KERBELA’YI DOĞRU OKUYABİLMEK !

Katılım
27 Tem 2006
#1
KERBELA’YI DOĞRU OKUYABİLMEK !


Aşkın adıdır Hüseyin/Lezzet tadıdır Hüseyin
Bilmeyenler Araf’’tadır / Arif tacıdır Hüseyin

Halit Özdüzen
Araştırmacı- Yazar

Hafızaları tazelemek bakımından Kerbela’da yaşanan tarihi olaya kısaca değinilecek olunursa:Hz. Ali’nin şahadetinden sonra Hilafet Makamına seçilip, daha sonra -bazı haklı nedenlerle- bu görevden feragat eden İmam Hasan’a, Muaviye verdiği söze rağmen, yönetimin başına oğlu Yezid’i getirmiş ,O da zulmüyle babasını gölgede bırakmıştı!... O yıllarda Ehlibeyte biraz daha duyarlı ve muhip olan Kûfe halkı, İmam Hüseyin’den yardım isterler. Hz. Hüseyin ‘askeri ve ekonomik gücünün kısıtlı olduğunu’ bildirirse de Kûfeliler: “Bunları sağlayacaklarını, malları ve canlarıyla destek olacaklarını, ortadaki zulme ancak kendisinin son verebileceğini “ belirterek, ısrarla yardım isterler. İmam Hüseyin halkın duyduğu ızdırap ve yakarışları karşısında , kayıtsız kalmayarak Kûfe’ye doğru yola çıkarken, bazı Sahabiler önünü kesip, alıkoymak isterlerse de: “ Ben bu zulme direnmediğim taktirde, ilerde Müslümanlar beni örnek göstererek , zalim yönetime direnseydi , Hüseyin direnirdi diyerek, o yönetimi kabulleneceklerinden korkarım” diye onları geri çevirir!... Hazırlıklar Yezid’in casuslarınca Medine’den Kûfe ve Şam’a rapor edilir. Yezit önce Kûfe’ye yakın adamlarını göndererek, “Hz. Hüseyin’e mektup yazanların sindirilmesini veya satın alınmasını, bu da mümkün olmazsa ortadan kaldırılmalarını” ister. Estirilen terör ve katliamlar sonrası, Yezid’in adamları kısa sürede hedeflerine ulaşırlar. İmam Hüseyin bunlardan habersiz Kûfe yollarındadır. Bağdat’a yakın Kerbela çölünde, Yezid’in askeri güçleri büyük bir orduyla Fırat’ın önünü tutarak, yolları keserler. Hz.Hüseyin ve dostları, Yezit Ordusunun karşısında sayıca az olmanın yanında, savaşa hazır da değillerdir. Yezid’in komutanları Hz. Hüseyin’den, “teslim olup, Şam’da Yezid’e bağlılık yemini etmesini” isterler; haklı olarak bunu kabul etmeyip direnince, kundaktaki çocuğu ve kendisine sadık 72 kahramanla beraber Kerbela’da hunharca Şehit edilir.( 10 Ekim 680 /10 Muharrem H. 61) Bu vahşet, tarihe “Kerbela Faciası” olarak geçmiştir. Olayın sonrasında “içlerinde yaşlı Sahabe ve Tabiinlerin de yaşadığı Medine üç gün üç gece yağmalanarak, o güzide insanlar ‘aşağılanmak’ istenir”!…

Bir tarihi vakayı veya sosyolojik olguyu doğru okuyabilmek için, yeterince tarih bilgisi yanında, insan psikolojisi ve ondan da öte Ruh ve Nefsi tanımak gerekmek-tedir.Aslında Rabbi tanımanın şartı da, Nefsi bilmekten geçmektedir. Yüce Resul “Men araf” Hadisinde “ Bir kimse ki nefsini bildi, Rabbini bildi”” derken, bu ince noktaya işaret etmiştir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de Hz. Yusuf’un dilinden mealen “ Nefsimi temize çıkarmıyorum.Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder.”( Yusuf 12/53) Ayetiyle nefsin kötülük yapması için insanı alabildiğince zorladığını belirtmiştir.

Rabbimiz İnsanı Yeryüzüne gönderirken: Ruh, Rahmani akıl, kalp ve sezgi (his) gibi duygu boyutlarıyla maverayı algılamaya yönelik donanımlarla bezemiş; nefsini ve bedenini ise, “dünyevi aklı ve kuşkularıyla yaşayacağı ortamın şartlarına uyum sağlayacak şekilde yaratmıştır.” Ulvi duygularında insani yön ağır basarken, biyolojik fonksiyon ve sufli duygularıyla hayvani bir yapıya bürünmüştür. Bir başka anlatımla, varlığının bir bölümünü hayvani dürtüler,diğer bölümünü Rah-mani değerlerle bezemiştir. Kur’an’da “İncire ve Zeytine and olsun. Sinâ Dağı’na and olsun. Bu güvenli şehre (Mekke'ye) and olsun ki, Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik. Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükâfat vardır.” (Tin 95/1-6) Bu Ayetleri tefsir alimlerinin bir kısmı “aşağıların aşağısı kıldık” şeklinde de yorumlamışlardır. İnsan “aşağıların aşağısı” bu sufli aleme indirilip,kendisine “ hayvandan da aşağı” sıfatı ve Nefsi Emmare kiri yüklenince zaten aşağılık bir yapıya dönüşmüştür ki; Hikmete yönelik terminolojide buna “İnsan-ı Hayvan” denilmektedir.

Bu tasniften Rabbimizin yarattığı özel insanlar istisnadır. Bunlar, Resul ve Nebiler yanında, Allah (C.C.)’ın kiri giderdiği/gidereceğini bildirdiği Ehlibeyt ve bu kirden temizlenen Sıddik, Şahit ve Şehitlerdir. Bu seçkin insanlar yaşadıkları çağlarda insanlara rehber ve önder oldukları gibi, sonraki nesillere de örnek olmuşlardır. Yüce Allah Kur’an’da Müminin zıddı olarak kafir ve münafıklardan da bahsetmektedir. Kafirin kötülüğü açık olduğu halde, münafık içinde bulunduğu şartlardan yararlanmak için küfrünü gizleyerek, Müslümanların yaptığı iyi ve güzel eylemleri taklit etmekte; fırsatını bulduğu anda da küfrünün gereğini yerine getirmektedir. Münafık deyimi, Nefsi Emmare’nin ve Şeytan’ın tamamen kölesi olmuş, kafirden daha aşağılık konumdaki insan-i hayvanlar için kullanılmaktadır. Kerbela Faciası ancak bu perspektiften bakıldığında anlaşılabilecektir; yoksa ömrü boyunca insanlara iyilik ve güzellikle yaklaşmış bir zatın ve çocuklarının kanının içilme yamyamlığını, hangi hayvan ve hayvan-i kavimler kabullenebilir!

Bayram : İnsanın en sevdiği şeyi, Allah yoluna kurban ederek, O’na yakınlaş-manın sevincidir. Bu sevinci en çok hak edenler, nefislerini ve canlarını Allah yoluna feda ederek Hakk’a kavuşan şehitlerimizdir . Şehitlerin en uluları ise Uhud Şehidi Hz Hamza ve Kerbela’daki Şehitler Şahı İmam Hüseyin’dir. Yer yüzünde bu gün İslamiyet diye bir din,vatan diye bir coğrafya parçası,gökte dalgalanan ay-yıldızlı bayrak varsa, bunu onlara ve onların izlerinden yürüyen yüce şehitlerimizin kanlarına borçluyuz!…

İçimizde; “Sıffin Olayında Muaviye, Kerbela Olayında Yezid ve Emeviler haksızdı; ancak olaylar onlarca yüzyıl önce gerçekleşti, günümüzde Muaviye -Yezid ve Emevi var mı ki, Kerbela’yı yad ederek gündemde tutalım” diyerek, olayın dini ve sosyolojik boyutunu basite almaya çalışan -kelimenin en hafifiyle- gafiller bulunmaktadır.Tıpkı dün, “Emevi saltanatı başımıza Allah’ın takdiridir” diyerek, kader inancını ekseninden saptıranlar gibi!…

Bayramlarda neşelenmek Müslüman’ın ne kadar hakkıysa, Muharrem matemi de ta ruhlarından gelen hüzünle ödevleri olmalıdır; aksi taktirde Ümmet/Millet olmanın “ kıvançta ve kederde ortaklığının” anlamı olmaz!...İslam Tarihindeki Kerbela yad edilmeyecekse, hangi olay yad edilip matem tutulacaktır?!... Yezid’e gelince:Elbette Yüce Allah’ın vaadi gereği soyu ebter olmuştur;bu dünyada hor-hacil oldukları gibi öbür alemde de rezil ve rüsva olacaklardır!...

Men Araf İlminde Ruh nasıl İmam Hüseyin’le temsil ediliyorsa, Yezid’de Nefs-i Emmare’yle temsil edilmektedir.Şuurlu Müslüman Kerbela’yı enfüs ve afakında sürekli yaşamaktadır.Hakkı temsil eden Ruh Hüseyin’i, Nefis Yezid’iyle sürekli boğuştuğu gibi… Bazen olay ve mekan isimleri değişse de, zalimle mazlumun mücadelesi ilk insandan beri hep devam etmektedir!...O kadar zalimane olmasa da tarihsel Kerbela olayı öncesinde de,sonrasında da Kerbela olayları yaşanmıştı!… Tıpkı günümüzde yaşandığı gibi!… İsimler değişip bazen Kabil-Habil, bazen Nemrud-İbrahim olarak anılsa da, günümüze gelinceye kadar, hep Hüseyin’le Yezid karşı karşıya gelmiştir! Yezid’in yerini başka bir zalim emir alırken, Emevi’lerin yerini de yeni barbar ve zalim kavimler almıştır!... Bugün İmam Hüseyin ve Yezid’i ararsanız, Bosna-Hersek’te, Filistin’de,Irak’ta, ve ta uzaklarda Guantanamo’dadır!! Aksini düşünenlere sormak gerek:Müslümanlar kimden dayak yemektedir; bu ırzına geçilen kadınlar kim ve hunharca katledilen çocuklar kimin çocuklarıdır ?!...
 
Katılım
27 Tem 2006
#3
Ynt: KERBELA’YI DOĞRU OKUYABİLMEK !

Sn. Baki, evet, "KERBELA’YI DOĞRU OKUYABİLMEK " isimli yazı tarafıma aittir. Halit Özdüzen Araştırmacı/Yazar
 
Katılım
20 Nis 2008
#4
Ynt: KERBELA�YI DOĞRU OKUYABİLMEK !

"1944 yılında Adıyaman�da doğup, temel eğitimini bu şehirde, orta öğrenimini Adana�da, yüksek öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi�nde tamamladı. Sonraki yıllarda, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde bir eğitim programına katıldı. Kamunun çeşitli yönetim kademelerinde görev yaptı; 1994�de emekli oldu. Tasavvuf, tarih ve diğer sosyal bilimlerle, Arapça ve Farsça�ya da ilgi duyan yazar, emekliliğinden itibaren araştırmalarını hızlandırdı. Güneydoğu Anadolu�nun inanç ve kültürü konusundaki çalışmasının yanında; Kronolojik İslâm Tarihi ve başka araştırmaları da vardır. Yazdığı şiirlerden bazıları, ünlü bir yorumcumuz tarafından tasavvuf formunda bestelenmiştir."

merhaba Halit bey Boğaziçi Üniversitesi hangi bölüm okudunuz (Lisansnüstü için İ.İ.B.F ve Fen Edebiyat arasında bir yılım geçti, gerçi ben sizin öğrencileriniz yaşındayım ama... )
 
Katılım
3 Ağu 2008
#5
Ynt: KERBELA�YI DOĞRU OKUYABİLMEK !

merhaba,

HALIT' Alıntı:
Sn. Baki, evet, "KERBELA�YI DOĞRU OKUYABİLMEK " isimli yazı tarafıma aittir. Halit Özdüzen Araştırmacı/Yazar
şu halde bir kaç sualim olacak.

1- "o da zulmü ile babasını gölgede bırakmıştı demişsiniz." yezidin babası hazret-i muaviye'nin araştırmalarınız neticesinde bulduğunuz zulumleri nelerdir?

2- "Bir tarihi vakayı veya sosyolojik olguyu doğru okuyabilmek için, yeterince tarih bilgisi yanında, insan psikolojisi ve ondan da öte Ruh ve Nefsi tanımak gerekmek-tedir." demişsiniz. merak ettiğim husus şu: ruh derken eskilerin halet-i ruhiye dedikleri şeyden mi bahsediyorsunuz yoksa ruh dediğimiz mücerret şeyden mi? zira mezkur cümleden sonra verdiğiniz misaller nefs üzerine!.. tabii insan psikolojisi derken kasd ettiğinizin ne olduğunu da tam olarak anlayamadım?! psikolojinin hareket sahası olarak ruhu mu nefsi mi yoksa her ikisini birden mi kullandığını düşünmektesiniz?

3- "İnsan aşağıların aşağısı bu sufli aleme indirilip,kendisine hayvandan da aşağı sıfatı ve Nefsi Emmare kiri yüklenince zaten aşağılık bir yapıya dönüşmüştür ki; Hikmete yönelik terminolojide buna İnsan-ı Hayvan denilmektedir." demişsiniz. bediüzzaman hazretleri şöyle der: "bir şey ya asli itibari ile ya netice itibari ile güzeldir!" yani ne domuz, domuz olduğu için çirkindir ve ne çiçek, çiçek olduğu için güzeldir. ol sebebten belhum adal olmak ile nefs-i emmare arasında kurduğunuz irtibat sıhhatli bir irtibat gibi görünmüyor. zira insanın daha aşağı olabilmesi ile nefs-i emmarenin buna sebeb olması farklı iki meseledir. hele hele dünyanın aşağıların aşağısı olması nasıl oluyor anlayamıyorum?! "hikmete yönelik terminoloji"de bu dünya kimin nurundandı? hikmet tarafını biraz törpüleyelim ve sual edelim: dünyanın sahibi ala da yarattığı mı aşağı?

4-belki bir sual gibi görünmeyecek ama şunu da ifade etmek dilerim: yezide lanet okuyacağımıza Efendimiz'e (s.a.v.) salat ve selam getirmek daha güzel değil mi? lanet meselesi nazar-ı itibare alınacak olursa (hikmet) nefs-i emmaremiz bize galabe çalmış olmaya?! (lanet hususunda sizi kasd etmiyorum. bu husustaki fikrinizi merak ettiğim için lanet meselesini belirtmek lüzumu hissettim.)

selam.
 
Katılım
20 Haz 2018
#6
Muharrem ayı vesilesiyle Hicri yeni yılınızı kutlarım :)

Niyetim yeni konu olarak mersiye başlığı açıp bir kaç sayiklamadan sonra Kerbela mersiyelerine deginmekti.Lakin daha önce bu konuyla ilgili açılan başlık taramasından burda buldum kendimi...

Her ne kadar değineceğim birkac husus kerbelaya dahil olmasa da bu konuya açılan farklı bir pencere varsayin.

Ölen bir kimsenin ardından duyulan üzüntüyü anlatmak ,onu övmek gayesiyle kaleme alınan şiirlerdir mersiye(ağıt).
Fars edebiyatından bizlere geçmiş,Anadolu'da ilk mersiye 15.yy.da ,ilk mersiye sahibi de Ahmedî dir.

Kerbela mersiyeleri ciltler oluşturacak sekilde divan edebiyatında hacimli bir yapıya sahiptirler.Bunlardan bazıları :

Mersiye-i Şems

Dîde-i fahr-i cihân oldı Hüseyn ile Hasan
Mazhar-ı nûr-ı a’yân oldı Hüseyn ile Hasan
Sulb-ı Ahmed’den cihâna neşr-i envâr etmeğe
Mihr ü mâh-ı âsuman oldı Hüseyn ile Hasan
Kişver-âbâd-ı vilâyâtda semâ-yı vahdete
İki necm-i ferkadân oldı Hüseyn ile Hasan
Âh kim kurbân-gâh-ı Kerbelâ-yı âşkda
Sîne-çâk-ı hûn-feşân oldı Hüseyn ile Hasan
Kim biri tîg biri zehr ile oldı şehîd
Hânmân-sûzî cinân oldı Hüseyn ile Hasan
Ferktâ vü efraktâ vâ veyletâ kim teşne leb
Tu’me-i tîg-i sinân oldı Hüseyn ile Hasan
Çeşm-i âlem ağlasun kan kim misâl-i nûr-ı çeşm
Çeşm-i âlemden nihân oldı Hüseyn ile Hasan
Nâle-i mâtemle aç ey Şems dâğ-ı sîne kim
Bülbül-i verd-i cinân oldı Hüseyn ile Hasan




Mersiye-i Feyzî

Ağla ey dîde-i giryân ağla
Bu Hüseyn mâtemidür kan ağla
Dâimâ eyle figân ebrû gibi
Ağla ey dîde-i giryân ağla
Bu Hüseyn mâtemidür kan ağla
Zulm-i bî-hadd ü hisâb itdi felek
Hâne-i dîni harâb itdi felek
Ehl-i îmânı kebâb itdi felek
Ağla ey dîde-i giryân ağla
Bu Hüseyn mâtemidür kan ağla
Kerbelâ vâkıasını yâd kılın
Turmayup nâle-i feryâd kılın
Rûh-ı peygamberi dil-şâd kılın
Ağla ey dîde-i giryân ağla
Bu Hüseyn mâtemidür kan ağla
Yâ Muhammed bu gam u mihnete bak
Gel de bu şüriş-i bu vahşete bak
Böyle Kur’ân okuyan ümmete bak
Ağla ey dîde-i giryân ağla
Bu Hüseyn mâtemidür kan ağla
Âl evlâdına gör ne itdiler
Haklarında ne hatâ söylediler
Cümlesini teşne şehît eylediler
Ağla ey dîde-i giryân ağla
Bu Hüseyn mâtemidür kan ağla
Ol Şimr kâfir idüp sa’y-ı belîğ
Kıldı oğlunun başını arsa-i tîg
Bir içim suyı dahi itdi dirîg
Ağla ey dîde-i giryân ağla
Bu Hüseyn mâtemidür kan ağla
Azm idüp tâife-i küfr-i medâr
İdeler izzet-i peygamberi hâr
Ehavât-ı haremî sayd-ı şikâr
Ağla ey dîde-i giryân ağla
Bu Hüseyn mâtemidür kan ağla
Feyziyâ açma rumûz-ı haremi
Açma nâ-mahrem-i aşka bu gamı
Tayy-ı tomâr iderek kır kalemi
Ağla ey dîde-i giryân ağla
Bu Hüseyn mâtemidür kan ağla
 
Katılım
20 Haz 2018
#7
Mersiye-i Leylâ

Yine geldi meded mâh-ı Muharrem
Gözümden hûn-rîzân olacak dem
Yine bir yâre açdı çerh-i gaddâr
Bu yanık sîneme yok ana merhem
Muhammed ümmeti kan ağlamaz mı
Garîk-i hûn ola mahdûm-ı a’zam
Neden lâyık bu rütbe cevre hâşâ
Dü çeşm-i Mustafâ sibteyn-i Ekrem
Muhibb-i hânedânı ehl-i hakîkat
Bu günde nûş iderler su yerine sem
Bu günde kasd idüp Âl-i Abâya
Yezîd ibn-i sefîh ehl-i cehennem
Ne cür’et ile bilmem kahbe hınzîr
Hüseyni eyledi bu rütbe dil-gîr
O şâhı sûretâ itdi mükedder
Nihâl-i kaddini hâke berâber
Hakîkatde cüdâ itmişdi ammâ
Gürûh-ı evliyâya tâc ber-ser
İki gül goncasıdur Mustafâ’nın
İmâm-ı evliyâ evlâd-ı Haydar
Hakâret zann idüp sûretde hınzîr
Şeh-i ehl-i semâya çekdi hançer
Süleymânlık idermiş iddiâ hayf
Bu günden sonra ol mel’ûn-ı ebter
Yarın dîvân-ı Hakda seyr iderler
O kanlı kâfiri hep ehl-i mahşer
İki dünyâda da Bârî teâlâ
Anı kibr-i Yehûda itdi rüsvâ
Delîl-i rehber istersen Hudâ’ya
Yüzün sür hâk-i pâyı Mustafâ’ya
Virüp Zeynü’l Abânuñ nûr-ı vechi
Cihânda zîneti arz-ı semâya
Muhammed Mehdî ile iktidâ it
Ki bunlar oldı serdâr-ı etkiyâ
Kibâr-ı dîn idüp ma’sûmları Hak
Müşâbih her birisi enbiyâya
Der-i isnâ aşerden gayrı bâba
Gider mi ehl-i bâtın ilticâya
Demâdem arz-ı hâcât eyle ey dil
Cenâb-ı Fâtımâ hayru’n-nisâya
İlâhî eyle yarın rûz-ı mahşer
Penâhum zevce-i sâkî-i Kevser
Bu kemter bendeye eyle inâyet
Meded ey Hazret-i Şâh-ı velâyet
Yeter yandık yeter nâr-ı firâka
Ataşân âb-ı Kevser ile himmet
Terahhüm itmedi bu seng-dil hîz
Hüseyn’e itdi bu rütbe ihânet
Der-i vâlâsına mensûb olanlar
Olurlar mazhar-ı feyz-i kerâmet
Şehîd-i Kerbelâ mahdûmı zî-şân
Susuz nûş eyledi câm-ı şehâdet
Ne kâfir rû-siyah bir bî-amândur
Yezîdün âl-i a’vânına la’net
Yeter küfrüne bürhân bu mesâ’ib
Cehennemde ola yâ Rab mu’azzeb
Bu vîrân hâneyi zann itme ma’mûr
Degül câh-ı meserret olma mesrûr
Harâb olmış idi vakt-i Kerbelâ
Olur mı köhne dünyâ gayri ma’mûr
Bu kara yüzlü Leylâ’yı İlâhî
Der-i isnâ a’şerden eyleme dûr
Melâz-ı melce’im âl-i abâ kıl
O dem isyânun oldukça mahşûr
Ola her bir nefesde bin tahiyyât
Hudâ şehîdlerün itdükçe pür-nûr
Bağışla cürmümü hayrü’l-Betûle
Gözümden nûr-ı vechün itme mestûr
Usâta âdeti lütf u atâdur
Şefîüm bint-i mahbûb-ı Hudâdur


Muharremiye-i Müştâk-ı Merhûm

Dilâ geldi yine eyyâm-ı mâtem
Bu rûz-ı bî-vefâda olma hurrem
Hemân hasretle kan ağla dem-â-dem
Muharremdür meded ey dil Muharrem
Bugün ol bersiyeh günde giy ey cân
Şehîd oldı o sultân-ı şehîdân
Bugün ehl-i muhabbet eyler enfüsân
Muharremdür meded ey dil Muharrem
Bugün derdile dûd eyler felekler
Bugün hasretle âh eyler felekler
Siyâh pûş oldı ashâb-ı dilekler
Muharremdür meded ey dil Muharrem
Hudâ ba’s eyleyüp Cibrîl-i emîni
Hüseynin dire dire beşiğini
Döküldi hâke hûn-ı nâzenîni
Muharremdür meded ey dil Muharrem
Sabâh-ı haşre dek Fâtıma Ana
Ciğer gûşum diye başlar figâna
Gözünden kan aksun dâne dâne
Muharremdür meded ey dil Muharrem
Bu ayda hâke düşdi mâh-ı enver
Hafîdi Fahr-i Âlem İbni Haydar
Vücûd-ı nâz-perver kaldı bî-ser
Muharremdür meded ey dil Muharrem
Bugün la’net ile yâd it Yezîdi
Hudânun düşmeni mel’ûn pelîdi
Şehîd itdi dirîgâ ol sa’îdi
Muharremdür meded ey dil Muharrem
Dilâ Müştâkîveş biz Haydarîyüz
Velî fazl-ı cehâletden beriyüz
Ali’nün kabrinün asâkiriyüz
Muharremdür meded ey dil Muharrem
 
Katılım
20 Haz 2018
#8
Çün Muharrem oldı ey dil âşıkan ağlar bugün
Cümle mevcûdât-ı âlem ins ü cân ağlar bugün
Kerbelâ’nın vak’a-i dil-sûzını der-pîş idüp
Âh ider ehl-i zemîn âsumân ağlar bugün
Mustafâ Haydar Hasan Zehrâ tevellâ zümresi
O şehîd-i Kerbelâ’ya bî-gümân ağlar bugün
Eşk-i çeşm-i âşıkân tûfân-ı Nûh eyler ayân
Ger muhabbet var ise insan olan ağlar bugün
Vehbiyâ sabr eylemek mümkin değil ağla hemân
Çünkü ervâh ile zerrât-ı cihân ağlar bugün
 
Katılım
20 Haz 2018
#9
Mersiye-i Muharremiye

Çünki girdin ey dil-i şûrîde mâh-ı mâteme
Öyle ağla cûy-ı eşkünle cihân dönsün neme
Kerbelâ deştindeki mazlûmları fikr eyleyüp
Sen hemân hüsrân oku her dem Yezîd-i azleme
Sûziş-i âh-ı şerer-bârunla yansun nüh felek
Zelzele virsün figânun tâk-ı arş ağlasa
Öyle efgân eyle kim hengâme-i şâhum Hüseyn
Gulgule salsun ser-â-pâ on sekiz bin âleme
Nâ-münâsibdür bugün giymek libâs-ı surh-reng
Âşık isen giy siyâh câme vücûd-ı pür-gama
Kim Yezîd’e kavmine itse adâvet Hak içün
Şüphe yok lâyık olur lutf-ı Resûl-i Ekreme
Yâd idüp ruhsâr-ı gül-gûn-ı Hüseyn’i dem-be-dem
Ağlamaktan kan tolsun tâs-ı çeşm-i pür-neme
V’ey nice matrûd imiş kim tâbi-i şeytân olup
Şâh-ı merdânı münâsib gördi tîg-i samsâme
V’ey nice mekkâre kim uyup hevâ-yı nefsine
Zehr içürdi şâh Hasan-ı hulk-ı rızâ-yı gül-feme
V’ey nice zâlim imiş merdûd imiş ol bed-likâ
Çaldı hançer gerden-i pâk-ı Hüseyn-i efhame
Zulmet-i Hak tâ ebed olsun ziyâde rûz şeb
Ca’de’ye Şimr-i bed-nâma hem İbni Mülceme
Dâmen-i ihsânuñı tutmışdur ey şâh-ı kerem
Dest-gîr ol rûz-ı mahşer Zihnî-i bî-hemdeme
 

Giriş yap