Kitap Fuarı

Mina

Eskici...
29F611CC-CE4D-4E84-A060-AE7E7EDA75A8.png
 

Mina

Eskici...
Yeni nesil gümbür gümbür geliyor vallahi,Allah yardımcımız olsun.
Hemen birçok fuar görevlisinin aynı şeyi düşünüyor olması acı.
Geçen günlerde başka bir fuara katılmıştım.Dergah yayınlarında Tanpınar’a bakan kıza arkadaşı kendini geliştirecek şeyler oku bence dedi. Ölen yazarlara yaşıyor mu diye soranlar vs vs... Okuma zevkimizin pek gelişmediğini düşünüyorum
Kitapçılardaki çok satanlar bölümüne bakınca bunu anlamak çk zor değil sanki:/
Hakkıyla kitap okuyanlar istisnadır
 
Son düzenleme:

Mina

Eskici...
Farklı şekillerde de soramaz mıyız?:)
Bilenle bilmeyen
Okuyanla okumayan
Gezenle gezmeyen
Sevenle sevmeyen
Güzel bakanla kötü bakan
Bunların hiçbiri bir olur mu?
 

Dilhun

Dîvân Üyesi
Yeni nesil gümbür gümbür geliyor vallahi,Allah yardımcımız olsun.
Hemen birçok fuar görevlisinin aynı şeyi düşünüyor olması acı.
Geçen günlerde başka bir fuara katılmıştım.Dergah yayınlarında Tanpınar’a bakan kıza arkadaşı kendini geliştirecek şeyler oku bence dedi. Ölen yazarlara yaşıyor mu diye soranlar vs vs... Okuma zevkimizin pek gelişmediğini düşünüyorum
Kitapçılardaki çok satanlar bölümüne bakınca bunu anlamak çk zor değil sanki:/
Hakkıyla kitap okuyanlar istisnadır


Memleketimin hâl-i pür melâli içler acısı.Piyasa edebi değeri olmayan kitaplarla doldu.Çağımızın en büyük hastalığı ,bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak.Okur-yazar ifadesinden öte yazan ama okumayan bir millet olduk.Hatırlar mısınız bilmem Sabahattin Ali 'nin Kürk Mantolu Madonna eserine ,şarkıcı Madonna'nın hayatı zannedenleri.Eser 1943 'te yazılmış denilmesine rağmen ısrarla o zaman Madonna var mıydı diyeni ve daha bunun gibi nice örnek.

Cenap Şahabeddin “Zamanımızda hakikaten ehl-i kalem olmak isteyen, her yazacağı satıra mukabil bir kitap okumalıdır.” diyor. Yusuf Has Hacib ise bin sene evvel Kutadgu Bilig’de şöyle söylüyor: “Çok konuşma! Sözü az ve birer birer söyle. Yüz binin düğümünü bu bir sözde çöz.” (Öküş sözleme, söz birer sözle az / Tümen söz tügünin bu bir sözde yaz)
 

Hikmet

0 rh+
Stant görevlisi olmaya gerek yok bunları yazmak için. Bu sene kayserideki kitap fuarından tiksindim resmen. O kadar kalabalıktı ve o kadar kimse yoktu ki... kitap imzalatmak derdinden yazarı ve kitabı göremeyenler... kitap imzalatma adabı diye bir şey vardır mesela kitap yazarın önüne pat diye atılmaz. stand görevlileri de ayrıca bi kendilerine baksınlar dönüp... onlar da bilmiyorlar. Adam gibi bilmiyorlar.
İlle kitap okunsun değil o zaman derdimiz, okunuyorsa neyin kaliteli neyin kalitesiz olduğu bilinerek okunsun. Hiçkimsenin rehberliği olmadan okumaya başlayan kendimi hatırlıyorum, kötüleri okuya okuya biraz da iyiyi bulmuştum. Ama şimdikiler kötüleri iyi zannetmeye devam ede ede okuyorlar. Demek ki çok da derdi olarak okumuyorlar. Amaçsızsızlar diyebilir miyiz? Bir de rehber edinme alışkanlıkları yok. Kayseride akabede çok adam beklemişimdir birileri bu işi daha iyi biliyordur diye.
Bir de youtuberler mahvediyor. Sanki onların okuduğu kitaplardan başka kitap yokmuş gibi algılıyorlar. Ölüyorlar gençler iki dizi izleyip 5 kitap okuyan ve ağzı laf yapanlara... ahmet hamdinin anlamıyorlar ki dilini, okusunlar. Topçu okutamazsınız bu zihinlere. Bilemiyorum gerçekten.

Ama en içten, gönlümün en samimi yerinden... neyse. Burası şükürsüzlüğe giriyor. Susalım. Olan olmuştur. Olacak olan da olmuştur.
 
Son düzenleme:

Hikmet

0 rh+
Farklı şekillerde de soramaz mıyız?:)
Bilenle bilmeyen
Okuyanla okumayan
Gezenle gezmeyen
Sevenle sevmeyen
Güzel bakanla kötü bakan
Bunların hiçbiri bir olur mu?

Bir olur mu derken bir tarafı mutlaka kötü kategoriye sokuyoruz. Bu da olumsuz olan fiil oluyor gibi sanki. Evet bir olmaz ama biri diğerinden daha iyidir de diyemeyiz. Neyi bildiğimiz neyi okudğumuz nerelerde gezdiğimiz neyi sevdiğimiz sevmedigimize göre de değişir?
Peki mutlak manada hangisi iyidir?
Peygamberin bildirdiği neden bize yetmedi?
Allah rilkeyi bu kadar sevmemizden memnun mu acaba? Ya da gâvur memleketlerinde gezmemizden? Televizyondan internetten her haltı öğrenmemizden?
Çöplüğe dönmedik mi? Her şeyi öğrendikten sonra şu doğru ş yanlış bu iyi öteki kötü diye ayırt ettiğimizi tahkik ettiğimizi zannederek kendimizi aklamamiz.... burası işin şükürsüz yanıydı. Ama şükürsüzlük mü diye düşünmeye başladım.
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Yeni nesil bizim yaş grubumuz gibi ...bir kısmı gıptayla bakacağımız halde .Rabbim böyle çocukların sayısını artırsın.bir kısım kendiyle bağ kuramıyor.kitaplarla nasıl bağ kurmasını bekleyebilirsiniz?çocuk demek nesil demek.ailede gördüğünü artık çocuklar yapamıyor.özüne dönmesi yirmibeş otuz yılını alıyor şimdi ki çocukların.amaç yok değil.kendi içlerinde amaçları var.amaçı çocuğa anlatamamak mesele .bu konu o kadar içler acısı halde ki nereye dokunsan kan lekesi var.çocukların kafası bizden karışık ulaşım imkanları sınırsız.kolay ulaşım nesli maf ediyor.google kültürü diye bir gerçek var.google de arama yapın kolayından bir bilgi bulamıyorsunuz dikkat ettiniz mi tüm absürt bilgilerden sonra aradığınıza yakın bilgi buluyorsunuz.ruhu öldüren kabalık içinde çocuklar.çok işimiz var çok anlatıcaz anlatıcaz.
 

Mina

Eskici...
Çok abartmıyor muyuz "kitap okumak şart azizim" mottosunu?
Çok abartmıyor muyuz "kitap okumak şart azizim" mottosunu?

Çokta haksız sayılmazsınız aslında ülkemizdeki bazı Prof ünvanlı binlerce kitap okumuş insanların düşünce dünyası ve hareketlerine bakınca kitap herşeyi veremiyor demekki diyor insan
İrfan,feraset,kibarlık,zarafet
Okuyunca bunları elde edemiyorsan boş cidden
Nasıl okumak sorusu üzerinde durmak lazım belkide
Bakıyorsun ilkokul mezunu insan binlerce kitap okuyandan daha “insan”
Başka şeyler var ama ney...
 

Hikmet

0 rh+
Pedagojide oyalanma davranışı diye bir şey var. İnsanın kendiyle başbaşa kalmayı, kendini duyumsamayı istememesiyle alakalı bir şey. Bunun içinde kitap okumak da var. Kendimizi ararken oyalanıyor olabilir miyiz?
Kendime yazıyorum bunları... yanlış anlaşılmasın.
 

Dilhun

Dîvân Üyesi
Massignon, İslâm dünyası için "Onların her şeyini mahvettik; felsefelerini,dinlerini.. Artık hiçbir şeye inanmıyorlar. İçlerinde sonsuz bir boşluk açıldı. Anarşinin ya da intiharın eşiğindeler" der....."

"Kendini aramak" sanırım o açılan boşluk ile başladı.Kendimizi ararken o boşlukta oyalanıp duruyoruz.Cok yakın bir zamanda A.Tolga Akpınar 'ın şu sözlerini okumuştum.Şöyleydi : "Bir yere varmak için önce kendine varmalı insan.İnsanin gideceği bütün yollar kendinden geçer."

Ya da Mevlânâ'nın "içindeki kapıyı çal başka kapıyı değil sözü.

@mehmet baki ağabeyin sorusuna gelecek olursak da @Mina yla hemfikirliğimi Yunus Emre'ce belirtmek isterim.

"İlim ilim bilmektir
İlim kendini bilmektir
Sen kendini bilmezsen
Bu nice okumaktır"
 
Son düzenleme:

Abdulfettah Adıyeter

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Çokta haksız sayılmazsınız aslında ülkemizdeki bazı Prof ünvanlı binlerce kitap okumuş insanların düşünce dünyası ve hareketlerine bakınca kitap herşeyi veremiyor demekki diyor insan
İrfan,feraset,kibarlık,zarafet
Okuyunca bunları elde edemiyorsan boş cidden
Nasıl okumak sorusu üzerinde durmak lazım belkide
Bakıyorsun ilkokul mezunu insan binlerce kitap okuyandan daha “insan”
Başka şeyler var ama ney...

Suale hayır cevabı vermekte haksız değilsiniz.

adalet dediğimiz şey hakkın yerine konulmasından ibarettir. bir yerde yahut şeyde adaletsizlikten bahsedilmesi hakkın layık olduğu yerde olmamasını ifade eder. bu girizgah ne içindi? "kitap okumak şart azizim" mottosu bilgiyi yalınız kitaplara hasreden, bilmenin yalınız kitaplar vasıtası ile mümkün olduğunu -zımnen- vazeden bir ahlak sahibi. bu ise bilginin ele geçmesinde sair vasıtaları -yine zımnen- tali gören yahut hakir gören bir fikrin hülasası. (motto dememde ki müessir unsur bu. "kitap okumak şart azizim" tam manası ile bir mottodur, slogandır, dövizdir.) hatta bu motto sair bilgi vasıtalarını yok hükmünde sayan; bilgiyi ise inhisarına almaktan hicab duymayan bir motto. iş bu halde bu mottoda sizinde bahsettiğiniz irfan, feraset, kibarlık, zerafet namevcud. bütün bu saydıklarınız ve daha saymadıklarımızın aslı merhamete istinad eder. merhamet yoksa bunlar yoktur adalet dahi yoktur. hayata bu derece merhametsizce bakan bir mottonun bize okumayı salık verdiği kitapları merak ediyorum doğrusu?

kitab nedir? asıl ve esas mesele budur. kabaca kitabın tarifi, üzerinde yazı olan biraraya getirilmiş ciltlenmiş yahut ciltlenmemiş kağıt yapraklar yekunu. (şimdi e-kitap dahi var. geçelim. işin özünü değiştirmez) bu manada das capital de kitaptır Kuran-ı Kerim de.... şu halde yazı nedir? diye sual etmemiz lazım. yazı sesin söze -kalem ve kağıt yoliyle- istihalesidir. söz nedir pekiyi? ağızdan çıkan manalı sestir. manasızı ise laftır. demek ki kitap bir mananın dış dünyaya ses harici bir vasıta ile yani yazı yoliyle getirilmesidir. bu dış dünyaya geliş ameliyesinde dış dünyaya getiren olması lazım değil mi bir de? şimdiki adı yazar lisan-ı sabık-ı türkide ise has ismi muharrir olup kendileri tahrir eden demektir yani bir manası ile de hür kılan. (canına yandığımın lisanı neleri işaret ediyor bize! şair boşuna dememiş "türkçesi bülbül kokan" deyu.) iş bu muharrir yazmak yolu ile hür kılıyor. neyi? malumatını yani bildiğini mi? hayır bilineni bir manası ile bildirileni. pekiyi yakıcı sual şu: bir kitabın muharriri malumunu, malumatını kime bildiriyor yani ilam ediyor? bilmeyene mi? evet dersek eksik olur, hayır dersek yalan olur. cevab ne pekiyi? cevab şu: muharrir kitabındaki manayı, kitaba vasıl olan herkese ilam ediyor. pekiyi bir sual daha: o manaya bila kayd u şart kitab yoliyle mi vasıl olunur? el cevab: muhteşem bir hayır. hani üstte şairin "türkçesi bülbül kokan" mısraını yazmıştık. şimdi bir başka mısraı yazalım: "o manayı bul da bul/ille istanbulda bul" (yeri gelmişken ifade edelim ki şairimiz sahiden yüksek irtifadan seyrediyor. anlaşılamaması hatta "sabık şair" yaftası birazda bu sebebten ötürü.)

bütün bunlar ne içindi? birinin kitabtan aldığını diğeri başka bir "şey"den alabilir zira kitab dahi şeylerden bir şeydir. muharririn "şey" ile teması ne kadar ise kitab da o kadardır. (haşa kitabı hakir görmüyorum. okumak lüzumsuz demiyorum ama okumanın farklı şekillerini de sarf-ı nazar etmiyorum.) biz bir kitabı aldığımızda onu tahrir eden (dilerseniz yazar deyiniz) ile söyleşiyoruz. o bize asli itibari ile bahsettiği her ne ise kendince bahsediyordur. akademik kitablar dahi böyledir. yani mahdut olmak kitabta dahi caridir. kitab, tahrir edenin dış dünyayı temaşasından, dış dünyadaki "seyr"inden ibarettir. ortada açık seçik bir "ben" vardır. işte bu ben ise mutlak doğru değildir, olamaz da. ol sebebten o benden sudur eden dahi mutlak doğru değildir. işte burada bahsettiğiniz kalite yahut keyfiyet meselesi meydan yerine çıkıyor. her kitab satırlardan müteşekkildir amma çıktığı sadrın çapıncadır. kitabın kalitesi yahut iddiası yahut vaz ettiği her ne ise muharririn sadrı ölçüsüncedir. mezkur mottonun hatalarından birisi de kitab dediğimiz şeye müstakil bir şahsiyet atfetmek. (yayınevlerinin kitaba zımnen böyle bir mana vermelerini satış stratejisi olarak görüyorum.) mesela enesbeyin bağlantısını verdiği haberi düşünelim. haberdeki hanımefendinin vaziyeti başlı başına bir kitabtır gözümde ama yine aynı vaziyet için bir kişisel gelişimci 400 sayfa yazarda yazar. tamam yazabilir de tekrardan başka elimize ne geçer? fasid bir daireye düşen kişi nasıl olurda tahrir eden vasfını elinde tutar? tutuyor işte canına yandığımın devrinde. hadi o 38 senelik muhatab olunan "şeyi" roman yaptık diyelim. o hanımefendinin vaziyetinin anlattığından daha mı tesirli olacak? hatta o hanımefendinin yazdıklarından?..

şahsen çok kitab okuyan biri değilim. okuyanları ise ne medh ederim ne zemm ederim. okumanın farklı şekilleri olduğuna kaniyim. kitabsız da değilim hani. :)
 
Son düzenleme:

Dilhun

Dîvân Üyesi
Ne güzel bir muhabbet dönmüş burda :) yüreğinize sağlık . Daim olması dileğiyle ...


İnşallah zamanla bu muhabbet kervanı öyle büyüyecek ki korkarım sizin kuracaginiz cümle şu olacak :"Sayın Divan üyeleri söz gümüşse sükût altındır":)
"Başımı ağrıttınız çenenizde mi yorulmuyor" demenizden korkuyorum.:)
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Kitap sizin yazdıklarınız dışında
Suale hayır cevabı vermekte haksız değilsiniz.

adalet dediğimiz şey hakkın yerine konulmasından ibarettir. bir yerde yahut şeyde adaletsizlikten bahsedilmesi hakkın layık olduğu yerde olmamasını ifade eder. bu girizgah ne içindi? "kitap okumak şart azizim" mottosu bilgiyi yalınız kitaplara hasreden, bilmenin yalınız kitaplar vasıtası ile mümkün olduğunu -zımnen- vazeden bir ahlak sahibi. bu ise bilginin ele geçmesinde sair vasıtaları -yine zımnen- tali gören yahut hakir gören bir fikrin hülasası. (motto dememde ki müessir unsur bu. "kitap okumak şart azizim" tam manası ile bir mottodur, slogandır, dövizdir.) hatta bu motto sair bilgi vasıtalarını yok hükmünde sayan; bilgiyi ise inhisarına almaktan hicab duymayan bir motto. iş bu halde bu mottoda sizinde bahsettiğiniz irfan, feraset, kibarlık, zerafet namevcud. bütün bu saydıklarınız ve daha saymadıklarımızın aslı merhamete istinad eder. merhamet yoksa bunlar yoktur adalet dahi yoktur. hayata bu derece merhametsizce bakan bir mottonun bize okumayı salık verdiği kitapları merak ediyorum doğrusu?

kitab nedir? asıl ve esas mesele budur. kabaca kitabın tarifi, üzerinde yazı olan biraraya getirilmiş ciltlenmiş yahut ciltlenmemiş kağıt yapraklar yekunu. (şimdi e-kitap dahi var. geçelim. işin özünü değiştirmez) bu manada das capital de kitaptır Kuran-ı Kerim de.... şu halde yazı nedir? diye sual etmemiz lazım. yazı sesin söze -kalem ve kağıt yoliyle- istihalesidir. söz nedir pekiyi? ağızdan çıkan manalı sestir. manasızı ise laftır. demek ki kitap bir mananın dış dünyaya ses harici bir vasıta ile yani yazı yoliyle getirilmesidir. bu dış dünyaya geliş ameliyesinde dış dünyaya getiren olması lazım değil mi bir de? şimdiki adı yazar lisan-ı sabık-ı türkide ise has ismi muharrir olup kendileri tahrir eden demektir yani bir manası ile de hür kılan. (canına yandığımın lisanı neleri işaret ediyor bize! şair boşuna dememiş "türkçesi bülbül kokan" deyu.) iş bu muharrir yazmak yolu ile hür kılıyor. neyi? malumatını yani bildiğini mi? hayır bilineni bir manası ile bildirileni. pekiyi yakıcı sual şu: bir kitabın muharriri malumunu, malumatını kime bildiriyor yani ilam ediyor? bilmeyene mi? evet dersek eksik olur, hayır dersek yalan olur. cevab ne pekiyi? cevab şu: muharrir kitabındaki manayı, kitaba vasıl olan herkese ilam ediyor. pekiyi bir sual daha: o manaya bila kayd u şart kitab yoliyle mi vasıl olunur? el cevab: muhteşem bir hayır. hani üstte şairin "türkçesi bülbül kokan" mısraını yazmıştık. şimdi bir başka mısraı yazalım: "o manayı bul da bul/ille istanbulda bul" (yeri gelmişken ifade edelim ki şairimiz sahiden yüksek irtifadan seyrediyor. anlaşılamaması hatta "sabık şair" yaftası birazda bu sebebten ötürü.)

bütün bunlar ne içindi? birinin kitabtan aldığını diğeri başka bir "şey"den alabilir zira kitab dahi şeylerden bir şeydir. muharririn "şey" ile teması ne kadar ise kitab da o kadardır. (haşa kitabı hakir görmüyorum. okumak lüzumsuz demiyorum ama okumanın farklı şekillerini de sarf-ı nazar etmiyorum.) biz bir kitabı aldığımızda onu tahrir eden (dilerseniz yazar deyiniz) ile söyleşiyoruz. o bize asli itibari ile bahsettiği her ne ise kendince bahsediyordur. akademik kitablar dahi böyledir. yani mahdut olmak kitabta dahi caridir. kitab, tahrir edenin dış dünyayı temaşasından, dış dünyadaki "seyr"inden ibarettir. ortada açık seçik bir "ben" vardır. işte bu ben ise mutlak doğru değildir, olamaz da. ol sebebten o benden sudur eden dahi mutlak doğru değildir. işte burada bahsettiğiniz kalite yahut keyfiyet meselesi meydan yerine çıkıyor. her kitab satırlardan müteşekkildir amma çıktığı sadrın çapıncadır. kitabın kalitesi yahut iddiası yahut vaz ettiği her ne ise muharririn sadrı ölçüsüncedir. mezkur mottonun hatalarından birisi de kitab dediğimiz şeye müstakil bir şahsiyet atfetmek. (yayınevlerinin kitaba zımnen böyle bir mana vermelerini satış stratejisi olarak görüyorum.) mesela enesbeyin bağlantısını verdiği haberi düşünelim. haberdeki hanımefendinin vaziyeti başlı başına bir kitabtır gözümde ama yine aynı vaziyet için bir kişisel gelişimci 400 sayfa yazarda yazar. tamam yazabilir de tekrardan başka elimize ne geçer? fasid bir daireye düşen kişi nasıl olurda tahrir eden vasfını elinde tutar? tutuyor işte canına yandığımın devrinde. hadi o 38 senelik muhatab olunan "şeyi" roman yaptık diyelim. o hanımefendinin vaziyetinin anlattığından daha mı tesirli olacak? hatta o hanımefendinin yazdıklarından?..

şahsen çok kitab okuyan biri değilim. okuyanları ise ne medh ederim ne zemm ederim. okumanın farklı şekilleri olduğuna kaniyim. kitabsız da değilim hani. :)
Türkçenin gözünü seveyim.okurken iyi de yazarken zorlanıyorum :)ne güzel anlatmışsın velakin biz bunu karşımızdaki kişiye anlatacak konumda değiliz.şimdi (bilişimcimiz de geldi.)bilişim zamanı.neyi bildiler hep beraber yerimizde kahrolarak izliyoruz da .da çocukların veyahut büyüklerin net ortamından çıkıp ellerine kitap alması müthiş bir olay.değerli kitaplar harici soyulmayan tek yer sahaflar.
 

Dilhun

Dîvân Üyesi
Suale hayır cevabı vermekte haksız değilsiniz.

adalet dediğimiz şey hakkın yerine konulmasından ibarettir. bir yerde yahut şeyde adaletsizlikten bahsedilmesi hakkın layık olduğu yerde olmamasını ifade eder. bu girizgah ne içindi? "kitap okumak şart azizim" mottosu bilgiyi yalınız kitaplara hasreden, bilmenin yalınız kitaplar vasıtası ile mümkün olduğunu -zımnen- vazeden bir ahlak sahibi. bu ise bilginin ele geçmesinde sair vasıtaları -yine zımnen- tali gören yahut hakir gören bir fikrin hülasası. (motto dememde ki müessir unsur bu. "kitap okumak şart azizim" tam manası ile bir mottodur, slogandır, dövizdir.) hatta bu motto sair bilgi vasıtalarını yok hükmünde sayan; bilgiyi ise inhisarına almaktan hicab duymayan bir motto. iş bu halde bu mottoda sizinde bahsettiğiniz irfan, feraset, kibarlık, zerafet namevcud. bütün bu saydıklarınız ve daha saymadıklarımızın aslı merhamete istinad eder. merhamet yoksa bunlar yoktur adalet dahi yoktur. hayata bu derece merhametsizce bakan bir mottonun bize okumayı salık verdiği kitapları merak ediyorum doğrusu?

kitab nedir? asıl ve esas mesele budur. kabaca kitabın tarifi, üzerinde yazı olan biraraya getirilmiş ciltlenmiş yahut ciltlenmemiş kağıt yapraklar yekunu. (şimdi e-kitap dahi var. geçelim. işin özünü değiştirmez) bu manada das capital de kitaptır Kuran-ı Kerim de.... şu halde yazı nedir? diye sual etmemiz lazım. yazı sesin söze -kalem ve kağıt yoliyle- istihalesidir. söz nedir pekiyi? ağızdan çıkan manalı sestir. manasızı ise laftır. demek ki kitap bir mananın dış dünyaya ses harici bir vasıta ile yani yazı yoliyle getirilmesidir. bu dış dünyaya geliş ameliyesinde dış dünyaya getiren olması lazım değil mi bir de? şimdiki adı yazar lisan-ı sabık-ı türkide ise has ismi muharrir olup kendileri tahrir eden demektir yani bir manası ile de hür kılan. (canına yandığımın lisanı neleri işaret ediyor bize! şair boşuna dememiş "türkçesi bülbül kokan" deyu.) iş bu muharrir yazmak yolu ile hür kılıyor. neyi? malumatını yani bildiğini mi? hayır bilineni bir manası ile bildirileni. pekiyi yakıcı sual şu: bir kitabın muharriri malumunu, malumatını kime bildiriyor yani ilam ediyor? bilmeyene mi? evet dersek eksik olur, hayır dersek yalan olur. cevab ne pekiyi? cevab şu: muharrir kitabındaki manayı, kitaba vasıl olan herkese ilam ediyor. pekiyi bir sual daha: o manaya bila kayd u şart kitab yoliyle mi vasıl olunur? el cevab: muhteşem bir hayır. hani üstte şairin "türkçesi bülbül kokan" mısraını yazmıştık. şimdi bir başka mısraı yazalım: "o manayı bul da bul/ille istanbulda bul" (yeri gelmişken ifade edelim ki şairimiz sahiden yüksek irtifadan seyrediyor. anlaşılamaması hatta "sabık şair" yaftası birazda bu sebebten ötürü.)

bütün bunlar ne içindi? birinin kitabtan aldığını diğeri başka bir "şey"den alabilir zira kitab dahi şeylerden bir şeydir. muharririn "şey" ile teması ne kadar ise kitab da o kadardır. (haşa kitabı hakir görmüyorum. okumak lüzumsuz demiyorum ama okumanın farklı şekillerini de sarf-ı nazar etmiyorum.) biz bir kitabı aldığımızda onu tahrir eden (dilerseniz yazar deyiniz) ile söyleşiyoruz. o bize asli itibari ile bahsettiği her ne ise kendince bahsediyordur. akademik kitablar dahi böyledir. yani mahdut olmak kitabta dahi caridir. kitab, tahrir edenin dış dünyayı temaşasından, dış dünyadaki "seyr"inden ibarettir. ortada açık seçik bir "ben" vardır. işte bu ben ise mutlak doğru değildir, olamaz da. ol sebebten o benden sudur eden dahi mutlak doğru değildir. işte burada bahsettiğiniz kalite yahut keyfiyet meselesi meydan yerine çıkıyor. her kitab satırlardan müteşekkildir amma çıktığı sadrın çapıncadır. kitabın kalitesi yahut iddiası yahut vaz ettiği her ne ise muharririn sadrı ölçüsüncedir. mezkur mottonun hatalarından birisi de kitab dediğimiz şeye müstakil bir şahsiyet atfetmek. (yayınevlerinin kitaba zımnen böyle bir mana vermelerini satış stratejisi olarak görüyorum.) mesela enesbeyin bağlantısını verdiği haberi düşünelim. haberdeki hanımefendinin vaziyeti başlı başına bir kitabtır gözümde ama yine aynı vaziyet için bir kişisel gelişimci 400 sayfa yazarda yazar. tamam yazabilir de tekrardan başka elimize ne geçer? fasid bir daireye düşen kişi nasıl olurda tahrir eden vasfını elinde tutar? tutuyor işte canına yandığımın devrinde. hadi o 38 senelik muhatab olunan "şeyi" roman yaptık diyelim. o hanımefendinin vaziyetinin anlattığından daha mı tesirli olacak? hatta o hanımefendinin yazdıklarından?..

şahsen çok kitab okuyan biri değilim. okuyanları ise ne medh ederim ne zemm ederim. okumanın farklı şekilleri olduğuna kaniyim. kitabsız da değilim hani. :)


"Kitap okumak şart" ama SADECE kitap okumak değil.İnsanlari okumak ,doğayi okumak vs.Yada sadece kitaplardan mı öğreniriz?Hayır.Dikkatinizi celbetmek istediğim nokta tam anlamıyla şu: "Neyi" okumak sorusunun cevabı olan "nesne " her ne olursa olsun sonu okumakla bitiyor.@evla nın yönelttiği kitap nedir sorusuna verdiğim cevaptı "kitap yaşanmış ve yasanacaklardır" ifâdesi.İşte biz okumayı kitapla sökeriz.Kitap sayesinde insanı , doğayı okuruz.Kitap anlamdır bence hayatı anlamlandıran.


Mesela dışarı çıkıyorum aklımda Cemal Süreya serzenişi:

" Sokağa çıkıyorum
Sokakları ev basmış"

Ya da kendimi okuyacağım ama nasıl?
Lidar'ın "çevremdeki her şeyin sıradanlaşmaya başladığını farkettiğimde büyüdüğünü anladım" satırlarıyla ben de her şey sıradanlaştığında tamam diyorum ben de büyüdüm.

Kitap ,ifade gücümdür.Aşktan ağzı yanan birini gördüğümde hemen Zarifoğlu'nun "Ey aşk bir şehir harabesi daha kazandın"sözleriyle konuşuyorum.

Zarif ruhlu bir kadına hoyratça davranan adama Muhsin Ünlüce
"Şiirden anlayan bir kadını öyle alelade sevemezsiniz"diye rest çekmek isterim.
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Bülent parlak kitap kokusu isimli yayında izlemiştim.(kitap kokusu tavsiye ederim youtube sağ olsun)orada kitap tavsiyesi bölümü var.geçiyor kitapların önüne diyor ki.
"Bu kadar dinin konuşulduğu ülkede muhakkak Kuran'ı Kerimi okusunlar..."birşeyler daha diyor sonra.zurnanın deliği burası oku diye emreden bir dinin okumaktan acz kulları."doğru kaynak"işte burası da elzem olanı.kendini hangi kaynak ile besliyorsun.senin fıtratına saldıran iç alemini yerle bir eden mi yoksa besleyen mi.iyiyi doğruyu mu?mühim olan bu.
 
Tüm sayfalar yüklendi.

Benzer konular

xen

Üst Alt