Kuyucaklı Yusuf/Sabahattin Ali

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#1
Sabahattin Ali'nin Kuyucaklı Yusuf'u bitirdim geçenlerde.Canım hiç kitap okumak istememesine rağmen bir oturuşta 210 sayfa geçti gitti.
Zamanı olanların okuması tavsiyemdir.

 
G

Gülşah

#2
Ynt: Kuyucaklı Yusuf/Sabahattin Ali

Malum sınav haftası, kimsenin pek kitap okumaya zamanı yok. Kitap hakkında biraz bilgi:

Kuyucaklı Yusuf

Kuyucaklı Yusuf, Sabahattin Ali'nin 1937 yılında yazdığı romanıdır. Sabahattin Ali, bu romanında Anadolu insanını, bu insanların düşünüş ve yaşayış tarzlarını okuyucuya anlatmaya çalışmaktadır. Sabahattin Ali, bu romanı için gereken malzemeyi asılsız bir ihbar nedeniyle üç ay yattığı hapiste ve Anadolu'nun çeşitli yerlerinde yaptığı öğretmenlik görevleri sırasında toplamıştır

İyi ve kötülerin savaşı....


Taşra ve taşra sorunlarına değinen, ancak ana teması insan olan, anlatımın yalınlığı ve –bazen- katılığı nedeniyle yazarın ulaştırmak istediği duyguları okuyucuya anında geçen, hüzünlü, bir o kadar da romantik bir kitap; Kuyucaklı Yusuf.

Kitap herkesin anlayabileceği tarzda, anlatımı sade ve akıcı. Güçlü betimlemeleriyle dönemi, yeri ve olayların şeklini zekice yansıtıp, okuyucuyu sarıp sarmalıyor.... Kitabı elinize aldıktan kısa bir süre sonra bitirebileceğinize emin olabilirsiniz.

“1903 senesi sonbaharında ve yağmurlu bir gecede Aydın’ın Nazilli kazasına yakın Kuyucaklı köyünü eşkıyalar bastılar ve bir karı kocayı öldürdüler.” Kitap bu cümle ile başlıyor. Bu cümledeki katı tutum okuyucuyu diğer sayfalarda yaşanacak olayların çetinliği hakkında da uyarır.

Eşkıya baskınında yetim kalan, sağ elinin baş parmağını kaybeden ve bu baskın sonrasında olay yerine tahkikat için gelen kaza kaymakamı tarafından evlat edinilen, dokuz yaşındaki bir çocuğun fotoğrafı yansır ilk etapta okura. Kaymakam Salahattin bey ve kızı Muazzez ile kurduğu sevgi bağı sayesinde ailesine düşkün, ancak evin hanımı Şahinde yüzünden baskı altında ve özgür olma sevdasındadır.

Eşkıya baskınından sonra nasıl metanetli oldu ise, bundan sonraki yaşamında da gücü ve zekasıyla söz sahibi olacak... Ancak soğukkanlı ifadesi ve evlatlık olması nedeniyle özellikle Şahinde tarafından haksızca yargılanacak, hatta bu nedenle; ileride Muazzez’e olan hislerini bile açıklayamayacaktır.

Salahattin Beyin, Şahinde hanım ile olan mutsuz evliliğinden bahsederken; o dönemdeki evlilik kurumuna da değinir kitap. İzdivacı ondan kaçınılamayacak bir mikroba benzetir. Dünya görüşü birbirinden farklı kişilerin gerçekleştirdiği evliliğin, mutlu müşterek bir hayattan ziyade, bir zorunluluk olduğunu, yaşamı körelttiğini ısrarla vurgular. Bu durumda yapılabilecek tek şeyin; ses çıkarmadan, dosta düşmana belli etmeden hayata devam etmenin ve beraberliğinde yeni saadetler aramaya çalışmanın gerekliliğini belirtir.

Okulu bitirmeyen, 16 yaşındayken Salahattin Bey’in aldığı küçük zeytinlikte işçilere tüm iyi niyetiyle nezaret eden Kuyucaklı Yusuf’un diğer mal sahiplerinin işçilerine uyguladığı kötü muamele dolayısıyla Allah hakkındaki düşünceleri de pek olumlu değildir. Onu her istediğini yapan kötü bir şey olarak tasarlar; ve o dönemde onun gazabını hareketlendirecek bir şey yapmadığı için de ondan korkmaz.

Eski ramazanları ve bayramları da anlatır kısaca. Ve anlattığı bu güzel bayram günlerinden birinde hayattaki en büyük düşmanı Şakir ile tanıştırır Yusuf’u. Fabrikatör olan babası tarafından fazlasıyla şımartılan ve sarhoş olan Şakir, Muazzez’i beğenir ve bunu ifade etmek için başındaki yemenisini Muazzez’e doğru atar. Bunu gören Yusuf, gözünden bile sakındığı kız kardeşine yapılan bu hareketten ötürü Şakir’e bir yumruk atar. Ve asıl bu yumrukla başlar sıcak savaş...

O gün, Muazzez’i ne pahasına olursa olsun ele geçireceğine ant içer Şakir. Bunu başarabilmek için de o günden sonra çeşitli kumpaslar düzenler. Yusuf tüm bu kumpas sarmalından her defasında aldığı maddi ve manevi yaralarla, Şakir ise -parasının kudreti sayesinde- yara almadan sıyrılmayı başarır.

Salahattin Beyin sarhoş olduğu bir gecede oynadığı kumar sonucunda Hacı Ethem ve Hilmi Beye borçlanmasıyla, kumar illetinin insan hayatına verebileceği zararlar da göz önüne serilir. Bir anlık gafletinin karşılığında kızı istenir kendisinden....

İlerleyen günlerde, cinayet işleyen Şakir’i kurtarmak için jandarma çavuşu ve tanıklara verilen altınların kabul görmesi ise; rüşvetin çirkin yüzünü açıkça görmemizi sağlar...

Kötülerin yüceltildiği bir dünyada, fakir insanların ne söz söyleme, ne de insan gibi yaşama hakkı vardır. Şakir ve babası sadece Yusuf ile uğraşmaz; maddi durumu iyi olmayan bir kız ve annesinin dramı da yer alır hikayede. Babasının yardımlarıyla Şakir’in bu kıza tecavüz ettiği yetmezmiş gibi; onu kullanarak Yusuf’u da tuzağa düşürmek ister.

Yazara göre ölüm; kişinin ya da çevresindekilerin kötülüklerden arınmasını, kurtuluşunu sağlar. Muazzez’in iç sızlatan “Ağabey beni kaça sattınız” cümlesinden kısa bir süre sonra gelen Ali’nin ölümü; Şahinde’yi, Muazzez’i, Yusuf’u ve tabii okuru sevindirir içten içe. Salahattin Beyin ölümü; artık hayatta hiçbir gayesi kalmayan, kalp hastası bir adamın kurtuluşudur. Muazzez’in ölümü ise; Lüks düşkünü annesinin, Şakir ve ekibinin, parasızlığın da zorlamasıyla ortaya düşen bir kadının tüm kötülüklerden arınmasıdır.

Aşkı bilen, iyi niyetli okur, kitabın iki yerde noktalanmasını ister. Bunlardan birincisi: Salahattin Bey -kumar borcu nedeniyle- hiç istemediği halde Muazzez’i Şakir ‘e vermeye mecbur kalır. Yusuf her ikisini de kurtarmak için; Muazzez’e olan ilgisini bildiği Ali’den borç alır, karşılığında da ikisini evlendirme sözünü verir. Tüm bu olup bitenden habersiz Muazzez bunları duyduğunda, isyan eder ve ne Şakir’i ne de Ali’yi istediğini söyler. Yusuf’un ellerini avuçlarının içine alarak:
“Kimi istiyorum, anladın mı? ” der.
Yusuf alt dudağını ısırarak ağır ağır başını sallar:
“Anladım! ”
işte aşkın ilk itiraf edildiği ve karşılık bulduğu, gözlerden yaşların süzüldüğü bu anda kitabın bitmesini ister gönül. Maalesef bitmez; ilerleyen günlerde Yusuf’un verdiği söz yüzünden sevdiğinden vazgeçişine; Ali’nin ölümünden sonra da kendi kendisiyle yaptığı iç hesaplaşmaya tanık olur okur.

İkinci bitiş noktası ise şu olmalıydı: Şahinde’nin Muazzez’i Hilmi beylerin bağ evine getirmesi sonucunda çılgına dönen Yusuf’un, oraya giderek Muazzez’i kaçırmasıyla; oldukça pırıltılı, müthiş kokuların egemen olduğu, sincapların daldan dala atladığı bir gecede, naif bir dille anlatılan kavuşma anında...

Ama hayat şartlarının zorluğu ve bazı kişilerin acımasızlığı bu güzel atmosferi yıpratır ve güçlü olan kahraman yalnız başına yeni serüvenlere doğru yol alır...

Kitapta anlatılan dönem ve olaylar, günümüz şartları ve olayları ile karşılaştırıldığında; sadece olayların şekli ve kişi adları farklılık göstermektedir. Bu nedenle; kitabın yayınlandığı günden bugüne 67 yıl geçmesine rağmen kitap hala güncelliğini korumakta ve etrafımızda birbirine değmeden, teğet geçen nice Kuyucaklı Yusuf’lar dolaşmaktadır.
 
K

kurşuni

#3
Ynt: Kuyucaklı Yusuf/Sabahattin Ali

ben onunkürk mantolu madonnasını okudum gerçekten inanılmazdı aynen bir oturuşta 200 küsür sayfa bitti.
 

dilmurg

Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz
Katılım
15 Mar 2007
#4
Ynt: Kuyucaklı Yusuf/Sabahattin Ali

Evet, ben de okumuştum bu kitabı...Bir iki yerine takılmıştım ama fena değildi...
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#5
Ynt: Kuyucaklı Yusuf/Sabahattin Ali

Sabahatin Ali bence vurguluyacı bir yazar olduğu için kitabı iyi okunuyor işin özü çokda derin dokundurmaları yok ama şu var ki karakter seçimleri çok kuvvetli bu yüzden kitabı değil de karakterleri okuyor insan
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap