Kitap köşesi...

Mina

...
Katılım
5 Ağu 2018
Kimilerine göre bazı günler uğursuzdur. Kimi uğursuzlar ise bazı günleri karanlığa çevirir. Çarşamba o günlerin başında gelir. İnfial “tarikatı” şaşırtmayı sever çünkü. Korkutmayı, bölmeyi ve öldürmeyi... Tam da bu nedenle Türkiye’de toplumda infial yaratan pek çok katliam ve saldırı çarşamba günü yapılmıştır.
Türkiye’de bu çarpıcı tespiti ilk yapan kişi olan yazar kaleme aldığı kitapta gerçekleri olağanüstü bir çarpıcılık ve kurguyla harmanlayarak yeni ve büyük bir tartışmanın kapısını aralıyor.

Çarşambayı Karanlık Yapan Bazı Olaylar:

• MİT’in efsane ismi Hiram Abas suikastı
• Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in öldürülmesi
• Araştırmacı-yazar Necip Hablemitoğlu suikastı
• Deniz Kuvvetleri Komutanı Kemal Kayacan suikastı
• Gazeteci Çetin Emeç’in katledilmesi
• Jandarma İstihbarat Başkanı Orgeneral Hulusi Sayın suikastı
• Atatürkçü Düşünce Derneği Kurucu Başkanı Muammer Aksoy suikastı
• Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan suikastı
• Muhsin Yazıcıoğlu’nun öldürülmesi
• Danıştay Başkanı Mustafa Yücel Özbilgin suikastı
• Özel Harekât Daire Başkanı Behçet Oktay’ın sır ölümü
• Danıştay saldırısı, Zirve Yayınevi katliamı, Cumhuriyet gazetesinin bombalanması ve diğerleri...
510
 

EnesBey

NesBey
Katılım
28 Ara 2007
Aglamak istiyorum sayin seyirciler bu günleri de gördüm ya carsamba günü ölsem de gam yemem tesekkurler mina tesekkurler tanrim
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
Aglamak istiyorum sayin seyirciler bu günleri de gördüm ya carsamba günü ölsem de gam yemem tesekkurler mina tesekkurler tanrim
Vay be Enes Bey büyük adamsın abi :)

Kara Çarşamba imiş gerçekten.
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
Kitaplar her ayın son çarşambasından bahseder.Yalnız Allah'ın nuru da çarşamba yaratılmıştır.ayrıca çarşamba günü bir vakit vardır ki dua kabul edilir.hep kötü değildir.bir çok olay da çarşamba gerçekleşmistir bu es geçemeyiz.
 

Dilhun

 
Katılım
20 Haz 2018
Medeniyetin sessiz tanıkları olan mezartaşları ile ilgili güzel bir çalışma olmuş.Basta @Mina ya hitap edeceğini düşündüğüm bu çalışmayı paylaşmak istedim.
519
520
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
Sahafa girdiniz de kitap size bağırır mı "al beni"diye bugün bu kitap resmen nara attı.dergah yayınları İnci Enginün Yeni Türk Edebiyatı Araştırmaları dört seriden oluşan kitap birincisini aldım.şimdilik iyi gidiyor ...
 
Son düzenleme:
Katılım
26 Nis 2007
Kitabı okudum. Aslında uzun süredir parça parça elden geçirmiştim, bütünlüklü bir inceleme ancak nasip oldu. Kitap Çukurambar'ın dönüşümü üzerinden burada yaşayan "muhafazakarların" dönüşümünü tartışan bir doktora çalışması. Açık bir şekilde ifade ettiği gibi Saktanber'in Living Islam'ı ve Tuğal'in Pasif Devrim'i beslendiği kaynaklar. İlkinden inanç ve beğenilerin birbirinden ayrılamayacağını, ikincisinden siyasetle sivil toplumun bütünleşmesini, daha açık bir ifadeyle Ak Parti'nin iktidara gelmesinin gündelik hayat pratikleri üzerindeki etkisini alıyor. Tuğal bunu işçi sınıfı üzerinden yapıyordu, Akçaoğlu orta sınıf üzerinden ele alıyor. Fakat kitabın ikisinden de ayrılan kısmı Bourdieu'cu bir perspektifin benimsenmiş olması. Dolayısıyla muhafazakarlığı basitçe ifade etmek gerekirse gündelik dildeki kullanımından yola çıkarak tanımlamaya çalışıyor ve alan, habitus, ilişkisellik gibi meseleleri merkeze alıyor. Bunu yaparken İslamcılığı muhafazakarlığın Türkiye şartlarında ortaya çıkmış özgün bir formu olarak ele aldığını söylüyor. Burada kastedilen Batılı kökenleriyle bir devlet, toplum, kültür perspektifini ifade eden ideolojik anlamlarıyla muhafazakarlık. Böylece muhafazakarlığın İslamcılığın dışında değil onun üstünde bir kavram olduğunu söylüyor. Yalnız bu çok tartışmalı ve su götürür bir yorum. İslamcılık üzerine yazılmış koca koca ciltleri es geçen, belki biraz da kolaycılık olarak nitelendirebileceğimiz bir ayrım. Buna burda girmeye gerek yok. İkinci bir mesele kitabın önce derinlemesine mülakatlar yöntemiyle yapılmak üzere yola çıkıp sonra etnografiye dönüşmesi. Bunun için 10 ay boyunca sahada bulunduğunu söylüyor ancak sahadan ayrılmasını gerektiren çeşitli sebeplerle belki daha da az. Bu süre etnografi için kesinlikle yeterli bir süre değil, bu yüzden de malzemenin eksikliği hissediliyor. Ayrıca bilhassa "muhafazakar" okuyucu için zaman zaman komik zaman zaman da sinir bozucu olabilecek yorumlar var. Bunda görüşmecilerin nesneleştirilmesi ve kullanılan dilin yapısı oldukça etkili. Güzel taraflarından birisi muhafazakarlığın etnografisi başlıklı bölümde yazarın kendisine ve araştırmanın seyrine dair geniş geniş bilgi vermesi. Türkiye'de pek de yaygın olmayan ancak faydalı bir izah.
Zarif ve dinen makbul olarak nitelendirilen beğenilerle ilgili kısma gelinirse, burada belirsiz kalan şeylerden ilki "zarif" nitelendirilmesi. Kitapta başlığa da taşınmış bir kavram olmasına rağmen bununla ilgili bir açıklama yok. Dinen makbul kısmı zaten anlaşılır; yukarıda da ifade ettiğim inançla-beğenilerin birbirinden ayrılmayacağı meselesi ile ilgili ve makul. Öte yandan orta sınıf habitusuna ve beğenilere dair genellemeci örnekler var. Mesela muhafazakar moda dergilerinden örnekler sunuyor, bunların Çukurambar'daki karşılığının ne olduğu çok da açık değil. Daha doğru bir ifadeyle etnografik verilerden yeterince desteklenmiyor. Dergileri takip eden görüşmecilerden birinden örnek sunuyor ama kadın konfeksiyon sahibi, durum çok normal gibi gibi.
Bunlar dışında kitabın özünde temel iki iddia var: ilki kendisine ait olduğunu ifade ettiği "sembolik kutuplaşma" kavramı. Bununla aslında Osmanlı'nın son dönemlerinden bugüne kadar gerçekleşen bir siyasi mücadele alanını kastediyor; "rakip algı, beğeni ve eylem şablonları arasındaki çatışmalı ilişki". Buradaki önemli husus; İslamcılığın ortaya çıkış yıllarında reformist bir yapıya sahipken, bilhassa İTC'nin hakimiyeti sonrası reaksiyoner bir forma bürünmesi ve bunun Ak Parti'nin iktidara gelmesiyle tekrar bütünleşmeci bir form alması. Bu reaksiyoner muhafazakarlık aynı zamanda ikinci önemli mesele olan kolektif ortodoksi dediği bir anlayışla iç içe. Kolektif ortodoksi ile kastettiği özellikle Milli Görüş hareketi etrafında şekillenen ve siyasal, toplumsal, kültürel uzantıları bulunan bir dayanışma ağı. Bu dönemde muhafazakarların özgün ve kolektif bir yaşam tarzı arayışında olması, Ak Parti sonrasında ise "kolektif ortodoksinin çöküşü" dediği süreçle bireysel ortodoksinin yükselişi temel vurgulardan biri. Bununla muhafazakarların eskiden daha toptan bir adil düzen arayışı içerisindeyken bugün nefis mücadelesi gibi daha bireysel çözümlere odaklanmasını kastediyor. Bunun da cemaat ve tarikatlar bağlamında tartışılabilir boyutları var tabii detaya girmeyeyim.
Muhafazakar failler ve muhafazakar girişimciler arasındaki ilişkiye yaptığı vurgular da önemli aslında metodolojik olarak ancak bu konulara edebiyat sitesinin sınırlarını aşması itibariyle değinmeyeyim. Öte yandan yazarın muhafazkarlarla ilgili şaşkınlıklarının arkasındaki "ben bunlardan ayrıyım" iması okuyucu açısından rahatsız edici. Bunu kitabı okuduğunuzda anlayabilirsiniz. Daha yazacaktım ama mürekkebe zam geldi modunda kesiyorum burada; aklımdakiler uçtu, yerine yapılacak işler yerleşti. Belki ileride ekleme yaparım zira bir eksiklik hissi geldi üstüme yerleşti.
IMG_3047.JPG
 
Son düzenleme: