Necip Fazıl & Orhan Veli: Bir Anlatabilselerdi…

yusairmak

Divan Üyesi
“Quo vadis (Nereye gidiyorsun?) Aradığın ne orda ne burada; aradığın gözlerinin önünde, hep olduğu gibi.”


24 yaşında “Kaldırımlar” isimli şiir kitabını yayımladığında Yaşar Nabi onun için “Bir mısrası bir millete şeref vermeye yeten şair” demişti. Necip Fazıl’ı Türk edebiyatındaki inkâr edilmez yerine getiren şiir hiç şüphesiz “Kaldırımlar”dır. Aynı dönem sanatçılarında görülen buhran ve bunalımlar, onun uzun yıllar “iç”inden çıkmamıştır. Benzer sıkıntıları yaşayan Orhan Veli de sanatçı ruha özgü hassasiyetini “Anlatamıyorum” adlı şiirinde dile getirir. Çağdaşları şairlerde daha ziyade sosyal sebeplere bağlı görülen ruhi sıkıntı, Necip Fazıl’da şahsi ve metafizik bir şahsiyet taşır. “Kaldırımlar” şiirinde bu mizaç en sanatkârane ifadelerini bulmaktadır.


Şiirlerin İçeriği

“Kaldırımlar” ve “Anlatamıyorum” şiirleri ayrı düşünce dünyalarının insanlarına ait olmalarına rağmen bireysel duygulanımın zirve şiirleri olarak kabul edilebilir. Anlaşılamama, yalnızlık duygusu, hayattan ve insanlardan kaçış, kendini toplumun dışında ve üzerinde görüş, her iki şiirde de biçim farkı olmakla birlikte ön plana çıkan hislerdir.

“Kaldırımlar” şiirinde şiirin tamamında hissedilen gergin hava, tedirginlik, ne olacak endişesi, “Anlatamıyorum” da yoktur. Çünkü “Anlatamıyorum” şairi zaten yalnızlığı kabullenmiştir.

Her ne kadar:

“Ağlasam sesimi duyar mısınız,

Mısralarımda;

Dokunabilir misiniz,

Gözyaşlarıma, ellerinizle?”

diyerek bir ilişki, karşılık arıyor gibi görünse de aslında aradığı bir yardım eli değildir. Çünkü aradığı, bulmak üzere olduğu ama bir türlü anlatamadığı duygu, aslında kendi ruh dünyasıyla ilgilidir. Bu durum Orhan Veli’nin aslında inanç dünyasıyla da ilgili bir durumdur. Yani manevi boyutunun çok da derin olmadığını gündelik yaşamından anlayabiliyoruz. Belki de bir çıkış noktası bulamamasının esas sebebi bu durumdur. Keşke o da derdini anlatabilseydi “Anlamak o kadar güzel ki” diyebilirdi…

“Kaldırımlar”da ise şair, karanlıklar ortasında yapayalnızdır, hayaller görmekte veya gördüğünü düşünmektedir, içinde korku damla damla birikmekte fakat her şeye rağmen karanlıklardan, sükûnetten, yalnızlıktan ve anlaşılamamaktan şikâyetçi değildir.

“Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta

Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum

…….

Tak tak ayak sesimi aç köpekler işitsin

……

Ne sabahı göreyim ne sabah görüneyim

Gündüzler sizin olsun verin karanlıkları”

….. mısralarında bu duyguları çok net bir şekilde görürüz.

“Anlatamıyorum” şiirini bir derdi anlatma çabası, paylaşma girişimi olarak değerlendirebiliriz. Şiirin tamamına bakıldığında şairin, bu problemini çözemediğine şahitlik ederiz.

Neden mi?

Belki de şair gerçekten anlatmak istemiyordur. Belki de sorunun cevabını yanlış yerde arıyordur…

“Kaldırımlar”da ise çok net bir bütünlük içinde bir büyük şehirde, karanlık sokaklarda tek başına kendi trajedisini yaşayan insanın ruh hali bahis konusudur. Şiirin bütünü, adeta karanlık sokaklarda tek başına giden, korkan ve acı çeken bir insanın bazen yavaş, bazen koşarcasına ama her an gerilimli yürüyüşünü hissettirmektedir. Bu hal edebiyatımızda ilk defa Necip Fazıl tarafından dile getirilmiştir.

Şiirde şairanelikten uzak durmak gerektiği görüşünü savunan Orhan Veli’nin “Anlatamıyorum” şiirinde göze çarpan çok önemli bir sanat yoktur. Zaten o, şiirde birtakım sanatlara yer vermenin şiire bir şeyler kazandıracağına inanmamaktadır. “Kaldırımlar” şiirinde ise teşhis, teşbih, tekrir gibi sanatların ustaca kullanıldığını rahatlıkla görebiliriz.

Şiirlerin Şekli

Burada söz konusu şiirlerde yapılabilmesi için öncelikle şairlerinin “şiirde şekil ve kalıp özellikleri” konusundaki görüşlerini bilmek gerekir. Örneğin, Necip Fazıl “Poetika” sında, “Kâinat manzumesinde ruh ve madde arasındaki sıkı ve mahrem münasebet, şiirde de o şiirin iç nefesiyle dış kalıbını karşılıklı olarak birbirinde tecelli etmeye davet eder.” ve “Şiirin iç nefesi mutlaka dış kalıbını arayacak ve onu Fatihçe zapt edecektir. Başka türlü şiir, şiir değildir.” diyerek şiirin vezin ve kafiye özelliklerinin vazgeçilmezliğine vurgu yapmıştır.

Orhan Veli ise “Bir şiirde takdir edilmesi gereken bir ahenk varsa onu temin eden şey ne vezindir ne de kafiye. O ahenk vezinle kafiyenin dışında da vezinle kafiyeye rağmen mevcuttur.” görüşünü savunup şiirde ahengin vezin ve kafiye olmadan da oluşturulabileceğini iddia etmiştir.

Taban tabana zıt bu görüşe sahip şairlerin eserleri elbette bu görüşleri doğrultusunda oluşmalıdır. Orhan Veli, serbest vezinle yazdığı şiirinde “duyar mısınız, dokunabilir misiniz, biliyorum, duyuyorum, anlatamıyorum” gibi sehl-i mümteni kokan bir tarzda uyaklara yer vermiştir. Bu tabiî ki onun için bir zorunluluk değildir. Sadece samimiyetini bu şekilde daha güzel göstereceğini düşünüyor olabilir. Bir de şiirin muhtelif yerlerine aliterasyonları ustaca serpiştirmiştir. “ağlasam sesimi duyar mısınız” mısrasında s sesi, “kelimelerinse kifayetsiz olduğunu” mısrasında i ve e sesleri, “bu derde düşmeden önce” mısrasında da e sesi dikkat çekici aliterasyon örnekleri olarak göze çarpar.

Önemli bir başka özellik de anlamı mısraya hapsetmemeyi amaçlayan Orhan Veli’nin anlamca birbirini tamamlayan uzunlu kısalı mısralara yer vermesidir.

“Kaldırımlar” şiiri ise milli veznimiz olarak değerlendirilen hece vezniyle yazılmıştır. On dörtlü hece ölçüsüyle yazılan şiirde zengin kafiyeler ve redifler dikkat çekmektedir. Zaten Necip Fazıl şekil ve kalıbı mânânın iskeleti olarak görür. Ona göre şair, bir şekil ve kalıba mutlaka bağlı olan, fakat onu aştığı, gizlediği, peçelediği oranda başarılıdır. “Adilik korkusuyla şekil ve kalıp firariliğini aczin en adisi diye kabul ediniz.” diyen Necip Fazıl’dır. Bu görüşlerinde de anlaşıldığı gibi şekil ve kalıp onun şiirinin vazgeçilmez esasları arasında yer alır.

“Kaldırımlar” şiirinde muhteva-şekil bütünlüğü sanatkârane bir üslupla sağlanmışken “Anlatamıyorum” da şair serbest veznin tüm imkânlarını samimi bir dille kullanmıştır.

Şiirlerin Ahengi

“Kaldırımlar” da ahenk klasik tarzda redif ve kafiyelerle sağlanmıştır. Bunun yanı sıra hece ölçüsünün akıcı, dikkat çekici özelliği de ahengi sağlama da önemli bir unsur olarak karşımıza çıkar. “Anlatamıyorum” da Orhan Veli ahengi sağlamak için uyak ve vezne başvurmamıştır. Zaten o, yalnızca vezin ve kafiye ile ahengin oluşacağına inanmayı “muhteşem bir safdillik” olarak niteler.

Orhan Veli ve arkadaşları amaçlarını eski ve mevcut şiir anlayışını yıkmak olarak ifade ettikleri ve bütün mesailerini buna harcadıkları için ahengin klasik unsurlar dışında nasıl sağlanacağıyla ilgili net bir görüş ortaya koymamışlardır.

Şiirlerin Gelenekçiliği

Karşımızda tamamen farklı kaynaklardan beslenen iki şair ve iki şiir var. Biri geleneğin güçlü damarından beslenmiş ve bunu şiirin vazgeçilmezi olarak görmüş diğeri “eskiye ait olan her şeyin, her şeyden evvel şairânenin aleyhinde bulunmak lazım.” diyebilecek kadar geleneğe karşıdır. Tabiî ki bu düşünceler örnek şiirlere de yansımıştır.

“Kaldırımlar” her ne kadar dil ve anlatım özellikleri bakımından yeni bir tarzın habercisi sayılsa da muhteva ve şekil özellikleriyle tamamen gelenekseldir. -Fuzuli’nin yalnızlık duygusunu, platonik yaklaşımlarını burada hatırlamakta fayda görüyorum.- Bir de Necip Fazıl’ın “Kaldırımlar” şiirindeki vurgulara bakıldığında söz konusu benzerliği görmemek için kör olmak gerekir.

Oysa Orhan Veli hem “Anlatamıyorum” şiirinde hem de diğer şiirlerinde (Nasır, Süleyman Efendi gibi) günceli şiire sokup geçmişi şiirden uzaklaştırmıştır. Bu bakımdan “kuralsızlık” kuralının gelenekle bağdaşmadığını söylemek iddialı bir çıkış olmaz sanırım.

Şiirin amacı konusunda şairlerin tamamen farklı düşüncelere sahip olmalarına rağmen her iki şiirde de bir arayışın olması ferdiyetçilik noktasında onları birbirine yaklaştırmaktadır. Yine de şiiri, “mutlak hakikate arama işi” olarak değerlendiren Necip Fazıl’la Orhan Veli arasındaki benzerlik sanırım sadece bundan ibarettir.

Sözün özü:

“Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün,
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.”

diyerek belki de hakikatin eşiğine kadar gelen ama eşikten geçme fırsatı (sanırım) bulamayan Orhan Veli’ye:

“Hayatım, başından beri muazzam bir şeyi bulmanın cereyanı içinde akıyordu. Şu veya bu miskin vesilenin hassasiyeti içinde birini arıyordum. Birini… O kim mi? Allah’ın sevgilisi… Sonsuzluk ikliminin batmayan güneşi ve ebedilik sarayının paslanmaz tâcı…”

sözleriyle anlatamadığı veya anlayamadığı gerçeği “sanatkarane” bir dille anlatıyordu Necip Fazıl.

Yine de en doğrusunu yürekleriniz bilir…
 
Tüm sayfalar yüklendi.

Benzer konular

xen

Üst Alt