Mumların öyküsü

Katılım
8 May 2007
#1
Dört tane mum usul usul yaniyordu.
Ortalik öylesine sessizdiki mumlarin konusmalarini duyubiliyordunuz.

Birinci mum dediki:

"Ben BARIS´im!
Ama kimse benim yanmama yardimci olmuyor sanirim yakinda sönecegim"

Alevi hizla azaldi ve sonunda tamamen söndü...

Ikinci Mum:

"Ben VEFA´yim!
Ne yazik ki artik vazgecilmez degilim. Onun icin bundan sonra yanip durmanin bir anlami kalmadi"

Sözlerini tamamladiginda esen hafif bir rüzgar onu söndürdü...

Sirasi geldiginde ücüncü mum hüzünlü bir sesle dediki:

"Ben SEVGI´yim!
Yanacak gücüm kalmadi. Insanlar beni unuttu, degerimi anlamiyorlar. En yakinlarini sevmeyi bile unuttular."

Ve daha fazla beklemeden sönüp gitti...

Ansizin...

Odaya bir cocuk girdi ve 3 mumun da yanmadigini gördü.
"Neden yanmiyorsunuz? Sizin sonsuza kadar yanmaniz gerekmiyormuydu?", dedi ve ardindan aglama basladi...

O zaman dördüncü mum konusmaya basladi:

"Korkma ben yandigim sürece öteki mumlarida yeniden yakabiliriz,
ben UMUT´um!"

Cocuk parildayan gözleriyle UMUT mumunu aldi ve öteki mumlari birer birer yakti.

UMUT isigi yasamamizdan hic eksik olmamali ki hepimiz onunla birlikte BARIS´i, VEFA´yi ve SEVGI´yi yasatabilelim!

Alıntı
 
Katılım
8 May 2007
#2
Su, Ateş ve Aşk...

Su ateş ve aşk dost olmuşlar ve birlikte zaman geçirmeye başlamışlar. birbirlerine öylesine alışmışlar ki ,su ateşsiz biyere gidemez olmuş, ateş suyu görmeden uyuyamaz olmuş, aşk ateşsiz yürüyemez olmuş, su aşksız akamaz olmuş. Zamanla aralarına ayrılığın girmesinden endişelenmişler,birbirlerini kaybetmekten korkar olmuşlar. Başbaşa oldukları bir gün Kaybolursalar birbirlerini nasıl bulabileceklerini anlatmaya karar vermişler...

Ateş ve aşk suya sormuşlar: "kaybolursan seni nasıl bulacağız? "

"Nerde bi şırıltı duyarsanız,beni orda bulabilirsiniz "diye cevap vermiş su.

Peki demiş ateş ve aşk "seni bulduğumuzda bizi hayli özlemiş de olacağına göre,güzel bir karşılama hazırlarsın değil mi? "

"Elbette "demiş su şırıltıyla.

Serin damlalarıyla ateş in omuzuna dokunmuş:

"Dostum ateş ;sen geldiğinde içim öyle ısınır öyle ısınır ki ,sevincimden buharlaşır,uçarım.Göğe yükselir bulut olurum ."

Ateş bu cevaba çok sevinmiş ,daha bir hararetle yanmaya başlamış..

Sonra küçük mavi gözlerini Aşk a çevirmiş:

"sevgili dostum aşk,seni görür görmez koynuma alırım .birlikte dere tepe gezeriz ,ırmaklara katılır ve denizlere varırız.Biliyorumki akışım aşkla olursa,şırıltılarım daha güzel olur!!Aşkla aktığım ırmaklara hayat götürürüm.Aşkla vardığım denizlerin mavisi başka olur.... "

Aşk bu cevabı çok beğenmiş.

Sonra aşk ve su ateşe sormuşlar "seni yitirirsek nasıl buluruz ?"

"nerde bi duman görürseniz bilin ki ben ordayım "demiş ateş de.

"peki sen bizi nasıl karşılayacaksın? "demiş aşk ve su.

Ateş önce sıcacık bi gülümsemeyle suya cevap vermiş;

"dostum su ,sen geldiğinde hemen sönerim,senin dostluğunun hatırına yok olur,duman olurum "

Ateş sonra alev alev dudaklarıyla aşk a konuşmuş;

"Sevgili dostum aşk ,sen geldiğinde daha içten tutuşurum ,elinden tutup insankalplerine varır ve aşıkların kalbine kıvılcımlar taşırız.Çok iyi biliyorsun ki ben ,sen olmaksızın yakamam.Sen yanımda olmasan alevlerimiz kimsenin kalbine düşmezdi "

Sonunda sıra Aşk a gelmiş.

Ateş ve su birlikte sormuşlar;

"peki sevgili aşk seni kaybedersek nasıl bulabiliriz? "

Aşk ın cevabı oldukça düşündürücüymüş...

"beni kaybederseniz bi daha asla bulamazsınız "......


Senai DEMİRCİ
 
Katılım
8 May 2007
#3
Aşksızların Dünyasında Yalnız Kaldın Ey Aşk

Ferhat’ın yoluna çıkan dağın adı unutuldu. Şirin’i hapseden zindanların duvarları çoktan toz oldu. Ferhat’ın Şirin’e aşkı dillerin ucunda sımsıcak konuşuyor, kalplerin taraçalarında terütaze nefes alıp veriyor. Dağ yıkıldı, duvarlar unutuldu, araya girip ayıranların isimleri anılmadı; ancak Ferhat’ın kalbinde olan, Şirin’in ruhunda gezinen aşk dağ gibi dimdik ayakta duruyor, yamaçlarını süsleyen pınarlardan nice dudak hâlâ daha ab-ı hayat içiyor...

Ağlama ey aşk, ağlama ki, Leylâ’yı Mecnûn’a uzak eyleyen çöl kaç kere kurudu, kumlarını kaç rüzgârın hoyrat eteklerinde savurdu ama Leylâ’nın gözyaşları hâlâ daha aşıkların yanağını yıkıyor, Mecnûn’un deliliği her gece aşıkların aklını başına getiriyor. Çöl kaybetti ey Leylâm; senin adın kaldı. Aşkı hor görenlerin adı çöllerin kumları gibi kimliksiz kaldı ama Mecnûn’un hatırı hep kaldı.

Yûsuf ile Züleyhâ’dan geriye ne kaldı ey aşk? Mısır sultanının adı hiçbir şiire sızmadı. Yûsuf’u satanların esâmesi okunmuyor, Yûsuf’a canını veren Züleyhâ, bak nasıl da hayretle anılıyor. Üzülme ey aşk, üzülme, yüzünü yıkayan gözyaşların nice Yâkub’un gözlerini açmaya ayarlı. Sultan kaybetti, kuyu kaybetti, zindan kaybetti, Yûsuf kazandı, Züleyhâ kâr eyledi.
Zavallı Züleyhâ...Senin için ne müşkiller yaşadı ey aşk. Yûsuf’a sarmaşıklanan yüreğine söz geçiremedi senin yüzünden. Bir Mısırlı Züleyhâ varmış desinler diye yapmadı bunu elbet. Senin için yaptı, aşk için yaptı. Arada haram vardı ey aşk. Sen ona helali götüremedin. Ona nasip olmadı Yûsuf. Onun sevdası mahşere kaldı.

Sen eskisin ey aşk. Çok eskisin. Eskicilerin alıp satamadığı kadar yeni, insanlık tarihi kadar eskisin. Her yerde, her yürekte farklı bir elbiseyle çıkıyorsun karşımıza. Ama hep aynısın. Senin adını kim koymuş bilmiyorum. Ama her yerde hazır bekliyorsun. Ve aslında yenisin, yepyenisin. Bu kadar yeni olmasan, bu kadar dolaşık olur muydu ayaklarımız senin yolunda. Kimse aşkın ustası olamadı, kimse seni kuşatamadı. Kimse tedirginliğini bırakamadı senin yanında, kimse kalbini sakin kılamadı kucağında. Hep acemi hep acemi olduk yolunda.

Sen aşksın...Sen hem hayal, hem gerçeksin. Hem ırak, hem yakınsın. Bazan güneş kadar yakıcı, bazan sularca serinsin. Bizi yücelten büyütensin. Sen ateşsin...Sen her şeyi arıtır, temizlersin. Sen suların bile susadığı susun; hiç bitmez serinliksin, hiç bilinmez derinliksin.

Çünkü sen bize ta ötelerden armağansın. Sen güzelsin, sen Tanrı misafirisin kalbimizin kapılarında. Seninle yıkanmayan gönüller paslı, seninle tanışan yürekler yaslı ey aşk. Tüm cefana rağmen seni gönüllerin efendisi bildik. Bin türlü yüzünü bin türlü sevdik.

En güzel şarkılar senin için söylüyor ey aşk...Senin için geldi bahar.. Nisan yağmurları senin için yağıyor şemsiye şemsiye...Nevruz çiçeği senin için el verdi çiğdeme. Aşıklar senin için baharı bekliyor. Yaseminler, ıtırlar, yaban gülleri senin için desteleniyor ...

Sen aşksın...
Anlamını bilemeyip önümüze kattığımız... Ama çok ucuzladın artık. Kurşuni binaların kasveti altında görünmez oldun. Ne Mecnûn’u kaldı dünyanın ne de Leylâ’sı. Öksüz kaldın... Yetim kaldın... Saltanatın bitti.

Sen aşksın ya; tüm dünya sana kurulu sanırdım. Oysa ayarlar bozulmuş. İbre yalan yanlış işliyor. Yalancıktan açılan kapılarda kalıyorsun. Görünmez bir cadı, olmadık büyüsüyle seni kolluyor.
Sil gözünün yaşlarını ey aşk, sil ki, onların isimleri ayrık otlarına konulacak; seninki de benimki de aşığınki de güllerin kokusunda her daim koklanacak!

Demek artık gidiyorsun. İnsanlara veda etmeden sessizce... Sana kör olmuş, sana sağır olmuş, sana lâl olmuş gönüllerden çekiliyorsun, seni unutmuş zihinlerden kaçıyorsun. Haklısın. Seni haraç mezat pazarlarda ucuza sattık ey aşk. Yûsuf’u kuyuya atar gibi. Meze yaptık seni düşkünlüklerimize. Ferhat’ı dağın ardında unutur gibi. Aşk haritaları çizemedik kalbimize. Mecnûn ile Leylâ arasında çöller yayar gibi. Sınırlarımızı oluşturamadık. Seni kalbimizin en mutena yerine koyamadık. Kerem’i Aslı’ndan koparır gibi.

Aşksızların dünyasında yalnız kaldın ey aşk... Seni kaldıracak, sana kanacak bir dünya var mı dersin? Giderken bize bir esinti bırak da öyle git. Kanayan ruhumuza belki merhem olursun. Mecnûn’un çölünden, Ferhat’ın dağından, Kerem’in külünden ne varsa al götür ey aşk. Ta ki bu hasret biz aşksızların, aşkı unutmuşların yüreğini tutuştursun.

Biz insanları, hayatın kalbine çeken güç sensin. Dağları deldiren sen, çölleri geçiren sen, dağları ovaları aşıran yine sen. Rabb’imizin ruhumuza üfürdüğü musikisin. Ruhumuz seninle buldu ahengini. Bilemedik. Anlayamadık. Bizi affet ey aşk... Öyle kaybettik seni ki kaybettiğimizi bile bilemedik.
Affet bizi ey aşk...
/senai demirci/
 

terk-i diyar

"aziz misafirim"
Katılım
17 Şub 2008
#4
Ynt: Mumların öyküsü

Affet bizi ey AŞK!
Sen affet ki yeniden sevmeyi öğrenelim..
aşkı öğrenelim...
...
paylaşımın sağolasın lamia...
 
Katılım
8 May 2007
#5
Sen Gittin Alev Üşüdü



Sen gittin Alev üşüdü, sen gittin
Aşk kalplerden çekildi, sen gittin can tenden usandı ..

Gözlerim gözlerine bakmak içindir.
Bütün bağlardan kurtuldum. Geceleri gecelerin koynuna sürdüm. Bütün ışıkları gözlerinin karasına çaldım. Yanağının kıyısına geldim. Ellerinin ateşinden serinlik umdum. Gözlerim seni gördüğü için güzel. Işık senin yüzüne vurduğu için aydınlık. Yağmur senin dokunduğu için serin. Rüzgar senin tenine vurduğu için nefeslenir. Dualar senin dudağına dokundu diye göklerin kapısına dayanır. Duruşun dağların başını dik tutardı unutmadım.

***

Günahlarımı biliyorum utanıyorum. İsyanlarım çok oldu; Yüzüme bakamıyorum. O kadar unuttum ki unuttuğumu hatırlamıyorum. Bana nasıl bakacağını merak ediyorum. Ürperiyorum.ürperiyorum. Ya tanımazsan beni. O beni sevmedi ! dercesine görmezden gelirsen. ..) ağlayan gözlerimi? Hayır, Hayır, böyle olmayacak, emin olmak istiyorum. Senin müşfik bakışında, toprağın yağmura doyması gibi sonsuz bir serinliğe kavuşacağım. Senin bakışında sonsuz bir hülyanın eteğine varacağım. Özlemin cennetin kokusu bana , Sana susadım.

***

Ne hüznü eksilir ne sana doyar bu gönül. Sen gittin, çiçekler ezildi dünyada.Sen gittin rüyaları boğuldu bebelerin. Sen gittin, sesi duyulmaz oldu derelerin. Sen gittin, yüreklerden kan çekildi. Sen gittin, can tenden usandı. Sen gittin, dağ dağa küstü. Sen gittin Alev üşüdü. Sen gittin, Aşk kalplerden çekildi. Kıyılara vurdu aşıkların cesedi. Vuslatın cennet çiçeği bana. Baharlardan hep seni sordum.

***

Senin serinlettiğin suları içiyor ceylanlar. Martılar senin yürüdüğün göklerde geziniyor.Kelebekler senin yüzünün değdiği bahçelere yayıyor kanatlarını.
Bebelerin senin tebessümünü içiyor ana sütünden evvel. Şu dar göğsümün kozasından çıkmaya çalışıyorum. Sonsuz genişliklerin sırrı iki dudağının arasında saklı.
Bir kelam söyle nolur ; Her hecenin arefesinde seni duymak istiyorum. Hitabın denizleri taşırıyor kıyılarıma, Nereye baksam sana dokunuyorum.

***

Sev beni cananın olayım. İçimden aksın bütün ırmaklar.
Senin kıyılarını kucaklayan kocaman derya olayım .
Rüzgarlar savursun beni, yağmurların hepsi alnıma düşsün, taşların hepsi, göğsüme düşsün, senin ayaklarını öpen kocaman bir dağ olayım. Çöller savrulsun dağlar aradan çekilsin, yokuşlar ve inişler bitsin ki yürüdüğün yollara toz olayım.Senin hasretinle yanar her yanım, bütün ufuklardan seni umarım.

***

Çöldeyim susuzum. Dudağın bana leyla . Kuyularda yusufum . Sözlerin bana züleyha.
Ateşlerde İbrahimim. Gözlerin bana leyla. Sancılar içinde Meryemim. Bakışın bana isa.
Yaralar içinde Eyyubum . Hasretin bana şifa. Ölüler içinde bir ölüyüm.
Ellerin bana musalla ...



SeNai DeMiRCi
 
Katılım
8 May 2007
#6
Hayat Kızmak İçin Çok Kısa

Hayat , Kizmak Icin Cok Kisa!!! ......

Kızmaya Zaman Yetmez!!
Bugün...
Evet, evet bugün, kızgın oldugun kim varsa karşısına
Onun suratına dikkatle bak.
Ta, gözlerinin içine.
Minicik pırıltilari yakalamaya, ifadeleri çözmeye çalış,
gözbebeklerinde SON DEFA!!
Ve onun gözlerinden ayirmadan gözlerini,
su sözü hatirla:
O, cok kisa bir zaman sonra ÖLECEK!
Senin icin cok kisa zaman ne demektir?
Üç gün!.. Üç gün sonra
ölecegini biliyorsunuz artik onun; ama o bilmiyor.
Davranisin degisirmi ona karsi?
Üç gün sonra ölecek bir yakınınız sizi kızdırabilir mi?
Veya ona kızdığın hadise gercekten kızmaya değer mi?
Üç gün çok mu kısa?
Onun gönlün bile almaya yetmezmi?
O zaman otuz gün sonra onun " bir daha gönlünü alamayacagin uzaklara taşinacagini düsün.
Kabri basinda oturup ağlamak mi, yoksa dizi dibinde oturup konusmak mi daha kolay, daha az can acitici????
Birakalim hadi üc günü, otuz günü...
O insanin üçyüz, hadi üçbin gün sonra
Öleceğini hesap edin .
Cok mu uzun!..Bitmeyecek kadar mı?..
Bugün...Evet bugün bir görünmez gözlük tak gözüne ve cevrene onunla bak.
Ailendeki insanlara bu gözlükle bak...
Okuldaki veya Isyerindeki arkadaslarina bu gözlükle bak.
Ve hatta bu yaziyi, o gözlükle oku;
YARIN YOK
Bugün herkese, her yere ve her seye dikkatle bak...

AYNALARA BILE!!

HAYAT , KIZMAK ICIN COK KISA!!! ......
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap