Metin Şerhi

Katılım
27 Ara 2005
#1
Bir beyit verip üzerinde şerh denemeleri yapmayı deneyelim bakalım.Kimler katılacak,kimler umursamayacak,konunun vadesi ne kadar olacak...

Kişisel kanaatim katılım yine düşük olacak... :)



Sanman taleb-i devlet ü cah etmege geldik
Biz aleme bir yar için ah etmeye geldik

Yenişehirli Avni[19 yy.]

Nesir
: Dünyaya gelişimiz ne mevki ne makam ne de mal ve mülk peşinde koşmak içindir.Biz bu dünyaya bir sevgili için ah etmeye geldik...



Beyitler vardır,okunduğunda insanın damağında hiç unutululmayacak bir tat bırakır,beyitler vardır anlık duyguları yansıtır ve yine beyitler vardır bütün bir hayatı yansıtır.Dünyaya geliş sebeplerini saymaya kalkarsak bunda ne benim dilim yeterli kalır -sanırım-ne de sizin anlama gücünüz yeterli kalır.Beyit üzerinde düşünecek olursam...

Öncelikle beyitte bir ahenk var.[bence]Sizce?
Okudukça uzun "a"harfleri kulağa çalınıyor ve güzel bir ritm ortaya çıkıyor.Beyite birkaç açıdan yaklaşmak mümkün sanırım.Hepinizin anladığı gibi beyit buram buram tasavvuf kokuyor.Bir yar için ah etmek tabiri de bence sanatlı bir tabir.Her ne kadar Fuzulivari bir beyit olmasa da yani sehl-i mümteni tarzı bir beyit olmasa da aruzun kusursuzluğundan ve beyitte sağlanan ahenkten ve anlamdan ilgili şairin gücünü anlıyoruz.

:-[Sanırım ben iyiden iyiye beyiti şerhe başlamışım ???İyi de benim amacım bu değilki.Herkesin beyitte neler gördüğünü öğrenmek istiyordum ben.Beyiti tam anladığımıza kanaat getirince yeni bir beyite geçeriz.

Evet divan edebiyatı mübtelası arkadaşlar neler denilebilir bu beyit hakkında?
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#2
Ynt: Metin Şerhi -1-


Çok teşekkürler bu geç kalınmış uygulama için. :D
İnşallah gerekli ilgiyi görür.


Sanman taleb-i devlet ü cah etmege geldik
Biz aleme bir yar için ah etmeye geldik



"Dünyaya gelişimiz ne mevki ne makam ne de mal ve mülk peşinde koşmak içindir.Biz bu dünyaya bir sevgili için ah etmeye geldik"

Evet dünyaya geliş sebebimiz gayet açık. Peki bizim anladıklarımız neler ben bunlar üzerinde durmak istiyorum.
Eski devirlerde insanlar yüzlerce yıl yaşamışlar,ama bizim dönemimizde (yani ahir zamanda) en uzun yaşayan insan ortalama 60-70 ya da 80 yıl yaşıyor.
Bu süre de ev bark kurup, dünyadaki hayatı garanti altına alıncaya kadar geçip gidiyor. Yani kısacık ömrümüzü sadece âlem-i esbâba hizmek ederek çürütüyoruz; bu dünyaya asıl gönderilme sebebimizi unutarak...
Âlemlerin Rabb'bi bilinmek istedi, kainatı yarattı ve isimlerini her mahlukta özellikle de eşref-i mahlûkat sayılan insan üzerinde tecelli ettirdi.
Peki bizler ne yaptık? Bunu görebildik mi? Yada görmeye ve anlamaya çalıştık mı? Kalp gözümüzü kapattık bir güzel.
Bilmeyenin sorumluluğu yoktur bahanesinin altına sığındık, doğru düzgün aramadan...
Gerçek sevgiliye özlem duymayı beceremedik, İlâhi aşkı, aşktan bile saymadık. Beşeri göklere çıkardık.
Evet O'nun için âh etmeye geldik bu dünyaya ama nefsimizin sınırsız arzularının kurbanı olduk. Şan şöhret, makam mevki,mal mülk sevdası asıl gayemizin önüne geçti maalesef.

Neyse çok uzattım,katılım oldukça devam ederim.
Yenişehirli Avnî iki mısraya bütün bir hayatı sığdırmış.Rûhu şâd olsun.
 
Katılım
27 Ara 2005
#3
Ynt: Metin Şerhi -1-

Bezm-i elestte yaradanına söz veren insanın yeryüzüne gelme amacı aslında önceden belliydi.Bazı insanlar bunun farkında olandır,bazıları ise kesret içinde olandır.Kişinin dünyaya ne için geldiğini bilmesi,nereye gideceğini bilmesi ve bu yolda ilerlemesi onun insan-ı kamil olmaya iter.Bildiğiniz gibi mutasavvıf şairler kainatı yaradanın bir yansıması olarak görürler ve ulaşılması gereken tek aşık olarak nitelendirirler.Aşığında vuslata erişmesi için durmadan acı çekmesi gerekir.Zaten bu konu -divan şiiriyle ilgili arkadaşlar bilecektir-klasik şiirimizde çok sık olarak kullanılagelen unsurlardandır.Acı çekmekten zevk alan ,yare kavuşmayı istemeyen bir aşık profili çizerler hep şiirlerinde şairler.Nitekim Leyla vü Mecnun da da öyle değil midir?
Bu beyitte şairimizin kullandığı kelimelerin ahengenden bahsetmiştim bir önceki yazıda.Benim şimdi de dikkatimi çeken kelime "ah" kelimesi bilinçli kullanılan bir kelime.Burada çekilen ah da şikayet edilen bir durum neticesinde söylenen "ah" değil.Hatta tam tersi de diyebiliriz.Zira insan acı çekeceğini,sevgiliye ulaşmak için çeşitli mertebelerden-tasavvufi ıstılahlardan-geçmesi gerekecektir.Şairin de bunlardan haberdar bir şekilde mevki makam için değil de senin için[sevgili için]geldim ben demesi bir kabullenmenin göstergesidir.
Ayrıca beyitin ilk kelimesi "sanman" olduğuna göre,şair birilerine sesleniyor.Ya da başka bir ihtimal benim hakkımda yanlış düşünmeyin ben mevki makam istemiyorum diyor.

Beyitte kullanılan edebi sanatlara gelecek olursak.[eksik bıraktığım varsa lütfen tamamlayın:) bütün sanatlar aklımda değil bu saatte]...

Tenasüb,teşbih

Konu ilerlerse devam edebiliriz bu beyite.

Bu arada dil-şad katılımın için çok teşekkür ederim.Eğer kimse katılmazsa bile ,karşılıklı şerh denemeleri yaparız inş.Beyitler üzerinde tek başına düşünmekten daha iyidir sanırım...
 
L

Lamia

#4
Ynt: Metin Şerhi -1-

Divan şiirinin özelliklerine bakarsak her beyit gibi derin anlamlar içeren bir beyit. Sadece yazıldığı zamana değil düne, bugüne ve yarına sesleniyor. Hiçbir zaman geçerliliğini kaybetmeyecek bir konuyu ele almış olan bu beyit, bize bu dünyada niçin var olduğumuzu hatırlatıyor. Ve bizi kendimize gelmeye davet ediyor. Unuttuğumuz, ya da bazılarının unuttuğu şeyi bize hatırlatıyor. O kadar şey söylenebilir ki beyit üzerine. Ama tek bir cümle ile özetleyelim. Kimse bu dünyada kalıcı değildir ve gerçek aşk da ilahi aşktır, bunun dışında her şey ama her şey boştur. Bu dünyanın bir sınav olduğunu unutmayalım, lütfen ona göre davranalım. Bizi yaradan her şeyi öyle güzel tertip etmiş ve o kadar muntazam bir şekilde düzenlemiş ki bunu görmeyen insan kördür. Her gün çevremizde karşımıza çıkan ölümlerde mi bize bir şey hatırlatmıyor. Adem'in bir dane için yaptığını biz de dünya malı için neden yapıyoruz. Neden bu dünyaya ve onun geçici güzelliklerine bu kadar tapıyoruz. İnsanlarımızı bu kadar nefsine düşkün olmaya iten nedir? Her insana düşünmesi için bir beyin verildiyse onu neden kullanmıyor?
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#5
Ynt: Metin Şerhi -1-

UluğBey' Alıntı:
Eğer kimse katılmazsa bile ,karşılıklı şerh denemeleri yaparız inş.Beyitler üzerinde tek başına düşünmekten daha iyidir sanırım...
Anladığım şeyi kasdetmediğini biliyorum ama yinede "Beyitler üzerinde tek başına düşünmekten daha iyidir sanırım" cümlesini sevmedim pek."Hiç yoktan iyidir" gibi bir şey olmuş :D Teşekkürler.

Neyse Lamia'nın
Lamia' Alıntı:
Adem'in bir dane için yaptığını biz de dünya malı için neden yapıyoruz.
sözünü de açıklığa kavuşturacak bir beyit geldi aklıma. Yukarıdaki beyitle ilgili yorumlar bitince buna da bir bakılabilir.

Hem hırmen-i şefâ'atinün hûşe-çinidür
Adem ki dâne hırsı ile eyledi hatâ
Şeyhî
 
Katılım
27 Ara 2005
#6
Ynt: Metin Şerhi -1-

Dil-şâd' Alıntı:
Anladığım şeyi kasdetmediğini biliyorum ama yinede "Beyitler üzerinde tek başına düşünmekten daha iyidir sanırım" cümlesini sevmedim pek."Hiç yoktan iyidir" gibi bir şey olmuş :D Teşekkürler.

Beyitler üzerinde tek başına düşünmekten iyidirden senin anladığın tarzda bir şey demedim.:)Zaten sen de demişsin zaten "anladığım şeyi kastetmediğimi biliyorum "diye.Ama yine de bir açıklama yapma gereği duydum ;)Ben bu konuyu çok öncelerde açmıştım.Ama kimse katılmadığı için kaldırmıştım.Şimdi katılımın olması beni sevindirdi,ondan dolayı söylenmiş bir cümle dil-şad.Ayrıca konuyu okuyanları katılmaya sevketmek üzere söylenmiş bir cümle
:D...


Ben senin aktardığın beyit hakkında düşünmeye başlayayım.Aklımdakiler belli bir seviyeye gelince beyit hakkındaki görüşlerimi paylaşacağım inşAllah.Ayrıca konuyu okuyan diğer arkadaşlar da ister ilk beyit isterlerse de diğer beyit üzerinde görüş ve düşüncelerini paylaşabilirler vesselam...
 
L

Lamia

#7
Ynt: Metin Şerhi -1-

Divan şiirinde güzel ve dikkat çeken beyitleri burada paylaşmak çok güzel bir fikir. Divan şiirini anlamak için çaba gösteren arkadaşlarmız da anladıkları kadarıyla beyitleri şerh etme gayreti içinde bulunurlarsa, Divan edebiyatını anlama konusunda adım atarız dolayısıyla da severiz. Analayan herkes Divan edebiyatını sever düşüncesindeyim
 
L

Lamia

#8
Ynt: Metin Şerhi -1-

Hem hırmen-i şefâ'atinün hûşe-çinidür
Adem ki dâne hırsı ile eyledi hatâ
  Beyti gerçekten çok güzel bir beyit. Peygamber Efendimizin şefaatine nail olmak her insanın elde edebileceği şeylerden değildir. Ayrıcalıktır. Onun şefaatinin büyüklüğünü  göstermek için harman kelimesine yer veren şair, beytin genelinde Peygamber Efendimizin Şefaatine muhtaçlığımızı anlatmıştır. Her insan hata yapabilir. Bunlardan ders çıkarmak önemli. İnsanoğlu beşer, şaşar demişler. Allah'ın yaratmış olduğu ve sayısız nimetler verdiği Adem bile yasağa el uzatmıştır. Allah ne kadar affedici ise Peygamber Efendimiz de onun kadar affedicidir. Şefaatini biz insanlardan esirgemeyecektir. Biz  onun şefaatine nail olmak için ne yapıyoruz?
 
Katılım
27 Ara 2005
#9
Ynt: Metin Şerhi -1-

   Öncelikle bu bölüme gereken önemi veremediğim için kusuruma bakmayın.Bu aralar gerçekten yoğunum.Bıraktığım yerde kalmış maalesef.Dil-şâd'ın paylaştığı beyitte yani.
 

        Malumunuz olduğu üzere Şeyhi erken dönem Divan Edebiyatı şairlerindendir ve divan edebiyatının gelişmesine büyük katkısı olmuştur. Tasavvufi bir kişilik olmasına ve tasavvuf eğitimi almış olmasına rağmen eserlerinde genellikle tasavvufi öğeler bulunmamaktadır. Din dışı şiirler yazmayı tercih etmiştir.Ancak bahsi geçen beyitte sevgili Lamia'nında arzettiği gibi şefaati konu alan bir beyit.Beyite ciddi anlamda ilk defa bakıyorum ve bu beyitle daha önce karşılaşmadım.Ama klasik olarak tüm divan şairlerinin şiirlerinde görülen derin bir hayat tecrübesi bu beyitte de seziliyor.Yukarıda da belirttiğim gibi Şeyhî'nin beyitlerinde pekde fazla tasavvufi ıstılahlar bulunmaz.Nitekim bu beyitinde de her nekadar şefaatten hırstan bahsediyor olsa da klasik tasavvufa dair unsurlar göremedim.Yani bir önceki beyitteki gibi değil.İnsanın hatasının küçük yada büyük şeylere sahib olmak için hırsa bürünmesi sonucunda şefaatten mahrum kalabilir.Hırs ile her şey mümkündür.Zira gözünü hırs bürümüş insanın kimseden korkusu yoktur.Şeyhî de  beyitte şefâ'ati arzuladığını belirtmiştir.Peygamberin(sav)şefaatinden mahrum olma ihtimalinin ye'si içindedir.Bundan mahrum olmamak için de kişi Allah'a bağlanmalı,gözünü hırs bürüyerek iş yapmamalıdır.

...........

 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#10
Ynt: Metin Şerhi -1-

Uluğbey, öncelikle Şeyhî’nin eserlerinde tasavvufi unsurların bulunmadığına ve din dışı şiirler yazdığına dair bilgiyi hangi kaynaktan okuduğunu bilmek isterim. Çünkü N. Sami Banarlı Şeyhî’nin eserlerinde tasavvuf kültürünün derin izleri olduğunu söyler. Hatta Kur’an, hadis, tefsir, kısas-ı enbiya gibi kaynakları şiirine ustalıkla kullandığına dair bilgiler de verir. Buna mukabil Ahmet Kabaklı, Şeyhî’nin tasavvufa ait terim ve mazmunları çok güzel kullandığını, fakat Nesîmî ya da Kadı Burhaneddin gibi coşkun bir mutasavvıf sayılamayacağını söyler. Yani Şeyhî’nin şahıs olarak dünya malına tama eder bir yanı da vardır ama kanaatimce mutasavvıflığını eserlerinde çok güzel kullanmıştır. Verdiğim beyit de onun Nât’ından alınmıştır. Ve yukarıda saydığım tasavvufî unsurlar bu Nât’ın tamamında gayet güzel bir şekilde kullanılmıştır. Hatta bunu sadece bu beyitten bile anlamak mümkündür bence. Neyse beyite döneyim:

Hem hırmen-i şefâ'atinün hûşe-çinidür
Adem ki dâne hırsı ile eyledi hatâ


Beyitte Adem(as)’in cennetten kovulması hadisesine bir gönderme yapılmış, fakat bu kovulma güzel bir sebebe bağlanmıştır.
Hz. Adem, cennette her türlü nimetin bolluğu içinde yaşadığı halde yasak meyveye yönelmiş ve dünyaya kovulmuştur. Şeyhî’ye göre Adem(as), dünyaya kovulmayı kendisi istediği için yasak meyveye dokunmuştur. Çünkü Hz. Peygamber’in şefaat harmanı dünya üzerindedir. Onun şefaatine nail olabilmek için de Adem(as) dünyayı tercih etmiştir.
Ya da diğer bir ifadeyle Adem(as), O’nun şefaatine erişebilmek aşkı yüzünden, dâne hırsı ile hata işlemiştir. Ama burada dikkat çekilen asıl husus hatadan ziyade, Hz. Peygamber’in şahitliğine duyulan arzudur. Adem(as), beyite göre, bu aşkla cennetten vazgeçmiştir.

Bu sebepten ben bu beyiti çok seviyorum.
Acaba biz O’nun şefaatine nail olabilmek için nelerden vazgeçebiliriz?
 
Katılım
27 Ara 2005
#11
Ynt: Metin Şerhi -1-

Şeyhî üzerinde özel bir inceleme yapmadım.Klasik edebiyat derselerinden aklımda kalan bilgilere dayanarak böyle dedim.Ama bilgilerimden emin olmak için nette bir araştırma yaptım.Nitekim internet üzerinde en iyi online ansiklopedi sitesi olan Vikipedi'de yer alan Şeyhî maddesinden faydalanarak bu tarz bir açıklamada bulundum.Bakınız(http://tr.wikipedia.org/wiki/Şeyhi)

Şimdi bizim tasavvuftan anladığımız şeye bağlı bu durum.Divan edebiyatında divanında naatın yer almadığı kaç şair sayılabilir ki?Onun birkaç şiirinde tasavvufi unsurlar bulunması ya da dini unsurlar bulunması onu mutasavvıf bir şair yapar mı?N.Sami Banarlı tamam eserlerinde tasavvuf kültürünün  derin izleri olduğu söyleyebilir.Zaten bu konuda eğitim yapmış olan biri,ki kendi yazımda da aktarmıştım bu unsurları kullanmaması düşünülemez.Kişinin okudukları yazdıklarına tesir eder.Benim orda söylediğim,bizim bildiğimiz anlamda bir tasavvufun yer almadığı.Yani vahdet-i vücût felsefesinin olmadığı.Ben tasavvufu genellikle özellikle usta şairlerin beyitlerinde (eğer beyiti baklava dilimine benzetirsek)3.kısmında görebiliyorum ancak.Direk olarak tasavvufi unsurların,yani ilk okuyuşta tasavvufun gözümüze sokulduğu beyitlere rast gelmedim pek.Ama bu bunların olmadığını da göstermez elbet.

Ve yukarıda saydığım tasavvufî unsurlar bu Nât’ın tamamında gayet güzel bir şekilde kullanılmıştır. Hatta bunu sadece bu beyitten bile anlamak mümkündür bence
Dediğim gibi,kişinin naatı olması onun tasavvufi bir şair yani mutasavvıf bir şair olduğunu gösterir mi?

Tasavvuftan anladığımız anlam çok önemli bu beyiti şerh ederken.Şayet tasavvuftan kasıt dini unsurlarsa tamam kullanılmıştır.Ve beyitin bir naatta kullanılması zaten başlı başına bir göstergedir.Ama ben tasavvuf denilince daha çok girift olan beyitleri anlıyorum.Örneğin su kasidesi...

Buna mukabil Ahmet Kabaklı, Şeyhî’nin tasavvufa ait terim ve mazmunları çok güzel kullandığını, fakat Nesîmî ya da Kadı Burhaneddin gibi coşkun bir mutasavvıf sayılamayacağını söyler
Benim mutasavvıf şairden anladığım anlam Şeyhî değil malesef.Ahmet Kabaklı'nın dediği gibi Nesîmî gibi şairleri mutasavvıf şair olarak görüyorum.Yukarıdaki iletide din dışı şiirler yazmayı tercih etmiştir cümlesi yer almakta.Bu cümleden bu şairin tasavvufi unsurlar içeren şiir yazamayacağını,şiirleri olmadığını anlayamayız.Bu bir tercih hakkıdır.Bu cümle onun bütün şiirlerinden hareketle söylenmiş bir cümledir.Konu hakkında kesin bir bilgi sağlamak için divanını alıp incelemek gerekir.İlerde vakit olursa divanı üzerinde çalışarak bu konuda bilgi sahibi olabilirim/olabiliriz.Ya da üstadların bu konuda ne dediğine bakarak kesin karar verebilirz.

Beyitin güzelliğine diyeceğim yok :)

Acaba biz O’nun şefaatine nail olabilmek için nelerden vazgeçebiliriz?
Her şeyden...
Ya da bilmiyorum,insanın düşünceleri ile yaptıkları bazen birbirini tutmayabiliyor.Burada birçok kişi her şeyden diyebilir eminim.Ama önemli olan vazgeçebilmek.Şefaatine nail olabilmek için zaten yapılması gerekenler belli.Aslında pek bir şeyden de vazgeçmemiz gerekmiyor.Vazgeçilmesi gerekenler mutlaka kişiye zararı dokunan şeylerdir.Hiçbir şey yoktur ki yasaklanmış olsun ve zararı olmasın...
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#12
Ynt: Metin Şerhi -1-

Üşenmeyip cümlelerime tek tek açıklama yaptığın için teşekkür ederim. Ama ben Vikipedi'nin bu açıklamasını çok iddialı buldum.Özellikle de "din dışı şiirler yazmıştır" ifadesi kafamı kurcaladı. Açıkçası onlar bunu hangi temele dayandırıyorlar onu da merak ediyorum. Ama konu üzerinde küçük çaplı bir araştırma yapabilirim. Soru işaretlerinden kurtulmanın başka yolu yok çünkü.

Kişinin nâtının olması onun mutasavvıf bir şair olduğunu gösterir mi demişsin. Sadece nât yazmakla mutasavvıf şair olunmaz tabi. Ama Şeyhî nâtında tasavvufu buram buram estirmiş. Mutasavvıflığı ne kadar savruk olursa olsun islami ilimleri bu şiirinde mükemmel diyebileceğim bir seviyede kullanmış. Ama daha sağlam bilgiler verebilmek için divanını incelemek gerektiği doğru.
 
Katılım
5 Ocak 2007
#13
Ynt: Metin Şerhi -1-

Sanman ki taleb-i devlet ü cah etmege geldik
Biz aleme bir yar için ah etmeye geldik

Çok güzel bir beyit seçmiş arkadaş. Şair her ne kadar Encümen-i Şuara'dan Yenişehirli Avni ise de üslubu belirgin bir şekilde hikemi tarzın öncüsü Urfalı Nâbî'yi çağrıştırmakta. Beytin şerhine şöyle bir ilave yapmak istiyorum. Yukarıda beytin şerhi ile ilgili olarak dile getirilenler, şerhi gerçekleştirenler açısından bakıldığı zaman yerinde söylenebilir. Sanmayınız kelimesini şairin vezin gereği sanman şeklinde okuduğunu belirterek şerhe başlamak gerekir. Birinci mısradaki tevlet ve câh kelimeleri anlam itibariyle birbirine yakın sayılabilir. Devlet kelimesinin mutluluk, makam, mevki, ün, şan, şöhret gibi anlamlarına paralel bir şekilde câh kelimesinin de makam, mevki gibi anlamları vardır. Şair birinci mısrada bizi bu dünyaya makam-mevki, şan-şöhret ziçin geldiğimizi sanmayınız dedikten sonra asıl anlatmak istediğini, bu dünyaya geliş amacını belirtiyor ve " biz bu dünyaya bir yâr/sevgili için âh etmeğe geldik" diyor. Mısranın anahtar kelimeleri "yâr/sevgil" ve "âh"tır. Sözü fazla uzatmadan beytin tasavvufî açıdan şerhini şöyle yapabiliriz. Beyitteki yâr/sevgiliden kasıt, gerçek sevgili yani Allah'tır. Kul olarak bizler bu dünyaya "küntü Kenzen mahfiyyen" sırrına nail olmak amacıyla gönderildik. Yani Cenab-ı Allah meşhur hadis-i kudsisinde ben bir gizli hazineydim, bilinmek sevilmek amacıyla insanları yarattım" diyor. Demek ki yaratılışın özünde bir sevgi var. Sevgi olduğuna göre sevginin de iki tarafı vardır. Seven/âşık v sevilen/maşuk. Burada temel soru şu: âşık-maşuk-aşk üçgeninde kul/âşık olarak bizden istenen nedir? Maşuka karşı aşkımızı ispatlamak için ne yapmalıyız. Öncelikle âşık neden âh etmektedir. Âşık âh etmektedir, çünkü ezeli ve ebedî sevgiliden ayrı kalmıştır. Elest meclisinde tattığı zevke, içtiği ilahi aşk şarabının lezzetine bu dünyaya geldikten sonra hasret kalmış ve sürekli bir şekilde inleyip durmaktadır. Ancak burada belirtilen "âh" kuru bir ah değildir. Çünkü eski yazıda âh kelimesi Elif ve güzel ile yazılır ve bu yazılış aynı zaman Allah lafzının kısaltması durumundadır. bu nedenle şair bu dünyada biz bir sevgili için âh etmeğe geldik derken aynı zamanda her âh edişyte Cenab-ı Allah'ı zikrettiğini belirtmek istiyor. Ayrca şairin birinci çoğul şahısla "geldik" biçimindeki anlatımı da bizi şiirin tasavvufî anlamına götürmektedir. Çünkü tasavvufta "ben" yerine biz tercih edilir ve bu şekilde bir anlatımla,kendi nefsini ortadan çıkarmayı niyet edinir.
 
Katılım
22 May 2007
#14
Ynt: Metin Şerhi -1-

"Çok da mağrur olma kim meyhane-i ikbalde
Biz hezaran mest-i mağrurun humarın görmüşüz."


Nabi'nin bu beytine de bir şerh düşelim. Devamı da var fakat bu kısım benim çok hoşuma gider. Tercümesini yapmak zor değil fakat kelimelerin içini doldurmanın bu beytte hakikaten uğraş verici bir zorluğu olsa gerek.

Hezaran:(meyhane) bülbülleri,
Humar: sarhoşluktan doğan sersemlik
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#15
Ynt: Metin Şerhi -1-

su' Alıntı:
"Çok da mağrur olma kim meyhane-i ikbalde
Biz hezaran mest-i mağrurun humarın görmüşüz."
Hezaran:(meyhane) bülbülleri,
Humar: sarhoşluktan doğan sersemlik
İkbâl: 1.birine doğru dönme
2.baht, talih
3.işlerin yolunda gitmesi;bahtlı, saadetli, mutlu olma
4.arzu, istek
5.eskiden sarayın hareminde padişahın eşi, gözdesi olmaya namzet cariye


Talih meyhanesinde çok fazla (saadete ve şöhrete sahip olduğun için) kibirlenme. Çünkü biz, mağruriyet sarhoşu olan meyhane bülbüllerinin (bu sarhoşluk neticesinde) serseme döndüklerini gördük.

Meyhâne-i ikbal sözüyle dünya, hezarânla da istiare yoluyla insanlık kastedilmiştir. Bulunduğu makamı ve mevkiyi bâkî zannederek onunla övünmeye kalkanlar, vakit gelip zaman döndüğünde altüst olacaklar ve zavallı durumuna düşeceklerdir. Tarih sayfaları bunun örnekleriyle dolup taşmıştır. Nabî’nin hikemî kaygıyla kaleme aldığı bu mısralar bizlere aşağıdaki ayetleri de hatırlatmıyor mu?

“Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi şüphesiz ki sevmez. Yürüyüşünde tabiî ol, sesini de alçalt. " (Lokman, 31/18).

"Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden yüz çevirteceğim. Onlar bütün ayetleri görseler yine de inanmazlar; doğru yolu görseler, yol olarak benimsemezler... (A'râf, 7/146).

"Kibir, önce kişinin inanç dünyasına tesir ederek, hak ve doğruya inanmasına engel olur, Allah'ın birliğine, peygamberlere ve âhiret gününe inanmayanların inançsızlığa kibir yüzünden sürüklendikleri anlaşılmaktadır." (Nahl,16/22;Sâffât, 37/35;Bakara, 2/87; A'râf, 7/75-76, 88; Nûh, 71/7; Yunus, 10/75; Mü'minûn, 23/27, 46-47).

"Meleklere, Âdem'e secde edin' demiştik. İblis müstesna hepsi secde ettiler. O kaçındı, büyüklük tasladı ve inkâr edenlerden oldu." (Bakara, 2/34).
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#16
Ynt: Metin Şerhi -1-

Çok değerli Edebiyat Türkiye sakinleri birazcık da bu bölüme kafa yorsak hep birlikte nasıl olur acaba. Müdavimlerimizin bu taraflara hiç uğramadıklarını farkettim de iki küçük beyitle davet edeyim dedim, icabet edilir inşallah...

An gerek mahbûbda kim el üzre tuta halk
Yohsa bir hatemde dahi bulunur göz ile kaş

Mecnûn alalı başına mürg âşiyanını
Dîvânelik vilâyetünün tâc-dârıdur


Kelimelerin anlamlarını vermedim çünkü hocalarımız bilmediğiniz bir kelimeye bakarken yanında birkaç kelime daha öğrenmiş olursunuz derlerdi, geleneği devam ettireyim ben de... Kolay gelsin...
 
Katılım
8 May 2007
#18
Ynt: Metin Şerhi -1-



Dil-şâd' Alıntı:

An gerek mahbûbda kim el üzre tuta halk
Yohsa bir hatemde dahi bulunur göz ile kaş
Sevgiliye huy güzelliği gerek ki halk onu el üzerinde tutsun, yoksa bir hatemde de kaş ile göz var.
Dil-şâd' Alıntı:

Mecnûn alalı başına mürg âşiyanını
Dîvânelik vilâyetünün tâc-dârıdur
Divanelik ülkesinin sultanı olmak için Mecnun olup başına kuşların yuva yapmasını beklemek gerek.

Dil-şâd ben sadece biraz sadeleştirerek nesre çevirdim sen de asıl anlatılmak isteneni anlat, şöyle başlı başına bir şerh et şerhçi olan sensin ne de olsa...
 
Katılım
29 Ağu 2007
#19
Ynt: Metin Şerhi -1-

"Mecnûn alalı başına mürg âşiyanını
Dîvânelik vilâyetünün tâc-dârıdur"

mürg: kuş
aşiyan: kuş yuvası
tac-dar: tac giyen, padişah

Mecnun başına kuş yuvasını giydiğinden beri , delilik vilayetinin padişahı olmuştur.

Bİlindiği gibi Kays'a aşkı sebebiyle Mecnun(deli) ismi verilmiştir. Mecnun Leyla'nın aşkı sebebiyle öyle perişandır ki başına kuşların yuva yapmasına aldırmaz.Mecnun'un saçına kuşların yuva yapması Fuzuli'nin

Aşiyan-ı mürg-i dil zülf-i perişanındadır
Kande olsam ey peri gönlüm senin yanındadır

beyitinde de ifade edilerek mecnun mazmun olarak kullanılmıştır. Şair birinci beyitte bilinen bu olayı kullanmış. İkinci beyitte debu durumun sonucu olarak Mecnun'un ancak delilikler ülkesine padişah olacağını ifade etmiş.Ayrıca benim kanaatime göre kuş yuvası şekil itibariyle tacı çağrıştırılarak kullanılmıştır.

Not: Forma yeni üye oldum ve ilk şerh denemem inşaallah iyi bir başlangıç olur..
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#20
Ynt: Metin Şerhi -1-

mai' Alıntı:
Not: Forma yeni üye oldum ve ilk şerh denemem inşaallah iyi bir başlangıç olur..
Aramıza hoş geldin mai, iyi bir başlangıç yapmışsın şerh denemen de gayet güzel. Elin değmişken ahenk unsurlarına ve söz sanatlarına da değinmek istersin belki.  Teşekkürler...

Lamia' Alıntı:
Dil-şâd ben sadece biraz sadeleştirerek nesre çevirdim sen de asıl anlatılmak isteneni anlat, şöyle başlı başına bir şerh et şerhçi olan sensin ne de olsa...
Estağfurullah daha şerhçi olmamıza çoook var. Hem bak bana hiç gerek kalmadı bir beyit gayet güzel açıklandı, diğerini de artık gurbetten döndüğünde genel yöneticimiz halleder. Belki de ona bile gerek kalmaz kim bilir... 
 

Giriş yap