'Neden uydurukça kullanıyorlar?'

  • Konbuyu başlatan Bumin
  • Başlangıç tarihi
B

Bumin

#1
'Neden uydurukça kullanıyorlar?' sorusunun cevabı
Arslan TEKİN

Savaş Kara Beyin bir sorusunu dün cevaplandırmaya çalışmıştım. Sorusu: "Merkez Bankası faizi artırdı mı, arttırdı mı, demeli?" idi. Cevabımda "artırdı" demek gerektiğini belirtmiş, dil bilgisine göre de izah etmeye çalışmıştım. Bugün diğer sorusu üzerinde duracağız:

"Dil konusunda bazı köşe yazarlarına bile sorduğum, ama cevabını alamadığım bir soru var. Şayet biliyorsanız cevap vereceğinizi ümidediyorum.

Son yıllarda; yaşam, kuram, bağlam, söylem, yapıt, yanıt, kanıt, dizek, uyak, imgelem, sesletim vb türü bir dil kullanılıyor. Bu dili Cumhurbaşkanından tut, çoğu yazarlar, çizerler, medya dedikleri yayın organları, şirketler, TV programlarına katılan yaşını başını almış koca koca adamlar, ÖZ KÜRTÇÜ olduğundan şüphe etmediğimiz PKK yandaşı yayın organları, parti ileri gelenleri, belediye başkanları ve yazarlar da sözü edilen dili kullanıyorlar. Hatta Ümit Özdağ 'yaşam', Necdet Sevinç 'onur', Bahçeli 'bağlam' diyebiliyor. Benim anlamadığım, bunların ortak noktası nedir?"
Savaş KARA

------------------------------------------------

Maalesef dilimizi bozanlar galip gelmiştir. Savaş Kara Bey sizin yaşınızı bilmiyorum. 12 Eylül öncesinin en ateşli tartışmalardan biri de dil üzerineydi. Sol cenahta çok kişi "arı dil" arıyor ve uydurduğu kelimeleri rastgele cümlelerine serpiştiriyordu. Sadece kelimelerle değil cümlelerle oynanmıştır; dolayısıyla idrakimizle oynanmıştır. Öncüleri de bildiğiniz gibi, siyasî alanda Bülent Ecevit'ti. Sizin saydığınız birçok kelimeyi Ecevit çok sık kullanmış; ancak, Türkçemiz için bu kullanışın zararları yeteri kadar anlatılamamıştır. Anlatılamayınca Türkçe "doğru" öğrenilememiştir.

Muhakemesi çok kuvvetli, fikir adamı bir profesör arkadaşıma samimiyetimizden dolayı dili hakkında söyledim. (Yakından da tanıdığınız bir isimdir.) O da bir yerde "imkân" derken, iki cümle sonra "olanak" diyebiliyordu. "Yaşam" ise vak'a-i âdiyedendi. Kendisi iktisat menşeli, kalemi güçlü ama meramı anlatmayı yeterli görüyordu: "Yeni nesil 'uydurma' kelimelere âşina. Kelime seçmiyorum." demişti. Diğer saydığınız isimler de bu sebepten garip karşıladığınız kelimeleri kullanıyorlar. Ümit Özdağ Bey de Devlet Bahçeli Bey de akademisyen... Belki profesör arkadaşım gibi maksat meramı anlatmak, diye düşünüyorlardır. Şunu da unutmamak lâzım: En çok hangi kitapları okuyorlar? Her kitap zihinde bir tortu bırakır. En çok bozuk dilli kitapları okuyunca bozuk dil tabiî gelmeye de başlar.

Necdet Sevinç Beyi ayrı tutmak lâzım: Zaman zaman "Türkçülük" adına "uydurukça" saydığımız kelimeleri kullansa bile, bu kelimeler biraz da deneme mahiyetindedir.
(En "Türkçü" Atsız cümle kuruşunda ve kelime seçiminde son derece titizdi. "Uydurukça" hakkında da yazmıştır. Bu köşede görüşlerini ermiştim.).

Necdet Sevinç Beyin "Acının Tadı" adıyla bir hikâye kitabı vardır. Edebiyatta mizahın tadını o kitapta bulabilirsiniz. Aziz Nesin'i ileri sürmüşlerdir ama "Acının Tadı"nı okuyunca kimin adının var olması gerektiğine hemen karar verirsiniz. Pek çok görüşüne katılmadığım Necdet Sevinç Beyin edebiyatçı kimliğini her zaman önde tutarım; ancak, onun bu edebiyatçı kimliğinin de çok az kişi farkındadır.

Siyasî Kürtçüleri dikkate almayın... Dil de onlar için önemli değildir. Bilerek de uydurukçayı tercih ediyorlar.

Uydurukça üzerine daha ayrıntıya girmeyeceğim... Bu köşede "Dil meselesi"nin mahiyeti sadece gramer değil, üslûp problemidir aynı zamanda... Gün ara dil üzerine iki uzun yazı daha çıkacak ve sonra devamı gelecek. Bu yazılarla mutmain olacağınızı umuyorum.



`Yazınsal yaşam etiği` ne demek ola ki?

Bir "yazıncı"nın ne demek istediğini anlamaya çalışacağız bugün:

"Hayatım boyunca iki kişiye özendim: Şiirde ve yazınsal yaşam etiğinde Yannis Ritsos`a; Fransızca alanında da pek az insanın tanıdığı dâhi İsmet Birkan`a." (Özdemir İnce, Hürriyet, 20 Mayıs 2006.)

Yazar bir "yazıncı"... Bir yazısında kitaplarının sayısını da vermişti; 50`yi geçiyordu galiba...
Birinci cümle de tartışmalı. Onu geçiyorum. (Ama geçmeden fikrimi de söylemeden edemeyeceğim. "Hayatımda" mı demeli, "hayatım boyunca" mı? Tercihim "Hayatımda" sözüdür. Çünkü, "boyunca" belli bir süreyi verir, yazar ise hayattadır.)

"Yazınsal yaşam etiğinde" yer tamlayıcısı size bir şey ifade ediyor mu? Ben hiçbir şey anlamadım. Bu sözü herkesin konuştuğu Türkçeye aktarırsak: "Edebî hayat ahlâkında" demek gerekir. Hadi "etik" kelimesinin nüansını da hesaba katarak olduğu gibi bırakalım. "Edebî hayat etiğinde" diyelim. Türkçede böyle bir ifadenin olmadığını yazarımız elbette bilir.

Yeni sanılan kelimelerin çekiciliği burada. Bazı "yazıncı"ların yanılgısı.
"Yazın" edebiyat karşılığı uydurulmuştur. Geçen gün uydurukçayı yerleştirmeyi kendisine misyon edinmiş ve "yandaşları"nın bile ağır tenkidine uğramış Prof. Dr. Tahsin Yücel`in "Yazın Yine Yazın" kitabının tanıtımını -işim icabı- okuyordum. Birkaç cümle okuduktan sonra "yazın" kelimesinin "edebiyat" manasına kullanıldığını anladım. Siz olsanız "yazın yine yazın" deyince "yazın tekrar yazın" anlamaz mısınız?

"Yazın"ın iki manası vardır: Birincisi: Çokluk 2. şahıs emir kipi; ikincisi: Gerundium (zarf-fiil)... Yaz vaktini belirtir.

"-sal, -sel" ekinin Türkçeyi kurtarmak için silinip atılması gerektiğini kaç defa yazdım. "-sal, -sel" ekini böyle hiç alâkasız kelimelerin ardına diziveriyorlar. Uysa da uymasa da...

"Yazın"ın bir yerde biteceğini şu örnek bile göstermeye yeter.

"Ama epey süredir bu ülkede yürütülen `şehit anası` edebiyatının ne toplum, ne de o insanlar için sağlıklı bir şey olduğunu düşünemiyorum." (Murat Belge, Radikal, 11 Haziran 2006.)

Bu örnekte yazar, "şehit anaları"nı küçük düşürmek için "`şehit anası` edebiyatı" demiştir. Bilirsiniz. "Bana edebiyat yapma!" sözü yaygındır. Bu örnekleri "`Şehit anası` yazını", "bana yazın yapma!" diye değiştirsek herkesi kendimizi güldürürüz. Bu sözlerin değiştirilemeyeceğini iki yazarımız da söyleyebilirler. Ama size "kelimesi kelimesine" yerine "sözcüğü sözcüğüne" dendiğini göstermiştim. Siz ne diyorsunuz; "Kalburüstü adam" sözünün bile değiştirilip "eleküstü adam" yapıldığını okudum!

Bunlar dilin imkânlarını bilmemek, bilinse bile dili bozmak için değiştirmektir.

Kısaca; "yazın", "edebiyat"ın karşılığı olamaz ve kullanılamaz. Çünkü edebiyat hayatın içinden bir kelimedir.


***

Aşağıdaki satırların sahibi de yukarıdaki iki yazar gibi bir solcu... Bütün yazısını buraya almak isterdim. Şu bölümü okulyunuz lütfen:

"Ben, dilimizin Arapça ve Farsça kelimelerden de ayıklandıktan sonra öztürkçe konuşup yazmamız dayatılan, o güne dek `seyredilen` televizyonun `izlenmeye` başladığı kuşaktanım. Hacettepe Üniversitesi`nde bölüm başkanı profesörün baskısı nedeniyle birçok kelimesi değiştirildiğinden ne anlama geldiğini bilmediğim kelimelerle dolu bir tezim bile var. Hostes karşılığı olarak Dil Kurumu`nun önerdiği gökkonuksal avrat tutmamıştı ama, solcu aydınlar, halkla bütünleşme çabalarında evlerinde halı yerine kilim sererken, halkın anlamadığı bir dil konuşmaya başlamışlardı." (Gündüz Vassaf, "Frambuazlı Türkiye`de ahududu", Radikal, 18 Haziran 2006.)


***

Bu köşeyi takip edenler kimin niçin dili bozmak istediğini sık yazdığımı bilirler. Onun için yukarıdaki satırları şimdi yorumlamayacağım.


Bilgisayar Türkçesi ve kelime ırkçılığı hastalığı (1)

Aşağıdaki mektup teknik kelimeler üzerine yazdığım yazı sebebiyle gelmişti. Ancak vakit bulabildim. Ferit Baltacı Bey bana çok kızgın. Mektubun tamamını veriyorum ki insanlarımız neleri kendilerine "değer" edinmişler ve neleri "ölümüne" savunuyorlar, görelim:
"... Sizin düşünce yapınızı anlamaya, irdelemeye çalışıyorum. İşin içinden çıkamıyorum.
Siz 'Türk' değil misiniz?!
Türkçeye bu denli karşıt oluşunuz anlaşılır değil!
'Türk demek Türkçe demektir' zor da gelse, artık lütfen bu ilkeyi benimseyiniz..
Her yabancı dile karşı yüksek bir ilgi ve sevgi gösterdiğinizi, günlük yazılarınızda sergiliyorsunuz. Söz konusu Türkçe olunca dokuz dereden su getirip yabancı sözcüklerin dilimizde kalmalarının iyiliğini vurguluyorsunuz!.
Size göre; özlem yerine nostalji, değişim, dönüşüm yerine transformasyon, bilgilendirme yerine enformasyon, kışkırtma yerine ajitasyon, bilgisayar yerine kompüter, erkmen yerine muktedir demek doğru.. Ancak Türkçeleri kullanılırsa; 'geç kalınmış girişim,/fazla uzun bir kelime,/şuurladan söküp atılamaz/ uydurma' gibi saldırgan ve olumsuz davranış sergiliyorsunuz! Sorun, Türkçe düşünmemenizden kaynaklaniyor.. Ana gücünüz olan yabancı sözcük kullanmayı, bırakamıyorsunuz!
Bakın Kırgızistan da televizyon yerine "sınalgı"/telefon yerine ,ünalgı kullanılıyor.. kuşkusuz siz karşı olacaksınız. Niçin? Çünkü türkçe... sin= mezar, kabir, ruh,can.gözle görünmeyen.
Sayın Tekin, internetin pek çok Türkçe karşılıği var. ikisi: -sanalağ ve ağkümesi
Faks için ise; belgeç, belgegeçer, uzyazar, uzyaz ve uzyazı (az yazı ) kısa olarak da pek çok yerde, "bgç "kullanılıyor... Güzelim Türkçe uzlaşma sözcüğü varken bunun yerine bilerek, mutabakat sözcüğünü kullanmanız çok şaşırtıcı!
Sizin oturup, ben niçin Türkçe düşünemiyorum! diye, yeniden yapılanmanızı öneririm... Dilimiz yiterse! Ne yurt, ne bayrak, ne inanç, ne de töremiz kalır.
Sayın Tekin; özünüze metin/Türke düşmana cetin/Ulusumuza tekin olmaniz dileğiyle
Türkçemizi kavzayınız ( sahip çikmak-uşak)"
Ferit BALTACI

***

Ferit Baltacı Beye ve onun gibi düşünenlere şu hususları hatırlattığım için sıkıldığımı belirtmeliyim önce:

Bu satırların yazarının Türkçeye gönül verdiğini unutmayın, bu bir... Yeni Türk Dili sahasında doktora yaptığını ve ünlü hocaların rahle-i tedrisinden geçtiğini unutmayın, bu iki... Uzun zamandır Orta Asya Türk ülkelerinde yaşadığını ve en az iki Türk şivesini az-çok bildiğini unutmayın, bu üç...
Öyleyse... Neyin Türkçe, neyin Türkçe olmayacağını, her uydurulan kelimenin Türkçe diye kullanılamayacağını, Türkçeye girmiş, kültürümüzün değişmez parçası olmuş, tarihî rabıtayı sağlayan kelimelerin atılamayacağını bilecek kadar gerçekçi olduğunu unutmayın, bu da dört.
Siz kullandığım kelimeleri tenkit ediyorsunuz ama başka okuyucular da beni Türkçem için okuduklarını belirtiyorlar. Şimdiye kadar aşırı tenkitleri bile vermiş ama aşırı övgüleri vermemiştim. Ferit Baltacı Beyin mektubundan hemen sonra gelen Enis Beyin mektubunu vermek mecburiyetinde kalıyorum:
"Arslan Bey merhabalar... Antalya'dan Enis ben. Rehberim ve 2 yıldır gazetemizi ve sizi zevkle okuyorum. Gerçekten yazdığınızı okutan birisisiniz. Bunun içinde sizi ayrıyeten kutlarım. Üslûbunuz sizi diğer yazarlardan ayırıyor. Gerçekten sizi sıkılmadan, karşılıklı sohbet ediyormuş havasında ve tadında okuyorum. (...) Size yazın hayatınızda başarılar diliyor, kaleminizi bükmeden yazdığınız için de tebrik ediyorum."
Türkçem için ilk gelen mektup değildir Enis Beyin mektubu...
Ferit Baltacı Beye cevabımı zaten "Dil meselesi"nda sık sık veriyorum. Ayrıca ileride kitabımızda daha derli toplu okursunuz.

Bilgisayar Türkçesi ve kelime ırkçılığı hastalığı (2)

Dün Ferit Baltacı Beyin benim kullandığım kelimeleri tenkit eden mektubunu vermiştim. Bugün de devam ediyorum:

Ferit Baltacı, kendi adresini verirken telefona "ünalgı", faksa "belgeç", e-maile "elmak", internet sitesine "ağkümesi" demiş... Üstelik bu kelimeler yanında başka kelimelerin de kullanılabileceğini belirtmiş.

Türkçede "arı Türkçeciler"in hangi kelimeyi uydurduğunu bilmiyorum. Ferit Baltacı Bey, Kırgızcada kullanıldığını söylediği "ünalgı"yı telefon için göstermiş.

Kazak Türkçesini söyleyeyim: "Televizyon" için "teledidar" yayılmak isteniyor. "Didar" da Farsçadan gelme... Telefon için "sımtetik" teklif edilmiş. Bu da başka dil. Yine de halk arasında "televizor" ve "telefon" yaygındır.

Ferit Baltacı Beyin konuşurken bana kızgınlıkla yazdığı mektubundaki kelimeleri kullandığını hiç sanmıyorum. Çünkü kimse anlamaz. Sadece onun ve yanındakilerin bildiği kelimeler Türk halkı için hiçbir şey ifade etmez. Şunu bilelim: Edebiyatçılar zaman zaman bazı kelimeler teklif ederler... Tutarsa... Tuttuğu zaman da herkes kabullenir ve kullanır. Bu dilimizin zenginliğidir. Ama teknoloji diller arasıdır ve bunu edebî metinlerin dışında tutmak mecburiyetimiz vardır. Bunun yanında öteden beri dilimize yerleşmiş, bizim malımız olmuş bir kelimenin yerine de durup dururken şu kelimeyi kullanalım diye rastgele bir kelime teklif ederseniz halkı küçümsersiniz. Bunları çok yazdığım için ayrıntısına girmeyeceğim.


***

İnternet Türkçesi üzerine bir başka yazı okudum yakın zamanda. Bu yazı üzerinde durmadan önce, "Varlık" dergisinin kurucusu Yaşar Nabi Nayır'ın bir tespitini vereceğim. Üsküp doğumlu Y. N. Nayır, memleketini ziyarete gittiğinde Sırp aydınlarıyla konuşmasında, çok Türkçe kelime geçtiğini görünce sorar: "Neden dilinizden Türkçe kelimeleri atmadınız?"

Cevap düşündürücüdür: "Bu kelimeler dilimizin zenginliğidir. Niçin atalım?" (Arslan Tekin, Balkan Volkanı, 1993.)

Sırpları size anlatmaya gerek yok... Bosna-Hersek ve Kosova'da yüz binlerce Müslüman daha dün "Türk" diye katledilmiştir. Belgrad'da Osmanlı'dan kalan ne varsa yıkılmıştır. Ama Belgrad'ı boydan boya kesen Teraziye Caddesinin, bu caddenin başlangıcında Kalemeydan'ın ve bitiminde Taşmeydan'ın adını değiştirmeyi bile düşünmemişlerdir!


***

Bilgisayar Türkçesi üzerine geçen gün bir yazı okudum. Yazarı ODTÜ'de araştırma görevlisiymiş. Muhtemelen bilgisayar bölümünde. Bilgisayar teknolojinin dili üzerine çok düşündüğü, çok araştırdığı, çok tartıştığı belli. Diyor ki:

"Teknolojiyle ilk tanıştığınız dönemde o teknolojinin dili neyse sizin muhayyilenizi de o dil şekillendirir. Kaldı ki 'çeviririz yazdığımızı sonra İngilizce'ye' derseniz de bu sefer verimlilik sorunları yakanıza yapışıp global ölçekte rekabet gücünüzü azaltır. Yani özetle bilgisayar teknolojisinde rekabetçi olabilmek istiyorsak yerelleşmenin değil, globalleşmenin destekçisi olmamız ve bu trende de kendimizi adapte etmemiz gerekiyor, trendi kendi keyfimize uydurmak yerine. (...)

Bilgisayar terimlerinin Türkçe'ye çevirisinden hazzetmemek için üçüncü ve bence en önemli sebep Türkçe'nin bu kelimelerle kirlenmesi. Çirkin kelimeleri Türkçe kategorisine dahil edip dilin ahengini bozuyoruz. Sizi bilmem ama ben 'erişilebilirlik', 'başarım', 'ağ geçidi', 'geçersiz işlem yürütmek' gibi 'şeyleri' görünce Türkçe sevgim katmerlenmiyor. Artık itiraf edelim ki bunlar çirkin kelimeler ve dilimizin estetiğini bozuyorlar, karşılığında bir fayda getirmedikleri halde. Düşünebiliyor musunuz Cahit Sıtkı ya da Sait Faik'in 'bellek yönetim sihirbazı' tamlamasını kullandığını? 15 gigahertzli, 23 megabaytlı atarilerde bile yazsaydı hikâyelerini, ben ihtimal vermiyorum Refik Halit'in herhangi bir paragrafına 'dizin yapılandırması' sözcüklerinin sızmasına müsaade edeceğini. Çirkin çünkü." (Çağrı Öztürk, "Bilgisayar Türkçesi", Radikal-Kitap, 21 Mayıs 2006.)

Diller arası ortak terimlerin değiştirilmesi dilimize de bir şey kazandırmaz. Başka dillerde bizim kadar kelimeleri değiştirme heveslisi çıkmamıştır. Onların saplantısı yok... Teknolojiyi sen bul, sen geliştir, sen isimlendir, bütün dünya senin dilinden ad versin.

Dil tartışmasının sonu yok... "Genç Kalemler"den önce de tartıştık, "Genç Kalemler" öncülüğünde de... Şimdi de tartışıyoruz. Bir yol bulabilmek için hiçbir ışık görmüyorum.
 
Katılım
1 Mar 2006
#2
'Neden uydurukça kullanıyorlar?'

düşündürücü, faydalı bir paylaşım olmuş.. teşekkürler..
 
Katılım
21 May 2006
#3
'Neden uydurukça kullanıyorlar?'

Ruhsal,parasal,soyut,boyut,yaşam,eğilim,
Ya bunlar Türkçe değil ya ben Türk değilim!..
Oysa halis Türk benim bunlar işgalcilerim,
Allah Türke acısın yanlız bunu dilerim!..

NECİP FAZIL
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap