Monolog Röportajlarım

mehmetaluc

Dîvân Üyesi
Monolog -Az Gol biraz Bol Az da Yol da açılan Kol ile yapılan- Röportaj- . İnsanın Gönül Derinliğine İnmeye
-Güldürmeye Bildirmeye Su Vermeye- Çalışan Şiir-

1595001055418.png


-Evet, sevgili okurlarımız gönül penceremizi açarak, şiirden esen esintilerle gülüşüyle öpüşüyle gönlümüzü hoş etmek gülümsetmek için karşınızdayız. Yanımda her zaman ki gibi görünürken kuyunun dibi gönüllerin galibi şiir diyen Sayın Gülveren şairimiz var. Sayın Gülveren az da güldüren şiirle sevdiren, öncelikle hoş geldiniz. Şiirlerimizde/şiirlerinizde zaman, rüya, masal, musiki dalında bestelenmesi için gönlü hoş eden sözlere geniş yer veriyorsunuz. Aşk olsun, ölüm, vefasızlık hasret gibi temalar, semalar, havalar, dualar üzerinde şiirler yoğunlaşıyor. Şiirlerimizde sizde bilirsiniz elbette ki haddinizi şiirlerinizi, derin bir hüzün hatta yazdığınız güzün, yol düzün, zaman teması, geç kalmışlık, varamamak, gibi temalarla sözlerle okurların bilinçaltına ve insan ruhuna inen duyarlılık içinde yazıldığı görülür ve bilinir. İnsanın gönül derinliğine yönelen bu yazım kazım anlatım varım şekliyle, sırlarla örülü dünyasını keşif etmeye yönelik yarı rüya olsa da şairin uyumadan yazdığı, yarı gerçek olmayan tam bir gerçeği dünyayı araması kurması içindeki güzelliklerini görmeleri için mi yazılıyor? Şaire ilham gelmediği zaman, -diyor mudur aman halim yaman gelecekse gelsin ilham yoksa yazamam endişesi- acaba roman ve hikâyelerimde denme yazılarımda anlatıyorum diyerek nesir dili ile şiir dilini birleştiriyorum diyor musunuz?

-Öncelikle ve okuyucularıma selam verirken hoş buldum gönül dergâhınıza saygıyla oturdum. Diyorum Sayın Mehmet Bey. Şiirde ahenge önem vermek elbette ki önemlidir, bakmalıdır görmelidir, azda gülümsenmelidir bunlar yoksa mürekkebi dökmemelidir. Şiir önce gönülle kelimelerle güzel şekiller kurarak hece ve sözleri inci gibi dizerek hissederek az da gözyaşı dökerek yazmaktır. Şiir söylev üslubunun özelliklerini elbette ki taşır, anlamayanlarsa sırtını kaşır, kitleleri etkileme amacı için kaleme alınmıştır. Bazı alıntı şiirle cevaplayayım, anlayalım, anlayayım kapalı kapıları hep birlikte açalım.

“Gün biter, sürü yatar ve sararan bir ayla,
Çoban hicranlarını basar bağrına yayla.”

“Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Nehirler gazidir, dağlar kahraman.”

“Yaşamaz ölümü göze almayan
Zafer, göz yummadan koşar da gider.
Bayrağa kanının alı çalmayan
Gözyaşı boşana boşana gider!”

-Gördüğünüz gibi güzel sözlerle, okurların bilinçaltına ve insan ruhuna inen duyarlılık farkındalık cana canlılık içinde yazıldığı görülür bu şiirler. Arındırılmış gönül içinde hissedilen bilinen gözlemlenen güzellik duygusunun oluşturulması şiirle yazmak ile ortaya çıkar. Şiirde şekil, mısra, kelime seçimindeki titizlik, temizlik, girişkenlik, şairin titiz çalışması okuması, araştırmasının sonucunda anlamı, akan bir berrak su gibi sunmasına yol almasına kapıları usulca çalmasına ve fikirlerinde zamanla olgunlaşmasına zemin hazırlar. Bende şiir yazamadığım anlarda nesir yazarak anlatmaya çalışıyorum. Mesela…

Akan derenin kıyısında, ufacık bir derenin kenarında, aksi suda yansıyan beni görmeyen bir güzel vardı.
Kollarımı uzattım uzaktan suya değercesine saçlarına dokundum bakışı yüreğinde hardı.
Bir kırlangıç gibi uçarak gönlüne konmak istedim yıldırım hızıyla bu biraz ani olur, sonra korkar belki dedim karşıda seyir ettim eridim bittim, bir adım öne gidemedim.
Beyaz ellerini suya daldırırken beyaz, ak süt gibi beyaz göğüsleri elbiseleri pazenleri dirsekleri suya dalarken gönlüm ortadan heyecanla ikiye ayrıldı, dilim tutuldu.

-Hayat önümüzdeki bir muamma -az orada dur düşün amma, hayatta zor sanma-, gibi duruyorsa da bunu çözmek için gülümseten şiir gerekli, kuyuya düşen varsa da ipi göndermeli yukarıya çekmeli. Şiirle kendimizi bir arada muhabbetle bir araya topladıktan sonra muamma sır neyse gönlümüz olduğunu idrak ederek sevinerek çözmüş olacağız, çözdükçe kendimizi bulacağız hem hayatın hem de şiirin içinde her kelimesinde. İnsanoğlu kendi çoğu zamanda beraber yaşadığı ferdini şiirle gönülden sevmeyle varmayla yazmayla yaşadığı cemiyetle hamiyetle gülümsemeyle idrak eder efendim, şiir şiir değildir gönüldür, yoldur bir pınardır cana candır sanmayın yakandır, bir gölgelik çınarın gölgesidir güneşin kavurucu sıcaklığından serinlediğimiz oh ne güzel yerdir dediğimiz sevindiğimiz.Şair her eserine kalbinin bir parçasını koyarak katarak batırarak yazar. Yazdıkları düş gücüyle olsa da hakikate dikkate yakın şeylerdir. Ben hiçbir şiirim de yazımda yazarken bizzat hakikatin o an yanımda yazdığım şiirle bazen bulunmadığını biliyorum vazgeçmiyorum, ararken bulup hissediyorum birde hoş geldin diyorum, hakikati arayarak hecelere sözlere sorarak buluyorum. Belki de yazdıklarım benden evvel yüzlerce defa yazılan aşk hüzün şiirleriydi. Ben şiirleri öyküleri yazıları okuyarak heceleri sözleri ayırarak harmanlayarak, ilk önce kendi kulaklarımın bilmediklerini duyuyor ve sonrasında kulaklara bilmedikleri şeyleri söylemek için yazmaya gayret ediyorum.
Bazı şeyler gözle görülür gözle hudut çizilir, oysa ben gözden daha hızlı olan düşüncemi aşk diyarında hecelerle gezdirerek, sevindirerek, geh bili bili tabi ki demeyerek seviyorum gönülden, sınırı belli olan göz hududunu aşarak, ötelere yürüyerek beraberce aşmak için beraberce gözü arkamıza alarak gönül gözüyle öne geçmek istiyordum. Edebi eserin her güzel ve etkileyici gönlü okşayıcı bir anlatım dili olmalıdır.

-Çünkü eserin malzemesi yazar için gönül dildir, sanatçı da bu malzemeyi ustalıkla kullanmalıdır, cebinde taşımalıdır, her daim bakmalıdır sarmalıdır. Yazar şiirini yazarken dili, duygu ve hisleriyle düşüncelerini bir potada birleştirerek estetik -mozaik araya Faik’i karıştırmayarak- bir biçimde okuyucusuna yansıtmak için kullanır. Bunu yaparken kendini herhangi bir konuyla kendini elbette ki sınırlandırmasını kaçış yolu aramasını beklemek olmaz. İşte geldik zurnanı zart zurt karşıdaki misafirlerin limon yerken zurnacının vay haline dediğimiz andaki yandaki oradaki buradaki son noktaya hale, asıl amaç okuyucuya bir şeyler öğretmekten ziyade, beraberce bir şeyler öğrenmektir, yazar yazarken araştırırken, okuyucuda okurken öğrenir.

-Teşekkürler ederim Sayın Gülveren, sizden daha çok şeyler duymak istiyoruz kısa bir ara verelim, demli çaylarımız dan içtikten sonra devam edelim.
-Okuyucularımızda buyursunlar demli çayımıza.
Devam Edecek İnşallah
Mehmet Aluç/Gülveren

Not: Yazarken araya espirili kelimeler ekledim bu bu şekilde ilk eserim olacak umarım beğenilir,selamlarımla.
 

mehmetaluc

Dîvân Üyesi
Monolog Röportaj –Şiirle Kendi İç Dünyamızda Beslenmek-

1595882709993.png
1595882768129.png


Sevgili okurlarımız, yine bir monolog röportajla şiirin penceresine gönlümüzü açarak serinlemek huzur duymak gülümsemek için, karşınızdayız. Her zamanki gibi şairimiz, Gülveren yanımızda. Sayın Gülveren öncelikle hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Siz şair, şiir yazarken okurken kendisinin ve şiirin gelişim sürecinden kopmadan, şiirin kaynaklarıyla kendi iç dünyasını besleyerek iç dünyasında aydınlatarak kendisini aramak zorundadır ve bu beslenmeyi sürdürerek, okurun beğenisi için kendisini geliştirmek, okuru ve kendi iç dünyasıyla tanışması gerektiğini söylüyorsunuz, bunu biraz daha açık ve belirgin anlatır mısınız?



-Öncelikle hoş bulduk size ve okuyucularıma, selam vererek başlamak istiyorum. Okuru uzak beldelerde değil yanında gezdiren, hoşnut eden şiirle yine baş başayız. Kendisiyle sınırlı dar bir alanda yaşarken, şair olunca şiir yazınca yeni bir tarz ortaya çıkarmak sınırlı dar alanlarını genişleterek kendini okuyucularına ifade etmek için, çaba uğraş içinde olmalıdır. Saklı yazarlarla şairlerle dolu memleketin her bir köşesi, lakin gün yüzüne çıkarak kendini belli edebilmesi için önce bol bol şiir okuyarak iç dünyasını aydınlatmalıdır ki dış dünyasını aydınlık edebilsin. Şiir’in kokusunu içine çekmeden, tatmadan bu kokuyla yazamaz. İlham gelmediği zaman, tavana saatlerce bakarak şiir yazmanın yazamamanın sancısını çekmeli hissetmeli. Ümitleri, özlemleri, beklentileri olmayan bir insanın, yazmayla kendini ifade etme gücü de yoktur. Önce şiirin içinde kendini bulacak, sonra karşısındaki insanın çektiği ıstırabı hissedecek, sonra bu uzun süreçte yazacak. Şair yazmadan önce okuma faslını atlayıp, bir an evvel yazarlığa terfi etme arzusunda olmamalı, yoksa yazdıkları kendisi okumayı yarım bıraktığı gibi, yarım olur. Bilirsiniz Yaşamın dörtte üçü mutluluğa sahip olmak için geçiyor, şiirde karşındakine biraz mutluluk vermek katmak olduğuna göre, önce şiirle kendini ruhunu besleyecek sonrasında üretecek. Şiir aynı zamanda bizi, çözüme kavuşturmakta zorlandığımız sorunlardan kurtararak nefes aldırarak saklayan bir sığınak ise, bu sığınağı güzel dizayn etmek herkesin gelip yerleşeceği bir mekan haline getirmek için uğraş çaba içinde olacağız. Üstat ne güzel kendini aramış bulmuş hissetmiş ve yazmış.

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahir’le Zühre olabilmekte
yani yürekte.

Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir’i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Nâzım Hikmet

- Gündelik telaşları bahane ederek gezmemek diye bir lüksü yoktur şairin, şiirin içinde gezmek şairin asıl görevidir kendisiyle yüzleşmekten kaçmakla insanların dertleriyle dertlenmeden hissetmeden şairde olunamaz. Bazıları dese de aynı nehirde iki kez yıkanılamayacağı gibi iki defada dört defa da yıkanılır arınmak yüzmenin nasıl bir his bıraktığını anlattığını önce hissetmek sonrasında yazmak için.

-Teşekkürler ederim Gülveren ocakta demlenen çayımızdan birkaç yudum aldıktan sonra izninizle devam edelim.

-Tabi ki izne ne gerek var okuyucularımızda buyursun gelsinler.

Mehmet Aluç
 

Ekli dosyalar

Son düzenleme:

mehmetaluc

Dîvân Üyesi
Monolog Röportaj- Şairler, Kendi Aralarında Gizlice Tüneller Kazmakta Ustadırlar-


1595882768129.png


Saygıdeğer okuyucularımız, yine şiirin gönül penceresinden gönlümüze huzur dolu bir pencere açarak âleme huzurla bakmak için, yine karşınızdayız. Konuğumuz yine Gülveren diğer mahlası ile kul Mehmet. Sayın Kul Mehmet diyelim bu defa hoş geldiniz. Hani derler ya “Şairler, kendi aralarında gizlice tüneller kazmakta ustadır; asırlar ve kıtalar ayırır görünse de yerin altında açılmış binlerce yolla buluşur onların dünyaları” bize bu dünyayı yerin altından açılan tünellerle gönüllere varmayı açıklar mısınız?

-Öncelikle bu Mübarek kurban bayramının üçüncü gününde, sizin ve okuyucuların bayramı mübarek olsun diye başlayayım.

-Özür dilerim, ben orayı atladım, bende tüm okuyucularımızın ve sizin bayramınızı kutlarım.

- Bir iki mısra ile başlayayım şair ne güzel demiş.

“Büyülenmiş bir ceylan gibi bakıyor zaman
Sessizlik dökülüyor bir yerde yaprak yaprak”

-Farklı dünyaların insanları olsak ta bizler, düşünce dünyamızda hal ve hareketlerimizde az uzakta kalsak da birbirimizden mesafelerin ne önemi vardır? Var olmamız yeterli, şairler birbirlerini çok iyi anladıkları için, gönülleri aşkla sevgiyle son derece sevecen, birbirileriyle dayanışma içinde aynı kulvarda yürüyen kişiler olmaları sebebiyle, gündelik olanla yetinmeyerek gönüllere erişmeyi amaç edinmelerinin gayesi nedeniyle, yeryüzünde hatta yerin altında şiirlerle açtıkları tünellerle bir birlerine varır, gönüllerin kapısını birlikte çalarak bir gülümseme bırakırlar. Birbirlerinin şiirlerini okumakta aynı okuyucularımız gibi çok istekli olmaları aralarındaki onca farka rağmen, aslında aynı düzlemde yolda BİRBİRLERİNE çok benzediklerini bildiklerinde her yerde gönüllere ulaşmak kapılar yollar açmak için yazarlar çalışırlar tüneller kazarlar elleriyle. Yukarıda ki dizede şair sanki bu günümüzü, koronalı günümüzde bu bayram gününde herkesin kendi evinde kendi kendine kurban bayramını kutlayarak, birbirlerine sağlık için gitmediğini sabırla bu günün geçmesini beklerken, sessizlik bir dil olarak her şeyi anlatıyor. Ağaçta ömrü kalmadan yere dökülen yapraklar gibi bu sessizlik günleri de, ömrünü tamamlayınca korona virüsle beraber gidecek diye zaman hayranlıkla bizleri izliyor, sabrımıza birlikteliğimize hayran kalıyor.

“Yoruldun artık, bütün gün
didinip durdun
Toprak bile, gök bile, deniz bile
bir yerde yorulur.
Bırak kalsın süpürge duvarda,
sabun kovada
Anne, gel yanıma otur.”

-Şair yazmaktan koşmaktan varmaktan yorulmaz mütemadiyen yoldadır, gece gündüz gecenin karanlığında seher vaktinde, herkes uyurken o varmanın anlatmanın derdinde gönüllere varmanın telaşıyla yoldadır. Bu nedenle şairler, her zaman bir yerde karşılaşır karşılaşamazsa tüneller kazar yerin altında yollar açarlar. İnsanoğlu kinini kendini, öfkesi heybesindeki batan dikenleri, acısını kapalı kapısını, umudu hasreti, sevgisini tutkusuyla kavrayan şiirlerin, yüreklerini kıpırdattığını acılarını hafiflettiğini kendisini anlattığını bilirler ondan yaklaşırlar, ya da kendilerinden kaçarak kendi gerçeklerini görmemek için yanaşmazlar. Şair, şiir insandan koparsa çorak kalır şiirler hem de kendiliğinden kurur, şairi de tüketir. Şair şiirle beslenen ve besleyen damarlarını şiirle doldurmuşken, şiirini yaşamın içinde, insanoğlunun duygu merkezine doğru yazarak sunmak boşaltarak duygularını vermekle duygu yoğunluğuyla huzura erişmek için sunmakla derdine merhem olmak ölçüsünde şairdir. Bu yüzden tüm ozanlar koşarlar yaraları saranlar, şairler gülümseyenler gülümsetenler, gündelik yaşamanın merkezine dibine inip, insana ait yaşamının ayrıntıları içinde gece gündüz gözlemle gezerek, kavradıklarını kavrayamadıklarını anlayamadıklarını anlatamadıklarını yazarak şiirle sunarlar. Aslında kendileri bir şiirdir bilirler, kendi merkezlerinden okuyucularımız gezerler, bu sebeple şairler açılmaz yollara yollar açtığı oranda, insancıl kılabilirler şiirlerini kendilerini düşüncelerini.

“Ayrılığımızı hissettiğim an
Demirler eriyor hırsımdan
Kalbim kavgalara ve fırtınalara alışık
Tayfalar gibi canım sıkılır karada”

Ben devam edeyim.

Aslında bir arada olmak gerekirdi bu bayramda

Sen orada ben burada ayrı olmayan dünyalarda

Kavuşuruz yarın belki daha erken gönül kapısında

Benim selamım merhabam hazır sen üzülme yol şu an kapalı olsa da

Sen selamıma bir selam merhabama bir gülümseme hazırla

Yoksa bizler yıkarız dağları yaşayamayız ayrı kahırla

İşte zaman bize hayran yolda bekliyoruz sabırla

Ne olur şimdi sen beni bende seni anlayayım bu bayramda

-Sayın Kul Mehmet bu güzel dörtlükle meramımızı anlattınız, uzakta olsak da mesafelerin önemi yok, gönüllerde biriz duyguda hislerde şiirlerde biriz, biz demlenen çayımızdan yudumlayalım okuyucularımıza okuyarak bir nefes almalarını sağlayalım, onlar gülümsesinler ve bizi de gülümsetsinler.

-Eyvallah Mehmet Bey gönlüme tercüman dil oldunuz.



Mehmet Aluç/Kul Mehmet-Gülveren
 
Benzer konular Forum Tarih
mehmet baki Kendi Kaleminizden 41 13K

Benzer konular

Bu içeriği görüntüleyen kullanıcılar (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt