Midak Sokağı ve Tuareg romanının incelenmesi

Katılım
27 Ara 2005
#1
Nobel ödüllü Necip Mahfuz'un Midak Sokağı romanı ile İspanyol yazar Vasquez'in baş yapıtlarından biri olan Tuareg isimli romanların mekan-teknik bakımdan tarafımdan yapılan incelemeyi sizlere sunmak istiyorum.Gelecek yıllarda öğrenci arkadaşlarlara ve kitapları okumak isteyen arkadaşlara rehber olabileceğini umuyorum...

.....


Konu:Midak Sokağı-Tuareg Romanlarının mekan merkezli incelenmesi
Hazırlayan: M.Kaya[UluğBey]


Midak Sokağı & Tuareg

Eserlerini uzun bir dönem çok kısa aralıklarla İskenderiye'ye gitmek dışında neredeyse hiç terk etmediği Kahire'deki el-Halili çarşısındaki bir kahvede kaleme alan Necip Mahfuz’un Midak Sokağı isimli eseri, romana adını veren bu sokakta cereyan eden olayları içermektedir. Arap dünyasının en tanınmış yazarları arasında yer alan yazar yine bu edebiyatın ilk Nobel ödülü sahibidir. Onun bir başyapıt olan ve Kahire şehrinin sosyal gerçekliğinin anlatıldığı ve olduğu gibi yansıtıldığı Kahire Üçlemesi romanları ile Necip Mahfuz, Balzac, Charles Dickens ve Emile Zola ile kıyaslanabilir. Onu Balzac ile kıyaslamak ikisinin de romanlarında anlattığı şehir gerçeğinden ziyade yarattığı karakterlerin çokluğu ve çeşitliliği ile mümkündür. Onun eselerinde realizmin ve bu akımın bir üst basamağı olan natüralizmin tesiri görülür.
Necip Mahfuz yaşadığı topraklara âşıktır. Zira yukarıda da değinildiği gibi şehir dışına çok az sayıda çıkmış hatta kazandığı Nobel ödülünü almak için kendi gitmeyip ailesinden birilerini göndermiştir. Onun bu özelliği şüphesiz eserlerinde görülmektedir. Olaylara fazla müdahil olmadan aktaran yazar, sokağı tüm gerçekliğiyle verebilmeyi başarabilmiştir. Nitekim eserlerindeki coğrafya tasvirlerindeki başarısı realist olmasına ve içinde yaşadığı coğrafyayı yakından tanımasına bağlanabilir. Yazar Midak Sokağı adlı eserinde modernizasyonun insan üzerindeki etkilerini araştırarak geleneksel ve modern hayat tarzları üzerindeki kimlik çatışmalarını başarıyla yansıtmıştır.
Basit insanlar üzerinden önemli konuları anlatmayı başarabilmiş sayılı yazarlardan olabilmeyi başarabilmiştir.
İspanyol edebiyatı yazarlarından Alberto Vazquez-Figueroa çocukluğunun bir bölümünü İspanyol Sahrası’nda geçirmiş ve daha sonra Madrid’de gazetecilik ve yazarlık mesleğine başlamıştır. Muhabir olarak dünyanın birçok ülkesine giden Figueroa buralarda gördüklerini ve yaşadıkları, yapıtlarının ana malzemesini oluşturmuştur.
Tuareg’in kapak tasarımı içerikle ilgili olarak bir çöl resmidir.Uçsuz bucaksız bir çöl tasvir edilerek adeta romanın içeriği hakkında bilgi verilmiştir.Midak Sokağı’nın kapağında ise hiçbir şey bulunmamakta-belki eski baskı olmasından dolayı-sadece kalın bir cilt şeklinde tasarlanmış olup kitabın ismi ve yazarı kapağa yazılmıştır.
Midak sokağının ilk sayfalarına yazar sokağın, evlerin, Kirşa’nın kahvesinin ve kahve sakinlerinin tanıtımlarına ağırlık verir. Daha ilk sayfalardan tanıttığı bu sokak ve bu sokağın insanları roman boyunca sürekliliğini sürdürecektir. Tabir-i caizse bu sokağın insanları bu sokakla özdeşleşmiş sayılabilir. Nitekim sokaktan çıkınca ayrı bir dünyanın hüküm sürdüğünü, insanlar arasındaki ilişkilerin değiştiğini birçok yerde yazar vurgulamaktadır. Bu sokakta yaşayan tüm insanların farklı hayattan farklı beklentileri vardır. Romanın başkahramanlarından Hamide böylesi bir sokakta yaşadığı için memnun değildir. Nitekim evlenme yaşına gelmiş olması münasebetiyle ve olası damat adaylarını düşünerek üzülmektedir. Çünkü sokakta kendine tam uygun olarak kimseyi görmemektedir. Mahallenin berberi Abbas onun için tek adaydır. Nitekim ileriki bölümlerdeki nişanlılık devresi Hamide’nin ihanetiyle ve berber Abbas’ın ölümüyle son bulacaktır. Hamide’ nin sürüklenmiş olduğu trajik durum üzerinde yaşadığı yerin önemi büyüktür. Genç Hamide yaşadığı bu sokaktan nefret etmiş ve kendisinin daha iyi bir yaşama layık görmüştür. Şehrin kenar kısımlarında yaşanılan yaşam ile biraz daha orta kısımlarında ve zengin kısımlarında yaşanılan hayat arasında derin farklılıklar görülmektedir. Midak Sokağı, sokakları dar olan, eskimiş, neredeyse yıkılmak üzere olan evleriyle şehrin zengin bölgelerinden ayrılır. Necip Mahfuz bu durumu realist tasvirleriyle, içten üslubuyla başarıyla okuyucuya yansıtmayı başarabilmiştir.
İki eserin temasını birbirinden ayıran en önemli fark Tuareg'de gelişimi engelleyen ana unsurun coğrafi sebepler olmasıdır. Midak Sokağı'ndakiler gözlerinin önünde cereyan eden olaylara ısrarla kayıtsız kalırken Tuareg’dekilerin şartlarından ötürü gelişimlerden haberdar olmak gibi bir şansları bile yoktur.
Necip Mahfuz, eserinde sadece bir sınıf atlama ve düşkünlük hikâyesini anlatmıyor. Kentteki İngilizlerin varlığının toplumsal hayatı nasıl etkilediği, yaklaşan II. Dünya Savaşı'nın halkta yarattığı duygu ve düşünceler, yüksek tahsil yapmanın tüccarlığa tercih edilişi, devlet memurluğunun saygınlığını hala koruması gibi Mısır'ın o yıllardaki birçok değer yargısı da sürüp giden gündelik yaşam içerisine yedirilerek işliyor. Vazquez ise geleneğin getirdiği değer yargılarını savunmak uğruna hayatını riske edercesine yollara düşen bir adamın çıktığı yolculuğu ve bu yolculuğun trajik bir son ile neticelenişini farklı bir mekânla okura sunmaktadır.Necib Mahfuz sorunların ve sosyal olguların analiz edildiği bu eserde çeşitli insanların geçirdiği bunalımları ve statik düzene karşı başkaldırışlarını da farklı bir perspektifle ele alır. Tuareg de ise değişmezler uğruna değişen düzene baş kaldırış söz konusudur. Midak Sokağı'ndaki sokak halkının gelişen düzenden kopuk hayatlarının bir benzeri de Tuareg kavminde karşımıza çıkar.
Midak Sakağı'nda yazarın gözlem gücünü ne kadar başarıyla kullandığını görmekteyiz. Romandaki diğer karakterlerin ele alınış biçimi okuyucuya sunulması, olaylarla ilişkilendirilmesi bakımdan başarılı olunmuştur. Kişilerin maddi halleri onların düşüncelerinin, gelecekteki hayatlarının belirlenmesinde önemli rol oynamıştır. Nitekim Abbas evlilik için gerekli parayı biriktirmesi ve Hamide ile evlenebilmesi için paralı İngiliz askeri olmayı kabul etmiştir. Fakat ne trajiktir ki ölümü de bir İngiliz askerinin elinden olacaktır. Yazar dönemini başarıyla eserde yansıtabilmiştir. Özellikle “Zaita” ile ve Doktor Buşi ile toplumun önemli bir sorunu olan yoksulluk sorununa değinmiş ve bu durumdan insanların nasıl çıkar sağladığına dikkat çekmektedir. Zaita para karşılığında insanları sakatlayarak, Buşi de hakiki doktor olmamasına rağmen Zaita ile işbirliği yaparak yaşamlarını sürdürmektedir.
Tıpkı Midak Sokağı’nda olduğu gibi Tuareg’de de coğrafyanın insan üzerindeki etkisi açıkça görülmektedir. Gazal Sayah uçsuz bucaksız bir çölde yaşam süren ve bu çölün efendisi olan gerçek bir imohag olan Tuareg adetlerine geleneklerine sonuna kadar bağlıdır. Nitekim onun böyle olmasında çevresel faktörlerin ve atalarından kalan adetlerin yeri büyüktür. Ayrıca salt bir çöl hayatı içerinde mutlu bir yaşam süren Gazal Sayah’ın benliklerinin ve geleneklerinin bu güne kadar sürmesinde bu çöl hayatının etkisi büyüktür. Çünkü uçsuz bucaksız kumullarla kaplı olan çölde hiçbir etkileşim altında kalmamışlar ve atalarından kalanlarla yaşamayı sürdürmüşlerdir. Genel itibariyle Tuareg romanında coğrafya çöldür. Sadece eserin ilerleyen bölümlerinde Gazal Sayah’ın ailesini bulmak için şehre gidişinin anlatıldığı bölümlerde çöl hayatından bahsedilmemiş, o bölümlerde de yazar kahramanı aracılığıyla çöl-şehir mukayeselerinde bulunmuştur. Midak sokağında kahveci Kirşa’nın oğlu Hüseyin Kirşa ile Tuareg’deki Gazal Sayah’ın kuzeni Süleyman birbirine benzetilebilir. Hüseyin Kirşa para kazanmak uğruna evini terk etmiş ve orduya yazılmıştır.Gazal Sayah’ın kuzeni Süleyman’da tüm adetlerini bir yana bırakarak Fransızlara para karşılığında tuğla taşımaktadır.
İki eserde de basit insanlarla önemli sorunlar anlatılmaya çalışılmıştır. Kuşaklar arası çatışma ve eski-yeni tezatı eserlerde belirgindir. Tuareg’in tam bir özgürlük içinde bir çöl hayatı sürmesi ve ülkesinin bağımsızlık kazandığını seneler sonra duyması ve eski cumhurbaşkanının konuğu olması neticesinde meydana gelen/gelecek olaylar kendi ırkının anlayışıyla yeni neslin anlayışının nasıl da farklı olduğunu görecektir. Nitekim Tuareg, kendilerini sınırladığı gerekçesiyle etrafı taş duvarlarla çevrili bir evde dahi oturmak istememektedir. Onun yaşayacağı yer tam bir özgürlük havasında olmalıdır. Tıpkı uçsuz bucaksız çöl gibi…
Yoksulluğun anlatıldığı edebiyatlarda yoksulluğun en önemli göstergesi şüphesiz, semtler, konutlar, sokaklar, sağlık koşulları, geçinme kaynakları vb ayrıntılarıyla dile getirilir. Midak Sokağı’nda bu yoksulluk daha romanın ilk sayfalarından itibaren hissedilmektedir. Evlerin durumu, sokak esnaflarının işi, mahallelilerin uğraştığı işler hep bir yoksulluk unsuru dikkati çeker. Şüphesiz bu durum genel itibariyle geçerlidir. Nitekim Selim Elvan gibi zengin bir işadamı da burada dükkânı vardır. Ama genel itibariyle bakacak olursak yoksul bir mahalle olarak ele alabiliriz burayı. Bu yoksulluk Midak Sokağı’nda insanları arayışlara sürüklemiştir. Ancak bu yoksulluk durumu Tuareg’de de ele alınmış olmasına rağmen buradaki durum Midak Sokağı’ndakinden farklıdır. Tuareg fakir bir yaşam sürmesine rağmen mutludur. Gazal Sayah yaşayan Tuareglerin sonuncusu olduğu fikriyle yaşamaktadır. Onun için maddiyatın önemi yoktur. Sadece geçimini sağlayabilmesi yeterlidir. Ancak romanın ilerleyen bölümlerinde büyük kervanın hazinesinin peşine düşmek isteyen bir grup askerin çabası Tuareg tarafından askerilerin öldürülmesiyle son bulacaktır.
Baştan sona bir çöl hayatının tasavvur edildiği Tuareg’de insanların ihtiyaçları da buna göre belirlenmiştir. En çok önem verilen kişilerin sahip olduğu develerdir. Ve yerleşim yerlerinin su kuyularına yakın olmasına ayrıca önem gösterilmektedir. Devenin çöl sıcağına en fazla dayanabilen havyan olması ve insanların ulaşımdan etinden, sütünden ve derisinden faydalanabileceği yegâne hayvan olması sebebiyle deve hayati önem taşımaktadır.
İngiliz işgali, Midak Sokağı’ndaki yaşama dahi etki etmiştir. Nitekim bu işgalle sokakta yaşayan iki genç İngilizler’e katılmıştır. Ayrıca romanın başından itibaren yazarın Şeyh Dervişi’nin ağzıyla İngilizce kelimeleri romana serpiştirmiştir. Bu İngilizcenin ve İngilizlerin sosyal hayatı nasıl etkilediğinin açık bir göstergesidir.
İki eserin yazarları da samimi dil kullanmıştır. Özellikle coğrafya tasvirlerinde ayrıntılara dikkat edilmiş, okuyucuya tasvirler vasıtasıyla içinde bulunulan hayat şartları en iyi şekilde anlatılmıştır. Özellikle Tuareg romanında yazar okuyucuyu ıssız bucaksız bir çöl atmosferine sokmayı başarabilmiştir.
Realist akımın tesirinde olan yazarlar yaşanan ve gözlenen gerçek bütün çıplaklığıyla anlatmıştır. Ayrıca, gerçeğin anlatılması için kişilerin psikolojileri, onların kişiliklerini etkileyen çevrelerinin tanıtımı, içinde bulundukları ortam ayrıntılarıyla verilmiştir. Onun için de betimleme, ilgili romanların yazarınlar da en önemli anlatım biçimi olarak dikkat çekmektedir.
Necip Mahfuz eserinde yoksulluğu ve zenginliği mekân ile ilişkilendirerek tıpkı Türk edebiyatında olduğu gibi bir simgeye dönüştürmüştür. Nitekim Hamide’nin İbrahim Faraj’dan etkilendiği anı “Hamide onun Şerif Paşa Caddesi dediğini duydu. Şerif Paşa! Ne Midak Sokağı, ne Sanadikiye, ne Guruye, Muski bile değil, Şerif Paşa Caddesi!” sözleriyle aktarır. Bu durum Tuareg’de ise biraz daha arka planda kalmıştır. Bağımsızlığını yeni kazanmış bir ülke vardır. Ülkede fakirlik hüküm sürmektedir. Ülkenin büyük bir bölümü çöl olması insanların yaşayış tarzını olumsuz yönde etkilemiştir. Henüz şehir hayatından haberi olmayan-Tuaregler gibi-insanlar mevcuttur. Dikkat edilirse Tuareg’in şehre gelişinden sonra yazar Gazal Sayah’ın ağzından şehir tasvirlerinde bulunmuştur. Toplu taşıma araçlarının durumundan, binalardan ve sosyal hayattan bahsedilmiştir. Tıpkı çöl hayatında olduğu gibi buralarda da nispeten fakirlik hüküm sürmektedir. Bu durum da roman boyunca etkisini göstermiştir.
Yazarların basit insanlardan hareketle büyük düşünlerini okurlara aktarmak istediklerini yukarda belirtmiştik. Nitekim iki romanda da farklı düşünen iki nesil bulunmaktadır. Tuareg’lerin özgürlük anlayışı, töre anlayışı, yaşama anlayışı şehirlilerden, askerlerden tamamen ayrılmaktadır. Zaten bu şehirliler bile Tuareg’lerin bu durumuna anlam verememektedir. Midak sokağında da bu durum farklı şekillerde ele alınmıştır. Yeni nesli temsil eden Hüseyin Kirşa yaşadığı hayat tarzından hiç de memnun değildir. Devamlı ailesiyle çatışma içindedir.
Tuareg romanı daha çok dünyada soyu tükenmekte olan bir ırka yani kendine özgü insana yazılmış bir ağıt niteliğindedir. Eserin başından itibaren yazar bu ırkın tüm hassas özelliklerini Gazal Sayah ile vermiştir. Günümüz şartları içinde nasıl böyle bir ırkın yaşam şansı yoksa o zaman da bağımsızlığını kazanan ve Fransız işgalinden kurtulan devlet büyükleri bu ırktan kurtulmanın çaresini aramışlardır. Cesur Tuareg’in geleneklerine bağlı kalmak uğruna giriştiği bir yolda hayatını korumak için kendi hayatını riske attığı iktidardan indirilen cumhurbaşkanını tekrar başa geçtiğinde o olduğun bilmeden-öldürerek ve askerler tarafından hedef tahtası haline gelerek hayata gözlerini sunmasıyla trajik bir şekilde roman son bulmaktadır. Midak sokağında ise daha çok toplumsal bir eleştiri ve tezatlar söz konusudur. İnsanların yaşadığı yer konuştuğu dilden, giyimine kadar etki etmektedir. Hamide Midak sokağından ayrılmasıyla birlikte giyim ve kuşamı değişmiş o çevreye uyum sağlamıştır. Bu durum Tuareg’de Gazal Sayah’ın şehre gelince hiç çıkarmadığı peçesini çıkarmakla ve üzerini değiştirmekle benzetilse de temel olarak farklıdır. Çünkü Gazal Sayah saklanmak için ve tanınmamak için kılık değiştirmektedir. Oysa Hamide’nin durumu farklıdır. Biz yaşanılan çevrenin insanın sokakta konuştuğu dile, hayat görüşüne, giyimine ne derece etki ettiğini iki romandan da açıkça anlayabiliyoruz.
Netice olarak, tamamen farklı coğrafyalarda gerçekleşen olayların anlatıldığı bu iki romanda yazarlar realist bir anlayışla ve başarılı tasvirlerle akıcı bir anlatıma sahip olmuşlardır. Dikkat edilirse iki eserde de mekân-insan uyumuna dikkat edilmiş ve mekânlar özenle tasvir edilmiştir. Mekân-coğrafya, coğrafya-sosyal hayat ilişkisi iki romanda da göz önünde bulundurulmuştur.


...


Selametle
 

Giriş yap