehlikeli zeka imparatorluğa da insanlığa da zarar vermiştir zannımca.Selametle...
 
Katılım
11 Eki 2006
#5
Ynt: Kanûnî ile Hürrem Sultan...

Kanuni ve Hürrem Sultanı yan yana gördüğümde ilk aklıma gelen "İstanbul'da Aşk Babil'de Ölüm" oluyor.. Muhteşem bir eser.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap