Niçin kitap okunmuyor?

Katılım
11 Mar 2006
#1
Arkadaşlar sizin de bildiğiniz gibi ülkemizde kitap okuma oranı çok düşük.Bir edebiyat öğretmeni olarak öğrencilerimde gözlemlediğim kadarıyla hele yeni nesilin kitaplara duyduğu ilgi o kadar az ki...Bulunduğum okuldaki kütüphane çok yetersizdi.Çevredeki yardımseverlerden topladığım parayla kütüphaneye yeni kitaplar aldık ama nafile.Sizce kitap okumayı nasıl sevdirebilirz?Örnek olmak diyorsanız ben hergün okula mutlaka bir kitap götürürüm.ve öğrencilerime gösteririm hangi kitabı okuduğumu.Bu konuda sizin görüşlerinizi bekliyorum.Selamlar...
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#2
Öncelikle sevgili hocamızı aramızda tekrardan görmek sevinç verici...Hoşgeldiniz diyorum...

Güzel bir konuya değinmişsiniz.Bumin'in söylediklerine katılmakla birlikte ben de bir şeyler eklemek istiyorum.İnşaallah tekrara düşmem.Öncelikle kendi eğitim hayatımı göz önüne aldığımda Bumin gibi bir hocamız olmadı.Kimse kitap okumamız gerektiğini,okuyacaksak neyi okuyacağımızı da söylemediler.Şimdi çok kızıyorum onlara.Keşke zorla da olsa kitap okutsalardı bize.Şahsen ben gün olur öğretmen olursam öğrencilerime kitap okumalarını zorunlu hale getireceğim.Bunun içinse elimden geleni yapacağım.Örneğin sınavlarda okudukları kitaba dair sorular sorarark,yada sözlü notları vererek kitap okumayı cazip hale getirirdim.Çünkü kitap okuma alışkanlıği eğitimle ilgili bir şey sonuçta .Eğer ilkokulda ve orta okulda lıştırılsa çocuğa gelecekte de aynen devam eder.Bu konuda Bumin çeşitli açıklamalar yapmış tekrara lüzum yok.

Eğitimde bunlar yapılması gerekirken okula gitmeyenlerin de kitapla buluşması için elimizden ne geliyorsa yapılması gerekir.Örneğin son günlerdeki bir haberi aktarmak istiyorum:

Erzurum’daki bir davadan ilginç karar.. 5 yıl kitap okuyup özet çıkarma cezası !

30 Nisan 2006 12:32

Erzurum 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi, darp fiilinden yargılanan üç öğrenciden ikisine, beş yıl süreyle Doğu veya Batı klasiklerini okuyup 10 sayfa özet çıkarma, birine de aynı süreyle kentteki internet kafelere gitmeme cezası verdi.

Ayrı ayrı darp davalarından 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde tutuksuz yargılanan çocukların, daha önce herhangi bir suça karışmamaları Hákim Abdullah Er tarafından dikkate alındı. Mahkeme, eğitimlerini halen devam ettiren M.E.A. (16), A.K. (16) ve D.K’nin (17) 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu uyarınca beş yıl süreyle ’denetimli serbestlik’ tedbirine tabi tutulmalarına karar verdi. Denetimli serbestlik süresi içerisinde çocukların tekrar suç işlemeleri ya da kurallara uymamaları halinde, yeni bir cezai işlem uygulanacak.

Hürriyet / DHA
Doğrusu bu haberi okuduğumda bu vakıanın Türkiye'de mi gerçekleştiğine inanamadım.Ne kadar güzel bir gelişme.Hırsızlık yapan bir çocuğa verilebilecek en iyi ceza bu olsa gerek.O kitapları okumasa ,özetini bile okusa ona eminim bir faydası dokunacaktır.Bu tür cezaların arttırılması ümidiyle...

Özellikle öğrencilere örnek olacak pozisyonda olacak kişilerin,öğrencilerini kitaba yönlendirirken yapmış olduğu tercih çok önemli.Çocuğun dünyasına uygun kitabı bulup öğrenciyle tanıştırmak yapılabilecek şeylerin başında geliyor bence.

Yargı sistemizde de verdiğim gibi örneklerin çoğaltılması için düzenlemelerin yapılması şart...

Hani bir söylev vardır.Kitap okumak bir yetenektir.Nasıl kişiye sen neden piyano çalamıyorsun,ya da güzel şarkı söyleyemiyorsun denmeyeceği gibi neden kitap okuyorsun da diyemezsin.Sizce bu yargı doğru mu...? :DUSUNME
 
Katılım
1 Mar 2006
#3
Ben de kitap okuma alışkanlığının küçük yaştan itibaren eğitimle kazandırılacak bir şey olduğunu düşünüyorum. Bu fikre kendi hayatımdan pay biçerek karar verdim. Küçüklüğümde ailemden en çok aldığım hediye oyuncak yerine kitap oldu. Tabii bunda biraz da ilgilerimin etkili olduğunu söylemek mümkün sonuçta ben pek de hevesli olmasaydım bunu bir alışkanlık olarak kazandıramazlardı belki. ancak bu bir eğitimse-ki öyle olduğunu düşünüyorum- bunda ailenin rolü çok büyük tabi sadece ailenin de değil öğretmenlerin de.. Ben bu konuda gerçekten şanslıymışım ki ortaokuldaki Türkçe öğretmenimiz bizlere her türden her fikirden kitaplar okuturdu ve bunu ZORLA yaptırırdı. Her ne kadar ailelerden maddi-manevi konularda şikâyet gelse de bugün dönüp baktığımda ona defalarca teşekkür ediyorum içimden. Bize kitap okumayı, ama gerçekten okumayı geniş bir zevk ve fikir yelpazesi içinde öğretti.
Şimdi kendimden yola çıkarak baktığımda aile ve okul faktörünün bu konuda esas teşkil ettiğini görüyorum ancak günümüzdeki eğitim sisteminde kitapla yaşamayı ve kitabı yaşatmayı bilen aileler ve öğretmenler parmakla sayılacak kadar az sanırım. Bunda toplumsal birçok yönün etkisi söz konusu ancak yine de bu her şeyin bittiği anlamına gelmez.
Öncelikle aileler kitap okumalı ki çocuk model aldığı kişilerden olumlu bir şeyler yapmayı da öğrenebilsin. Bunun için ilk önce aileleri bilinçlendirmeli. Daha sonra ise, okulda gerek bir yaptırım olarak gerekse bir tavsiye olarak öğretmenlerce yol gösterilmeli. Bence çocuklara belirli saatlerde kendilerine en uygun yöntemlerle kitabı zorla da olsa okutmalı. Hediye alma verme konusunda kitap ilk tercih olmalı. Kütüphane alışkanlığı kazandırılmalı. Ödüllendirme yöntemi kullanılmalı. tv ya da bilgisayar saatleri kısıtlanarak, ailece ya da sınıfça kitap okumak bir etkinliğe dönüştürülmeli. Aklıma gelenler bunlarla kısıtlı ancak yineliyorum ki bunu kazandırmanın temeli çok öncelere dayanıyor ne yazık ki..
Kitap okumanın bir yetenek olup olmaması konusuna da kafa yorunca her ne kadar içimden gelen ses evet dese de bazı imkansızların aşılabileceği umuduna sığınmaktan da kendimi alamıyorum doğrusu..
 
Katılım
25 Şub 2006
#4
Bir kere imkanı olan herkes hayatında eline zorla veya isteyerek bir kere de olsa kitap alır okur ama bunu ikinci kez yapması ilk okuduğu kitabın doğru kitap olup olmamasına bağlıdır.Eğer yanlış bir kitapla işe başlanıyorsa ya o kitap sonuna kadar okunur ve o kişinin kitap merakı söner ya da o kitap sonuna kadar bile okunmadan bir daha ne o ne de başka bir kitap açılmamak üzere rafa kaldırılır.Tabi doğal olarak herkesin ilk okuyuşunda doğru kitapla karşılaşmasını sağlayamayabiliriz ki o kişi bile çoğu zaman bunu sağlayamaz.Ha doğru kitabı okuduysa sorun yoktur en azından ikinci kitabı da okur, o da doğru çıkarsa üç vs. gerisi zaten kendisinden gelecektir hele bir de okuduğu kitaplar sayesinde hayatta bazı şeyleri daha iyi yapabilir hale gelmişse yani o kitabın bir faydasını görmüşse.Diyelim ki doğru çıkmadı ve ona bu alışkanlığın kazandırılması lazım ki her insana kazandırılması gereken bir alışkanlıktan bahsediyoruz. O zaman iş biraz zorlaşıyor. Bir kaç şık ve hakkında düşündüklerimi yazayım.

Zorlama: Bence zorlama yanlış bir yol şu yaşımda bana bile zorla kitap okutsalar ki oldu ne yazık ki o kitaba önyargıyla başlıyorum.Neyse ki sonradan kitap gerçekten hoşuma giderse hakkını veriyorum ama insan not için,sınıf geçmek için,zorunda olduğu için vs. için kitap okursa önyargı devreye giriyor ve çoğu zaman bu önyargılar kitabın güzelliğinin, verimliliğinin önünde bir perde, ne perdesi hatta duvar gibi oluyor.Zevkle okunması gereken kitap eziyet veriyor.

Ödüllendirme: Bir nebze işe yarayabilir. Aslında ödüllendirmenin içinde de geneliikle zorlama unsuru gizlidir de farkedilmediği için sorun olmaz en azından bir önyargıya sebebiyet verme ihtimalini azaltır. Bir okulda sınavlara konulan 10 puanlık bir kitap sorusuyla veya yapılırsa karşılığında 10 puan alınabilecek bir ödevle olabilir belki .Ya da öğrenci üniversiteye hazırlanıyorsa "bakın Türkçe ve edebiyat sorularında hızlanmanız için okuduğunuzu anlayabilmeniz için günde 20 sayfacık kitap okumanız faydalı olur, en çok ta yarım saatçiğinizi alır" denmesi yeterli olabilir.(Bu cümledeki küçültme ekleri dahi işe yarayabilir)ama kişi zorlandığını düşünmemelidir ve iş bununla da bitmez bunun bir alışkanlık haline dönüşmesi yine doğru kitaba bağlıdır burada da bu doğruyu yakalamak hüner ister herkesin doğru kitabı farklıdır çünkü ve sınavda sorulacak bir kitabın bütün sınıf için doğru olması çok zor. Hadi ödev meselesinde kendi tercihine bıraktınız o da gitti yanlış kitabı seçti. Yani ödevde de herkes için doğru kitabı bulmak öğretmene düşer ama bu da yeterince zordur. Sonuçta öğretmen de ne her halet-i ruhiyeyi yaşamış biridir ne de her kitabı okumuş biridir.

Örnek olma: Örnek olma meselesine gelince bir insan ailesinin elinde görmediği bir şeyi öğretmeninin elinde görmesi ona neyi ne kadar düşündürür bilemem.Hatta zaman olur ailenin dahi kitap okuyan bir aile olması yetersiz kalabilir.Belki kitap okuyanların o kitaplar sayesinde neler kazandıkları, o kitapların kişiye neler kazandırabileceği örnek olarak sunulabilir. Şu anda bununla ilgili bir örnek hatırlayamıyorum ama hayata uygulanabilen kitaplar okunurken zevk verdikleri gibi hayatta uygulanırken de zevk verirler ve kitabın faydalı olduğu hissi kafada yer edinir.

Sonuç:
Kitabın faydalı olduğu çeşitli şekillerde (bence en etkilisi yaşanmış örneklerle -hatta öğrencinin yaşayabileceği veya yaşadığı yani kendine pay çıkarabileceği, kendinden bir şeyler bulabileceği,"aa bak bu benim de başıma gelmişti/gelebilir" diyebileceği örneklerle-) kavratılmalıdır.Böylece öğrencinin hakkında fikir edinip, faydasına inandığı kitaplarla işe başlaması sağlanmış olabilir buda işe doğru kitaplarla başlanması demektir.Elden geldiği kadar doğru kitaba ulaşılmalıdır.

Acizane fikirlerim. Galiba çok derin düşündüm. Kitap okutmak ne kadar zormuş yahu. Galiba işin en temel noktası yine de fıtrat.
 
Katılım
15 Şub 2006
#5
haklısınız ama daha sitede uzun diye mesajları okumayanlar var Ahmet Mithat bu konuda eniyi örnek okuma saati koymuş ve her akşam belli bir miktar okuyorlarmışöğrencilere ya hep okuma ödevi vermeli ya da aileleri araya sokmalısınız hoş o zaman da ailelerin kiatp okumasını sağlamak lazım derdi biliyorum ama çare bulamıyorum ben de çok okumayan birisiyim ama okumadığım zamanlar huzursuz olurum okuma takibimi haftalık yapıyorum çizelge şeklinde belki bu bizlere bir çözüm yolu olabilir
 
Katılım
22 Haz 2006
#7
Ben de Türkçe öğretmenliği 1. sınıf öğrencisiyim. Bu yıl staj yaptığım okulda fark ettim ki öğrenciler kitap okumuyor. Televizyon seyretmeyi kitap okumaya tercih ediyor. Bunun için yapılması gereken öğrencileri özendirmek, bununla da olmuyorsa zorunlu tutmak. Gerçi zorunlu tutmak pek bir işe yaramıyor kendi öğrenciliğimden hatırladığıma göre ama. Ödül koymayı denemek olabilir. Benim özellikle düşündüğüm şey öğrencilerime şiir defteri tutturmak. Bununla hem sevdikleri şiirleri yazacakalar ve bu sayede okuma alışkanlığı edinecekler hem de okuyarak kaliteli şiiri seçebilicekler. En çok istediğim şeuylerden biri de okuma saati koymak. Klasik müzik eşliğinde öğrtencilerime küçük hikayaeler, denemeler, şiirler okumk ve onlara da okutmak, ardından zorunlu tutmadan düşüncelerini yazmak istemek. Bence bunlar okumaya özendirme de atılacak önemli adımlar. Bir keresinde Sunay Akın anlatmıştı hiç unutmam. Aktarmadan geçemeyeceğim ilkokul öğretmeni mevsimleri anlatırken vivaldinin ilkbaharını filan dinletmişti. Öyle bir aklımda kalmıştı ki bugün bile unutamam demişti. Bence hepimiz özgün fikirlerle ve birbirimizin desteğiyle öğreten ve unutulmayan öğretmen olabiliriz. Umarım yazdıklarımı dikkate alınmaya değer bulursunuz hocam. Saygılar.
 
Katılım
23 Haz 2006
#8
kitap okumadığımız bir gerçek..yazmaya calıştığınız satırlara bakınca bu durum daha açık bir biçimde görülüyor...devrik cümleler.imla noktalalma yanlışları..bir edebiyat öğretmeni de böyle yaparsa...saygılar...
 
Katılım
18 Haz 2006
#9
Maalesef, kitap okumak, insanımız için zûldür.Kitap okumak neye yarar ki? Bir şeyler öğrenirsin hayatınız değişir mazaallah! Zaten din ve töre ilim öğrenmeyi emrettiyse, o zaman hemen aksi yapılmalıdır değil mi? Kitap okuyacaksın, gözün yorulacak hatta bozulacak. Sağlıktan da mı önemli bu meret. Okuyupta ne olacak sonra? Kafan dolacaj hatta karışacak! Karın doyurur mu? Yok! Hatta cebi boşaltır. Biri biter diğeri başlar! Milletimizin genel düşünce yapısı maalesef aşağı yukarı böyle diye düşünüyorum.
 
Katılım
20 Tem 2006
#10
İnsanın sevdiklerinin sözlerine sevmediklerinkinden daha fazla değer verdiği bir gerçek. Öğrencilerinizi anlamaya çalışın, sohbet edin. Aslında yetişkinlerden hayat deneyimi eksikliği, ergenlik dönemine girmenin getirdiği sorunlar dışında fazla farkları yok.
Zorlama genelde ters tepiyor; Ödüllendirme ile kitap oluyan birinin aldığı ödül olamayınca da okumaya sonvereceğine inanıyorum. Okumak çıkarsız olmalı kişi başkası, ödül, not, para için okumamalı; kendisine, bilgisine, hayatına katkısı olduğunun bilincinde olarak, okumaktan zevk almayı bilerek okumalı.
Öğrencilerinize bilhassa iyi kitaplar okumanın insana nasıl katkıda bulunacağından bahsedin. Mesela deyinki Tolstoy'un bir romanını okumak sadece macera, tutku vs. görmek değildir aslında Tolstoy okurken onunla sohbet ediyoruz, Gençlik üçlemesini (galiba çocukluk- yeni yetmelik, ergenlik isimleri ile bölümlendirilmişti) okurken bize hayat deneyimlerini aktarıyor.
Hiç bir kitap için yaşına uygun değil, anlamazsın, sana ağır gelir demeyin. Anlamazsa anlamadığının farkına varacaktır. Elbette hiç bir faydası olmayan ağlak çocuk kitapları, sadece boş durum komedisinden ibaret olan Hababam Sınıfı türü kitaplar tavsiye etmeyin. Okuyacakları kitaplardan bir şeyler öğrenecekler ki okumanın mesnetsiz bir uğraş olduğu sanısına kapılmasınlar.
 
Katılım
30 Tem 2006
#11
Üç yıl kadar önce okuduğum bi' röportajda, hayatını anlatacak bi' kitap yazmayı düşünen güzel mankene soruyordu genç gazeteci:

"En sevdiğiniz kitaplar?"

"Ben kitap okumam!..."

Buna rağmen yılmıyordu genç gazeteci:

"Peki Hitler hakkındaki düşünceleriniz?"

Verdiği cevap yine manidârdı güzel mankenin:

"Onlar kim!..."

İşte o gün anlamıştım bu ülkede bazı şeylerin hiçbir zaman değişmeyeceğini...

Hepimiz birer zavallıydık çünkü. Birçoğumuz gerçekten zavallı olduğu için zavallı, geri kalanlarımız ise çoğunluğun zavallı olmasına seyirci kaldığı için zavallı...

Yani diyorum, bugün bu ülkede diyorum, tüm dünyanın (Bizler hariç!) karşısında saygıyla eğildiği ve dünyanın sayılı yazarları arasında gösterdiği yazarları diyorum, ucuz milliyetçilik mavallarına kurban edip yargılıyor ve vatan haini ilan ediyorsak diyorum, kusura bakmayın ama hiçbirimizin "Neden bu ülkede kitap okunmuyor?" diye hesap sorma hakkı olamaz diyorum!...

Biz önce bu düşünce biçimini değiştirmeye çabalayalım. Gerisi nasıl olsa kendiliğinden gelecektir...
 
Katılım
29 Eki 2006
#12
bu, insanı kanatan hakikatlerin olduğu gerçeğinden ileri geliyor olmalı.
lakin görevli uzuvlardan hayati ehemmiyeti olan "göz ve us" u bu denli uyutan bir güruha bu noktadan sonra hâla birşeyleri anlatmaya çalışmak abesle iştigal olacaktır.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap