Tadımlık

Kavram Kargaşı

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
hükmü başa alarak ifade edeyim ki bu memlekette konuşmayı bilenler azınlıktadır! ve bu azınlık gemi ellerine alıncaya kadar bu memleket düzelmez. meramını dillendirmeyi bilmeyenler neyi becerebilir. dava, hitabetin güzelliği değil; "ne"den bahsettiğini dillendirebilmektir.

sair mahlukat içerisinde lisan verilen -aklın ve ruhun emrine kaydını düşelim- tek mahluk insandır. bu meyanda eskilerin insan için cism-i natık tabirini derhatır eylemek elzemdir zira insanın sair insanlar ile münasebetinin -dış şartlar itibari ile- temel kaidesi lisandır. lisan dediğimiz şey ağzına geleni söylemek değil eşyanın ruhta hasıl ettiği tesiri akılın süzgecinden geçirmek sureti ile kainatın tarifini yapmaktır. ecdad ne güzel demiş : " bin düşün bir konuş" (çok tekrar ettiğim bir husus ama bir daha edeyim: atasözü denilen tecrübe ile sabit kelamların üzerine hakkını vererek tefekkür edilmesi dahi dertlerimize derman olması için iktifa edecektir.)

adına kavram kargaşası denilen saçmalığın dillere peleseng olmasında amil sebeb konuşmayı bilmeyenlerdir! konuşmayı bilmemek demek fikir sahibi olmamak demek değildir ki insan istese de istemese de zaten bir fikir sahibidir. en fikirsiz -kendini öyle zanneden- insan dahi ekseriyatın fikrine dahil olur ve bir fikrin hammallığını yapar. mesele bu değil; asıl mesele, insanın insanı anlayamacağıdır. kelime dediğimiz şey anlamak için değil idrak için bir vasıtadır. yoksa ki anlamak nerede, insan nerede?! ne demek istediğimi anladınız mı? hiç sanmıyorum... demek ki hatib ile muhatab arasında düzgün bir münasebet olmalı ki aynı perdeden sesler çıkarabilsinler yoksa ki ortalığı kaba bir gürültü sarması işten dahi değildir. bu nükte hacivat ile karagözde ne güzel nazara verilir.

madem ben bu satırları türkçe yazıyorum demek ki türkçe konuşuyorum değil mi? yanlış!!! sizin türkçeniz ne kadar ise ben o kadar türkçe konuşuyorum. bu "beni anlamıyorlar"dan fazla bir davadır. türkçe bir kırılma yaşadı. kabul edelim etmeyelim envai çeşit sebeblerle lisanımızın şekli ile oynanması lisanımızın bizatihi ruhuna zarar verdi. ruhuna; yani özüne, yani künhüne, yani esasa yani...herşeyine! bugün konuşmalarının arasına kavram kargaşası zırvasını yerleştirenler usula dair bir fikir sahibidir esasa dair değil. lisanı bir nevi evrim meselesi olarak gören ve kısmen haklı olan bu guruh lisanın kainatın haritası olduğunu unuttular yahut unutturdular. bugün dillere peleseng olan kavram karmaşası ise haritaları farklı insanların tutundukları yegane daldır.

her kelimenin manası olduğu gibi bir ihsası, bir tedaisi dahi vardır. bu ihsas ve tedai maddi olan dünyanın kelimedeki aksinden başka bir şey değildir. kelime dünyaya şekil verdiği gibi dünya da kelimeye şekil verir. bir farkla lisan dünyaya hız ve istikamet vereceğine dünyanın hızına esir olursa neticesi seslerin münasebetsizliğinden başkaca bir şey olmaz! bu kelimelerin dünyaya yani eşyaya bakan tarafı. bir de insana bakan tarafı var.

insanlar kavram kargaşası yahut karmaşası -her ne ise artık!- yaşıyorlar zira kelimelerin hakkını vermiyorlar.

şu ana dek yazdıklarımı misallendireyim:

"sen kendini ne zannediyorsun!?" hitabı ile "sen kimsin?" hitabını tefrik kabiliyetinde kaç kişi kaldı?
"gerçek"in arka planda olan biten ile ilgilendiğini "hakikat"in ise arka planı tutan el ile münasebet kurma davasını güttüğünü tefrik kabiliyeti olan kaç kişi kaldı?
"ne menem bir laf" sözündeki derin istihzayı sezebilmek için lazım gelen "laf" ile "söz"ün terfikine malik olmak kabiliyetinde kaç kişi kaldı?
sormaktan "sorun"un hiç bir "mesele"ye cevab vermediğine şehadet edebilecek gözlerin sahibleri nerededir? "sorun"un bir takım düğümleri çözdüğünü ama "mesele"nin düğümlerin çözümünden öte bir daha nüksetmemecesine halli için çabaladığını fark edecek kaç kişi kaldı?
"yoğun" gibi rezil bir kelimeyi kullanmamak cehdi kaç kişide vardır?
"karakter" ile "şahsiyet"in münasebetsiz olduğunu karakterin olsa olsa "seciye" ile alakasının olduğunu düşünen kaç kişi kaldı?
"ahlak"ın çentik vurula vurula "etik" olmasından bizar kaç kişi kaldı?
"imaj" ile "islam"ın yanyana olmasından rahatsız olan kaç kişi kaldı?
"izlemek" ile "seyretmek" arasındaki amil farkın birincisinde takib etmek diğerinde ihata etmek olduğunu ve yine birincisinin zimnen kabul, ikincisinin ise cebren müdahil olmayı vaz ettiğini fark edebilecek kaç kişi kaldı?
"muhalif olmak" ile "karşısında olma"nın aynı olmadığını idrak edebilecek kaç kişi kaldı?
"bütün" ile "tüm" kelimesinin hiç bir münasebeti olmadığını bilen kaç kişi kaldı?
hoca-öğretmen, öğrenci-talebe, uzay-kainat ve daha neler ve neler........

adamın biri sual ede dursun "biz kaç kişiyiz?" deyu; bugün, ben, bu mahfilde sual ediyorum: "bunları sezen kaç kişi kaldı?!" "biz kaç kişiyiz demek?" ile "bunları sezen kaç kişi kaldı?!" demek farklı manalara gelir. bana, bunun farkını söyleyebilecek kaç kişi var???

insanlar biribirlerini zaten anlayamaz anlar gibi olur ancak işte bu lisan felaketi ile cism-i natık olan insanın "nutku" tutuluyor. kendisi bir şey söylediğini zannediyor amma muhatabı farklı perdeden giriyor! bana bunun tersini..... hadi şöyle söyleyeyim: hatalı düşündüğümü izah edebilecek kaç kişi kaldı?
 

seb-engiz

- *Tiryandafil -
Ynt: kavram kargaşı

Klasik bir örnektir: Türkçe'deki "gönül" sözcüğünü diğer dillerde karşılayabilecek bir sözcük yoktur. Türkçe bir eseri İngilizce'ye tercüme eden bir mütercim, "gönül" sözcüğünü "heart" diye tercüme eder. Öğrenci-talebe, gerçek-hakikat ve diğer sözcüklerde de böyle bir durum söz konusu değil mi?
Yanlış tercüme ya da sözcüklerin birbirini karşılamaması böyle bir durum ortaya çıkarıyor. Baki Hocam dediğin gibi sözcüklerin arasındaki bu ince farkları ben de dahil birçoğumuz bilmiyoruz.
 

UluğBey

uyan!
Ynt: kavram kargaşı

mehmet baki' Alıntı:
hatalı düşündüğümü izah edebilecek kaç kişi kaldı?
Ben varım ya üstadım,ayıpsın, itinayla hata bulunur... :) hatalı demeyelim de eksik diyelim...

Nicelik-nitelik mevzuuna girmek istemiyorum, nitekim hepinizce malum olan bir konudur bu,' efendim, nicelik mi nitelik mi?, e elbette nitelik'...

Ortada pek bir kargaşa yok aslında, kargaşa olması için yanılmıyorsam bir 'farkında oluşluk' durumu olması gerekiyor. kişi bir şeylerin farkında değil ise bir kargaşada da değildir, kargaşada olanlar bir şeylerin farkında olanlardır. imdü farkında olmak neyi değiştirir? ya da diğer bir açıdan neyi değiştirmez? acep gerçekten de 'kargaşa' kötü bir şey midir?

bence kargaşa iyidir, ama bu kargaşanın nihayetinde bir durulma söz konusu ise iyidir.sıkı durun sıkı bir cümle söyleyeceğim: bir milletin hafızası konuştukları değil, yazdıklarıdır, yani zabta geçirdikleridir. elhamdüllah baki hocamın düşündüklerini hayata geçiren yani eserlerinde kullanan ve buna dikkat eden ve böylelikle baki! kalan birçok değerimiz bulunmakta. ve tarih onları konuştuklarıyla değil yazdıklarıyla yargılayacaktır ve onlara yazdıklarından hareketle değer verecektir. imdü eğri oturup doğru konuşalım efendiler ! bahsolunan 'kavram kargaşası' konusunda -varsa- kabahat kimindir? kime kızmak gerekir, ya da kızmak gerekir mi?

bir de şu açıdan bakınız, karşı taraf ile aynı perdeden konuşmadan onunla nasıl anlaşırsınız? yoksa anlaşamaz mısınız? o zaman karşı taraf ve bu taraf arasındaki uçurum nasıl giderilecek?

biz Türklerin meşhurdur bu yönü, şimdiden dem vurup maziyi aramak. hatta Meriç bile şimdiden dem vururcasına ' murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse her namuslu insan gericidir' der. peki sual etsek olmaz mı sevgili ağabeylerim, ablalarım,meşveret divanının muteber azaları: ' Muhteşem bir maziye sahib olmak kâfi midir veyahut, sadece ihtiyarlar gibi, 'nerede o eski lisan, nerede o anlayış?' deyu ağıt yakmak mı gerekir? Muhteşem bir maziye kanatlanan bu insan neden geri dönerken kanatlarının altında bu muhteşemliği getirmez. Tespit kolaydır amma çözüm zordur vesselam. Ergin'in en yaygın tanımıdır: ' Dil temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir antlaşmalar sistemidir.' Tamam, kabul peki bu antlaşmalar sisteminin temelinin bilinmeyen zamanlarda atılmasının hikmeti ne olaki?

Bu kavram kargaşası ya da benim ifademle 'kısırlaştırma' operasyonu bilinçli bir faaliyettir. yapılması gereken bunları sorgularken 'biz nerede yanlış yaptık, bu yanlıştan nasıl döneriz? o muhteşem maziyi bugüne nasıl taşırız ve 'hakikat'e nasıl erişiriz bunun cevabını aramak gerek vesselam.

Yukarıda nitelik-nicelik dedim; benim sarı çizmeli mehmet ağam bu kelimeler arasındaki farkları bilmiyor idiyse dahi özü sağlamdır kabahat onda değil başkalarındadır,bu başkaları kim midir? alın size soru işareti : ?

bir de kafama bir şey takıldı agalar, devlet-i âli Osmanî'de avam bu farklardan haberdar imiydi ? sokaktaki Ahmet emmi konuşurken 'karakter-şahsiyet' ayrımını biliyor muydu? edebiyatla ilişkilendirelim, bir divan şairinin kullandığı o seçkin hayalleri çözebiliyor muydu? kelimeleri insanların zihninden silmek ve onların zihnine kazımak ne menem iştir. kişi yukarıda bahsolunan nereden geldiği belli olmayan ve hiçbir anlam derinliği olmayan kelimeleri kullanmayı tercih eder de neden düşünsel arka planı olan ya da bir ağırlığı olan kelimeleri kullanmaya tercih etmez? mesele nerede sizce muhteremler?  yoksa tüm mesele okumaz-yazar, hiç okumaz olmakta mı ? yoksa nerede ?
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Ynt: kavram kargaşı

uluğbey' Alıntı:
bir de kafama bir şey takıldı agalar, devlet-i âli Osmanî'de avam bu farklardan haberdar imiydi ?
avam bu tabir deryalarına gark olmuş idi. o kadar ki veled anasından sadece süt emmekle kalmıyor bir fikri, bir zihniyeti, bir varlık telakkisini gıda niyetine alıyor idi.

bunun canlı misali halen var. elbette ne kadar kaldı ise o kadar. buyurunuz ufakça bir misal:

bir nedir? Allah
iki nedir? ay ile güneş
üç nedir? talak
dört nedir? kitab
beş nedir? namaz
altı nedir? amentu billah
yedi nedir? cennet
cennetin kapısında ne yazar? eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedu enne muhammeden abduhu ve resuluhu
sekiz nedir? cehennem
dokuz nedir? efendimizin hatunları
on nedir? aşere-i mübeşşere
on bir nedir? yakub (a.s)'ın oğulları
on iki nedir? günlerimiz aylarımız yıllarımız

üç-beş yaşlarında bir veled ve anası bu karşılıklı konuşmanın failleridir. veled gahı ben gahı garındaşlarım; anne anacığım(ız)dır. bu konuşmadaki malumatın doğru/yanlış kısmına takılıp kalınmasın. zira mesele bir zihniyetin veledin tahteşşuruna zerk edilmesinden ibarettir.

bu misali ne için verdim. bugün velede rakamların/kelimelerin sadece hançereden nasıl çıktığı ve kuru kuruya kemmiyet olduğu fikri ile malul bir talim hiç bir halta yaramaz! (bu cümle sadece bir misaldir. misalden öte yani meselenin kendisi değil aksine meselenin kafada şekillenmesi kasdı güder!) eskiler tevhid nokta-ı nazarında kesafet kazanmış bir lisan konuştuğu içindir ki ayaklarını yere kavi basıyor idi! ekserannasın yaşamadığını bir kaç ferd dillendiremez; dillendirse de kıymeti bilinmez. cemil meriç, ahmed hamdi, necip fazıl ve daha bir çok ismin anlaşılamaması ekserannasın bu gibi büyük şahsiyetlerin ne dediğinden haberdar olmamasındandır!!! kelimelerinin arka planını inşa eden derin deryayı bilmemesindendir! bilmek istememesinden hatta bildiğini zannetmesindendir!!!

efendiler efendisi (s.a.v)'in: "layık olduğunuz gibi yönetilirsiniz" fermanı işte budur. eskiler bu fermanı almış, ufak bir değişikliğe uğratıp: "sağlam kafa sağlam vucudda bulunur" demişlerdir.

ah atasözü denilen muhteşem derya! senin içinde boğulduğumuz dem, nefes almaya başladığımız dem olacaktır. geçtim büyük kalem erbabının ne dediğini anlamak davasından! sadece senin ne dediğini sezsek kurtulacağız da o mübarek seziş nerede!!!

diğer suallerine ise inşallah hep beraber bakalım canım kardeşim.

muhabbetle...
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Ynt: kavram kargaşı

Bu devirde yaşayıp da Türkçenin kırılma yaşadığını kabul etmeyen bir zihniyet olmamalı diye düşünüyorum. (ama olduğunu da biliyorum) Bugün burada “kavram kargaşası” denilen şeyin gündemimizde yer alıyor olabilmesi bile bunun apaçık bir delilidir. Bu durum genellikle, insanlar birbirlerine laf yetiştirme telaşına düştüklerinde, zihinlerinde “bakalım hangimiz daha artistik laflar ediyoruz” şeklinde müsabık hastalıklar taşımaya başladıklarında ortaya çıkıyor. Tabi sadece bununla sınırlı tutamayız kavram kargaşasını. Birileri eski diye tabir edilen lisanımızdan rahatsızlık duydukça bir takım yeni -onların tabiriyle- “çağcıl” arayışlara giriyor. Eski lisana olan tahammülsüzlükleri ve kendilerinin de içinden çıkamadıkları ayak oyunu işin cılkını çıkarıncaya kadar da sürüyor. Bırakın aslını yok etmeye çalıştıkları lisanın hakkını vermeyi, kelimelerin özünün yakınından dahi geçmemeye gayret ediyorlar. Ve bu beyhude çaba sonrası, hangi sözün neye ait olduğu, kimin ne dediği, hangisinin nasıl söylediği, tamamen arap saçına dönüyor. Bunlar, kendi aralarında konuşurlarken bile birbirlerinin ne söylediğini anlamıyorlar diye düşünmeden edemiyorum. Yoksa neden bir müddet sonra “ya hu biz aslında aynı şeyleri söylüyormuşuz” diyerek bağlasınlar ki sözlerini. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak dedikleri şey bu olsa gerek.

Yazıktır ki lisanımız ruhen tedavisi pek de mümkün olmayan bir hastalığa teslim oldu. Birilerinin bunu seziyor olması ne kadar faydalı olur bilemem tabiî ki, fakat onların var olduğunu bilmek bile teselliye vesile olabiliyor.
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Ynt: kavram kargaşı

şeb-engiz' Alıntı:
Klasik bir örnektir: Türkçe'deki "gönül" sözcüğünü diğer dillerde karşılayabilecek bir sözcük yoktur. Türkçe bir eseri İngilizce'ye tercüme eden bir mütercim, "gönül" sözcüğünü "heart" diye tercüme eder. Öğrenci-talebe, gerçek-hakikat ve diğer sözcüklerde de böyle bir durum söz konusu değil mi?
Yanlış tercüme ya da sözcüklerin birbirini karşılamaması böyle bir durum ortaya çıkarıyor. Baki Hocam dediğin gibi sözcüklerin arasındaki bu ince farkları ben de dahil birçoğumuz bilmiyoruz.
yabancı lisanlar arasında -kıt malumatıma binaen- tercüme, kelime kelime yapılmaz. cümlenin ifade ettiğinin ne olduğu üzerinden hareket edilir. iyi ama cümle dediğimiz şey de kelimelerden mürekkeb değil midir? elbette öyledir. lakin kelimenin manasına vakıf olunmazsa yapılan iş tercüme olmaz adi bir taklid olur. ve evet, daha hazini de şudur ki: hoca- öğretmen arasında ki münasebette tıpkı bu adi taklid işindeki manayı tebarüz eder. işin daha hazin olması tercümenin aynı/tek lisan üzerinde yapılmasından neşet etmektedir. yabancı lisandaki tercüme hatalarını -zorlayarak da olsa- iyi niyetli bir çaba ile türkçe fukaralığına yahut yabancı lisana kafi derecede vakıf olmamak ile tevil etmek mümkünken lisanın kendi içinde yapılan oynamalara bu çapta masumiyet atfetmek yanlış olur. yanlış olur zira her kelimenin bir "hayat"ı, o hayata bağlı olarak bir "duruş"u vardır. hepsinden öte lisanı teşkil eden kelimeler arasında bir "ahlak" beraberliği, bir "ahlak" telakkisi vardır. işte, lisanın bu hususiyeti tercümelerde daha fazla kendini belli etmektedir. bir misal: "sen benim incitmek isteyeceğim son kişisin!" cümlesi vardır. nedir bu Allah aşkına? nedir? yani şunu mu demek istiyor bu cümle: " incitmek istediklerim var ve eğer bir sıralamaya koyacak olursam sen, en sonuncusu olursun". el insaf! lugatinde "yaradılanı yaratandan ötürü sevmek" tabiri olan bir lisan da bu da ne demektir!!!

öğretmen ne demektir? kabaca öğreten kimse. öğretmen, artık geçinmeye medar olan bir iş olarak da telakki ediliyor değil mi? pekiyi ne öğretiyor öğretmen? iş olarak ele alınırsa eğer, ihtisas alanı ne ise onu; öğreten kişi olarak ele alınırsa eğer, ne biliyorsa onu öğretiyor. iyi ama öğretmek ne demektir? kişiye bilgi vermek diyebilir miyiz yahut bilgilendirmek? pekala diyebiliriz...pekiyi bu bilgi kime veriliyor öğrenciye. öğrenci ise kısaca öğrenme işinin failidir şeklinde ifade edilebilir. şimdi asıl sual şu: bilginin öğretilmesi bilginin öğrenilmesi için kafi midir? yahut suale takla attırırsak: öğretmek bilginin yaşaması için kafi midir?

hoca ile öğretmenin ise uzaktan yakından münasebeti yoktur. öğretmen muhtemelen muallim kelimesine tekabül kasdı ile uydurulmuştur. hoca ise -buraya dikkat ediniz- "usta" payesi olan kişidir. "usta" mefhumu mühimdir zira ustalık kabiliyet yahut istidad demek değildir. usta demek işinin ehli olmak demektir. en iyi yaptığı işi yapan kişi ustadır, işini en iyi yapan kişi değil! ol sebebten her hoca muallimdir de her muallim hoca değildir. (bunu şöyle de anlayabiliriz: kişi çalışmayı sevmez ama iş verildiği zaman da en iyi şekilde yapar. bu kişinin tembel olmasına mani değildir.) muallim kelimesinin ilim ile münasebetine, ilimin ise verilmiş olduğuna; oradan hareketle muallimin öğreten değil bildiğini anlatma ve insandaki cevheri parlatma cehdi içinde olan kişi; talebenin ise yanmak için çerağını arayan pervane olduğu bahsine girmeyelim...evet, hoca dediğimiz müessesenin cemiyet nazarında itibarı vardır zira cemiyeti teşkil eden fertler bilir ki bu müessese muallimlik vasfı ile beraber cemiyetin rüşdünün ispat makamıdır!

öğretmen ile hoca kelimelerini birbirlerinin yerine ikame edilebilir görmek abeslikten başka bir şey değildir!

dava çok kelime bilmek değil; kelimelerin hakkını vermektir. dava güzel konuşmak ve yazmak da değil;türkçeyi bilmektir. yazmak ve konuşmak istidad meselesidir amma diğeri, yani türkçeyi bilmek hepimizin boynunun borcudur. isterse üçyüz kelime bilinsin hiç mühim değil çün ki hakkı verilirse o üçyüz kelime üç bin kelimeye kapı açar. "hoca"nın ne olduğunu bilmek muallimin, ustanın, cemiyetin, talebenin, itibarın, istidatın, kabiliyetin, verilmiş bir hayat telakkisinin ve daha neler ve nelerin dağarcığa kazınmasına vesile olur ki işte ahlak beraberliği dediğim budur! yok eğer hocaya öğretmen denilirse öğrenci ve bilgi arasında mekik dokumaktan bitab düşmemek mümkün değildir. bugün eğer öğretmenlik kutsal (kutsal ne demekse artık!) bir meslek (meslek de yanlış bilinen kelimelerdendir) deniliyorsa bu iltifatı muallim kelimesinin cemiyetin "gönlündeki" kıymetine borçludur!

yukarıda yazdıklarımı bu tarz ikame edilen kelimelerin hepsine tatbik etmek mümkündür. dava hoca mı öğretmen mi davası değildir. dava bir meseleden bahsederken hangi kelimeleri kullanacağımız davasıdır. yani hangi hayat telakkisine ram olduğumuzun davasıdır.

başka mevzularda da dediğim gibi yazdıklarım şahsi kanaatimden ibarettir.

selam ile...
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Ynt: kavram kargaşı

Dil-şâd' Alıntı:
Yoksa neden bir müddet sonra “ya hu biz aslında aynı şeyleri söylüyormuşuz” diyerek bağlasınlar ki sözlerini.
hoş hem de çok hoş bir nükte. daha garibini ben diyeyim:

"ya hu biz aynı şeyleri söylediğimizi zannediyoruz ama halen söylemiyoruz. e canım o kadar da olur. yeter ki kelimelerin hakkını verelim."

bu cümlenin atasöz'cesi: " o kadar çatlak su sızdırmaz"

ah ecdad ah!
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Ynt: kavram kargaşı

necip fazıl merhum bir konuşmasında lisan fecaatini nazara vermek için şöyle bir cümle söyler:
"türkiyeyi batıran saiklerin bir müessire bağlanamamasındaki amil sebeb nedendir, nedir?"
cümleyi söyledikten sonra: " meseleyi pek çok istikametten arayan bir cümle. şimdi bu cümlenin kurbağa türkçesi" der ve devam ile "türkiyeyi batıran nedenlerin bir nedene bağlanamamasındaki neden neden, nedendir, nedir?" diye acı bir istihza ile hakikati suratlara şamar gibi vurur.

cemil meriç hoca: "kamus namustur" diyor ve namusun lugatlerden silinme ihtimalini, silinmese dahi manasının dar'a çekilebilme ihtimalini nazara veriyorda tefekkür eden nerede?

daha ne demek lazım bilmiyorum ki!
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Ynt: kavram kargaşı

kavram kargaşı sadece kelimelere farklı bir mana atfetmekten sudur etmez. eğer insan bir kelimenin manasını kafasında bir ön kabul ile sabitlemişse bu dahi kavram kargaşasına sebebiyet verir.

misal verelim:

"çok yoğun bir trafik var". bu cümleyi sarf eden insan neyi kasd ederse etsin muhatabının kafasında "yoğun trafik" ne manaya geliyorsa sarf eden onu söylemiş olur. elbette bu yanlış anlamanın yahut birbirini anlamamanın kelimelerin manasına vakıf olmamakla da bir münasebeti vardır. ve işte bu münasebettir ki insanların anlaşamamasında müessir unsurdur.
 

PeJMüRDE

Aday Üye
Ynt: kavram kargaşı

Açık konuşayım burası formdan da öte başka bir alemdir.Allah hepinizden razı olsun boş muhabbetlerin yerini bu gibi güzel meselelere tercih etmeniz ve benim gibi çömez,tıfl gençleri bu yolda heves atına bindirmeniz çok güzel.Bu meselelerin konuşulması için bu meselelere az çok vakıf olmak gerek.Öyleyse bende bunlara vakıf olmak isteyen biri olarak sizden bana bunların yazılı olduğu kitabları vs. ne gerekiyorsa isimleriyle vermenizi kuvvetle isitiyorum.özel mesaj olarakda atabilirsiniz veya buradan atın ki bir daha bu isteklerle karşı karşıya kalmayın.Tekrardan Allah razı olsun.
 

ferahsan

Divan Üyesi
Ynt: kavram kargaşı

İyi hoş da mesele kavramları farklı idrak etmek ve farklı algı zincirleriyle onları birbirine bağlamak noktasından zuhur etmiyor mu? Vurgu neden anlamlara farklı kelimeler atfetmek hususunda?
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Ynt: kavram kargaşı

ferahsan' Alıntı:
İyi hoş da mesele kavramları farklı idrak etmek ve farklı algı zincirleriyle onları birbirine bağlamak noktasından zuhur etmiyor mu? Vurgu neden anlamlara farklı kelimeler atfetmek hususunda?
bu cümleyi nasıl idrak etmeliyim? yahut nasıl algılamalıyım? desem....

ayrıca anlamlara farklı kelimeler atfetmek ne demek anlayamadım?
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Ynt: kavram kargaşı

ferahsan' Alıntı:
İyi hoş da mesele kavramları farklı idrak etmek ve farklı algı zincirleriyle onları birbirine bağlamak noktasından zuhur etmiyor mu? Vurgu neden anlamlara farklı kelimeler atfetmek hususunda?
Kavramlar farklı algı zincirleriyle birbirine doğru dürüst bağlanamadığı için kavramlar birbirine karışıyor ve dolayısıyla da farklı anlamlar, farklı kelimeler üzerinden konuşmak icap ediyor.
 

ferahsan

Divan Üyesi
Ynt: kavram kargaşı

mehmet baki' Alıntı:
ayrıca anlamlara farklı kelimeler atfetmek ne demek anlayamadım?
Faraza yukarıdaki kelimeler arasında anlam bakımından farklılıklar var ancak olmadığı iddia edilerek aynı anlama işaretle farklı kelimeler kullanılıyor. Diğer cümlem ise problemin temelde bu nedenle değil bir kelimeye yüklenen farklı anlamlardan dolayı meydana geldiğini ifade ediyor.
 

ferahsan

Divan Üyesi
Ynt: kavram kargaşı

Dil-şâd' Alıntı:
Kavramlar farklı algı zincirleriyle birbirine doğru dürüst bağlanamadığı için kavramlar birbirine karışıyor ve dolayısıyla da farklı anlamlar, farklı kelimeler üzerinden konuşmak icap ediyor.
Bilakis kavramlar farklı algı zincirleri dediğimiz kişisel sitemler içerisinde birbirine bağlandığı için, diğer bağlantılarla karşılaştığında çatışma yaşıyor ve biz de buna kavram karmaşası adını veriyoruz.
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Ynt: kavram kargaşı

ferahsan' Alıntı:
Faraza yukarıdaki kelimeler arasında anlam bakımından farklılıklar var ancak olmadığı iddia edilerek aynı anlama işaretle farklı kelimeler kullanılıyor. Diğer cümlem ise problemin temelde bu nedenle değil bir kelimeye yüklenen farklı anlamlardan dolayı meydana geldiğini ifade ediyor.
o halde soralım: bu iddiaya mesned kazandıran nedir? yani mana farklılığına neye dayanarak yok demekte?

ve evet netice olarak kelimelere farklı mana atfetmek diye bir şey var ama bu kavram kargaşasının sebebi değildir. dediğim gibi neticesidir.

algı ve idrak meselesi ayrıca mühimdir.
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Ynt: kavram kargaşı

ferahsan' Alıntı:
Bilakis kavramlar farklı algı zincirleri dediğimiz kişisel sitemler içerisinde birbirine bağlandığı için, diğer bağlantılarla karşılaştığında çatışma yaşıyor ve biz de buna kavram karmaşası adını veriyoruz.
Farklı algı zincirlerine değinmeden evvel, algının kavramları anlamlı hale getirdiğimiz bir süreç olduğunu belirtmek gerekir.Bu süreç sağlıklı bir şekilde gerçekleşemezse zihinlerdeki kişisel sistemler de birbirleriyle çelişirler. Yani kişi genel anlamda uyarılmış olsa dahi frekanslar tutmadıkça ya da ortak bir dil seçilmedikçe herhangi bir bağlantıdan söz edemeyiz. Kavram karmaşası bundan sonraki basamaktır.
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Ynt: kavram kargaşı

dilşad ve ferahsan...

hayırlı yaşayın inşallah. aynı şeyi söylemiyor musunuz ya hu? yahut ben de mi kavram kargaşası yaşıyorum. :)
 

ferahsan

Divan Üyesi
Ynt: kavram kargaşı

O hâlde şöyle diyelim ikimizin zihninde sebeb ve sonucun farklı anlamlar kazanması zihinlerimizde kavram karmaşasına yüklediğimiz farklı anlamlardan kaynaklanabilir. İddiaya mesned kazandıran ise irtibatsızlıktır. Belirtmek istediğim dilin bütünüyle idrak edilememesi, anlam dünyasının bu bütünlük içerisinde oluşturulması, dolayısıyla kullanılan kelimelerin özenle seçilmesinin gerekliliği konularını gözardı etmek değil, kavram karmaşası denilen şeye algılardaki farklılığın sebeb olduğu. Bu farklılığın nasıl oluştuğunu ve oluşturulduğunu da göz ardı etmemek lazım. Ancak mesele algı, idrak ve irtibatsızlıkta kilitleniyor.
 

ferahsan

Divan Üyesi
Ynt: kavram kargaşı

Dil-şâd' Alıntı:
Farklı algı zincirlerine değinmeden evvel, algının kavramları anlamlı hale getirdiğimiz bir süreç olduğunu belirtmek gerekir.Bu süreç sağlıklı bir şekilde gerçekleşemezse zihinlerdeki kişisel sistemler de birbirleriyle çelişirler. Yani kişi genel anlamda uyarılmış olsa dahi frekanslar tutmadıkça ya da ortak bir dil seçilmedikçe herhangi bir bağlantıdan söz edemeyiz. Kavram karmaşası bundan sonraki basamaktır.
Ben de bu sebeble farklılığın nasıl oluştuğunu ve oluşturulduğunu göz ardı etmemek lazım dedim ki zaten bu noktada;

mehmet baki' Alıntı:
dilşad ve ferahsan...

hayırlı yaşayın inşallah. aynı şeyi söylemiyor musunuz ya hu? yahut ben de mi kavram kargaşası yaşıyorum. :)
Benim derdim senle değil bakiyle :)
 

Benzer konular

Bu içeriği görüntüleyen kullanıcılar (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt