Necip Fâzıl Kısakürek

edebisof

EDEBİSOF
Ynt: NECİP FAZIL KISAKÜREK


Uzanıverse gövdem taşlara boydan boya
Alsa buz gibi taşlar alnımdaki ateşi
Dalıp sokaklar kadar bir esrarlı uykuya
Ölse kaldırımların kara sevdalı eş
 

asudem

Divan Üyesi
Ynt: NECİP FAZIL KISAKÜREK

Ne azap, ne sitem bu yalnızlıktan,
Kime ne, aşılmaz duvar bendedir,
Süslenmiş gemiler geçse açıktan,
Sanırım gittiği diyar bendedir.

Yaram var, havanlar dövemez merhem;
Yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem.
Ne çıkar, bir yola düşmemiş gölgem;
Yollar ki, Allah'a çıkar, bendedir.
 

edebisof

EDEBİSOF
Ynt: NECİP FAZIL KISAKÜREK

Necip fazılın ünlü hikayelerinden edebiyat ustasından söz sanatlarından bahsediyim biraz da

Necip Fazıl ve n.k bir gün lokantada yemek yiyorlar ve nk diyor ki: bana pilav üstü et de getir
Necip Fazıl da :benim pilavın üstüne etmeden getir ;D

yine bir gün Necip Fazıl mahkemede hakimin karşısına çıkar
hakim saçın sakalın karışmış anlamında :ne o maymuna dönmüşsün necip
Necip arkasını dönerek:şimdi de arkamı döndüm der
 

edebisof

EDEBİSOF
Ynt: NECİP FAZIL KISAKÜREK

ve mükemmel bir sözü daha
AŞK korkuya peçedir korkuda aşka perde
ALLAHTAN(C.C)nasıl korkmaz insan ONU severde :)
 

edebisof

EDEBİSOF
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek

ben de yok diye şahsiyetler etfarında yok diye oraya açtım özür dilerim :'(
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek

sofim sıkıntıya yer yok fırsat bulsam hemen konuyu taşıyacağım merak etme :)))(Allah'dan çalışanlar var :) farkındayım durumun...herşey olur da yapacak adam yok ne yazık ki ...herkesden bizim özür dilememiz lazım.
 

edebisof

EDEBİSOF
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek

sağol abla sınav aralığıma geldi benim de özür mü ESTAĞFİRULLLAH
 

fazıl hilmi

"Bana öyle geliyor ki" diyebilmeyi istiyorum.
Alkışlamayı bilmeyen ve lüzumsuz yerde alkış koparan halka, “Alkışlanacak yerlerde ben size ‘Alkışlayın!’ diyeceğim.” demek suretiyle yılmamak; ve bu gayretinin hediyesini seneler sonra “Üstâd, üstâd…” diye inleyen bir salonda konferansa başlamak olarak almak nasıl bir duygudur acaba? Gençliği bu raddeye getirecek rûhun bütününü içinde halka halka zincirleyen bir fikir adamı olup, “idrâk acısı”nı çilesi ile yan yana koyarak bunları bir ağırlık bile saymadan üstlenen bir insan olmak nasıl bir duygudur? Zekâsını her kelimesinde fark ettirecek bir çile adamı olmak, bunun yanında da kendi zekâsının farkında olup beynini çatlatacak derecede bütün sınırlarını zorlayan bir insan olmak acaba nasıl bir duygudur? “Muhabbetlerin en derini olan ıstırap” ile selâmladığı gençlik, acaba şimdi bu duygulardan hangisini derin bir hissedişle hissediyor?

Dâvâ olarak ete ve kemiğe bürüdüğü İslâm için varını yoğunu harcayan; diyen ve dediğini yapan; düşmanlarına dev görünmeyi fıtratının bir parçası olarak tanıtan; hitâbını yaparken kendinden geçen; “Dünya Bir İnkılâp Bekliyor” deyip hakîkatin, inkılâbın İslâm olduğunu gören ve gösteren; mahkûm, fakîr ve zekî yaşayıp, yaşadığı gibi ölen; öldüğünü bilip, ölürken “Demek böyle ölünürmüş.” diyen mukaddes insan ile alâkalı bildiklerimi anlatmaya çalışacağım.

Muvaffak olmak için ilk adımım bu. Bakalım kaç tane ufak yazı çıkacak kırıntılardan.

Yavaş yavaş gelecek yazılar, darılmayın gücenmeyin.
Vesselâm.

fazıl hilmi
 

RahgüzaR

Dîvân Üyesi
Ynt: Üstâd Necip Fâzıl Kısakürek - 1

Evvelâ diline, gönlüne sağlık kardeşim.
Kendisini, "derin bir hissedişle" hissettiğin, her cümlesini içine sindirdiğin üstâdı senin dilinden dinlemek güzel olacak.

Uzun bir uykuya yatmış olan dîvânın da heyecâna ihtiyâcı var. ;)
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Ynt: Üstâd Necip Fâzıl Kısakürek - 1

Dillerine sağlık bir kaç hüsnü kuruntumdan bahsedeyim. Söz üstada geldiğin de ,kelimelerin hep şöyle bir toparlandığını düşünürüm.Bir çok özelliği üzerinde saatlerce hayranlıkla hasbihal edebiliriz,menkibeleri anlatırken ağzımız sulanır.hüzünlü bir sevinç yaşarız Üstad olunca velakin şu günler de üstadın şiirleri okuduğum ve iyi bilirim diyebileceğim şiirleri bile bir başka gözüm de.bir okumayla üstadı anlayamayanlardanım.şiirler tekrarlanınca anladığım hal budur.Velakin daha çok bir mürid olarak "öp beni seccadem" derken ne demek istediğini daha iyi sezer gibi gibiyim.Nasıl bir mürid olduğunu hangi aşamalar da yürüdüğünü şiirlerin de sıralama yapabilinecekmiş gibi gelmek de.Yanılma ihtimalim yüksek olabilir.ama istikametin de nasıl hesaplaştığını ve özellikle aynalar şiirin de hangi hallerinin gösterildiğini mürid olarak nasıl kıvrandığını nasıl ameliyatlar olduğunu sezinleyebilirmişiz gibi.Şiddetli bir hüsnü kuruntu ile aynalar şiirinin şu kısmının tersten okunması gerektiğini düşünüyorum.İşaret etmek istediklerimi tam olarak anlatamadığım farkındayım.
ama şiire bakalım.ne diyor Üstad;

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.


Gelemem, aynalar yolumu kesti.
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.​

Kim bilir daha sonra okuduğum da hangi hazineleri sunacakdır bize.Nasibimiz şimdilik bu kadar.
 

fazıl hilmi

"Bana öyle geliyor ki" diyebilmeyi istiyorum.
Ynt: Üstâd Necip Fâzıl Kısakürek - 1

RahgüzaR' Alıntı:
Evvelâ diline, gönlüne sağlık kardeşim.
Kendisini, "derin bir hissedişle" hissettiğin, her cümlesini içine sindirdiğin üstâdı senin dilinden dinlemek güzel olacak.

Uzun bir uykuya yatmış olan dîvânın da heyecâna ihtiyâcı var. ;)

Heyecân eğer Üstâd ile gelecekse ben onu anlatmaya devam ederim. İnşallah kıvılcımı hep birlikte atarız yüreğimize. :)

evla' Alıntı:
Dillerine sağlık bir kaç hüsnü kuruntumdan bahsedeyim. Söz üstada geldiğin de ,kelimelerin hep şöyle bir toparlandığını düşünürüm.Bir çok özelliği üzerinde saatlerce hayranlıkla hasbihal edebiliriz,menkibeleri anlatırken ağzımız sulanır.hüzünlü bir sevinç yaşarız Üstad olunca velakin şu günler de üstadın şiirleri okuduğum ve iyi bilirim diyebileceğim şiirleri bile bir başka gözüm de.bir okumayla üstadı anlayamayanlardanım.şiirler tekrarlanınca anladığım hal budur.Velakin daha çok bir mürid olarak "öp beni secdadem" derken ne demek istediğini daha iyi sezer gibi gibiyim.Nasıl bir mürid olduğunu hangi aşamalar da yürüdüğünü şiirlerin de sıralama yapabilinecekmiş gibi gelmek de.Yanılma ihtimalim yüksek olabilir.ama istikametin de nasıl hesaplaştığını ve özellikle aynalar şiirin de hangi hallerinin gösterildiğini mürid olarak nasıl kıvrandığını nasıl ameliyatlar olduğunu sezinleyebilirmişiz gibi.Şiddetli bir hüsnü kuruntu ile aynalar şiirinin şu kısmının tersten okunması gerektiğini düşünüyorum.İşaret etmek istediklerimi tam olarak anlatamadığım farkındayım.
ama şiire bakalım.ne diyor Üstad;

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.


Gelemem, aynalar yolumu kesti.
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.​

Kim bilir daha sonra okuduğum da hangi hazineleri sunacakdır bize.Nasibimiz şimdilik bu kadar.

Ne kadar da lâtîf bir nokta. Söz Üstâda gelince kelimeler değil bütün fikirler silkinip kendilerine geliyorlar ve ardından sımsıkı bir şekilde 'bir'leşiyorlar.
Necip Fâzıl deyince zaten toplumda şöyle iki tür yaklaşış var:
1- Necip Fâzıl mı? Birader ben anlamam öyle garip şeylerden.
2- Necip Fâzıl ne dediyse iyi demiştir. Bu sefer ne demiş?
Herkes, her kesim onun şâhikâlarda gezen fikir savaşçısı olduğunu biliyor. Bilmeyenler hissediyor. İnsan böyle bir hârikanın arkasından gitmeyecek de ne yapacak, bilmiyorum.
Şiiri ise niçin tersten okumamız gerektiğini anlamadım. Anladığımda bu konudaki fikrimi de sunacağım size.
Bilgisizliğimi, muhâkemesizliğimi lûtfen mâzur görün.
 

fazıl hilmi

"Bana öyle geliyor ki" diyebilmeyi istiyorum.
II. Abdülhâmid Han’a Ermeni komitacılarınca yapılan bombalı suikast hâdisesinin tarihî mahkemesini yapan Maraşlı Meşhur Kısakürekzâde Mehmet Hilmi Efendi’nin torunu; Mekteb-i Hukuk mezunu Abdülbâki Fâzıl Efendi’nin ve Girit muhacirlerinden Mediha Hanım’ın oğlu; Perşembe günü sabaha karşı doğduğu konağın biricik mirasyedisi konumundaki Merhum Ahmet Necib, görünen kısmıyla ufak bir hatırlatma veya bilgilendirme yapacak olursak eğer 26 Mayıs 1904’te doğmuştur.

Dört veya beş yaşındayken, İstanbul Cinayet Mahkemesi ve İstinaf Reisi olan dedesinden okuma ve yazma öğrenmiş; hareketliliğini ve yaramazlığını mütevellit bir odaya kapanmak suretiyle kitaplarla vakit geçirmeye başlamıştır. Hayal gücünün inceliklerini buradan kazandığını düşündüğüm Ahmet Necib, farkındaysanız eğer, harama bakmaya zamanı olmadan doğrudan kitaplarla haşır neşir olmuştur. Babasının annesinden ayrılıp başka bir kadınla evlenmesi, Büyükbabasının ve kız kardeşi Selmâ’nın ânî ölümü, annesinin ahvâli, O’nun çocukluk psikolojisini etkileyen ailevî hâdiselerdir.

Çocuk olarak Ahmet Necib, el üstünde yetiştirilen, şımarık, haylaz, sevimli ve bilhassâ zekî sıfatlarıyla diğer aile fertlerinden ayrılmıştır.

Ahmet Necib’in zekî olduğunu, Büyükbabasının “Zekî torunum benim.” diyerek onu sevmesinden anlamak istemeyenlerin, ileride mürşidi olacak İslâm büyüğü Abdülhâkim Arvâsî Hazretlerinin: “Keşke bu kadar zeki olmasaydın!” diye yakınmasından anlamalarını temennî ederek, zekî sıfatına lâyık olduğunu göstermek için bir tane hazırcevaplığını nişân veriyorum:
“Yanına gelen yakın bir dostu Necip Fâzıl’a geliyor ve hadiselerden haberdâr olup olmadığını anlamak, haberdâr ise susmak, değilse haberdâr etmek maksadıyle yanına sokuluyor. Ve diyor ki:
- Üstâdım dünya çapında şâirleri tanıtan bir kitap hazırlanıyormuş ve Türkiye’den de iki büyük şâir…
Yakın dostu sözün devamını getiremeden, Necip Fâzıl:
- Diğeri kim?”

Mistisizme olan istidâdı ve o mistik hissedişi yazma, anlatma mevzuundaki kâbiliyeti 1921 senesinde kaydolduğu Dârü’lfünûn Felsefe Bölümü’nde inkişâf etmiştir. Ve hayatının geri kalanını belirleyecek bir arayışın içine burada düştüğünü hissettiğim Necip Fâzıl, bu tahsilini yarıda bırakarak Paris’e, Sorbonne Üniversitesi’ne, Felsefe tahsil etmeye yola çıkmıştır.

Paris’te yakalandığı fikrî buhran onu kumar gibi bir oyalayışa sürüklemiş ve “Gündüz gözüyle görmedim.” deyip vaziyetini hülâsâ ettiği Paris’teki hayatı boşluk(lar) içerisinde devam etmiştir. Kanaatimce, üniversiteyi de çalışmayla değil, zekîliği vesilesiyle bitirmiştir.

Paris’te duyduğu vatana hasret; onu çok fazla gurbette tutmayacak, ülkesine dönüp hayatına ülkesinde devam etme fikrine önayak olacaktır.

Ülkesine döndüğünde tanıştığı şahıslar, onu, “çetin dâvâ” diye tabir ettiği İslâm’a hizmet için yönlendirecektir. Hayatının kalan kısmını bu dâvâ için mücâdele ve mücâhede ile geçirecek olan Necip Fâzıl; takvim yaprakları 25 Mayıs 1983’ü gösterirken Erenköy’deki evinde, rivâyeten son nefesinde “Demek böyle ölünürmüş.” diyerek ‘mezrâ-i âhiret’e vedâsını etmiştir. Fâtih Câmii’nde , muazzam bir müslüman cemaat ile ihtişamlı bir cenaze töreninin ardından, mükemmel bir yürüyüşle Eyüp sırtlarındaki ebedî ve mütevazî istirahatgâhına devredilen Necip Fâzıl, hâlen fikir dünyamızın sahibi, mimarı, misafiri, bekçisidir.
Vesselâm.

fazıl hilmi
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Ynt: Üstâd Necip Fâzıl Kısakürek - 1

fazıl hilmi' Alıntı:
Bilgisizliğimi, muhâkemesizliğimi lûtfen mâzur görün.
Haşa.Sümme haşa kelimelerle aramız açık şu aralar.anlatamamamdan kaynaklanıyor.Bir aynanın ne gösterdiğini düşünün,ayna da ne görebilir insan,görebildiğini değil mi?Tersinden de okunsa kıtâ düzünde de gösterilen ayna da bir hal var.Sanıyorum ki orada görülen değil, incelik gösterilen.
 

Abdulfettah Adıyeter

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Ynt: Üstâd Necip Fâzıl Kısakürek - 2

merhum necib fazıl bey iyidir, güzeldir, hoştur, kıvrak ve keskin bir zekadır. her şair gibi okuyusucunu kendi topraklarına mahpus eder amma bir farkla: merhum okuyucusunu tam manası ile güder.
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Üstad'ın Senesi

Oğlu Ömer Kısakürek Anlatıyor..

Saat 1’i biraz önce geçmişti. Yatağında hafifçe doğruldu. Mehmed’e hayat dolu seslendi. ‘Bana bir sigara ver, yak da ver’ Mehmed sigarayı sırtını ona dönerek, sözde edeplice yaktı ve verdi. Derin bir nefes çekti. Derin, çok derin bir nefes... Sonra sigarayı Mehmed’e uzatıp ‘devam et’ derken, gözlerini, bal rengi gözlerini perdeleri açık pencereden dışarıya odanın ışığıyla parlayan komşusu ceviz ağacının dalları arkasındaki karanlığa dikti. Pembeden daha kırmızı dudakları hafifçe kıpırdadı. ‘Demek böyle ölünürmüş...’
 

Abdulfettah Adıyeter

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Ynt: Necip Fâzıl Kısakürek

26 mayıs dünyaya avdet edişi 25 mayıs irtihal. doğmadan ölenlerden... veya... ölmeden ölenlerden.
 
Tüm sayfalar yüklendi.

Benzer konular

xen

Üst Alt