Mertebe-i Aşka Ulaşmak- Hasan MAHİR den

sonturk

 
Katılım
27 May 2006
Her ruhun derinliğinde inceden ince sızan çeşme-i hüzündür aşk. Maddeden kurtulup manaya ermektir aşk. Önce kaybolmak, kayboluşta kendini bulmaktır aşk. Geceden sıyrılıp gündüze demir atmaktır aşk. Fırtınalı denizde bütün çırpınışlardan sonra durgun limanlara varmaktır aşk. Bir zemheride gönül ocağında sevda odu ile yanmaktır aşk. Mecnun olmak değil Leyla olmaktır Mertebe-i aşk.


Aşk ayağa düşmeden, Pazar tezgahlarına inmeden, bir çiçeğin gölgesine sığınmadan başka bir anlam ifade ederdi. Aşka yükselmek yerine, aşkı kendi seviyemize indirgemeye çalıştık.


Kaldırımda sürten adını aşk koyduğumuz sığ duygularımızı bir kenara itip gerçek aşka kapı aralamak, dikenli yolları aşıp aşk bağına destursuz girmenin acısının doyumuna ulaşmak istedik.


Mertebe-i Aşk insanın gayreti, samimiyeti ve himmeti ile ulaşabileceği dünyadaki en büyük makamlardan birisidir. İnsanın peygamberlik gibi ilahi bir sıfatı yoksa Mertebe-i Aşk dünyada ulaşabileceği en büyük makamdır.
Aşk kapısını açanlar, o kapıdan içeri girenler, aşk bağında yare dost olanlar; kendini aşanlar, kendine takılmayanlardan oluşur.


Mertebe-i Aşka çıkmanın yolu uzun sabır isteyen zahmetlice bir yoldur. Ama yola çıkıldı mı aşkın zemzeminden tadıldı mı, aşk bahçesinin kokusu sineye çekildi mi bu yoldan dönüş olmaz. Ama nice aşık yolun yarısından geri döner. Çünkü Mertebe-i Aşk yolunda insan “kendine takılır”
Aşk yolunda insanın en büyük engeli kendisidir.


“Gel” denildiğinde yokuşa sürer yolları. Gelmemek için nefsinin, gurur taşları ile kaleler kurar. Setler örer uzun uzadıya. O taşları parça parça edip dizebilse binlerce insanın gelip geçtiği kaldırım üzerine her basılışında yükselecek Mertebe-i aşka.


“Git” susuz gönüllere su ol, kuru bahçelere dal ol, yaprak, gül ol, gerekirse kurda kuşa yem ol, kendini bırak muhacir ol denildiğinde geriye bakarız. Bir gün mezar olacak yüksek yüksek binalarımız, her gün bizi kuyular dibine çeken makamımız, vereni unuttuğumuz evladımız, anamız babamız yarimiz takılır ayaklarımıza.


Oysa bir derviş gönlümüz olsa, bir hırka bir lokma düşsek yolara. Benliğimizi, enaniyetimizi elimize asa yapsak. Kızınca, dur diyince, önümüzü açmak yerine önümüzü kesince, taştan taşa vursak, açılır Aşk kapısı. Bir Musa asası olur hem bizim hem bizimle olanların yolunu açarız kızıl denizlerde.


“Ver” denildiğinde el açanlara, merhamet dilenenlere, ihtiyacı olanlara, yarın endişesi tutar ellerimizi.
Verebilirsek ayağa bağ olacak her şeyi ver. Verdiğimizde karşılık beklemezsek, geride bırakırken dünya adına her şeyi geride kalmazsak verdiklerimizle aşk merdivenleri kısalacaktır.


“Yan” denildiğinde pişmek için. Kaçmak için derin sulara dalarız. Yanımıza kuyulardan çektiğimiz su mataraları alırız. Ya… deriz.


Oysa bıraksak tüm benliğimize aleve, ateşe. Alev bize serin olur, kırmızı gül olur kor ateşler. Arınır alev alev kirden sularda arıtamadığımı ruhumuz.
Ne tadını tadabildik, ne kokusunu duyabildik Aşk bağının. Kendimize takıldık, kendimizi aşamadık, kendimizde kaybolduk.
Gel dedin geldik
Git dedin gittik
Verdik bulmaya geldik
Aşk odunda yanmaya geldik


Diyerek önümüzdeki tek engel kendimizi kenara itebilirsek yol açılacak. Hani vardır ya deli dolu bir yağmurun arkasından dağlardan toz topak dolar gölün maviliğine. Göl dalga dalga çırpınır arındırır kendini kendinde.
Arındırmalıyız kendimizi kendimizden, akrebin içinde bulundurduğu zehir gibi içimizdeki zehri kendimize vermeliyiz.
“Ne olursan gel”, “İlim Kendini bilmek” “ Ben hakkım” diyebilmeliyiz. İçimizdeki putu kırıp, kabuğumuzdan çıkmalıyız.
Ve erebilmeliyiz Mertebe-i aşka…

www.hasanmahir.com
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
Sevgili "abim"diyeyim Hasan hocam bu yazısında da çok güzel tesbitlerde bulunmuş,yazıyı bir çırpıda okudum.Sınavlar dolayısıyla yazıyı biraz geç okudum ve geç yorumluyorum.Yazıda özellik dikkatimi çeken,hoşuma giden yerler şunlardı:

Maddeden kurtulup manaya ermektir aşk. Önce kaybolmak, kayboluşta kendini bulmaktır aşk. Geceden sıyrılıp gündüze demir atmaktır aşk. Fırtınalı denizde bütün çırpınışlardan sonra durgun limanlara varmaktır aşk. Bir zemheride gönül ocağında sevda odu ile yanmaktır aşk. Mecnun olmak değil Leyla olmaktır Mertebe-i aşk.
Gerçekten de sanırım esas aşk maddeden kurtulup manaya erince gerçekleşmeli,gerçekleşir diye umuyorum.Açıkcası bu satırlar sonrasında aşkın mertebesinin ne olduğunu bir daha açıklamaya lüzum görmüyorm.Hele en son cümle ile "Aşkın mertebesi Mecnun değil Leyla olmaktır" tesbiti bana göre çok doğru ve değerli bir tespit.

Son olarak da mertebe-i aşka ermek için ne gibi yollardan geçilmesi gerektiği ateş içinde serinlemenin gerektiği vurgulanmış yazıda.Doğrusu bu "alev içinde serinlemek" ifadesi ve alıntı yaptığım son cümle kulağıma çok hoş geldi.
.
....
Oysa bıraksak tüm benliğimize aleve, ateşe. Alev bize serin olur, kırmızı gül olur kor ateşler. Arınır alev alev kirden sularda arıtamadığımı ruhumuz.
Ne tadını tadabildik, ne kokusunu duyabildik Aşk bağının. Kendimize takıldık, kendimizi aşamadık, kendimizde kaybolduk.
......

Bu yazıyı paylaşan arkadaşımıza teşekkürler;Hasan Mahir hocama da teşekkür ve saygılarımla...