MAZMUN ÜZERİNE BİR İNCELEME

Katılım
21 Şub 2007
#1
MAZMUN ÜZERİNE BİR İNCELEME

Mazmun sözcüğü , Klasik Türk edebiyatı ile ilgilenmiş her kişinin aşina olduğu , sıkça duyduğu bir kavramdır. Lügatlerde birden çok karşılığı bulunan ve edebi ıstılahta anlamı genişleyerek terimleşen mazmun hakkında yazılmış makaleleri inceleyerek biz de bu kavramı zihnimizde belirginleştirmeye çalışacağız.

Öncelikle merhum Mehmet Çavuşoğlu’nun “Mazmun” başlıklı makalesine baktığımızda sözcüğe karşılık olan farklı sözcük anlamlarını görüyoruz. Zımn kökünden türemiş olan mazmun kelimesi “Kamus Tercümesi”nde “malul” anlamıyla karşılanmıştır ki bu , bizim ilgilendiğimiz anlamın dışındadır. Zımn kökü ise kendi başına “bir nesnenin içi” anlamıyla , şiirdeki gizli mana , şiirin içindeki saklı anlam tanımıyla ilişkilendirilebilir.

Kamus-ı Osmani’de Mehmet Salahi , mazmun sözcüğünü ilk olarak “ödenmesi lazım gelen şey” tanımıyla İslam hukukunu ilgilendiren yönüyle tanımlamıştır. İkincil olarak “mana , mefhum” ve üçüncü anlamıyla “nükteli , sanatlı söz” tanımları ise edebi terim olarak mazmunun anlamına yakındır. Ali Sedat Bey’in Yeni Türk Lügati’ndeki “ince , dakika mana ; gizli mefhum , zarif söz” tanımları da sözcüğün günümüzdeki manasına kaynak teşkil etmektedir. Şemsettin Sami de Kamus-i Türki’de sözcüğe bu anlamları vermiştir. Ahmet Vefik Paşa Lehçe-i Osmani’de sözcüğe “mana” anlamını vererek 19. yüzyılın ikinci yarısında “cinaslı söz” olarak kullanıldığını belirtmiştir. Remzi Lügati’nde ise mazmunun “mana ; gizli anlam” yönü ele alınmıştır.

Çağdaş edebiyatçılarımızdan M. Nihat Özün “Edebiyat ve Tenkit Sözlüğü”nde mazmuna Ahmet Vefik Paşa gibi “anlam ve cinaslı , nükteli söz” tanımını verir. Ahmet Hamdi Tanpınar ise kendine has üslubuyla mazmunun oluşum ve gelişimini klasik edebiyatımızda müşterek bir lügat olmayışı ve dışa kapalı bir dil anlayışının hüküm sürmesiyle açıklar. 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi’nde geçen mazmun konulu yazısında , yazarın kullandığı “ima etmek” sözcüğü dikkatimizi çekmektedir. Bizce buradaki ima sözcüğü günümüzdeki mazmun anlayışının özünü; gizliliğin temelini teşkil etmektedir. Birşeyi doğrudan söylemek yerine belli başlı remizlerle imada bulunmak , böylece anlamı bu remizler ardında gizlemek bizce mazmunun temel özelliğidir.

Divan şiirimizde şairler, mazmunun bu gizlilik ve ima etme yönünü hüner gösterme vesilesi olarak görmüşlerdir. Şiirde geçen sözcükler ardına gizlenmiş mazmun ne kadar farklı ve yeni olursa şair o kadar başarılı sayılmıştır. “Bikr-i mazmun” tanımı da bu amaçtan oluşmuştur. Her ne kadar mazmun “klişeleşmiş , herkesin bildiği sözcük” olarak tanımlansa da , bikr-i mazmun daha önce kimsenin kullanmadığı farklı bir mazmun bulmaktır. İşte burada şairin asıl hüneri , hayal dünyasının derinliği ve inceliği ortaya çıkmaktadır. Mazmunu klişeleşmiş söz olarak tanımladığımızda la’lin ve ya goncanın sevgilini dudağı , servinin boyu , şemsin yüzü anlamına geldiğini örnek verebiliriz. Çünkü bu sözcükler günümüzde bile az çok şiir okuyan herkes tarafından bilinmektedir ve artık ilginç , şaşırtıcı , düşündürücü yanları kalmamıştır. Bizce mazmunu bu kadar kalıp bir tanım içinde daraltmak ve basitleştirmek doğru değildir. Şiirin içindeki gizli mana , saklı anlam tanımı mazmunun derinliğini karşılamak için daha uygundur. Mazmunu sadece söz sanatlarına bağlamak yerine kastedilen anlamı aramak ve onun üzerinde durmak da bizce daha doğru bir yaklaşımdır.

Kudret eliyle sahib-i hammam-ı nüh-kibab
Sabun-ı subh ile düzüp uçırdı bir habab
Remzi

Remzi’nin bu beytini ve buradaki “güneşin doğuşu” mazmununu klişeleşmiş söz olarak açıklamak mümkün müdür ?...

Abdülbaki Gölpınarlı da sonradan reddettiği “Divan EdebiyatıBeyanıdır” başlıklı yazısında mazmunu basit bir anlamda “mana” yahut “klişeleşmiş söz” olarak nitelemiş ve derinlemesine incelenecek bir yön görmemiştir. İsmail Hakkı Ertaylan Külliyat-ı Divan-ı Hamidi eserinde maznunu kelime ve şekil oyunları ; özellikle cinas sanatı ile ilişkilendirmiştir. Ali Nihat Tarlan’ın “bir şeyi o şeyin vasıfları ve ya o şeyi çağrıştıracak kelime ve kavramlar içinde gizlemek” anlamı ise maznun ve telmih sanatının örtüştüğü bir tanımdır.

Yukarıda bahsettiğimiz farklı tanım ve görüşleri dikkate alarak mazmunun temel olarak 4 anlam çerçevesinde açıklandığını söyleyebiliriz :
1)Mana , mefhum
2)Cinaslı , nükteli söz
3)Bir sözcüğün , cümle ve ya cümlelerin içindeki gizli anlam
4)Klişeleşmiş söz yahut benzetmeler
Her ne söylersem kaza mazmununu isbat eder
Anı bilmez kim hitab-ı imtihanidir sözüm
Nef’i

Nef’i’nin yukarıdaki beytinde mazmun sözcüğünü “mana, mefhum” anlamıyla kullanıldığını görüyoruz.

Kudret eliyle sahib-i hammam-ı nüh-kibab
Sabun-ı subh ile düzüp uçurdı bir habab
Zati

Bu beyitte gizlenen “güneşin doğuşu” temsili ise mazmunun “beytin içindeki gizli anlam” tanımına güzel bir örnektir.

Taşlarla döğerin sine-i pür-dağı
Gele Ferhad göre dağ ile taşın cengin
Haleti Abdullah Efendi

Haleti’nin beytinde geçen “dağ” kelimesiyle yapılmış cinas, mazmunun “cinaslı , nükteli söz” anlamını karşılayan bir örnektir.

La’lin olnuca gonca-i tarf-ı külah-ı ney
Bir nevbahara neş’e verir buy-ı ah-ı ney
Şeyh Galib

Galib’in beytinde geçen “la’l” kelimesi sevgilinin dudağı karşılığıyla benimsenmiş bir sözcüktür. Buna göre yukarıdaki beyitte mazmunun “klişeleşmiş söz yahut benzetmeler” anlamını görmek mümkündür.

Mazmun hakkında çalışmaları incelemeye devam ederken , son dönem edebiyat araştırmacılarından Mine Mengi’nin bu konuda yazdığı “Mazmun Üzerine Düşünceler” başlıklı makalesine de değinmek istiyoruz. Mine Mengi mazmunun oluşumunu A. Hamdi Tanpınar’dan farklı olarak , divan şiirinin yapısal özellikleri ve estetik anlayışın gerektirdiği kaidelere bağlamıştır. Mazmun sözcüğünün son yıllara dek terimleşmemiş sözcük anlamıyla kullanılmasını ise edebiyatımızdaki terminoloji eksikliğiyle sebeplendirmiştir. Makalede öncelikle mazmunun –yukarıda belirttiğimiz- farklı kavramları üzerinde duran M. Mengi ,ardından sözcük hakkında kendi düşüncelerini açıklamıştır. M. Mengi’ye göre mazmun , sanatçının hüner gösterme isteği sonucunda doğmuştur ve birçok edebi sanatın birleşimidir. “Mazmuna lafz ve mana sanatları arasında bir yer vermek gerekirse onu birçok sanatın birleşimi olarak değerlendirmek gerekir” diyen M. Mengi’nin bu görüşüne karşı İskender Pala , “mazmun başlı başına bir sanat olup bütün öteki edebi sanatların da en belirgin gayesidir” yorumunu yapmıştır. İskender Pala içinde sanat bulunsa da , mazmunun özünde hiçbir sanata ihtiyaç duymayacağını söyleyerek Mine Mengi’nin mazmunların büyük çoğunluğunun açık istiarelerden oluştuğu fikrini kısmen de olsa reddeder. Çünkü İskender Pala mazmunun aslında bu tür istiarelerden farklı ve daha derin bir anlamı olduğunu savunur. Divan şiiri meraklılarının mazmun kimliğini arama gayretleri sonucu ortaya çıkan ikinci bir anlam ; “bir sözün altında yatan gizli mana” , İskender Pala’nın mazmuna yüklediği asıl anlamdır. Klişeleşmiş benzetmelerden çok , “bir mana ve mefhumu , özelliklerini çağrıştırarak kelime grupları içinde gizleme sanatı” mazmun için daha uygun bir tanımdır. İskender Pala mazmunu şiirinin cazip tılsımını , karizmasını bu gizlilik anlayışına bağlar.

Bir yerde sabit et kadem-i itibarımı
Kim rehber-i şeriat ola mukteda bana
Fuzuli

Yukarıdaki beyitte geçen sabit, kadem , rehber , mukteda kelimelerinden çıkan “namaz” mazmunu , beytin içinde gizlenen anlamdır ki , İskender Pala’nın mazmuna yüklediği anlam da budur.

Mazmun denince akla gelen ilk şairlerden biri elbette ki Fuzuli’dir. Onun hüner ve zeka inceliklerinin birer ispatı olan mazmunlar , şiirlerinde en nazik ve derin anlamını bulmuştur. Kerim Üstünova Fuzuli’nin mazmunları üstüne yazdığı bir makalede öncelikle mazmunun tanımı ve oluşumundan söz etmiştir.. Yazımızın girişinde geçen farklı tanımlardan bahseden K.Üstünova , mazmun çeşitli söz sanatlarının birleşimi olarak görmüş ve diğer araştırmacılarımız gibi o da mazmunu divan şiirimizin estetik kaideleri ve şairin hüner gösterme isteğine bağlamıştır. Ardından Fuzuli’nin şiirlerinde sıkça geçen belli başlı mazmunları beyit örnekleriyle açıklamıştır.Burada dikkatimizi çeken bir nokta da şudur : Üstünova , Fuzuli’nin , mazmunu bir şeyi somutlaştırmak amacıyla değil ; tam tersine soyut söz oyunları kurmak amacıyla kullandığını savunmuştur.

Üzerine birçok yorum yapılan mazmun kavramını farklı bir yönüyle ele alan bir araştırmacı da Orhan Okay’dır. “Şairin Karnındaki Mana” başlıklı makalesinde mazmunun tanımı ya da oluşumundan çok , mazmunu anlamak üzerinde durmuştur. Mana şairin karnındadır anlamına gelen bir Arap darb-ı meselinden yola çıkan O. Okay , divan şiirimizin yeni bir anlayış ve yöntemle yeniden yorumlanabileceğini söylemiştir. O devrin dil ve kültürü ışığında yeni metodlarla incelenecek olan divan şiiri, kazanacağı her yeni anlamla daha da derinleşecek ve güzelleşecektir.

Tüm bu yorumların ardından mazmun üzerine birkaç söz söylemek gerekirse , bizce asıl önemli olan mazmunun tanımı yahut oluşum evreleri değildir. Divan şiirimizi güzelleştiren ve ona damgasını vuran mazmun, tanımlanmaktan çok anlaşılmayı beklemektedir. Bir şiirin içinde belki de yıllarca gizli kalmış bir manayı , saklı bir güzelliği ortaya çıkarmak şiir sevdalıları için en güzel paye olsa gerek.

Mazmunu belli kalıplar , sınırlı tanımlar içinde izah etmek de mümkün değildir. Klasik şiirimizin mihenk taşlarından biri olan mazmunu anlamak için , tanımlardan çok ; derin bir kültür ve idrak kabiliyetini haiz olmak gerekir.Yüzyıllar öncesinde yazılmış şiirleri okumak ve hak ettiği şekilde değerlendirmek elbette ki kolay bir iş değildir. Öncelikle her eserin yazıldığı dönemin bir aynası ve içinden çıktığı toplumun bir parçası olduğunu unutmamak gerekir. Bir eseri anlamak için yalnızca o eserdeki sözcük ve kavramları tanımlamak yeterli değildir. Özellikle Klasik şiirimizin oluştuğu o kendine has devir ve ortamı tanımak , klasik şiirimizi anlamak için ilk adımdır.Ancak böylelikle şairlerin kullandığı mecazları , telmihleri , istiareleri anlamlandırabiliriz. Klasik şiirimizi belli kalıplarla oluşturulmuş bir edebi dönem tanımından çıkararak , onu anlamaya yönelik gayretlerimiz , o devrin kültürünü tanımakla başlayacaktır.


1 M. Çavuşoğlu , Mazmun , Türk Dili , Ankara , S. 48 (388-389)
2 A. H. Tanpınar , 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi , s. 26
3 Mine Mengi , Mazmun üzerine Düşünceler , Dergah ,s. 34
4 İskender Pala , Mazmunun Mazmunu , Dergah , s.35
5 Kerime Üstünova , Fuzuli’nin Şiirinde Mazmunlar , Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakülteleri Dergisi ,C.7 ,S. 2
6 Orhan Okay , Şairin Karnındaki Mana , Yönelişler , s. 3
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap