Nisyan

Katılım
8 May 2007
#1
Bi vefadır dar-ı dünya kimseyi şad eylemez”
(Fuzuli)

Unutmuşluğun kıyısında ellerimi açıyorum göklere...
Geldim gidiyorum diyen bir mahzun şarkı gibiyim kapında ey sevgili...
Ellerime yıldızlardan örülmüş dualar yağıyor. Geceyle gün arasında ırgalanan ruhumu yaslıyorum göklerinin en fevkine. Kandil kandil tutuşan yüreğimde bir yangın telaşı var. Fırat’tan Dicle’ye, Nil nehrine ...
Sakarya’da bir Yunus ilahisi olup uğuldamak bir ney ahengiyle.
Suların en çaresizi gibi denize koşuyorum. Senin denizine yürüyorum.
Bir ikindi zamanı yosun bürümüş sulara gömülüyorum.
Günah sularının arkından tüm akışlarım, riyasız berrak denizlere ...
Bir yeni vakit bekliyorum ruhumda. İçimdeki ayak seslerinden biliyorum.
Geldim gidiyorum diyen bir mahzun şarkı gibiyim kapında ey sevgili...
Ben dursam da yollar durmaz arkamdan, hüküm bitmez ...
Rehine bıraktığım yüreğimi topluyor tümüyle sana geliyorum.

Yoksa...

Bu şehirler bu insanlar yaralar beni.
Adınla girmesem güne, geceye... Ateşten bir kasvet kuşatır beni.
Bu şehirler bu insanlar yaralar beni.


Çöllerde kaybolmuş bir yitik Mecnunum Leylasını arayan. Bulutların mahzenine saklanmış bir katre gözyaşıyım. Merhametin kalbinde ağlayan bir çocuk gibiyim. Sessiz ve unutulmuş mezarlığın içinde mor bir zambak gibi titriyor ruhum. Kamıştan bir neyin iniltili sesiyim. Kışa yenik düşmüş baharların yetimiyim. Aklım kelimelerin işgali altında. Senin irem bahçenin hayali kuşatıyor ruhumu. Senin cennet kıyılarından haber getiren bütün dualarımla sana sığınıyorum en sevgili...
Rehine bıraktığım yüreğimi toplayıp sana geliyorum.

Yoksa...

Bu şehirler, bu insanlar yaralar beni...
Adınla başlamasam güne geceye, ateşten bir kasvet kuşatır beni...
Bu şehirler, bu insanlar yaralar beni...


Merhametine susamış bir kerbelayım çöllerde inleyen. Bir Yusufçuk kuşuyum dalında asılı kalan. Yusuf’a kucak açan bir derin kuyuyum çöl ortasında. Yakup’um, hasretinden gözleri karalar bağlayan. Gül ve reyhan kokusuyum nebiler ravzasında. Sadakatım, İbrahim yüreğinde. Ruhu kelepçeli bir esaretim, zindanların görmediği. Bir tenha gülüşüm, yetimin dudağında. Asırlık çınarların gölgesinde uykuya yatmış, gizli bir sevdanın gözyaşlarıyım. Lambaların yakmadığı bir ateşim çerağ çerağ... Yanıyorum.

Ve...

Şu dünya gurbetinde rehine bıraktığım yüreğimi, toplayıp sana geliyorum.
Gelmesem tel tel çözülüp erimekteyim. Bu dünya gurbetinde çürümekteyim.
Adınla başlamasam güne geceye, ateşten bir kasvet kuşatır beni...
Bu şehirler, bu insanlar yaralar beni...


İnceden inceye yağan yağmur, minareleri yıkıyor usulca. Dualarım yağmurla serinliyor. Arnavut kaldırımı taşlara yürüyorum tek başıma. Şehrin simsiyah saçları yıkanıyor yağmurun ellerinde. Evler yalnız. Ben yalnızım. İzbe sokaklar bilmiyor yalnızlığımı.
Sultan Süleyman’a kalmamış dünya. Bana da kalmaz diyorum.


Ve ...

Yürüyüp gidiyorum yalnızlığın üstüne. Ne serüvenler yazılı hatıra defterimin kahırlı yapraklarında. Ne şarkılar söylenmiş hüzünden örülü... Gündelik telaşlar yalancı, hercai benliğimizi çalan. Dünya, Şeyh Küşteri’nin beyaz perdesi. Azgın arzuların peşi sıra koşuyorum bu perdenin üzerinden. Buz dağlarını yakan bir ateş kasıp kavuruyor gönlümün diyarını. Düşüyorum zamanın ellerinden.
Rehine bıraktığım yüreğimi toplayıp sana geliyorum.

Yoksa...

Bu şehirler, bu insanlar yaralar beni.
Adınla başlamasam geceye güne, ateşten bir kasvet kuşatır beni.
Bu şehirler, bu insanlar yaralar beni.


“Ölümden önce davran, daha zaman varken gel” diyen şair gönlü Kehkeşanlar diyarında gezinirken ben sahte saadetlerin tuzağındayım. Gözlerimin göğüne misafir, bütün bulutlar. Unuttuklarıma ağlamaktayım. Nefsin avuçlarında kendimden uzaktayım. Bir mevsimlik menekşeye kapılan ruhumun taraçalarında hatırladığım nisyan, bir hançer gibi deliyor bağrımı.
Bu defteri kapatmak ve gitmek düşüncesi yağmalıyor aklımı.
Bırakıyorum kendimi nehrin derin sularına. Her ırmak sonsuz bir deryaya akar. Tüm yolların sonunda sen varsın ey sevgili. Meçhul iklimlerden dönüşümüz hep sanadır. Sultan Süleyman’a kalmamış dünya. Bana kalmaz diyorum.
Rehine bıraktığım yüreğimi toplayıp sana geliyorum.

Yoksa...

Bu şehirler, bu insanlar yaralar beni.
Adınla başlamasam geceye güne, ateşten bir kasvet kuşatır beni ...
Bu şehirler, bu insanlar yaralar beni.
 
Katılım
8 May 2007
#4

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#5
Ynt: Nisyan

Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür yani insan belleği unutma ile sakatlanmıştır. Nisyan kelimesi  insan kelimesinin kökünden geliyormuş. İnsanın unutabilen bir varlık olduğunu düşündüğümüzde, sözcükler arasındaki bağlantıyı da kurmuş oluruz.
Bence unutmak insanoğluna verilmiş en değerli nimetlerden biridir. İyiki bazı şeyleri unutabiliyoruz.
 

Giriş yap