Öğretmenime -Hatıra

dilmurg

Gün akşamlıdur devletlum; dün doğduk, bugün ölürüz
Katılım
15 Mar 2007
#1
GÜLLER SOLMASIN
Gül, çiçekler içinde müstesna… Hayranlık uyandırması, gülün müstesnalığından… Çiçek, gülden ötürü gururlu ve…
Yatılı parasız okulların apayrı kokuları vardır bilir misiniz ey aziz insanlar?! Nevresim kokusu vardır sarı, ve yıllar sonra bile duyumsanır iliklerde… Anne- baba kokusu vardır uzaklardan hissedilen… Merhamet kokusu vardır yanı başınızda âbideleşen…
Abdurrahman Hoca… annem gibi şefkatlim, babam gibi koruyucum… Din Kültürü Öğretmenim ve müdür yardımcım. Her an, her şeyiyle yanımda-yanımızda… kolumdan /kolumuzdan tutup bizi ayağa kaldıran ve gözlerimi/zi/n güneşini duvarlara yansıtan… dizlerimize derman, gönlümüze ferman olan Hocam…
Beş kişiydik… beşimiz de beş ayrı yerden… beşimiz de birdik ve fakat ayrıydık… Yer: Palu Endüstri Meslek Lisesi. Ben memleketimin içindeydim ve fakat uzanamıyordum, uzaktım. Biri Ercişli, biri Maraşlı, biri Diyarbakırlı, biri Mardinli arkadaşlarımın…
Hayatın yeni bir safhasında yalnızlığın duvarından beni koruyan arkadaşlarımı, beni ve arkadaşlarımı koruyan şefkat halesini bulmam biraz daha zaman alacaktı.
Evet, Abdurrahman Hocayı… her zaman güleç yüzlü, her zaman gülümseyen dudakları… derse başlarken bir hadisle derse girmesi unutamadığım karelerden… Aynı zamanda müdür yardımcısı sıfatını taşımasına rağmen, o yapay kalkanı, o yapay zırhı, o yapay duvarı sevgiden ve şefkatten ördüğü kelimelerle atlıyorduk… bir arkadaş kadar yakın, bir baba kadar koruyucu, bir anne kadar şefkatli…
Pansiyon, yuvasından kopuk, birbirine benzer çeşitli kuşların kanat çırptığı, barındığı, dinlendiği, soluk alıp verdiği gri mekân… bu gri mekanı bazı gecelerde renklendiren, neşelendiren ve ufku aydınlatan konuşmalarıyla ışıtan bir insan vardı: Abdurrahman Hoca… ismiyle müsemma Abdurrahman Hocam… en zorlu yıllarımızda bizi yola çıkaran, yola çıkmamız gerektiğini bize kavratan, kolumuzdan tutup bizi yürütmeye çalışan ve yolu göstermekle yetinmeyip yolda bize refik olup refakatlik yapan Hocam… sadece parmağıyla ayı işaret etmekle kalmayıp aynı zamanda, aya bizimle birlikte gelmeye çalışan Hocam…
Pansiyonda küçücük bir mekân… sonradan yapılmış bir mekan… benim de içinde bulunduğum biz/im için yapılmış bir mekan… bu mekan en soğuk zamanlarda yorgana sarılarak uyuyan bir insanı saran yorgan gibi beyinlerimizi sarmış ve bizleri sıcak yaz gecelerine taşımıştı. Bu mekânı da taşıyan bir insan vardı: Abdurrahman Hocam…
Yüreğinden tane tane dökülen kelimeler taa yüreğim/iz/e işliyordu. Yüreğindeki sevgi, diğergâmlık/fedakârlık hayatında ve bilhassa bize karşı olan davranışlarında mücessem hale gelmişti. Abdurrahman Hocanın sıcak ve ılımlı ses tonuyla uyandığımız sabahlar, sıcak bir yaz ikindisinde denize girip hücreleri havalanan bir insanın hayata yeniden sarılışı gibiydi…
Murat nehrinin kıyısında yaptığımız gezintiler ve mehabetle yaptığımız sohbetlerle üstümüzden uçan kuşların cıvıldaşmaları bize daha büyük bir çeşnilik ve tatlılıkla geliyordu. Dudaklarımızdan dökülen sadece kelimeler değildi, kelimelerle birlikte kelimelerin aciz kaldığı, kelimelerin kifayet etmediği, nice ince manalar ve duygular süzülüyordu. Ama çoğunlukla biz susardık, Abdurrahman Hoca konuşurdu. Abdurrahman Hoca anlatırdı, biz dinlerdik. O volkan olurdu, biz ısınırdık… duyguların heybetinden kelimeler paldır küldür dökülürdü…
Spor salonunda, okulun çim sahasında yaptığımız maçlar Abdurrahman Hocayla neşe dolu oluyordu. Böyle anlarda maç, maç olmaktan çıkar oyuna; saha sıcak bir yuvaya ve bizler de Abdurrahman Hocayla o yuvanın fertleri olurduk.
Lise tahsilim boyunca ciddi bir rahatsızlık geçirmedim; fakat gece yarısında olsa bile hastalanan olunca yanı başında duran yine Abdurrahman Hocaydı. Sadece bana ve arkadaşlarıma değil, herkese şefkat kanatlarının uzanmasıydı hoşuma giden… böyle durumlarda içime bir hoşluk dolardı. Ama sevginin, kalbi bir şey olduğunun farkına daha sonraları varacaktım.
Derste bazen yaptığı bilgece konuşmalar, şimdiden dönüp geriye baktığım zaman hikmetten nasiplenen bir insanın ve hele bir öğretmenin neler yapabileceğini göstermesi açısından benim için çok manidardır. Bilgiye ve ilme aşık insanların her zaman büyük bir minnet ve şükran duygusuyla hatırlayacağı cinsten…
Zihinlerimize şüphe ve tereddüt tohumları eken Abdurrahman Hocam… bilgiyi dudaklarımıza damla damla damlatan ve sonra elimize testiyi veren Hocam… avucumuza usulca ve kuş tüyü sessizliğinde ışık halesini koyuveren, anne timsali karşılık beklemeden koyuveren; veren, daima veren, almadan veren Hocam…
Yola çıkan bir yolcu olduğumuzu biliyordu. Heybem/iz/e biraz azim, biraz akıl, biraz hikmet, biraz irfan, biraz şefkat, biraz merhamet, biraz sevgi koyuyordu/koymuştu. En iyi temaşa dışardan olurmuş. Ve ben; ancak şimdi daha iyi temaşa edebiliyorum…
Peki, kusursuz muydu?
Hayır, insandı. Gül bile dikeniyle birlikte gül değil midir?
Bilmiyorum Abdurrahman Hocam, benim sana karşı beslediğim bu duygu ve düşünceler sana ulaşabilecek mi? Belki evet, belki hayır… Ama şunu bilmeni istiyorum Hocam… bu satırlar yazıldı ve bu satırların yazılmasının sebebi siz oldunuz…

Gül, çiçekler içinde müstesna… Hayranlık uyandırması, gülün müstesnalığından… Çiçek, gülden ötürü gururlu ve…
Ve güller solmasın, gülleri soldurmayalım. Gülleri soldurmayalım ki, her an soluklarını topraklarımızda hissedelim…

Eyüp YILDIRIM
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap