Okuduğunuz ve tavsiye etmek istediğiniz kitaplar?

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#1
Arkadaşlar kitap seçimi zor iş.Sizlerden bir ricam var.Herkes okuyup etkilendiği,herkesin okuması istediği kitapların isimlerini ve yazarlarını buraya yazabilir mi?
İnanıyorum ki katılımlarınızla ve tavsiyelerinizle güzel bir bölüm olacak.
 
Katılım
16 Şub 2006
#2
tavsiye...

Ahmed Günbay Yıldız / Üç Deniz Ötesi
 
Katılım
15 Şub 2006
#3
tolstoy /insan ne ile yaşar/ itiraflarım/ tabi eğer okumadıysanız
iskender pala / leyla ile mecnun
nazan bekiroğlu / yusuf ile züleyha
nazan bekiroğlu / cümle kapısı
necip fazıl /o ve ben
 
Katılım
9 Şub 2007
#5
Ynt: Okuduğunuz ve tavsiye etmek istediğiniz kitaplar?

Emile Zola - Germinal
Alberto Vazquez-Figueroa - Tuareg
Cengiz Aytmatov - "Gün Olur Asra Bedel" ve bu kitabın devamı olan "Cengiz Han'a Küsen Bulut"
Umberto Eco - Gülün Adı
Agatha Christie - Zehirli Miras
Ernest Hemigway - Çanlar Kimin İçin Çalıyor
Balzac - Goriot Baba
Dostoyevski - Ezilenler (Ezilmiş ve Aşağılanmışlar)
Tolstoy - Anna Karenina
Adil Yakubov (Yakuboğlu) - Uluğbey'in Hazinesi
Arthur Golden - Bir Geyşanın Anıları
Pınar Kür - Akışı Olmayan Sular
 
Katılım
29 Ağu 2007
#6
Ynt: Okuduğunuz ve tavsiye etmek istediğiniz kitaplar?

Ayine
Kitab-ı aşk
Yusuf ile Züleyha
Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk (Tarih kokan en güzel eseri)
(İskender Paladan okuyupta ismini hatırladıklarım)

Simyacı(Paulo Coelho)
İnsan ne ile yaşar

Küçük Dünyam (Fethullah Gülen)
Amak-ı Hayal (Filibeli Ahmet Hilmi Efendi)gerçekten hayalin derinliklerine iniliyor
Seyda (Mehmet Akar) Üslubunu çok beğendim
Necip Fazıl İstanbula Hasret( Derleyen:Mehmed Kısakürek)

Aklıma gelenler şimdilik bunlar.İskender Pala nın elime alıpta beğenmediğim eseri yok zaten.
 
Katılım
23 May 2007
#7
Ynt: Okuduğunuz ve tavsiye etmek istediğiniz kitaplar?

can alpguvenc- sessız adalet
murat toktamısoğlu/cengız alkıs- ınsan tanıma kılavuzu
sedat turan- hayat kanatlanmaktır
 
Katılım
19 Şub 2008
#8
Ynt: Okuduğunuz ve tavsiye etmek istediğiniz kitaplar?

Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü.

Hayri İrdal ve Halit Ayarcı'nın akıl karıştıran maceraları, otuziki kısım tam tekmili birden Atlas Sinemasında! Pardon Dergah Yayınlarında.
 

terk-i diyar

"aziz misafirim"
Katılım
17 Şub 2008
#9
Ynt: Okuduğunuz ve tavsiye etmek istediğiniz kitaplar?

iskender pala'nın yeni eserlerinden AŞKNAME tavsiye ederim her zamamki gibi muhteşem
 
Z

ZeRRe

#10
Ynt: Okuduğunuz ve tavsiye etmek istediğiniz kitaplar?

*Fareler ve insanlar(John Steinbeck)kitabın sonunda ağladığımı hatırlarım:(
*Martı (Jonathan Livingston) çocukken okuduğum bir kitaptı okumayan varsa okumalarını tavsiye ederim.
*İnsan ne ile yaşar(TOLSTOY.)gerçekten güzel hikayeler
*Amak-ı Hayal (Filibeli Ahmet Hilmi Efendi)hayal etmeyi seven kişiler mutlaka okumalı.
*Koku(PATRICK SUSKIND )olaylara bakış açısını değiştiren bir kitap
*Da Vinci Şifresi ( Dan Brown)anlatımı çok güzel çok akıcı bütün kitaplarını okudum diyebilirim:)
*Melekler ve şeytanlar( Dan Brown)


aklima şimdilik bu kadar geldi

hatırladıkça yazacağim inşallah...
 
Katılım
31 Ara 2007
#11
Ynt: Okuduğunuz ve tavsiye etmek istediğiniz kitaplar?

İlber ORTAYLI, Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek adlı kitap tavsiyemdir.


Arka kapaktan:
Geçmişten geleceğe tarihi gelişmelere ışık tutarken, tarihin bıraktığı izleri irdeleyen İlber ORTAYLI bu sefer okuru Osmanlıyı; padişahları, sarayları, yönetim şekli, semtleri ve abidevî eserleriyle kısacası kendine özgü kimliğiyle yeniden keşfetmeye devam ediyor.
 
Katılım
28 Haz 2008
#12
Ynt: Okuduğunuz ve tavsiye etmek istediğiniz kitaplar?

Al Yazmayı Gül Eylemek - Dr. Ramazan Balcı
 
Katılım
29 Ocak 2008
#13
Ynt: Okuduğunuz ve tavsiye etmek istediğiniz kitaplar?

ilber ortaylı gerçekten aklı ile yüregini birleştiren yanlı tarihçiliği bir yana bırakmış olan nadir bir tarihçi.tarih denince akla gelen ilk isimlerden biri.bu kitabı da gerçekten okunmaya deger.aynı şekılde halil inalcık tarihçilerin kutbu adlı kıtabını tawsiye edebılırım.:D
 
Katılım
29 Ocak 2008
#14
Ynt: Okuduğunuz ve tavsiye etmek istediğiniz kitaplar?

Türklerin Tarihi
Pasifikten Akdenize 2000 Yıl
Yazar: Jean-Paul Roux
Kuzey ormanlarından geldiler,cesur,dağınık,marifetli ve henüz yolun başındaydılar.Önce bozkıara,sonra Çin içlerine ve sonrada sonu başı belli olmayan bir sel gibi garba doğru yayıldılar...
 
Katılım
27 Haz 2008
#15
Ynt: Okuduğunuz ve tavsiye etmek istediğiniz kitaplar?

Kitabın adı:Diriliş Çanakkale 1915
Yazarı:Turgut Özakman.
Bu küçük kuvvet,uzun süngüleriyle İngiliz taburunu karşıladı,kendinden
üstün birliği dağıttı,sağ kalanları Sığındere ağzına kadar kovaladı.
 
Katılım
11 Mar 2006
#16
Ynt: Okuduğunuz ve tavsiye etmek istediğiniz kitaplar?

Selman KAYABAŞI : Teşkilat
Fatma Karabıyık Barbarosoğlu : Senin Hikayen
Senai Demirci : Tanrı Sana Küsmedi
 
Katılım
8 Ağu 2007
#17
Ynt: Okuduğunuz ve tavsiye etmek istediğiniz kitaplar?

İhsan Oktay Anar'ın Suskunlar kitabı

Kitap musikiden , dervişlerden , mevlevilerden bahsediyor . Okurken kitabın nasıl ilerlediğini anlamıyorsunuz . Pala bazı yerlerde kendi yorumunuda eksik etmemiş . Çok keyifli bir eser .
 
Katılım
19 Şub 2008
#19
Ynt: Okuduğunuz ve tavsiye etmek istediğiniz kitaplar?

1. bilim kutsal bir inektir, anthony standen.
2. hacivatın hüznü, hakan poyraz.
3. çelebi bizi unutma, hüsrev hatemi.
 
Katılım
9 Tem 2008
#20
Ynt: Okuduğunuz ve tavsiye etmek istediğiniz kitaplar?

Yeraltından Notlar- Dostoyevskyi
Borges der ki;
"Aşkı ilk yaşamak, denizi ilk görmek gibi, Dostoyevski'yi de keşfetmek insanın hayatında çok önemli bir tarihtir…"
Yeni okunan her Dostoyevski yapıtı, yeni bir Dostoyevski'yi keşfetmek demektir...Bu kitapta da öyle, yeni bir Dostoveyski keşfediyor insan. Dostoyevski,”Yeraltından Notlar” adlı kitabında,içine kapanık,kaprisli,bilgiçlik taslayan,iletişim kuramayışını yalnızlığı sevmesine bağlayan ,insanlara hiç güvenmeyen,ama sürekli onları gözlemleyen bir kahramanı ele alır.Hangimizin güvensiz tarafları,yalnız bırakılan yanları,erdem üzerine,dürüstlük üzerine,aşk,şehvet üzerine söylenmemiş cümleleri yok ki…İşte Dostoyevski, bu gölgede kalan noktaları,insanoğlunun üzerine çok ta durmadığımız yanlarını ortaya koyuyor,bundan da müthiş bir zevk alıyor.En önemli yapıtlarından biri olan “Yeraltından Notlar” meydana geliyor.
Yeraltı Notlarında acımasız gerçeklerin bir insanı nasıl yeraltına sürüklediğini ve kendi iç karmaşamı buldum okurken. . Kitap başlangıçda kişiye ait en gizli düşüncelerin olduğu yerdir. Yeraltından notlar Nietzsche'nin de "psikoloji hakkında bildiklerimi Dosto'dan öğrendim" dediği gibi bir romandan çok psikolojik çözümlemelerle dolu bir kitabıdır. Söylemememiz gerekenleri, asla duyulmaması gerekenleri bize adeta sessiz bir çığlık pozisyonunda duyurmuş. Bu kitabı okuduktan sonra hayatınızdan çıkarmanız mümkün değil. Hangi sayfasına el atsam sonu tekrar tekrar geliyor.
Dostoyevski'nin "Suç ve Ceza" ve " Karamazov kardeşler “ ve bu kitap mutlaka okunmalı…
Kitaptan alıntılar:
-Yemin ederim okuyucularım, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır. gerçek, tam manasıyla bir hastalıktır. İnsana, gündelik hayat için çok daha yalın bir anlama kudreti, şu talihsiz ondokuzuncu yüzyıl aydınının payına düşen anlayışın yarısı, hatta dörtte biri yeterdi. (s.7)
- hey yarabbi, şu tabiat kanunlarından , iki kere ikinin dört etmesinden bana ne? ya herhangi bir sebeple bu kanunlardan ve iki kere ikinin dört etmesinden hoşlanmıyorsam? şüphesiz böyle bir duvarın hakkından gelmeye gücüm yetmezse boşu boşuna yırtınacak değilim. ama karşımda bir taş duvar var diye büsbütün boyun eğmeye de razı olamam. (s.14)

-Siz insanların çıkarlarının yalnızca doğal, olumlu konularla ilgili bulunduğunu,yani refahın insan çıkarlarıyla ilgili olduğunu niçin bu kadar kesinlikle düşünüyorsunuz?İnsan aklının çıkarlarla ilgili konularda aldandığı olmuyor mu hiç?Belki de insan yalnızca refahtan değil,acıdan da aynı ölçüde hoşlanıyor.Hatta acının mutluluk kadar yararlı olduğu bile düşünülebilir.İnsanın yeri geldiğinde acıyı,tutkuya varan derecede sevdiği bir gerçektir.Bunu anlamak için insanlık tarihine bakmaya gerek yok,yaşamın ne olduğunu bilen bir insansanız kendi kendinize sorun yeter.Benim kişisel düşünceme göre,yalnızca refahı sevmenin biraz ayıp yanı bile vardır.İyi mi kötü mü olduğunu bilmem ama bazen bir şeyleri kırıp dökmenin bile kendine özgü bir tadı olabiliyor.Bu açıdan,ben ne yalnız başına refahı,ne de yalnız başına acıyı yeğlerim.Ben kişisel kaprisimden,onu istediğim anda tatmin edebilme olanağımın olmasından yanayım.Komedilerde acının yerinin olmadığını biliyorum.Acı,camdan saraylara ise tümüyle yabancıdır.Acı,kuşku demektir,yadsıma demektir.İçimizde kuşku uyandıran bir camdan sarayı düşünemeyiz bile.Bununla birlikte insan gerçek acıyı tatmak istediğinden,çevresinde bir kargaşa yaratmak,yok etmek,dağıtmak hevesinden asla kendisini uzaklaştıramaz.Bizim manevi varlığımızın biricik kaynağı acı değil mi?

Notlarıma başlarken, anlamanın insanın baş belası olduğunu söylemiştim ama yine de biliyorum,insan bunu sever ve dünyanın en çekici şeyleriyle bile değişmez.Anlama iki kere iki dört’ün karşılaştırılamaz derecede daha yükseğindedir.İki kere iki dört’ten sonra artık yalnız yapacak şey değil,öğrenecek şey de kalmamıştır.Beş duyunuzu körleştirip düşünceye dalarsanız,o kadar.Anlama da insanı aynı sonuca götürür,yine yapacak bir işiniz kalmaz,ama bu kez hiç değilse kendi kendinizi yumruklayabilirsiniz.Bunun da kendince bir yararı vardır elbette.Biraz geri bir davranıştır ama hiç yoktan iyidir doğrusu.

Siz, gizliden gizliye de olsa dilinizi çıkaramayacağınız, tüm gözlerden uzakta, nanik yapma olanağınızın olmadığı,sonsuzluğa kadar ayakta kalacak bir camdan olduğu sonsuza kadar yıkılmayacağı,gönlümce dil çıkarıp nanik yapmayacağım için böyle bir saraydan çekiniyorum.

Bakın, yağmur yağarken ben böyle bir saray yerine , eğer bir tavuk kümesi görsem ,ıslanmamak için belki de bu kümese girerdim.Ama kümes beni yağmurdan korudu diye ona şükran borcumu ödemek için onu saray gibi görmem doğrusu.Siz tabii şimdi gülerek böyle bir durumda kümesle sarayın arasında bir fark olmadığını söyleyeceksiniz.”Evet,yaşamda tek amacımız ıslanmamak olsaydı,dediğiniz doğru olurdu,” diye yanıt veriyorum size.

Ancak ben, insan yalnız bunun için yaşamaz,ama yaşadıktan sonra ömrünü sarayda geçirmelidir düşüncesini tanıyanlardanım.Benim isteğim,amacım budur.Bu isteği benim amacım değişmediği sürece içimden söküp alamazsınız.Pekala,benim isteğimi değiştirin,gözümü başka bir şeyle kamaştırın,bana başka bir ideal verin.Ama o zamana kadar da benden,kümesi bir saray olarak düşlememi istemeyin.Varsın camdan saray yalnızca uydurma,düşsel olsun;doğa yasalarına göre asla olmayan bu düşü,ahmaklığımdan,insan soyuna özgü bazı köhnemiş,akıl dışı alışkanlıklara uyarak ben uydurmuş olayım.Camdan sarayın gerçekte olup olmaması beni ilgilendirmiyor!Ben onu isteklerimde yaşatıyorum ya,bu bana yeter;daha doğru bir deyişle,isteklerim var oldukça o da var olacaktır.Belki bu sözlerime yine gülüyorsunuz.İstediğiniz kadar gülebilirsiniz,tüm alaylarınıza katlanırım da yine karnım açken “benim karnım tok,”diyemem size.Uzlaşmaya avunamayacağımı,doğa yasalarına göre var olması gereken,gerçekten de var olan kısır döngüyle yetinemeyeceğimi biliyorum.Bin yıllığına sözleşmeleri yapılmış,yoksul kiracılarla dolu ve her olasılığa karşı kapısında dişçi Wegenheim!in tabelası bulunan apartmanı,ben baş tacı ettiğim bir amaç kabul edemem.İsteklerimi yok edin,tüm ideallerimi silin,bana daha iyi şeyler gösterin,seve seve peşinizden gelirim.Eğer uğraşmaya değmez derseniz,o zaman siz de benden aynı yanıtı almak zorunda kalacaksınız.Ciddi ciddi konuştuğumuz halde bana önem ve değer vermek istemiyorsanız,sizin bileceğiniz iş tabii,varsın öyle olsun,size yalvaracak değilim.

S:41

Ben ne aşklar, Tanrım, ne aşklar yaşadım hayallerimde bu güzel ve yüksek şeylere sığınmakla. Yeryüzündeki hiçbir varlıkla ilişkisi olmayan, bu tümüyle hayal olan güçlü aşklarım ruhumu o denli cömertçe dolduruyordu ki sonradan gerçek bir aşka en ufak bir gereksinme duymuyordum. Doğrusu, gerçekte var olan birini sevmek benim için oldukça lüks olurdu. “


“İnsanoğlu amacına doğru ilerlemeyi sever, fakat amacını elde etmeyi değil. Çok gülünç bir durum doğrusu. İnsanın yaratılıştan gülünç bir varlık olmasındadır bütün terslik zaten. İki kere iki dört, çekilmez bir şey. İki kere iki dört, bana sorarsanız, bir küstahlıktır. İki kere iki dört, ellerini böğrüne dayayarak yolumuzu kesen, sağa-sola tükürük atan bir külhanbeyinin ta kendisidir. İki kere iki dördün yetkinliğine (mükemmelliğine) inanırım, ama en çok övülmeye değer bir şey varsa, o da iki kere ikinin beş etmesidir.

“Her insanın anılarında herkese söyleyemeyeceği, ancak dostlarına açabileceği şeyler vardır. Hatta dostlarına bile açılamayacak, gizli kalması koşuluyla yalnız kendi kendimize itirafta bulunacağımız durumlar olur. Ama bir de öyleleri vardır ki, kendi kendimize bile açmaktan korkarız. Her aklı başında insanın dağarcığında bile böyleleri yığınla bulunur.”

"Hayat karekök almak değil"
"İnsan aptal olmasa bile dehşetli nankördür"
"İnsan yapıcıdır, yeni yollar açmayı sever"

Kitabı okurken not aldığım cümlelerdir bunlar.Kafamdaki soru işaretlerine cevap ararken Ethem Baran’a ait bir yazı gördüm.Bir çok sorumun cevabını da bu yazıda buldum ve beğendiğim bu yazıyı aktarmak istiyorum.




Dostoyevski’nin “Yeraltından Notlar”ı baş ucu kitaplarım arasında. İlk okuduğumda çarpılmış, günlerce etkisi altında kalmıştım. Yeraltından Notlar’a gelene kadar, Dostoyevski’nin eserlerinin çoğunu okumuştum. “Suç ve Ceza”yı bitirdiğimde kafamda pek çok soru işareti vardı. Kafamdaki sorulara cevap bulurum umuduyla diğer kitaplarını okudukça, sorular azalacağına çoğalıyordu. Dostoyevski her seferinde biraz daha şaşırtıyordu beni. Dostlarıma soruyordum: “Dostoyevski’yi okudunuz mu?” diye. “Okuduk.” diyorlardı. “Peki nasıl buldunuz?” Biraz düşünme, biraz dudak büküş: “Fena değil!” Peki Suç ve Ceza’da Raskolnikov tefeci kadını niçin öldürmüştü? Ortalıkta, cinayet işleyecek önemli bir sebep yoktu ki? Cevabını bana “Bu Ülke”de Cemil Meriç vermişti: “Yaşadığımız dünyada suç kaçınılmaz bir olay. Büyük adamla sokaktaki adam ayrı kanunlara tâbi. Daha doğrusu, büyük adam için kanun yoktur. O, bir gayenin emrindedir; insanlığın hayrı için kalabalığın suç saydığı herhangi bir hareketi işleyebilir. Meselâ bir Kepler’le bir Newton’un keşifleri, şu veya bu sebepten dolayı içtimaileşemiyorsa, bu sebepleri ortadan kaldırmak için çekinmemek lâzım. Ama bu uğurda bir, beş yüz kişi feda edilecekmiş... Varsın edilsin. Bütün kanun koyucular, Solon, Muhammed veya Napolyon, suçludurlar. Suçludurlar çünkü ataları tarafından konulan, çağdaşları tarafından saygı gösterilen yasaları çiğnemişlerdir. Kan dökmekten de çekinmemişlerdir bu uğurda. Yeni bir hakikatın, yeni bir düzenin müjdecisi olmak isteyen, bir kelimeyle söylecek sözü olan herkes suç işlemek zorundadır.” (Aynı yazıda Vogue bu roman konusunda şöyle der.”Romanı zevk için okuruz umumiyetle, hastalanmak için değil. Suç ve Ceza’yı okumak kendini isteyerek hasta etmektir.”)

Dostoyevski’nin, eserlerinden daha etkileyici, daha trajik olan hayatını okuduğumda, onun dünyasına biraz daha yaklaştığımı hissettim. O dünyaya sadece ve sadece adım atabilmek ancak Yeraltından Notlar’ı okuyup, anahtarı elime geçirince mümkün olabilirdi. Daha kapıdan içeri adımımı atar atmaz korkmaya başladım bu dünyadan.Hayır, bu bildiğiniz korkulardan değildi! İvo Andriç’in Drina Köprüsü’nde, köprünün yapımını engelleyenlerin yakalanıp, kazığa oturtulmaları sahnesini okuyunca, sabaha kadar uykusuz kalışımdan farklıydı bu. Beni günlerce sarsacak, geceler boyu uykusuz bırakacak bir korkuydu.

Bazı kitapları okumayı, kitap bittikten sonra da sürdürürüz. Yeraltından Notlar, ara verdiğimizde de, bitirdiğimizde de yakamızı bırakmayan kitaplardan. Daha ilk cümlede kıskıvrak yakalıyor bizi: “Ben hasta bir adamım... İçi hınçla dolu, gösterişsiz bir adamım ben.” Birkaç sayfa sonra en sert yumruklardan biri geliyor: “Sevgili okuyucularım, sizin dinlemek isteyip istemediğinizi bilmem ama, şimdi size niçin bir böcek bile olmadığımı anlatmak istiyorum. Şunu size bütün ciddiyetimle söyleyeyim, pek çok kez böcek olmayı istemişimdir.” Kafka’nın “Değişim”i geliyor hemen aklıma: “Değişim” (1915) de, seyyar satıcı Gregor Samsa, bir sabah uyandığında, kendini bir hamam böceğine dönüşmüş olarak görür. Ailesi bu olaya hiç şaşırmaz, sadece kızar ve tiksinti duyarlar. Ve Samsa ölür. Bu olay, anlaşılmazlığa mahkûm edilmiş bir insanın (aynı zamanda sanatçının) yazgısının bir simgesi değil midir? Kafka, gerçekçi bir çerçeve kullanarak, gerçek dışı bir olayı, gerçekçi bir üslûpla vermiştir. Acaba Dostoyevski mi, yoksa Kafka mı daha önce böcek olmak istemişler diye düşünüyorum: Dostoyevski 1881’de ölmüş; Kafka ise 1883’te doğmuş.... Öylesine aklıma geliveriyor işte.

Yeraltından Notlar’da Dostoyevski 19. yüzyıl aydınının psikolojisini anlatıyor; giderek de kendini... Dostoyevski’nin kırk yaşındaki kahramanı ya da yazarın kendisi, bir sıçan olduğunu düşünür ve kendini yer altına, bir deliğe hapsetmiştir. İçinde bulunduğu durumu böyle tanımlamaktadır yazar. “Yeraltı” adını verdiği birinci bölüm, bu “sıçan”ın notlarıdır. “Sulu Sepken Üstüne” isimli ikinci (kitap iki bölüm) bölümde kahramanımızın yirmi dört yaşındayken başından geçen bazı olaylara tanık oluruz. Yazar birinci bölümde ileri sürdüğü tezleri, ikinci bölümde örneklerle ispatlama çabasındadır. Kendini şöyle anlatır kahramanımız: “Çağımızın bütün aydınlarınınki gibi bende de hastalıklı bir zihin gelişimi vardı. Bu aydınların tümü de birbirinden mıymıntı, bir sürünün koyunları gibi birbirinin aynıdır.” Pek dostu yoktur. (Dostoyevski de yalnızca gençliğinde birkaç dost edinmiş; olgunluk çağı boyunca tek başına yaşamıştır.) Yalnızlığını devamlı okuyarak hafifletmeye çalışmaktadır. Bir gece, bir meyhanenin önünden geçerken, içerdeki adamların kavga ettiklerini, sonra da birini dışarı attıklarını görür. Dışarı atılan adamın yerinde olmak ister, onu kıskanır. “Adam yerine konmak” -pencereden dışarı atılacak da olsa- için; içeri girer, bir subaydan oyununu engellediği için azar işitir ama, kavga edenlerden hiç kimse onunla ilgilenmez. “Ağzının payını veren” subayın peşine düşmekten başka çaresi kalmamıştır. Subayla caddede karşılaşacak, ona yol vermeyip, hatta omuz vurarak intikamını alacaktır. Ancak bu hayal bir türlü gerçekleşmez. Her seferinde yana çekilip yol veren, omuz yiyen kendisi olacaktır. Yine de subayın peşini bırakmaz. “Ona sertçe çarpmamalıyım. Yolundan çekilmeksizin, nezaket kurallarına uyarak, onun bana vurduğu kadar ben de ona, canını yakmadan, şöyle omuz vurmalıyım.” Yıllar geçer. Sonunda kesin kararını verir. Şehrin ana caddesinde, şık giyimli bay-bayanlar arasında, bir subaya omuz vuracak bir kişinin sefil bir kılıkta olması düşünülemez. Maaşını peşin alır ve kılık-kıyafetini düzeltir; her şey hazırdır. Sonunda caddede yine karşılaşırlar ve omuz omuza çarpışırlar. Subay başını çevirip bakmaz bile... Ama olsun: “Amacıma erişmiş, bir adım bile yana çekilmeden, herkesin gözü önünde kendimi onunla aynı düzeye çıkararak onurumu kurtarmıştım ya!...” der.

Kahramanımıza acı çektiren ikinci olay, sınıf arkadaşlarıyla karşılaşmasından sonra başlar. Arkadaşları bir yerde toplanıp yemek yiyecektir; kahramanımız kendini zorla davet ettirir. Onu aşağılamalarına, ihanet etmelerine aldırmaz. Onlardan üstün olduğunu ispat edecektir. Yemeğe geç giderek onları fazla önemsemediğini gösterecektir. Ancak arkadaşları ona haber vermeden yemek saatini ertelemişlerdir. İlk giden o olur. Yemekte içkiyi fazla kaçırıp, onlara nutuk çekmek isterken de iyice rezil olur. Yemekten sonra randevu evine giden arkadaşlarının peşine takılır. Hakarete uğramıştır, orada arkadaşlarını yakalayıp suratlarına tokat atacaktır. Randevu evinde Liza isminde bir kızla tanışır. Sonunda kendinden daha zor durumda olan, kendinden daha çok ilgiye muhtaç birini bulmuştur. Evlilik, ahlâk, aile içi ilişkiler vb. üzerinde konuşur, konuşur. Önceki sayfalarda, arkadaşlarının arasında ezilen bir zavallı varken, Liza’yla konuşma sahnesinde, o zavallının gittiğini, yerine çok güçlü bir yazarın geldiğini görürüz. Liza’yı etkilemiştir; ona adresini vererek oradan ayrılır.

Dostoyevski’nin kitapları rüyalar, hayaller ve tesadüflerle doludur. Raskolnikov’un yolunu değiştirip, tefeci bir kadının evde yalnız olduğunu öğrenmesi tesadüften başka bir şey değildir. Yeraltından Notlar’da kahramanımızın içine, Liza’nın, evine saat yedide geleceği doğar hep ve Liza saat yedide gelir. Bu arada arkadaşlarına bir mektup yazarak özür diler. Böylece kendisini iyice aşağılamaktadır. Alçaldıkça acı çekmekte, acı çektikçe haz duymaktadır. “Acıda hazların en tatlısı saklıdır.” der Dostoyevski.

Aslında kahramanımız her şeyin farkındadır. “Onların benden kalır yanları yok, ama ne bileyim, onlar utanma nedir bilmiyorlar. Bense... En beğenmediğim bir kimseden bile azar işitiyorum.” der Liza’ya. Evine geldiği için kızar ona. Günlerce Liza’nın gelmesini beklemiştir, bir yandan da gelmesinden korkmuştur. “Onlardan birini, bir subayı dövmek için gelmiştim oraya. Olmadı, yakalayamadım. Küçük düşürülmenin hıncını birinden almalıydım; o sırada senin yakan elime geçti, ben de bütün hıncımı senden aldım. Eğlendim seninle. Benim gururumla oynadılar, ben de sana aynı şeyi yaptım; beni paçavraya çevirdiler, bense ölmediğimi göstermek istedim. (...) Sen geleceksin diye korkumdan üç gündür dünya başıma zindan oldu. Bu üç gün beni en çok neyin kaygılandırdığını biliyor musun? Ben sana söyleyeyim: O sabah karşına bir kahraman gibi çıkmıştım, oysa burada yırtık sabahlığımla yoksulluk, pislik içindeyim.” Birilerini ezip, hükmetmeden, zorbaca davranmadan yaşayamayacağını anlamıştır. Ona göre sevgi, sevilen tarafından kendi isteğiyle verilen, karşısındakinin ona hükmetme hakkıdır. Liza’yı bir kere daha küçük düşürerek ondan öcünü almıştır. Öyleyse Liza’yı sevmesi mümkün değildir. Aksine ondan nefret eder. Kendisini randevu evinden kurtarması için gelen kızı evinden kovar. Bir insanın küçük düşürülmesi, onun ruhunu yüceltmektedir. “Kolay elde edilmiş bir mutluluk mu, yoksa insanı yücelten acı mı daha iyi?”

Bütün bu olayların sonunda Dostoyevski hangi sonuca varmıştır? Şöyle söyler. “Çünkü bizler, az ya da çok yaşamak alışkanlığını yitirmiş, aksaya aksaya yürüyen insanlarız. Hem de gerçek, canlı yaşamdan tiksinecek, onun lâfını bile işitmek istemeyecek kadar yaşamaya yabancılaşmışız. Bu yabancılaşmayı canlı hayatı bir iş, bir görev sayarak, onu kitaptan öğrenmeyi üstün tutacak dereceye vardırmışız.”

Dostoyevski’yi okudukça, bizim dünyamızdan farklı bir dünyayla karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz. Olaylar, kişiler bizi devamlı şaşırtıyor. Gerçekleri anlatan bu yazar, yine de bir uyurgezer etkisi yaratıyor üzerimizde. Dostoyevski’nin kahramanlarında maddî olan hiçbir taraf yoktur; yalnızca ruhları vardır. Her şey onlarda en aşırı derecesine varmıştır. Dostoyevski’nin evreni, gerçeği aşan bir rüyadır. Bu büyük yazar, bizim hayatımızda yarıda bıraktığımız şeyleri sonuna kadar götürmesini bilmiştir.

HermannHesse, bir denemesinde Dostoyevski için şunları söylüyor:

“Dostoyevski, ancak kendimizi berbat hissettiğimizde, acı çekebilme sınırımızın sonuna varmışsak ve yaşamı bütünüyle alev alev yanan bir yara diye algılıyorsak, eğer artık yalnızca çaresizliği soluyorsak ve umutsuzluğun binbir ölümünü yaşamışsak, işte ancak o zaman okumamız gereken bir yazardır. Ancak o zaman, yani acıdan yapayalnız kalmış, felce uğramış olarak yaşama baktığımızda, o vahşi ve güzel acımasızlığı içersinde yaşamı artık anlayamaz olduğumuzda ve ondan hiçbir şey istemediğimizde, evet, ancak o zaman bu korkunç ve görkemli yazarın müziğine açığız demektir. Böyle bir durumda artık birer izleyici olmaktan, yalnızca okuduklarımızın tadına varıp onları değerlendirmekle yetinen kişiler olmaktan çıkmış, Dostoyevski’nin eserlerindeki o zavallı ve yoksul kardeşlerin arasına katılmışız demektir; o zaman biz de onların acılarını çekeriz, onlarla birlikte, soluk bile alamaksızın, yaşamın anaforuna, ölümün sonrasız öğüten değişmenine bakışlarımızı dikip kalırız. Ve yine ancak o zaman Dostoyevski’nin müziğine, bizi teselli etmek için söylediklerine, sevgisine kulak veririz; ancak o zaman onun korkutucu, çoğu kez cehennemden farksız dünyasının anlamını kavrarız.”

Ethem Baran

Kitap paylaşılmak ister. Gelin Yeraltından Notlar’ı paylaşalım; onu “baş ucumuza” koyalım ve aynı zamanda günümüz aydınının da iç yüzünü sergileyen bu hesaplaşmayı Dostoyevski’den okuyalım.

Klasiklerden hiç kopmamak dileğiyle....
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap