Kişisel Denemelerim

mehmetaluc

Dîvân Üyesi
Az Saçmalayalım Az Havaya Zıplayalım Sonra Anlayalım

1595000299377.png



A şehrinden B şehrine gitmek için otobüsü kaçıran yolcu sefere yetişemez ise otobüs A şehrinden B şehrine kaç saatte varır?

A/Şoför için fark etmez her zamanki saatinde varır?

B/ Şoför A şehrinden B şehrine o yolcu için gidecekse o yolcuda seferi kaçırmışsa B şehri yerini es geçerek C şehrine gider.

C/Seferi kaçıran için şoförün kaç saatte gidip gitmeyeceğinin bir önemi yoktur.

D/ Madem A şehrinden B şehrine gidecek yolcu seferi kaçırdıysa bu soruyu sormanın nedeni nedir?

E/ Maksat beyin fırtınası ise bu fırtınayı evlilikler çatırdarken ayrılıklar olurken çalıştırmak gerekemez mi?

F/Fazlamı salladım yoksa içine mi düştüm?

G/ İçine düşüp düşmediğini biz ne bilelim kuyuya düştünse etraf karanlıktır bunu sen anlarsın!

H/ Havalar çok sıcak acaba beynim suyu mu kaynatıyor?

İ/Israrla devam etme ishal olursun haberin olsun.

J/ Jumbo sosis mi yedin karnında gurultular gelirken arkada gelen o ses yoksa?

K/ Kör yatan şaşı kalkar şu anda körle yatmak üzeresiniz.

L/ Laf kalabalığı ile bir yere varılmaz ancak esintisi vurursa hasta eder.

M/ Mahallenin akıllısı sen misin?

N/ Ne kadar uğraşırsan uğraş anlatacağın karşındakinin anlayacağı kadardır.

O/ Oooo bakıyorum yine sallamakla meşgulsün.

Ö/Öyle demezler

P/ Parçaları kırmaya az kaldı usta gelene kadar az dayan.

R/ Rüya da gezer gibi haliniz var böyle soruya bu kadar şık mı olur?

S/ Şarkılarda fal tutsaydım çıkardı bu sorudan bir mana anlam çıkmaz.

Ş/Şeker hastasısın sen git şekerini ölçtür ya düştü ya çıktı gitti arada bul vakit öldürme.

T/ Taksiyi beklerken zaman öldürmekle zaman ölmez, ancak boşa geçer.

U/Uzadıkça uzadı sonu gelecek gibi.

Ü /Üzüm üzüme baka baka yetişir.

V/ Vay anam vay bence çok salladım.

Y/ Yazmakla bir yere varacağım az kaldı.

Z / Zaman ayırdığınız beyin fırtınası içinde az bilgilerle haşır neşir olduğunuz için teşekkürler ederim.

Mehmet Aluç

dEVAM eTSİN Mİ?
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

mehmetaluc

Dîvân Üyesi
Gerçeklikle Var Olabilmeleri Adına Sanat Eserleri-1


Gerçeklik Kavramı Nedir - Mühendis Beyinler


Sanat eserlerinin a-b Gerçeklikle var olabilmeleri için konularının mutlaka insan merkezli olması lazımdır diyerek, yani var olan her şey anlamında babında isterseniz bir araştırma a akedemik b demlik c senlik d birimlik dalında akademik bir çalıştayın içine girelim bakalım çıkabilecek miyiz?

Sanat derken neyi anlıyoruz? İnsanın gözüne sözüne hitap eden veya duygularına hislerine tepinmelerine tercüman olan, açıklayıcı izahatı icazeti ile dile getiren görsel yazımsal şiirsel anlamda hepsi aynıdır diyorsak açalım bir kapı içeriye girelim. Yok, herkes ayrı bir beğeni ile beğenirsek üç kapı açılır ve birbirimizi kaybetme bulamama yoluna gireriz ki bu bizim açımızdan iyi olmaz. Zevkler ve renkler tartışılmaz biliriz lakin bir çatı katında toplanarak dağınıklığı toplamak adına toplanmalıyız, toparlamalıyız.

Objektiflik sanatsallık duygusallık evrensellik katmak adına hepimize ayrı ayrı görevler düştüğü gibi toplu görevde düşüyor, bu toplu düşen görevin amacı için aynı çatı katında toplanmalıyız. Bizi anlatan ışık tutan bize bizi anlatan tartışmaya değer görülmesiyle de bizler tarafından ödüllendirilmiş ödüle layık bir eser bir kitap bir resim şiir hepsi aynı kapıya çıktığından insansı duygularımızı yansıttığı için duygularımızın çıtasını zirveye yükselttiğine inandığım için ben insan merkezli olması lazımdır diyorum. Bunu ben derken sizlerin de fikir ve düşüncelerine önem veriyorum. Doğallık ve tutarlılık akıcılık bizim içimizde olanı aynı şekilde yansıtan her çalışma gerçeklikle bağdaşıyordur kucaklaşıyordur varıyordur veya a klasik b gerçeklik olsun fark etmez.


Kalifiye vazife vicdan sezgisi ile dolu her bir kelime söz görsel bizi yansıttıktan sonra sanatsal anlamda bir buluştur diyerek etrafında toplanmamız gerekir, gerekmez mi? Gerekir diyenler otursun gerekmez diyenlerde kalksın otursun! Otururken kalkmak adına kalkarak kalkınmak adına hızlı hamleler atıflar atılabilinmesi için bütün yaşamlarını gecesini gündüzünü tümüyle bu işe adamışların çalışmalarını gözlemleyerek araştırarak ön yargıdan arka sırt omurgadan ayırmadan bir bütün olarak baktığımızda insan merkezli olması endişeye kapılarak endişe duyanların endişesini elbette ki ortadan kaldıraç vazifesi silme vazifesi görerek elbette ki muhakkak ki kaldıracaktır.

Mehmet Aluç
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

mehmetaluc

Dîvân Üyesi
Her Gün Yeni Bir Şeyler Öğreniyoruz, Ya Okuyarak Ya Dokuyarak Ya Sorgulayarak

1595065778625.png


Hayatı öğrenmek olmasaydı bu âlemde insan neyi nasıl öğrenebilirdi ki? Her gün yeni bir şeyler öğreniyoruz, ya okuyarak ya dokuyarak ya sorgulayarak bakarak anlayarak bazen de aldatılarak! Öğrenmek anlamak bizim için, bazen hafif hafif öğreniyoruz bazen latif latif, bazen oluyoruz kâtip yazarken öğreniyoruz. Âlemleri yaratan Allah C.C. Böyle uygun görmüş ,bize ne öğretiyorsa onu öğreniyoruz öğrenmeye çalışıyoruz. Bazen anlamıyoruz kızıyoruz bazen anlarken şaşırıyoruz.



Mehmet Aluç
[automerge]1595066332[/automerge]
1595066308668.png



Dar görünüşlü görüşlü kalıplı yapılı bir fikrin düşüncenin bizi geniş salonlara sahalara çıkaracağını inanlara şaşıyorum, arada sırada gıdıklayarak havaya zıplayarak uyanmalarını sağlamak için uğraşsam da fayda vermiyor kabul görünmüyor. Ne yapıyorum geniş fikirlerle düşüncelerle toplumun yararına ne varsa öğrenmek için çabalıyorum, toplumca istifade edebileceğimiz zarafetli fikirlerle düşüncelerle birlikte olmaya özen gösteriyorum.

Mehmet Aluç
 
Son düzenleme:

mehmetaluc

Dîvân Üyesi

Az Saçmalayalım Az Havaya Zıplayalım Sonra Anlayalım

1595086300726.png

Öyle alçak bir kapıdır ki zulüm kapısı, geçilmesi zorunlu oldu mu, insan ne kadar büyükse o kadar eğilmek zorunda kalıyor denilse de biz Millet olarak o kapıyı yıkar yüksek bir kapı yerine koyarak herkesin eğilerek değil dimdik geçmesini sağlarız

Dünü Mimarlarımızla İyi Döşeyemediğimiz İçin


Bence düne bakıp dünü mimarlarımızla iyi döşeyemediğimiz için bugün çöken Korona Virüs den dolayı, çöküntülerin arasında gezmek gibi bir şey oldu galiba sizin için bizim içinde, senin hissettiklerin gibisini bizlerde hissettik. Burada anlatılmak istenilen duyulmayan “Duyuş” “Duruş” tan uzaklaştıran yanlış yollara düşüren iten nedir?

A/ Bizlere ait olmayan insanların batının ve avenelerinin avarelerinin hepsine sömürgeci leşçi tayfası diyerek insanı sömürmek için bunca savaşa rağmen, bir avuç bu insanları, kendi çıkarları için çizdikleri yaşama biçimine bizleri dâhil etmeyerek, sadece kendi çıkarları tıkarlarına sıkarlarına dâhil etmeden insan sınıfına kılıfına sokmayarak hiçe saymalarına rağmen, bizlerin onları insan sınıfına koyarak, dünyaya taşıdıkları nefretine kinine karşı çıkmayarak, yaşama sevinci dediğimiz, insana duyulan sevgiyi pekiştiren bizlerin bu duygularının arasına senlik benlik tıkarak serperek hepimizi birlikten ayıran adımlarını, fark etmeden onların yanında olmamız en büyük etken. Haksızlık için yol alan Türkiye ve başkanımızın çabaları hemen sonuç vermese de, hafiften esen bir rüzgâr esintisi gibi kalıyor, mazlumlara yönelip yüzümüzü bütün insanlara çevirirken, bizler iyiliğin senin peşinden gelmesi adaletli olup yalnız kalman daha iyidir diyerek çabalasak ta bu batı ve avarelerinin dersini vermediğimizden dolayıdır ki, hiçbir ülke bizim kadar duymuyor ve dik duruş sağlamıyor. Suç bizde değil yanımızda olmayan ülkelerin suçudur.

B/ Öyle alçak bir kapıdır ki zulüm kapısı, geçilmesi zorunlu oldu mu, insan ne kadar büyükse o kadar eğilmek zorunda kalıyor denilse de biz Millet olarak o kapıyı yıkar yüksek bir kapı yerine koyarak herkesin eğilerek değil dimdik geçmesini sağlarız yalnızca zulümle gezenleri yerde sürünerek geçmeleri için elimizden ne gelirse ders almalarını sağlarız.

Açamadım sanmayın rüzgâra karşı yelkenimi
Dolaşmadım sanmayın sizlere varmak için denizleri yolları
Çıktım bir sabah vakti, kimsesiz sessizce yola
Bir limanda buldum kendimi ve sizleri

C/ Şöyle ki öyle ki böyle ki, İnsanlarla bağdaşmak sarılmak bağdaş kurarak karşılıklı oturmak için filancanın bir deniz altısıyla botuna yatına uçağına atlayıp Kuzey Kutbu’na gitmek gerekirse biner gideriz, geride kalanlarımızı sevgisini kalbimize gömer bir süreliğine uzaklarda kalır, gönlümüzün acı haykırışlarını bir kuleye hapis ederek yanlarına gideriz.

D/ Kavramlar, duruşlar ortaklaşa yaşanılan kalıplaşmış sözlerle anlatılınca, insan oğlu kalıplarının dışına çıkarak aman bana ne bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın derken o yılanın en sonunda kendini de sokacağından haberi olmadığından yan gelip yatarak olaylara duyarlı duruş sergilemeyerek karşı koyamıyorlar.

E/ Şairlerimiz ne güzel söylemiş

Geyik atladı taştan

Gözlerim dolu yaştan

Kız senin güzelliğin

Çıkardı beni baştan



Aşk peşinde aşkla insanları sevmek varken biz gereksiz olan ne varsa sevmenin peşindeyiz, derdin kederin içindeyiz, ulan bana yan baktın biz yan bakanı ezmekteyiz.



Mehmet Aluç
 
Son düzenleme:

mehmetaluc

Dîvân Üyesi
Değiştirilemez Ölçüt Aracı
Az Saçmalayalım Az Zıplayalım Sonra Anlayalım
Değiştirilemez Ölçüt
Veri analizini kolaylaştıran 10 araç - Webrazzi

Değiştirilemez Ölçüt(bilgide doğruyu yanlıştan ayırt etme aracı) düzenleme aracı kimin elindedir? Bu araç herkesin elinde olmalı mıdır? Yoksa sabit bir noktada durakta uzakta durarak herkes bakmalı mıdır yoklamalı mıdır koynuna mı almalıdır? Yoksa herkesin elinde bir ölçü aracı olarak gezdirmeli midir? Yoksa kaybolur diye en güzel yerde mi saklamalıdır?

A/Değiştirilemez ölçüt dediğimiz bildiğimiz bilgide doğruyu yanlıştan ayırt etme aracı ile araştırmalar yaparak ulaşabiliriz hatta daha doğru teyit etmek için değiştirilmez ölçüte ulaşabiliriz. Çoğu zaman sosyal medya hesaplarımızda bunu göz ardı ederek ismimizi gizleyerek değişik isimlerle hesaplar açarak bu ölçütten uzaklaşarak kendimizi izole ederken, iç görümüzü sürümüzü öngörümüzü dış görünümden saklayarak gizleyerek bu bağlamda gizleyerek kendimizi koruma iç güdüsü ile korumaya çalışarak değiştirilmez ölçütü aldatarak kandırarak uyutarak motivasyon ile (kişinin, eylemin gezmenin gitmenin sezmenin yönünü önünü, gücünü ve öncelik sırasını belirleyen iç ya da dış dürtülerin sürtünmelerin etkisinde kurtarmak için eyleme geçmesi diyebiliriz) analiz ediyormuş gibi aslında analizle karıştırmamak gerekirken korumanın peşinde.

B/ Bu değiştirilemez ölçüt bazılarına göre kendi çıkarı uğruna her an değiştirilebilir bir ölçüt olarak hayatına tercihine göre uygulayabiliyor, onun için, değiştirilmez ölçüt yoktur, her an kendine uyarlanabilecek değişken ölçüt vardır. Duygusal hayatın kırılmaz zinciri olan değiştirilemez ölçütü kendi düzeni çıkarı atarı için düzenleyecek bu ölçütü bir anlık dönüşümlerle dönüşüm kazanç sağlasa da bir süre sonra balon gibi sönerek sönmüş volkanın içinde kendi yangınıyla yanılgısıyla anlamsızlığıyla baş başa saç başa kalacaktır.

C/ Hayatın tepe noktasına çıkarak en aşağıyı seyretmek için değişmez ölçüt bir anlığına bir ölçüt olabilir lakin yükseklik korkusu krizi tetikleyerek baş dönmesine sönmesine sebebiyet verebilir. Büyük prodüksiyon şirketlerinin yönetmenlerin elinde her zaman olan ”motor” dediği değişmez ölçüt burada daha iyi anlaşılıyor. Motor demeden kameraman kamere ile çekmeye başlamıyor, hayatın çekiciliği gözlemlenilmeyerek hep kaçırılıyor babında düşünün.

D/ Bu ölçütten herkese yer vardır yeter ki siz kapısını çalın sizi içeriye buyur ederek gereken doğruları size mutlaka gösterecektir.

E/İyi bir gözlemci olan bu ölçüt ile çevrenizde görülenler üzerinde içinde kısaca gezinmek sevinmek düşünmek yeterli olacaktır sizin için. Önemli olan ilgi uyandıracak heyecanları duyarken aynı heyecanı çevrenizdekilere yansıtmanız olacaktır ki bu sizi ziyadesiyle piyadesiyle pidesiyle sevgisiyle mutlu edecektir

F/Son olarak fazla uzatmadan değiştirilemez ölçütün etkisiyle gülümsemesiyle çiçeklerin açmasıyla ortalığa bahar kokusu yayılmasıyla bu çiçek bahçesinde gezinerek kokusunu içimize çekelim, gülümseyelim gülümsetelim.
Mehmet Aluç
 
Son düzenleme:

mehmetaluc

Dîvân Üyesi
Değiştirilemez Ölçüt(bilgide doğruyu yanlıştan ayırt etme aracı) Nelerdir?

1595184484076.png


Değiştirilemez Ölçüt(bilgide doğruyu yanlıştan ayırt etme aracı) nelerdir bir irdeleyelim geniş açıdan kapıdan bacadan bakalım. Doğruya giden yolda ilk ölçütümüz Nur Kur’an’ı kerimimizdir sonrasında sünnet gelir. Yaşam da tat haz almak için bu ikisi performansımızı arttırarak bizi zirveye gönüllere taşıyacaktır. Tabi ki kendimize göre dinler üretmez isek! Bu konuyu daha sonra masaya yatırırız. Biz Nur Kur’an ve Sünnetle kendimizi bulma insanlığı bulma insanlığa bu rehberler ışığında insanlığı öğretme becerisi ölçütü kazanırız. Ayrıca seçme uygulama çözme kullanma yorumlama farkındalık yenileme becerisi ile ölçütü de renklendirerek çeşitlendiririz Rabbimin yardımı sayesinde.



Nur Kur’an Din ve Sünnet çeşitli faktörlerin olumsuz etkenlerini dikenlerini söylemlerini hizaya çekerek, niyetini diyetini ederini etmezini geçmezini güldürmezini sorgulayarak risk faktörlerinin de işe yaramaz faktörünü sektörünü selektörünü de atarak yırtarak parçalayarak soyarak edep denilen gömleğini giydirerek adam eder. Bu kanıt bu program bu yasalar toplumsal yaşamın huzurudur vaz geçilmezidir.


Mehmet Aluç
 
Son düzenleme:

mehmetaluc

Dîvân Üyesi
Değiştirilemez Ölçüt(bilgide doğruyu yanlıştan ayırt etme aracı) Nelerdir? 3

Zihinsel Yürüyüş


1595252767290.png



Fırtınalı bir denizde kalmış hatta azgın dalgalarda boğulmak üzere iken sanki etrafı fitne kargaşa senlik benlik sarmış iken, varlık nedeni tarih yazmaya adamış tarihteki medeniyet ruhunu sahiplenmiş ruhu bedeni nedeni ile bu yok eden olumsuzluklara fitne kargaşa senlik benliğe bir dalga kıran gibi dik durarak yıkarak yarma hareketiyle vatan millet bayrak insan diyerek yürümeye ben zihinsel yürüyüş diyorum. Ayaklardan önce akıl fikir tartarak ayakları harekete geçirirse sonuçlarını kat sayılarını sonuçlarını tartarak düşünce merkezinde tartarak yürümenin adıdır zihinsel yürüyüş varıştır. Payın pay olarak değerini tay olarak yürüyüşünü içerip içermediğini düşünerek yerli yerine oturtarak, nokta atışını varış süresini varış süresi içinde ne gibi sonuçlar doğuracağını hızını kızını varışını sarışını sarmayışını almayışını hesaba katarak düşünmek insan olarak vazifemizdir, işte ben buna zihinsel zihinde önce yürüyüş sonra ayaklarınla havaya kalkarak yürüyüş diyorum. Gözlemlere dayalı değildir bu yürüyüş özlemlere doğru özlemleri kucaklamaya doğrudur. İçinde bulunduğu çevrenin çehresini değiştirerek imajdan öte yaşayışını tertemiz ederek kirleten ne varsa temizlemektir. Kendi duygu ve hislerini arzularını gizleyerek toplumun yararına olan hisleri onararak yürümektir.



Mantığının Kapısında Dışında Kalan Ve Bilinçaltının Derinliklerinde Yatan Bir Cevher Olarak İnsanı Gören

Mantığının kapısında dışında kalan ve bilinçaltının derinliklerinde yatan bir cevher olarak insanı gören ve değer veren bu yürüyüşü hepiniz merak ediyorsunuzdur, kişiye yönlü kişinin mutluluğunu düşünen bu yürüyüş duygu ve sevinçlerini meydana çıkararak üzüntü veren her oluşumunu kuruluşunu vuruşunu yıkarak yerinden sökerek dibini kurutur. Hemen söyleyeyim mi? Bu yürüyüş Nur Kur’an’la Sünnet ve yüce İslam’dır İslam ile beraber yapılan yürüyüştür. Bundan başkası insanın mutluluğunu yarınını düşünmez bu yolda imar edilmesini sağlık vermez. Kötü olan söylemlerin adımların kısacası reddidir, settidir, insana insanca gülümsemesidir.



Kişinin aklını saran tüm dünyalık bencillik çıkar ilişkisiyle saran tutsaklığından kurtarmayı amaçlayan yüce İslam dinidir.



Kişinin aklını saran tüm dünyalık bencillik çıkar ilişkisiyle saran tutsaklığından kurtarmayı amaçlayan yüce İslam dinidir. Anlamı olmayan anlamsızlıkla kaygılarından kurtarmak, bilinen anlamla kazanma yığma mahzeni doldurma insanı keriz yerine koyarak soyma kavramlarını yerle bir ederek, dünya ve ahireti insanı kazanmanın önemi ile alışılmış kuralları yıkarak yeniden insana değer veren mutlu olmasını sağlayan emirlerle sağlayan yüce İslam dinidir. Duygusal olmayanı duygusalmış gibi yaklaşarak duyularımızı, dış dünyayı olduğu sahiplenme hırsından kurtararak bu şekilde değil dünya ahiretin tarlasıdır emriyle onun asıl bu olması halini bize bildirerek değiştirilmesini bize Yüce İslam Nur Kur’an ve Âlemlere Rahmet S.A.V. Efendimiz söyler. İşte Zihinsel yürüyüş özlediğimiz yürüyüş budur.



Nedensel nedenler nedensel olmayan ölçümlerimiz olan zihinde yürüyüşümüzle toparlayarak, boyutunu soyutunu soyarak altındaki nedenlerine bedenlerine içindekilerine bakarak iyi bir gözlemle tahlille düşünerek zihinsel yürüyüşle düşünmeyi herkese tavsiye ediyorum. Bir takvim ayında yılında bu yürüyüşle neleri fark edeceğinizi şaşıracaksınız! Düzeyi kuzeyi düzeysizliği duyarsızlığı anında anlayarak fark ederek farkındalığın ışıltısı altında gezinerek aydınlanacaksınız.



Çıktım ağacın başına meyve yiyeyim

Bahçenin sahibi gördü şimdi ben ne diyeyim

Gel minik kediciğim diye bari sesleneyim

Dayak yemeden aşağıya ben ineyim

Kedim ağaca çıktı bari dedim indireyim

Kedi yan bahçeye kaçtı bari bende peşinden gideyim



Sosyoekonomik a –b c ekonomik durumlarımızın inişi çıkışı bizi her zaman derin düşüncelere sevk eder, ani düşüşlerle bitişlerle geliş gidişler Zihinsel Yürüyüşlerle aklımız bazen yorulur durma noktasına gelirken, yormayın aklınızı zihinsel yürüyüşle her şey olacağına varır… Bugün kaybettim yarın kazanırım, daha dikkatli özenli seçici olarak, bana etki eden bu etkilenimleri değişimleri yok edişleri değiştirebilirim. Kısırlığını doğurganlıkla değiştirmem için önce doğurganlık oranını düzeyini hesap ederek, kısırlığın kısır döngüsünden kurtulmam için düşünerek adım atmam gerek, doğru olanın fısıltılarına kulak vererek yürümeyi tavsiye ediyorum. Değiştirilemez ölçütlerden olan zihinde yürüyüş, olasılıkları durak sanmaları kurak anları düzelterek yanlışları doğrularla yani bu ölçütü ile adam edecektir.

Mehmet Aluç
 

mehmetaluc

Dîvân Üyesi
Yaşarken Anıları Biriktiriyorum

1595263494445.png
1595263590465.png


Bileklerim, yazarken isterim ki sözleri okuyanların daha iyi anlaması için ipeğin okşayışlarını gibi okurken gönüllerini okşasın, sarsın, sarmalasın, okuyucum okurken okuduğunu duyumsasın, kaba yünün çalıya takılırken yünü parçaladığı gibi parçalamasın diye gayret gösterirken bazen gereğidir ki incitir, çünkü burada okurken incinmesi yaşarken anında incinmesinden evladır devadır. Ben prenslere layık bir dünya sunmuyorum, basit kendisi içinden önce karşısındaki insanı düşünmesini söylerken, özgün sözlerimin sözlerin bir meslek gibi kolunda, altın bilezik gibi taşımasını temenni ediyorum. Parmaklarım bin tane sözlerin arasında gezinirken, usulca gönül penceresini aralayarak kendine dışarıya bakmasını istiyorum. Düşlerine geleceğine hiç el değmemiş bir çiçek gibi açarak, güzelliğiyle mest etmesini diliyorum, başarılı oluyor muyum bilemi yorum, bekli yorum. Bekliyorum derken yorumlarınızı da beklediğimi ifade edeyim.


Yaşarken anıları biriktiriyorum, içinde bizler bir dünya gelecek taşıyan, sayfası açık her gelenin okuması yorumlaması için. Bu günün sıcağında yazmak kolay değil, terlememek mümkün değil çabuk sıcaklığa kapıldığım için havlular elimden kaçıyor, birini almadan üçü birden yaş oluyor. Gerçi ben çok seyrek olarak değil mütemadiyen terliyorum. Tıpkı gece basmadan önce sokağa çıkmaya çalışan koşan bir çocuğun, heyecanın coşkusu gibi. Birde günlük hayatın yorgunluğu içimizdeki azgın savaşı ile baş edebilmek için mütemadiyen, onu alt etmenin yollarıyla mücadele etmek insanı yoruyor, yorsa da insan bir yolunu Rabbim sayesinde elbette ki buluyor az veya çok mutlu oluyor. Geleni yolluyor gelmeyene sitem yolluyor, gülmeyene gülücükler yolluyor, bir şeyler arayana hayat muhakkak ki bir şeyler veriyor, anında vermese de karşılığını ahirette verecek Rabbim böyle söylüyor.

Bilen bilmediğini söylemiyor bilmediğini okuyor, görmeyen görmediğini söylemiyor gördüm diyerek yalana koşuyor, hissetmeyen hissizliğiyle tavan kaban yaparken hissizliğiyle gurur duyuyor. İşte bu koşuşturma arasında sabırla durarak sabır etmek en güzeli oluyor yoksa insan bunlara dayanamayarak çatlardı, patlardı Rabbime şükür sabrı vermişte biz kullarına acıyarak zaten Rabbimden başka kim bize acır ki?

Mehmet Aluç

Devam edeceğim inşallah
 

mehmetaluc

Dîvân Üyesi
Yeni Bir Durumun Oluşumun Kuruluşun Oturuş Şeması Ve Olmayan Sevdası

1595680320808.png


Düşünsel özümseme anlamında yani düşünce ve özlemden ziyade yani hattı zatında bireyin direğin küreğin karşılaştığı yeni bir durumu oluşumu kuruluşu oturuşu ya da nesneyi daha önceden oluşturduğu mevcut şeması daması kaması yarası ile yani var olan, bilgileriyle değerlendirerek özümseyerek yutarak kucaklayarak kucaklamayı anlayarak bunun farkına vararak farklı olmanın zevki ile zevkin doruğuna çıkarak zirvede olmayı anlayacak özümseyecek, zirvede tek başına olmanın bir yarar sağlamayacağını az sonra anlayarak hep birlikte zirveye çıkmanın gerekliğini vurgulayacak sorgulayacak ve derin karanlık dehlizlerden geçerek bunun anlaşılması için, yani taze ışığa ulaşmada hep birlikte varmada ki hazzı elbette ki bulacak ve insanlığa sunacaktır. İşte bu şekilde hayata uyum sağlamaya aramayla, varlığıyla var olmaya çalışmasının çalışması yapılandırıcı özümseme ile yüreğinden derin yaralar açanı düşünmesi, yaralar açılmadan önceki yaşantısını özleyerek yaşamasını istemesi bu tutuma ilişkin gelişkin bilginin sevginin denginin, denk düşmesi açısından yeni bir açılımla temel faydaları zararları kararlarının, karar düzeyde olması açısından önem arz edecektir. İşte hatta enişte üzerine düşünme ve irdeleme iteleme süreci ile bilgiyle ilgili çıkarım yaptırım fizibilite çalışmasıyla gereken olarak gerekeni yapmayı, bilginin geçerliğini değerlendirmeyi ve bilgi üzerinde yürüyerek yapılan değerlendirmeleri dikkate almayı gerektirir. Düşünürken özlemek özlemi giderecek süreçte bir çaba içinde olmak için, yeni yolları kolları öğrenme alanında, yeni bilgiyle var olan bilgiyi kümeleştirerek bütünleştirmeyle tam bir bütünle özlemi yok etme çabasında olan insan, bu süreçte çektiği özlemin sancısıyla göz merceğinin dahi, özleme duyulan özlemi sayesinde, varılamayan uzaklığına bağlı olarak ani değişmesi küçülmesi büyümesi değişmesi ile değişime kucak açarak değişim için her yolu denemeye sevk edecektir.



Bu Alanda Sahada Vahada Kırda Bayırda Verdiğimiz Çaba



Vücut kaslarının kasılmasıyla düşünme merkezi kasları kasarak, özlemi alevlendirerek yakması özleme çare bulunması adına harekete geçirecek en büyük etken olacaktır. Bu nedenle bizim var olana ilişkin gelişkin olarak dile ele getirdiğimiz her yargı sargı farkı, var olana özleme değil, kendimiz özlediğimiz özlemle buluşarak, özlemi aramızda kaldırmak açısından değil özlemle kavuşmanın ne demek olduğu hissi duyumsattığı hatırlattığı anlattığı kabaca az da sancılar içinde yandırdığı için ona teşekkür edeceğiz. Bu alanda sahada vahada kırda bayırda verdiğimiz çaba var olma sürecinde, bizim için önemini arz edecek bu çalışmayla hatırlatmasıyla yola çıkartarak varmayı hatırlatmasıyla, bizi canlı ve diri tutarak çalışma alanına sahasına itecektir. Bu iteleme arkadan itelemeyle sonuç ve gurur veremeyeceğinden, bizim var olan gücümüzle iteleyerek sürükleyerek gerilimi tırmandırmadan, özlemi aradan kenara kaldırarak yumuşatarak yatıştırmamız kavuşma varma sürecini de hızlandıracaktır. Çaba bizden olmalı ki bir değeri anlamı ederi olsun. Biraz karışık oldu lakin karışıklık düzeltmenin, durgun bir şekilde şekil vererek karışıklığı çözmek düzeltmek bizi mutlu edecek ve insanlığa sunduğumuz bu düzeltmelerle, önce biz düzelirken, düzgün yaşamanın zevki hazzı sazı yazı nazı ile memnun olacağız elbette ki.



Varmanın Gerekli Olduğu


Özlem duymak düşünürken sancı acı verse de özlemin kavuşma sürçü üzerindeki az olumsuz etkisiyle bizi yolumuzdan az etse de hatta yolumuzu varmaya az uzaklaştırsa da, varmanın güzelliğini öğreterek varmanın gerekli olduğunu, varmanın her olumsuz olumsuzluğuna rağmen yolda bekletse de, sarmak ulaşmak olduğunu öğreterek bizi yolda yürüme azmi ile saracak, varmaya olan şevkle saracaktır. Bu şevk bizi kamçılarken yolda depar atmak hızlanmak adına güzel bir kanıya vardırarak geçmişteki anıların merkezine vardıracaktır.

Aklımızın Çalışmasını Dinç Kalmasını Sağlayarak, Akıl Tutulmasından Beraberce Kurtulmak.

İlk giriş satırında anlatmak istediğimi anlatsaydım pek bir değeri olmayacak düşünce tembelliği beni de sizi de saracaktı. Anlamanın kolay olduğunu düşünerek, bu hayatta çabaya emeğe gerek olmadığı anlatımıyla bizi yanıltacak, güzel bir çalışmaya sevk etmeyecek, akıl tembelliğiyle aklımız çalışmadan yan gelip yatarak kazanmak için çaba sarf etmeyecek, hayatın yürümek varmak için çabayla az zorlukla içine bir şeyler katarak, karışıklığı düzeltmek olduğunu fark ettirmeyecekti
. Her varmak istediğimiz yol labirent olsa da, her vardığımızda karşımıza bir duvar çıksa da, çıkış yolun aramak gerektiğini fark ettirmeyecekti. Bu sebeple az karışık kelime sözlerle yol alırken aklımızın çalışmasını dinç kalmasını sağlayarak, akıl tutulmasından beraberce kurtulmanın beyin jimnastiği fırtınasıyla mütemadiyen bir arayış içinde olmamızı sağlayacağından başta biraz kelimeleri karıştırarak anlamayı zorlaştırarak, zoru aşmayı hedefledim önce kendim sonra okumayla sizler için.

İster özlem deyin isterseniz zihinsel çalışma gönüllere karışma sarılma, özlem duyarken aklımızın, etken çalışmasıyla, bizi etkileyen uyaranın ne olduğunun anlaşılması sağlarken, değerlendirebilmemiz için oluşturulmuş zihinsel bir yolculuktur. Özlemler sayesinde, özlemi yok ederek vuslata visale kavuşmak açısında bu uğraşlarla bu fikir fırtınasıyla labirentlerde gezerek çıkış yolunu bulmaya çalışmak, zaman ve mekânda ki yerimizi bilebilir hattı zatın da velev ki çevremizde olup biteni fark ederek uygun davranışlar fikirle aklın araştırmasıyla çaba uğraş gayret içinde varlığımızı devam ettirebiliriz.

Mehmet Aluç
 

mehmetaluc

Dîvân Üyesi
İnkâr Ve Kazık Arasındaki Anlam Bütünlüğü

İnkâr edilen Din ile ahiretin gerçek olmadığını sanan zavallılar sadece bu dünyayı hayat sanarak hatta daha ileriye giderek hadlerini aşarak hakkı olmayanı almak için sömüren batı ve uşakları gibi insan hakkına değer vermeyerek elinden ne varsa alarak sadece kendi hakkı olduğunun sanan zavallılar, öldükten sonra ahiret hayatıyla tanışınca -eyvah gerçekmiş biz ne mok yedik, gerçek bilmedik dalga geçtik şimdi ateşli kazığı yedik, vaktinde hissetmedik- şok şok şok az sonra yediğiniz o kazığın üstüne oturtulacaksınız uyarısı ile kıvranacaklardır, lakin dünyada kıvrandırdıkları insanların kıvranışlarına önem vermedikleri için, şimdi kıvranmalarına feryatlarını duyan olmayacak.

Mehmet Aluç
 

mehmetaluc

Dîvân Üyesi
Anlamı Bulabilme Adına İslam'la Anlamla Anlamlar Kazanmak

1596327142275.png


Gerçeklik kavramıyla dünyamızı saran gerçek olanı yaşamamıza imkân ve olanak veren İslam dinidir, bir ölçme tartma uygulama aracı yöntemiyle emriyle hayatı insanı bugünü yarını onunla ölçmek ve istenen verilen emirlerle, değişmeyen doğrularıyla, bizdeki bozuk yapısal yapıyı adımı fikri İslam değişkeni ya da ölçme tartma uygulaması emriyle, ölçüp ölçüsüne uygun olup olmadığını, ölçerek onu başka tutarsız olan bizdeki değişkenleri değiştirirken, yüksek derecede arınık olarak ölçtüğü ifade ettiği etkisini yetkisini anında ölçerken görebiliriz.



Anlamı bulabilme adına anlamla anlamlar kazanmak, hayatımıza dünyamıza katmak ağırlıklı olarak ancak İslam’la mümkündür. Dinden başka her bir sistematik yaklaşım, bizi dinden uzaklaştırırken eleştirel söyleme analize her türlü yönteme bütüncül bir şekilde ele alınarak görüş belirtileceğini empoze ederken, daha sonrasında bu kapıların hepsi kapatılarak insanı insandan saymayan sömürgecilerin sömürmesine izin verdiğimizin farkına vardığımız anda, söylemlerin söylem olmadığını anlıyoruz. Lakin İslam da böyle bir şey söz konusu değildir, insanın mutluluğu yarını dünya ahireti için adaletli yaşanılması için söylediği her emir değişkenliğinin olmaması nedeniyle sadece insana mutluluğuna odaklıdır tüm konuların yaşantıların İslam’da çıkar ilişkisinden uzak sadece konularının yaşantıların mutlak insan merkezli olması nedeniyle eşsiz bir dindir, karşılığını hiç bir yerde -huzur rahat refah için- bulmak mümkün değildir.

Eşitsizlik gibi toplumsal bilinci yıkmaya dönük her hareketi yok ederek İslam eşitliliği sağlarken üstünlüğün sadece Takvada olduğunu söyler. Takva da kulun Allah’ın emrine ne kadar bağlı olup olmadığı düzlemde yaptıklarının ölçüsünde üstünlük sağlar
. İslam ‘da zenginde fakirde aynı statüdedir bu değişkenliğini sadece Takva anında ölçüle bilinir onu da ölçen ölçüsünü veren Âlemlerin Rabbi Allah C.C. dır. Dinimiz insan tabiatının gereksinimi olanı karşılamak için gerekli olanı söyleyerek bizlere vazife vererek bu konuda insana odaklı yaşamayı yürümeyi varmayı emir ederek, gönlümüzde var olan imanla merhameti olduğu gibi yansıtmamızı ister, karşılık beklemeden, karşılığını Alemlerin Rabbi Allah’tan beklememizi emir eder.

İslam her şeyden önce bir dikkat işidir. Zihin sürekli olarak başka fikir ve düşüncelerin etkisinden kalarak insanı mutsuzluğa sürüklerken İslam nedeniyle böyle bir şeyin olması mümkün olmaz etkili yetkili hiçbir şey olamaz, insan yaşadığı an itibariyle zaman zaman yoldan fikirden fikirsizlikten dolayı yoldan konudan ayrılır, İslam ne yoldan ne de her hangi yanlış konudan histen ayrılıktan alıkoymaz. Bazı durumlarda zihin yapısı ve bunca karmaşayla dolu fikirsizlikten dolayı bedensel fikri yorgunluk insanı olumsuz yönde etkilerken İslam da bu söz konusu dahi olamaz. Kendinden ziyade başkalarının hayatını merkeze alması nedeniyle toplumsal hareketle toplumu yükselterek her konuya olaya ayrıntılı bakmamızı sarmamızı dertlere koşmamızı istemektedir. Böylesine mükemmel eksiksizliğiyle gönülleri saran coşkusuyla saran koruyan hayatın içine odaklı olmasıyla hiçbir yerde kesinlikle bulamayacağımız bir hayat nizamıdır vesselam, selamlarımla.

Mehmet Aluç
 

mehmetaluc

Dîvân Üyesi
İslam
1596328748373.png


Dünyada yaşarken uğrayacağımız ilk yer Âlemlerin Rabbinin yanı yani secde beş vakit namaz ve insan gönlünün merkeziydi, bizler Âlemlerin Rabbinden kaçtıkça insan gönlünü yıktıkça yıkıldık, farkına dahi varamadık.
*****
İslam erdemli davranışları insana vererek toplumsal alanda yükselterek ona bir ahlak dersi verirken, bizler kaçtıkça ahlaksızlık batağına battık, yan geldik yattık çare İslam’dı anlamadık.
*****
İslam kusursuz ve seçkin bir dil kullanarak anlamamız için, hafif anlaşılır gönlü okşayıcı sarıcı huzurla doldurucu bir anlatımı varken, bizlere ağır bir görev vererek toplumu seçkin yapmak için vazifeler verilmiştir.
*****
İslam, kişisel ya da toplumsal aksaklıkları sergileyerek göstererek gülmeyi önemsememeyi dalga geçercesine baştan savmayı istemez, çare için çabalamayı aksaklığı söyleyerek sergileyerek göstererek işaret ederek düşündürmeyi ve yola çıkmak gerektiğini söyler.
*****
Masal tadında olmayan ona yakın öğütmüş gibi öğüt değer veriyormuş izlenimiyle önem vermeyen karakteri olmayan karaktersizlere, İslam ve olağanüstü anlatımıyla dramı gözler önüne sererken bu konuda hassas dikkatli olmamızı ister.
*****
Gönlümüz yanlış yollara düşmekten düşürülmekten usanır, hayata kendimize küseriz gönlümüz İslam’la huzur bulur ancak İslam’ı ister, lakin bizler edepsizliğimizden olacak ki, İslam için seni özlerim özledim demekten kaçarız, yanlış yola mütemadiyen düşer mutsuz anlamsız yaşarız!
*****
İslam söz konusu toplumu tüm yönleriyle aydınlatmak, aydınlanırken aydınlatmak için verilmiştir.
*****
İslam bir yaşam öyküsünün özetidir. Kişinin aklına fikrine belleğine aklına yön verirken, yaşamına dünyasına varına yoğuna derdine önem vererek bunların önemli olduğunu bize söyler. Dar görünüşlü bakış açısından kurtararak bir söylevin getirdiği basmakalıp sözlerden, klişelerden kurtulmayı söyleyerek tek bakış görüş açısının kendisi olduğunu söyler ifade eder.

*****
İslam sadeliği, güzelliği kolaylığı ve yalınlığı-her güzelliğin paylaşılması açısından bu konuda çalışma açısından- bunları söyler. Duyguya akla fikre, ifadesiyle mutluluğun gerçekleşmesi için adımlar atılmasını söyler, bunların söylemde kalmamasını gülümsemeler eşliğinde gönüllere ekilmesini ister.
*****
Bir söylem vardır, “Ne kendi eyledi rahat; ne halka verdi huzur”, İslam’la olmayınca bizler ne kendimiz ederiz rahat, ne de etrafımızda bulunan insanlara huzuru veririz ne de sunabiliriz.
*****
İnsanın İslam’dan uzakta kalmasıyla, sevdiği insana ve insanlara istediği huzurlu sakin neşeli bir temiz havayı aldıramamak, huzuru anlatmayarak sunmaması kadar ne acı ıstırap dolu bir şey var mıdır?
*****
İslam, tüm insanlığı memnun etmek, rahat yaşatmak için hiçbir fedakârlıktan çekinmememizi söyleyerek emreder. Fedakârlık ederken karşılığını da ve yardımında Âlemlerin Rabbi kendisinin vereceğini söyler.
*****
İslam her insanın anlayabileceği, anlarken gönlünü huzurla doldurtmak için içten ve samimi bir dil kullanılmıştır.
*****
İslam
, bize insana karşı topluma karşı yalnız bir saatini ayır demiyor ayıra bilir misin de demiyor sormuyor, ayır diyor, çünkü bu yönde tüm vaktini ayırırsan önce onlar sonra sen mutlu huzurlu olacaksın diyor kısa ve öz bu kadar.
*****
İnsanlar genelde paylaşımcı olmuyor! Kendisi için çalışmayı yığmayı hep kendisinin olmasını istiyor. İslam buna karşı çıkarak, paylaşımla paylaşmamızı, paylaşmayana acımamamızı söylerken, akarsu kıyılarında kurulmuş kentler gibi kurumamamızı yıkılmamamızı istiyor.
*****
İslam
, insanı yağmur kokan kokusuyla, yağmurlu her bir sabaha yağmurun bereketi gibi, insanlığa bereketli olabilmek için, kurumuş gönüllere yağmur gibi yağarak yeşertmesini düşünerek yatmasını kalkmamasını ister.
*****
İslam, bize onu ölçebilecek olmayan zenginliğinden sonra bir de kişilik sahibi olmamız için bize Âlemlere Rahmet Peygamberimizle verilmiştir, indirilmiştir. İnsanın kendini toplumu ifade etme mutlu etmek için Âlemlerin Rabbi tarafından bize verilmiş en büyük zenginlik kaynağıdır.
*****
İslam insanlarla bağdaşmak bağdaş kurmak barışı tesisi etmek için filancanın bir gemisine sandalına atlayıp kuzey Kutbu’na git, geride kalanları ve sevdiklerini ve sevgilinin acı haykırışlar içinde bırakarak git demiyor. İmkânın varsa git imkânın yoksa gitme diyor, giderken de geride kalanları üzmemek adına çabuk gidip gelmek açısından acele et, üzecek hareketlerde bulunmadan elinden dilinden gönlünden gelenle ne yapacaksan yap diyor.
*****
İslam dışındaki her hareket oluşum, falan filan kavramlar anlamlar savlar, İslam’a uygun olmayan ortaklaşa kullanılan kalıplaşmış anlamsızlaştırılmış önem arz etmeyen gülmeyen sözlerle anlatılmıştır. Bunun sonucunda insanlık yozlaşarak zulümle acılar içinde bırakılarak yok olmaya mahkûm edilmiştir. İslam buna karşı çıkarak sinesine ok saplayarak cansız hale gelmesi için bizlere Âlemlere Rahmet Peygamberimizle Âlemlerin Rabbince indirilmiştir.
*****
İnsanoğlu İslam’dan uzaklaştığı andan itibaren uğradığı hayal kırıklığı o kadar acı ki, yarasının üstüne tuz biber ekiyor, İslam’ı bir hayat nizamı olarak gönlüne yerleştirerek devaya ulaşmıyor ve kavuşmuyor.
*****
İslam bize yepyeni bir hayat mutluluk sunarken bizim ona karşı Ha! Ya! Öyle mi? Diye soru sormamız mümkün değil, bizim mutluluğumuz için olduğu ve insan beşer olup şaştığından dolayı, bu konuda söz söyleme yetkisi elinden alınarak en güzeli sunulmuştur.

Mehmet Aluç
 
Son düzenleme:

mehmetaluc

Dîvân Üyesi
1596328748373.png


İslam
içerik ve biçim özellikleri göz önünde bulundurulduğunda mükemmelliğiyle kusursuzluğuyla Nur Kur’an’a yaklaştığımızda kalbinize çisil çişil nurun yağdığını, kalbimizde duran paslı dünya mal sevgisi denilen hançerin verdiği sancısının bir anda kesildiğini hissedeceksiniz.
*****
Kapalı bir anlatımın tercih edildiği tüm oluşumlar izimler fikir ve düşünceler daha sonrasında insanı sardığında kapalı hali açılmaz hep kapalı kalır onu sardıkça sıkmakta elinde ne varsa almaktadır. Mala doymayan insanın yaptıkları, ancak doyumsuzluğunun karşılığında doyumsuzluğuna mekân bulduğu anda sömürmeye çalışarak, insanın elinde ne varsa önce şirin görünmeye birkaç tatlı olan sonra tatsız olan sözle kandırarak, yanına çeker sonunda aldıklarını alınca kıçına bir tekme vurarak ya yolda bırakır ya uçurumlara atar. İslam ve Nur Kur’an böyle değildir, ilk başta söylemi söylediği ne ise insanın dünya ahiret mutluluğu içindir. Böylesine aldatanlardan kıssalar vererek sakınmamızı söyleyerek, bizi aldatanların çağrışım dilinden yararlanıldığı kandırarak safına çekerek kandırdığını açıklayıcı anlatımıyla anlatarak uyarır. İşte bu nedenle insanın sundukları İslam ve Nur Kur’an gibi olamaz dalsız budaksızdır insanın ki, bize sunulan ise Rabbimiz tarafından, dal budak salmış yeşermiş bir ağaç gibi göz önünde meyvesiyle güzelliğiyle fışkırmış hakikatlerdir.
*****
İslam’ın genişliğini yüz ölçümler ölçemeyiz, insanın sunduğunu ölçsen ölçümde yer etmez. İslam’ın niteliği yüceliği güzelliğini anlatacak söz bulamayız, insanın islam'sız ne niteliği ne güzelliği nede bir özelliği vardır. İnsana değer katan güzelleştiren nitelik katan nur İslam’dır.
*****
Yeniliklere öncülük eden insanı hayatı yenileyen tek din İslam ve Nur Kur’an’dır.
*****
İnsan uzun bir müddet ve zamanla kavrar İslam’a Kur’an’a ait olmayan yoklukla yok ettiğini itibarsızlaştırdığını söylemlerin dizelerin ne anlama geldiğini anlar, lakin öylesine karmaşık bir yola girmiştir ki İslam karşısında onu beklerken, ayağı itibarsız söylem ve dizelere takılıp düşerken, İslam ve Nur Kur’an düşmesine izin vermeden ayağa kaldırır.

*****
İslam Nur Kur’an olmayınca ömrün hayatın yaşamın anlamsızca gerildiğini gerdiğini dövdüğünü kör ettiğini ilk fark edenler ancak İslam’la Nur Kur’an’la far eder. Sokaklarda özgürce gezinen başıboş köpekler gibi özgür olduğunu gezdiğini söylerken, insanı köpekten ayıran başı boş bırakılmadığı gerçeği, insan hakka teslimiyetle özgür olduğunu, yine İslam ve Nur Kur’an’la anlar. Başı boş bırakılmış o hayvanlar gibi başı boş olduğunu sanalar çöplükte gezinirken, çöplüklerde yiyecek arayan kedileri ancak izler. Şurada burada orada oyalanmayı bırakıp terk edilmiş virane evlere, inşaatlara, park ya da bahçelerdeki kuytuluklara sığınarak huzuru aramak yerine, İslam ve Nur Kur’an’da aramak gerekirken hala yanlış yerlerde pislikler içinde, temiz olanı arıyor kendine ait olanı kendi aklınca! Rüzgârın hızı da uğultusu da giderek artınca çoğaldığı halde sanki azaldı sandığı anda ve sonunda büsbütün dindi sanırken, viran illerde kendini bulur ve yanılır. Öylesine dolanmıştır ki yolunu karanlık eden fikirler söylemler dönecek aydınlık yolu bulamazsın derken, Nur İslam Kur’an dünyasını aydınlık ederek çağırır, varırsa yanına değerle nitelikle güzellikle anılır varmazsa değersiz kalır, hep yanılır anlamsız kalır boş değersiz rüzgâra kapılır. Öylesine dinsin ki rüzgârım ki yapraklarım kımıldamaz olsun diye dua ederken, birden anlamsızlık fikirlerle dolu tufandan eser kalmaz, fırtına sandığı tufanmış anlar ve İslam’a koşarsa, İslam ona sarılır anlamlar bütünü içinde bir anlam ve baş döndürücü hakikatin nuruyla başı döner kendini içinde bulur nurlu olur. Her şey mutlak bir dinginliğe zenginliğe serinliğe derinliğe enginliğe doğru hakka doğru akmaya başlar. Gönlü dünyası ömrü bu akışa uydu, önce alabildiğine aydınlandı sonra aydınlattı, sonra anlattı.
*****
İnsanın layık olduğu ilgiyi görmesini sağlayan, Yüce dinimiz İslamdır, bu ancak bununla mümkündür. İslam kanayan bir yara gördüm anında parmak basarak göstererek derman olur veyahut insanların dermanı ulaştırmasını ister. Kul gün an zaman geçmiyor ki almayayım gamlı bir haber dediği anda sevinçli haberi sevinci yanına bırakır ya da kulların götürmesini sağlık verir.

Mehmet Aluç
 
Son düzenleme:

mehmetaluc

Dîvân Üyesi
Söylemsizliğin Çelişkisi Çelimsizliği Dengesizliği

1596462352533.png


İnsan bu etten kemikten ve ruhtan oluşan, toplumsal uyuzlukta uyuz olan, söylemlerdeki söylemsizliğin çelişkisini çelimsizliğini dengesizliğini analiz etmeden, üstüne atlayarak kabul eden yanına alan, bu bağlamada bir bağlamayla bağlama çalmayan, düğümlemeyle doğru söylemlere kendini bağlamayan, doğru yapılar varken çürük yapıların bakışların yakışların altında kalmak, yanmak için çabalayan bir can. Ya da diyor ben değilim üreten, hazır gelsin ben istemeden, köprü kurmam ben kurulu köprüden geçer sonrasında, arkasında akabinde yıkarım karşıdan da bakarım!



Bir an anlaşılan bir an sonra anlaşılamayan, barışa yanaşmayan yanlıştan kaçmayan kucaklayan, doğruya varmayan bazen varan bazen ise hep kaçan, bir muamma birazda dur ama yakma kaçma… Uzaklaşma dersin ki anlatma peki sen anlat, kucaklat haydi haydi güzel olan saran bir söz patlat sevinçten kucaklat, güzel olana yolunu rastlat, bir tat kat acının ekşinin içine tatlat… Sana kim dedi yoldan geçene taş at? Kim dedi bindiğin bu bedeni ya da kır atı çatlat?



İnsan bu kendisi eleştirirsek yok der, kendisi eleştiri geliştirmeyici birleştirmeyici yöntemle eleştirir, kendini eleştirdin zaman, aynı yöntemle gözlemle düzlemle yok olmaz! Kendisi tek doğrucu gerisi gül kurusu yalan kurucu, doğrudur kendinin vurgusu karşındakinin doğru etik değil sorusu vay anama vay babam, derki nereye kaçam nasıl saklanam… Eşitlilik kendisine eşitsizlik herkese hak sayar, düz olmayan düzlemde kaymaya çalışır batar, kendisini değil başkasını sorumlu tutar, olsun be bundan da bir hayır mesaj göndermiştir yaratan, bak gör tutarsızlığı sen tutarlı ol der yüce yaratan, ben biz değil yaratandır anlatan. Anlayan ol der yaratan, sen ol saran onun değil sana verdiğim geçerli olsun paran, sen sar, sarılsın onunla senin yaran, sen ol varan o olsun duran, o vuransa engel ol ey boş duran ve bakan, büyüksün Rabbim. Seninle senin için atıyor kalbim, yarattın bizi donattın güzelliklerle sen yarattığın için sevdim, böyle gör dedin işte gösterdin de gördüm, sen göstermezsen Rabbim zaten kördüm.



Rabbim söylemimdeki söylemi analiz edemedim, sen analiz ettirdin, çözülmez olanı sen çözdürttün bu yolda yürüttün, bazen öksürttün sonra şifanla güldürttün, yanlış yolda uçuruma düşerken çektin düz yolda yürüttün sana şükretmekten acizim Rabbim.

Mehmet Aluç
 

mehmetaluc

Dîvân Üyesi
Bir şey demek için çekilirken emek, beğenmemek iyi değil demek suskun beklemek içine girmemek bir şey dememek galiba hattı zatında boş ver mi demek?



Bir şey desen ya da az gülümsesen deli diyecekler, bilmeyecekler, gülümseten Rabbim gül dediğini, bu dünya içinde sana öğrettiğimle bir şey de dediğini, öğrettiğini eğittiğini, söyle dediğini.


Suskunluk gibi susma diyen Rabbim dil vermiş söyle diye bu bize değil mi çok güzel bir hediye? Beklemek ne diye? Denk düşmek varken sevk etmek dururken, demekten çekinme ey dilim gönlüm sen söyle az gülümse deli desinler, sadece gülmeyi bilsinler sadece gülsünler yeter.


Bir şey demek için çekilirken emek, beğenmemek iyi değil demek suskun beklemek içine girmemek bir şey dememek galiba hattı zatında boş ver mi demek? Gerekli değil mi demek, görmemek mi gerek demek, az da sorgulamak gerek, görmek gerek bilerek hissederek, yoksa kendine yazık etmek yalnızlığı davet etmek avarelik demek.


Söylem olsun gözlem olsun, ne olursa olsun bizi bulunca içimiz hoş olsun, hoş değilse birkaç satırla içi dolu olsun, gir içine senin olsun, benim değil bizim olsun, açan gül olsun.

Yaklaşım olsun kaçış olmasın, bakış açısı olsun yakış olmasın solmasın. Tematik şematik olsun, terk etmelik olmasın, etkileşim olsun yetkimle yetkileşim kalkmamazlık yerleşim olmasın, yer dünya arz bizim değil yanlışımız olmasın, ağlayan olmasın dünya arz gülenlerle dolsun, etkileşim olsun etkili sözler etkisizliği silsin gönüller etkili sözlerle dolsun.


Prensip analiz olsun valiz olmasın.

Kesim olmasın birleşim herkes kardeşim olsun, zaten kardeşiz bu söylemimiz olsun.

Tanınamayanlar yakınmalar olmasın, yakınmaya varmayalım, tanımayla anlamaya koşalım anlayalım saralım yoksa yalnız mı kalalım?


Gülüşüyle varlığımızı idame etmek için, yalnızlığı hakeme danışalım hakem anlamazsa danışalım gönül ile kaleme. Kalem der söyle birkaç kelam ver her önüne gelene selam, gelirse bizimdir devam edelim gelmezse yine de verelim selam.


İnsanın doğası tarafıdır, anlatımıdır dil ile canıdır, taraf olunca raf, düzelim sözleri olmayalım karşı taraf, ne anlatıyor her paragraf, yok korkma demiyor çek ah, güzel yatınca güzel sözlerle ne güzel oluyor geliyor sabah, az ara vereyim okuyun paragraf paragraf, ettiysem gaf bana aittir bunca laf. Selamlarımla.

Mehmet Aluç
 

mehmetaluc

Dîvân Üyesi
Bir şey demek için çekilirken emek, beğenmemek iyi değil demek suskun beklemek içine girmemek bir şey dememek galiba hattı zatında boş ver mi demek?



Desen ya da az gülümsesen deli diyecekler, bilmeyecekler, gülümseten Rabbim gül dediğini, bu dünya içinde sana öğrettiğimle bir şey de dediğini, öğrettiğini eğittiğini, söyle dediğini.


Suskunluk gibi susma diyen Rabbim dil vermiş söyle diye bu bize değil mi çok güzel bir hediye? Beklemek ne diye? Denk düşmek varken sevk etmek dururken, demekten çekinme ey dilim gönlüm sen söyle az gülümse deli desinler, sadece gülmeyi bilsinler sadece gülsünler yeter.


Bir şey demek için çekilirken emek, beğenmemek iyi değil demek suskun beklemek içine girmemek bir şey dememek galiba hattı zatında boş ver mi demek? Gerekli değil mi demek, görmemek mi gerek demek, az da sorgulamak gerek, görmek gerek bilerek hissederek, yoksa kendine yazık etmek yalnızlığı davet etmek avarelik demek.


Söylem olsun gözlem olsun, ne olursa olsun bizi bulunca içimiz hoş olsun, hoş değilse birkaç satırla içi dolu olsun, gir içine senin olsun, benim değil bizim olsun, açan gül olsun.

Yaklaşım olsun kaçış olmasın, bakış açısı olsun yakış olmasın solmasın. Tematik şematik olsun, terk etmelik olmasın, etkileşim olsun yetkimle yetkileşim kalkmamazlık yerleşim olmasın, yer dünya arz bizim değil yanlışımız olmasın, ağlayan olmasın dünya arz gülenlerle dolsun, etkileşim olsun etkili sözler etkisizliği silsin gönüller etkili sözlerle dolsun.


Prensip analiz olsun valiz olmasın.

Kesim olmasın birleşim herkes kardeşim olsun, zaten kardeşiz bu söylemimiz olsun.

Tanınamayanlar yakınmalar olmasın, yakınmaya varmayalım, tanımayla anlamaya koşalım anlayalım saralım yoksa yalnız mı kalalım?


Gülüşüyle varlığımızı idame etmek için, yalnızlığı hakeme danışalım hakem anlamazsa danışalım gönül ile kaleme. Kalem der söyle birkaç kelam ver her önüne gelene selam, gelirse bizimdir devam edelim gelmezse yine de verelim selam.


İnsanın doğası tarafıdır, anlatımıdır dil ile canıdır, taraf olunca raf, düzelim sözleri olmayalım karşı taraf, ne anlatıyor her paragraf, yok korkma demiyor çek ah, güzel yatınca güzel sözlerle ne güzel oluyor geliyor sabah, az ara vereyim okuyun paragraf paragraf, ettiysem gaf bana aittir bunca laf. Selamlarımla.

Mehmet Aluç
 

mehmetaluc

Dîvân Üyesi
İteleme Sürükleme Getirme Servis Etme (Yani Kötülük)

1596550950884.png
1596550995655.png
1596551081899.png


İteleme sürükleme getirme servis etme dediğimiz birde güç dediğimiz iteleme gücü ile insanlar ortaya sağa sola bir şeyler itiyor bırakıyor. Bıraktığının ittiğinin servis ettiğinin bir ederi değeri var mı yok mu demeden gözlemeden incelemeden ortaya atıyor bırakıyor ve kaçıyor! Yolda bozulmuş arabayı itersin bir kenara almak kimseye zarar vermesin kaza olmasın diye, birliktelik uyum ölçüsünde iyilik için iteleyenlere yardım edersin, yardımcı olmak kolaylık sağlamak için güzel bakış varış sarış anlayış tarzımızın sonucu olup, insan var olan güzel duygularıyla, özellikle de yardımcı olmak duygusuyla hareketinin sonucunda itelersin.


İnsan gönlüyle duygu ve hisleriyle güzeli hangi koşullar altında olursa olsun anlayabileceği yakalayabileceğini ya da bunların yardımıyla gören ve bilen kişidir.

Peki, şiddet ve kötülüğü dünya üzerinde yaşayan biz tüm canlıların yaşayanların bir şekilde maruz kaldığı bir sorundur. Kötülük ve şiddet ilk çağlardan bağlardan dağlardan günümüze kadar insanlığın düşüncesinden ve yaşam alanlarında eksik olmamıştır. Yeryüzünü saran fırtınalar koparan aşağılayan ve insan düşüncesinin ürünü olan kötülük ve şiddet her zaman yanında yerini almış ve bu kötülüğü servis ederek kazanç sağlayacağını sanırken, içinde boğulmuştur boğduklarıyla koyduklarıyla kaybeden olmuştur sonuçta. İnsan düşüncesinin ortaya çıktığını anlarda, çıkar yıkar tıkar ve egolarının hazımsızlığında anlamsızlığında karşısındaki insanı küçümseyerek değer vermeyerek, kötülüğü iteleyerek yürümede kazanç sağladığını sandığı anda zamanda akabinde, en sonunda itelediği kendini uçurumlara iteleyecektir, ama erken ama geç lakin en sonunda bu gerçekten kaçamayacaktır.

Aklının düşüncesinin fikrinin ahlak yasasına uymasına izin vermeyen, başka güdü güdücülerin öcülerin yani bilinçsiz davranışları doğuran, davranışların sürekliliğini sağlayan ve onlara yön veren herhangi bir güç kişilerin etkisi altında kalarak yapılan davranıştan kaçmak uymamak gerekir. Aslında diyebilirim ki diyebiliriz ki diyebilirsiniz ki kötülük iyinin olmadığı durumlarda ortaya çıkan sapmalar kaymalar anlamsızlıklardır doğrudur, insan kiminle olursa ondan olan ona yansır.

Farabi’nin bu yöndeki düşüncelerini aktarayım sizlerde hayran kalacaksınız.Sonuna kadar mutlaka okuyun devamı için link verdim okumakta fayda vardır.

Farabi, iyilik ve kötülük konusuna eserlerinde dolaylı veya dolaysız değinmiş ve konuyu kendi felsefî sisteminde temellendirmeye çalışmış olsa da hem Aristotelyen hem de Neoplatonyen eksen-de bu konuya yönelik hususi bir eser ortaya koy-mamıştır. Bu durum, Farabi’nin ilk etapta konuya kayıtsız kaldığı izlenimi uyandırsa da eserleri de-rinlikli bir şekilde incelendiğinde onun iyi ve kötülük konusuna büyük hassasiyet gösterdiği, kısa cümlelerle büyük sözler sarf ettiği görülecektir. Zira taşma nazariyesini savunan ve bu nazariye-nin İslam felsefesi zemininde temellerini oturtan bir fi lozofun konuya bigâne kalması mümkün de-ğildir. Taşma nazariyesi açısından değerlendirildiğin-1 ‘Duyulur kozmos’ ifadesi, Farabi felsefesinde Kamer feleğinin altındaki varlık katmanına karşılık gelmektedir. 2 ‘İlk’, Farabi felsefesinde Allah Teâlâ’nın isimlerinden ‘el Evvel ’in karşılığıdır. 3 Macit Fakhry, al Farabi, Oneworld Puplications, England 2002, s. 85.

Giriș

FÂRÂBÎ FELSEFESİNDE KÖTÜLÜK


213de, aklî kozmosa4 ait mevcudat kadar duyulur kozmosta bulunan mevcudatın da varlıksal değerleri veya değersel nitelikleri son derece önemlidir. Bu minvalde bir değerlendirme yapıldığında, öncelikle Farabi felsefesinde karmaşık bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzu söylememiz gerekir. Zira Farabi’de kötülüğün yokluğuna dair izlere rastlamak mümkün olduğu gibi, varlığına rastlamak da mümkündür. Bu nedenle Farabi felsefesinde üç farklı kötülük yaklaşımından bahsedilebilir. Farabi felsefesinde kötülük yoktur. ii. Farabi felsefesinde kötülük vardır. iii. Farabi felsefesinde insan iradesi dışında kötülük yoktur. Şimdi bunları incelemeye çalışalım.

Fârâbî Felsefesinde Kötülük Yoktur.

Başta söylemek gerekirse, Fârâbî felsefesinde duyulur kozmosu da kap-sayacak şekilde söylendiğinde, varlıkta asl olan iyiliktir, kötülük değildir.5Zira Fârâbî’ye göre, varlıkların hiçbirinde düzensizlik, intizamsızlık ve uyuşmazlık yoktur. Varsa şayet, bunlar, Tanrı'nın fi illeri ve yarattığı var-lıklar hakkında olumsuz zanlardır ki, felsefenin daha doğrusu metafiziğin gayesi de bu olumsuz yargıları ortadan kaldırmaktır.6 Buna göre, Fârâbî felsefesinde mevcudata kötülük penceresinden bakmak mümkün değildir. Bunu taşma nazariyesi ekseninde temellendirmeye çalışırsak Fârâbî’nin maksadı daha iyi anlaşılacaktır. Fârâbî felsefesinde –Neoplatonyen kurguda- taşmayı/sudȗru ele aldığı-mızda iki türlü ‘taşma’dan bahsedilebilir. Buna göre, Fârâbî’de bütün mev-cudatın İlk’ten taştığını söylemek mümkün olduğu gibi varlıkların İlk’ten başlamak suretiyle aşamalı şekilde birbirlerine sudȗr ettiğini söylemek de mümkündür. Bu durumu ‘tekli-taşma’ ve ‘aşamalı taşma’ şeklinde isimlen-dirirsek, Fârâbî’de her iki taşma türünde de kötülükle ilgili benzer yakla-şımlara ulaşmamız mümkündür. Örneğin, tekli taşma ekseninde düşünül-düğünde, bütün mevcudatın İlk’ten taştığı ve her bir varlığın, mertebesine göre varlıktan alması gereken payını aldığı görülmektedir.7 Bu durumda, şayet her bir varlık, varlık mertebesine göre İlk’ten taşmış ve konumuna göre varlıktan payını almış ise -İlk Adil ve Cömert olduğuna göre8- varlık-ları mertebelerinden dolayı olumsuzlamak mümkün değildir. Zira her bir varlık elde ettiği mertebeyi kendi iradesiyle değil, İlk’in kendisine yükledi-ği anlam çerçevesinde elde etmiştir. Aşamalı taşma da da aynı şey geçerli-dir. Buna göre, varlıklar aşamalı taşma da birbirlerine silsile hâlinde taşmış olsalar da, taşmanın kaynağı ilk olduğu için taşan varlıkları İlk’ten bağım-sız düşünmek mümkün olmadığı gibi, varlıkları kendi aralarında birbirle-rinden kopuk ve bağımsız düşünmek de mümkün değildir. Her bir varlık, 4 Burada, aklî kozmostan duyulur kozmos dışındaki varlık katmanları kastedilmektedir.

5 Fârâbî, Fusûsü’l- medenî, çev. Hanifi Özcan, İFAV Yayınları, İstanbul 2005, s. 104.6 Fârâbî, İhsâu’l-ulûm, çev. Ahmet Ateş, MEB Yay., İstanbul 1990, s. 124.7 Fârâbî, Kitâbu ârâ’i ehli’l-medîneti’l-fâzıla, thk. Elbir Nasri Nadir, 2002, Daru’l-Maşrık, s. 57.8 Fârâbî, Medînetü’l-fâdıla, s. 57. DİYANET İLMî DERGİ·CİLT: 52·SAYI: 1·OCAK-ȘUBAT-MART 2016214



bir öncesiyle ilintilidir. Bu nedenle, varlıkları hem yukarıdan aşağıya hem de aşağıdan yukarıya kendi aralarında ilişkilendirmek mümkündür. Bu du-rumu Siyâsetü’l-medeniyye bağlamında yukarıdan aşağıya; İlk, ikinciler (akıllar), faal akıl, nefs, semavî cisimler ve duyulur kozmos şeklinde tertip etmek mümkün olduğu gibi,9 alttan yukarıya; duyulur kozmos, semavî ci-simler, nefs, faal akıl, ikinciler (akıllar) ve İlk şeklinde sıralamak da müm-kündür. Buna göre, varlıklar birbirlerinden müstakil değillerse İlk’te var olan ‘iyi’ diğer varlıklara silsile hâlinde ‘iyi’ olarak yansıyacaktır.10İlk’te kötülük olmadığına göre, diğer varlıklarda da aslî bir kötülük olmayacaktır. Zira ortada taşan bir kötülük yoktur. Konuya başka zaviyelerden bakıldığında da benzer sonuçlara ulaşıla-bilir: Örneğin, Fârâbî’ye göre âlemlerdeki ‘iyilik’, İlk Sebeb’in varlığına bağlıdır; başka bir şeye değil.11İyilik, İlk Sebeb’in varlığına bağlı ise bu, bütün varlıkların birbirleriyle ilişkisellik ve bağlılık içerisinde olduklarına işaret etmektedir. Buna göre, âlemlerde birbirinden kopuk bir varlık alanı yoktur. İlk’ten sonra, en mükemmel varlık olan ikinci akıl’dan son varlığa kadar bütün varlıklar arasında ‘liyakat’ ve ‘adalet’e göre bir düzenleme ya-pılmış; varlıklar, birbirlerine zincirleme bağlılıklar çerçevesinde bir ahenk ve uyum içerisinde kendi konumlarını elde etmişlerdir.12 Bu nedenle var-lıklar içerisinde halkanın dışında kalan bir varlık katmanı yoktur.

O zaman, bütün varlıklar, varlıktan almaları gereken payı kendi istidatlarına göre al-mışlarsa ve varlıktan pay alma, İlk sayesinde olmuşsa13 o zaman liyakat, düzen ve adaletin gereği olarak bütün varlıkları ‘iyi’ kapsamı içinde değer-lendirmek en tutarlı yoldur. Zira Fârâbî’ye göre, “Varlık, ancak liyakatiyle birlikte olduğunda iyidir ve yokluk, liyakatten yoksun olduğunda kötüdür. Liyakati bulunmaksızın var olan ve var olmayan şey kötüdür.”14O hâlde, kötü veya kötülük liyakatin hak edilmediği durumlarda ortaya çıkmaktadır. Bir başka deyişle, Fârâbî’ye göre, varlıklar liyakat yönünden en yüksek, en aşağı veya orta derecede konumlara sahiptir. Dolayısıyla, varlıklar arasında bir liyakate göre derecelendirme olduğuna göre, onla-rın liyakatlerinin dışında başka bir özelliği veya keyfi yeti elde etmeleri mümkün değildir. Buna göre, varlıklar; yüksek, aşağı ve orta derecede ol-mak üzere farklı konumlara sahipse ve varlıklar arasında bu yönden bir derecelendirme varsa ve yine varlıkların, liyakatlerinin dışındakilerini elde etmeleri mümkün değilse, bu durumda bütün varlıklar iyi konumunda bulunacaktır ve iyinin zıddı bir kötülük de olmayacaktır. Zira –belirtildiği gibi- varlıklar âleminde bütün her şey, bir nizam ve adalete göre düzenlen-miştir.15

O hâlde, semavî cisimler, faal akıl ve ikincilerde yani aklî kozmos-ta kötülük olmadığına göre, bir bütün olarak aklî kozmosun yansıması olan veya semavî cisimlerden taşan duyulur kozmosta da aslî keyfi yet açısından kötülük olmayacaktır. Yine Fârâbî, İlk’le ilgili bütün nitelemelerinde -doğal olarak- O’na övgü ve sena ittihaz eden isimler ve nitelemeler kullanmıştır. O hâlde İlk, gü-zelse, zarafet ve ziynet sahibiyse16 ve bütün olumlu nitelemeleri üzerinde barındırıyorsa, İlk’ten taşan varlıklar da -her ne kadar eksiklik ile malul olmuş olsalar da- bu nitelikleri ittihaz etmiş olacaklardır. Bu yönüyle bütün mevcudat, varlık olması bakımından iyi’dir.17 O hâlde kötülük (şer), haki-kat anlamında asla mevcut değildir ve duyulur kozmosta varlık keyfi yeti açısından bir kötülük yoktur. O zaman, kötülük ârızîdir, aslî değildir. Zaten ontik olarak da İlk’in (Allah’ın) bizâtihi kötülüğü veya çoğunlukla kötü olan şeyleri yaratması, O’nun Hayru’l-Mahzlığına (Mutlak Hayr olmasına) ve hikmet sahibi olmasına aykırıdır.18

Özetle, Farabi’nin hiyerarşik varlık katmanları üzerinden bir değerlendirme yapıldığında, iyiliğin hakikat, kötülüğün ise, hakikatte bir karşılığının olmadığı açık ve barizdir. ii. Fârâbî Felsefesinde Kötülük Vardır ‘Fârâbî’de kötülük vardır.’ Ekseninde düşünüldüğünde ise, yavaş yavaş Farabi felsefesinde kötülüğün alanına girmiş oluyoruz ki, bu alanda i. Liyakatsizlik ii. Zıtlık iii. Eksiklik ve iv. Semavî cisimlerin katkısının etkili olduğu söylenebilir. Fârâbî, Fusûsü’l-medenide iyinin iki tür olduğundan bahsetmekte, birincide, iyinin kötülük olarak hiçbir zıddı bulunmadığı-nı, diğerinde ise kötülüğün iyinin zıddı olabileceğini söylemektedir.19 Bu durumda biz, birinciden hareket eder ve bu kural muvacehesinde “Hiçbir kötülük iyinin zıddı olamaz.” dersek esasında kötülüğün hakiki bir keyfi -yete sahip olmadığını, liyakat ve adalet üzerine olan her şeyin iyi olduğunu söylemiş oluruz. Buna göre, örneğin aklî kozmosta liyakate zıt hiçbir şey olmadığına göre, bu kozmosta iyiliğe aykırı hiçbir durum söz konusu de-ğildir.20 Buna karşın, Fârâbî’nin “Liyakati bulunmaksızın var olan ve var olmayan şey kötüdür.”21 sözü ise, kötülüğün potansiyel olarak var olabi-leceğine kapı aralamakta, artık duyulur kozmos varlık alanına girildiğine işaret etmektedir. Liyakati bulunmaksızın var olan ve var olmayan şey kötü ise liyakatsizlik, kötülükle eş değerdir ve buna göre, liyakat var olanın var olmayı hak etmesi durumudur. O hâlde liyakatsizlik duyulur kozmostaki varlıklarda, özellikle insanın liyakate uygun tutum ve davranışlar sergile-mediğin de ortaya çıktığına göre, liyakatsizliğin olduğu yerde kötülüğün olması kaçınılmazdır.

15 Fârâbî, Fusûsü’l-medenî, s. 106. 16 Fârâbî, Medînetü’l-fâzıla, s. 53.17 Fârâbî, Fusûsü’l-medenî, s. 105. “Âlemlerdeki iyiliğe gelince o, İlk Sebeb’tir ve her şey O’na bağlıdır...” cümlesi bunu desteklemektedir. 18 Gürbüz Deniz, “Kur’an’a Göre Hz. Adem (a.s.)’in Serüveni”, Journal of Islamic Research, 2011;22 (2), s. 104; Fehrullah Terkan, İblis’in Kötülük Problemi’ne Dair Felsefi Argümanları ve Şehristâni’nin “Bilinemezcilik” Teodisesi, Milel ve Nihal, c. V, sy. 1, Ocak-Nisan 2008; s. 83; Gürbüz Deniz, “Fârâbî’ye Göre İnsan Hürriyeti”, Uluslararası Fârâbî Sempozyumu, Ankara 2004, s. 150.19 Fârâbî, Fusûsü’l-medenî, s. 106.20 Fârâbî, Fusûsü’l-medenî, s. 105. 21 Fârâbî, Fusûsü’l-medenî, 9 Fârâbî, Kitâbu’s-siyâsetü’l-medeniyye, thk. Fevzi Mitri Neccar, Daru’l-Maşrık, 1993, s. 31.10İbrahim Maraş, “Fârâbî’de Hudus Kavramı”, Dinî Araştırmalar, Mayıs-Ağustos 2008, c. XI, s. 31, s. 136.11 Fârâbî, Fusûsü’l-medenî, s. 105.12 Fârâbî, Fusûsü’l-medenî, s. 105.13 Fârâbî, Medînetü’l-fâzıla, s. 57.14 Fârâbî, Fusûsü’l-medenî, s. 105.

s. 105; Bu pasajlarda ‘varlık’ liyakatiyle birlikte iyilik; ‘yokluk’ liyakatten yoksunluk anlamında kötülük olarak değerlendirilmiştir. 22 Ancak burada zıtlık-kötülük ilişkisi üzerine bir sonuca varmak için bazı değerlendirmelerde bulunmamız gerekecektir.23 Fârâbî, Medînetü’l-fâzıla, s. 39.24 Fârâbî, Siyâsetü’l-medeniyye, s. 43, 44.25İfsat ve iptal etme zıtlığın en önemli özelliklerinden bir tanesidir. Bkz. Medînetü’l-fâzıla, s. 39, 40.26 Buna ‘tamlık-zıtlık ilişkisi’ de diyebiliriz. 27 ‘Rütbe’, ‘makam’ anlamları da verilebilir.28 Fârâbî, Siyâsetü’l-medeniyye, s. 44.29 Fârâbî, Medînetü’l-fâzıla, s. 40.(1)

Ben bu yazıyı yazarken kaynaktan bayağı faydalandım devam linkini verdim okumakta fayda vardır diyorum sözü sizlere bırakıyorum kenara çekiliyorum, selamlarımla.

Mehmet Aluç



Kaynak(1) https://atif.sobiad.com/index.jsp?modul=makale-goruntule&id=AWG4aZc-oDuH9Br_eNgL

FARÂBÎ FELSEFESİNDE KÖTÜLÜK- EVIL IN PHILOSOPHY OF FÂRÂBÎ - MEHMET MURAT KARAKAYA MEB
 

Benzer konular

Bu içeriği görüntüleyen kullanıcılar (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt