Kutsîlerin Emaneti Çile

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#1
Nemrut’un ilindeki İbrahim’den haber getirdim. Mücevher kakmalı sandıklardan değil, cehennem yangını dağlardan. Nemrut’un ateşini söndüren bir söz getirdim. Peygamberî bir seda ile çarmıhları kaldıran bir ses getirdim, içinde isyan olmayan. Gözyaşının membaı, kutsilerin şiarı olan çileyi getirdim. Çileler büyük ideallerin dölyatağıdır; idealsizler hiç yatamadı bu yatakta, yatamayacak; çünkü ağlamak felaketi olur onların. Ve anlamazlar mahzun Nebi’nin Taif’ini, Nebi’nin ağlayan kızının gözyaşlarını anlamazlar. Anlamazlar, son devrin çile insanını ve onun çileli sürgünlerini.

Dedim ya, gözyaşları felaketleri olur onların ve zamansız olur bütün ayrılıkları. Anlatamazsın mercanların ıstıraplarını onlara. Yarınları fethe çıkacak bir küheylan yetiştirebilmek için sıkıntılara ses çıkartmayan seyisleri anlatamazsın. Istırap dipsiz bir magma’dır oysa. Küheylanlar ise yelelerinde fetih seslerini saklayan tayların öz anasıdır bilirsin! Istırap yüklü fikir işçilerinin yol arkadaşıdır. Ve onlar, ahir zamanda beklenen nesildir; yangınlara seyirci olmayan ve alevler içinde kalanları kurtarmayı ideal edinen. İbrahim gibi yangınlardan geçerler; Musa gibi çöller, denizler aşar; İsa gibi çarmıhlardan döndürülürler; Yusuf’un kuyusunda geceler ve o Nebi’nin mağarasında beklerler dostlarıyla. İdealleri için. İbrahim’deki tevekkülle, Eyüp’teki sabırla ve Yakup’taki bekleyişle yaşarlar. Onları anlayabilmek çilesizlikle ne mümkün. Ağlamayı felaket görenlere anlatabilmek onları. Hiç ummadık bir anda çekip gidenlere bütün bir bahar rüyasını, gülü beklemeden, bir dikene yoranlara anlatabilmek ne de zor

Bilirim, anlatırsam inanmazlar bana çile bilmezler. Anlamazlar, yataktan erken kalkmayı tene ihanet sayanlar. Ulu çamlar fırtınalı diyarlarda büyürmüş duydum. Her biri bir çınar gibi, ulu çamlar. Ve saçlarında bin bir fırtınanın parmakları var. Duman örtüsüyse o diyarların, hüzün dumanlarıdır bu çınarların. Yusuf’unu bekleyen Yakup’un derinliğini bulursun gözlerinde her dem. Derin bakarlar okyanuslar ötesine. Oralarda Yusuf’u bekleyen bir Yakup, belki de Yakup’u arayan bir Yusuf vardır. Öyle ki bekleyen de beklenen de kutsi. Bir âlimin mürekkebi kurusa, denizlere fırtına salarlar üzüntülerinden. Ve siz çilenin çocukları, kutsilerin fikirde çarmıha gerilişini siz anlarsınız! Varsın birileri otursun fermanlarınızı yazsın sizin. Tarih, sizleri bir başka beşikte sallamakta, çile ninnileriyle büyütüp zafer muştularıyla müjdelemekte. Sizleri anlatabilsem sizleri, meçhul askerimin mezar taşında. Yokluğunuzun çilesiz kalış olacağını anlatabilsem keşke. Işıklar gibi yol kenarlarına dizsem hatıranızı, her gören yürüse yanı başınızda, her duyan koşsa size doğru… Gözünüzden akıttığınızı bilirim, peygamberlerin kutsi emanetidir onlar. Ağlayışınızı bilirim beşikteki bebelerin yerine. Yarınlar çığlıklarla ağlamasın diye boğazınızdaki hıçkırıkları yudum yudum içtiğinizi bilirim ben. Ve ne taraftan baksanız gün sayıyorum, açacak bir gül için

Dayanın, diyorum idealleriniz adına! Sakın ha baharı bir dikenle ölür sanmayın! Büyük idealleri taşıma büyük omuzların işidir diyorum. Ve koşuyorum, dilimde dualar, gözümdeyse mahzun Nebi’yi mutlu görecek olmanın Muaccel sevinci!


Şerif AYDIN
 

Giriş yap