OLMAYAN AŞKA MEKTUP..

Katılım
10 Haz 2007
#1
Olmayan Aşka Mektup - 1


Selam hayatıma yeni giren birtanem. Biliyor musun? Aşkını senden önce tanıdım ben. Seni sevmeden aşkımızı sevdim ben. Bunu da aşkımıza yazdım aslında. Senden öncesinin olmadığı hayatımda hiçlerden bir parça bu. Sen geldiğinde söyleyecek çok şey olduğunu düşündüm. Bunları sen gelmeden yazmaya başlarsam sensiz geçen günlerimin açığını böyle kapatabileceğimi düşündüm. Ama ya gelmezsen!.. Boşver… Ben nasılsa sana yazmıyorum. Gelmezsen senin sorunun. Ancak bu yazılanlar senin için yazıldı. Ben, yazma yetisine sahip olduğumda mı, yoksa aşkımıza âşık olma yeteneğine sahip olmaya başladığımda mı yazmaya başladım bunları hatırlamıyorum. Ancak seninle karşılaşana kadar yazacağım senin için.

Bedenim dar gelirken senin aşkından, yalnızım yazarken bunları. Onun için yazıyorum zaten. Hazırlanıyorum seni sevmeye. Seni hiç sevilmediğin kadar çok sevmeye. Ama dürüst olmalısın. Bunları yazdığım için sevmemelisin beni sadece. Bunları yazdığım için daha çok sevmelisin beni. Herkesin bilmesini sağlayacağım beni sevdiğini. Hayatın bile umurunda değilken geçen zaman, sevgimizin bitmemesi için zamanı yavaşlatacak hayat.
http://www.ekdur.com/Index.php?m=200606&paged=2
 
Katılım
10 Haz 2007
#2
Ynt: OLMAYAN AŞKA MEKTUP..

OLmayan Aşka Mektup - 2


Hiçbir dilde “seni seviyorum‿ sözcüğünün olmadığı, dinsiz akşamlarda kederden kafaların çekilmediği zamanlarda bile âşıktım ben aşkımıza. O zamanlarda bile sana vereceğim gülü düşledim hep. Dikenin elimi yırtmasına aldırmadım nedense hayaline bile verirken o gülü. Hayalin bile ne kadar güzeldi. Ama rengi yoktu sadece. Onu da boyadım kendim. Sen gelince biliyorum ki beraberliğimiz fazla sürmeyecek. Seni bırakıp gitmek zorunda kalacağım. Hayalin bile fazla gelirken bana senin bir gülüşün öldürmeye yeter beni. Ama ben razıyım senin bir gülüşüne bir ömrü değişmeye. Ben bir ömür bunu beklemedim mi? Şimdi seni düşünürken senin yanında, yüzüne bakmaya bile korkarken, beni senden ayırabileceğini düşündükçe gülüşünü görmemin ben, seni sevmediğimi zannediyorsun. Seni sevdiğimi söylemediğimi düşündükçe uzaklaşıyorsun benden. Ama ben yakınlaşıyorum sana. Kelimeler işe yaramıyor artık bu saatten sonra. Seni hatırlatmıyor şiirler aslında hep seni düşünürken. Kalem yeterli gelmiyor aşkımı yazmaya. Onun için mi kaçıyorsun benden. Hiçbir şeyimde sen olmadığın için mi? Anla artık. Sen içimdesin benim. Ben senim aslında. Ama anlatamıyorum ki. Beni dinlerken yabancı bir şarkı dinliyor gibisin ve şarkıyı anlamayıp başını salladığın ve güldüğün gibi bana da başını sallıyorsun sadece. Ve eline sürdüğün krem gibi kaybolup gidiyorum içinde yavaş yavaş. #2002# Yaşamımın en güzel yılları geçmekte sensiz. Şimdiye kadar elimde tuttuğum deneyimlerden en önemlisi olan, hayal kırıklıkları ve utanç verici hallerden doğan yeterlilik meziyeti idi. Mutlak sessizlik ne kadar derin görünse de şu anda, hayatımda elle tutulabilecek olguların azlığı, bu meziyetin uzağında tutuyordu beni. Egzotik bir haz veriyordu bana bu yeteneği kullanmayı bilip de kullanmamak. Hayata dair kaygılarımı paylaşmadım şimdiye kadar kimseyle. Yasaklamıştım bunu çünkü kendime. Beni buraya getirenler yasaklatmıştı bunu bana. Her zaman başarı gösterme çabasındaydım. Başardım da çoğu zaman. Evrensel bilinç ortalamasının üzerindeydi düşünce katsayım. Daha yoğun düşünüyordum seni düşünürken bile. Bence bu evrensel bilinç, kullanmayı bilenlere çalışıyordu, onların yararına toplanıyordu bir yerlerde. Bu olgunun gerçek ya da imgesel oluşu önemsizdi. Kendi içimde sevmek seni, sen olmadığın halde kabul etmek varlığını, bu gücün, seni sadece kafamda yaratma yetisine sahip olduğunu anlatıyordu bana. Kafamdaki sen bile uzaksın bana şimdilik. Yaklaşıyorum hayaline sadece. Gerçeğini bulma yolunda yürüyorum gerçeklikle sanallık arasında. Yazacaklarım bittiğinde ya sanal olarak kalacaksın ya da gerçek olup mutlu edeceksin ikimizi de.
 
Katılım
10 Haz 2007
#3
Ynt: OLMAYAN AŞKA MEKTUP..

Olmayan Aşka Mektup - 3


Hiç düşünmedim söylemeyi. Hayalimde milyonlarca kez söyledim ama düşünmedim sana seni sevdiğimi söylemeyi. Sadece arkadaştık çünkü. Böylece az da olsa sahip olabiliyordum sana. Sen ise sahip olduğun o küçücük parçanla bana sahiptin. Boş zamanlarımız seninle geçiyor, konuşuyorduk. Ama yalnız kalamıyorduk baş başa. İstesek kalırdık ama korkuyorduk gözlerimizin içine bakıp, sevdiğimizi kalbimizle söylemekten. Ama arkadaşlığımız da bir kısır döngü haline geldi artık. Aldanmalarla, yanılsamalarla geçti zamanımız. Avuttum kendimi daha önce bir başkasına sevdiğimi söylemediğimi düşünerek. Ama ben gerçekte kimseyi sevmemiştim ki senden başka. İşkence çekiyordum artık. Senden uzaklaşmaya çalışıyordum. Bir başkasını sevdiğini düşünerek uzaklaştırıyordum seni kendimden. Belki de sen de sevemeyeceğin birini severek uzaklaştırdın beni kendinden. Ama daha sonra gördüm ki ben uzaklaştıkça, sen yakınlaşıyordun bana. Ama ben inanmıyordum. Sen de mi primitif ve sabit düşünceye sahip bir insancıktın? Sana âşık olan birini sevebilme ihtimalin varken, sadece senin âşık olduğun birine kendini sevdirmeye mi çalışıyordun? Sen de mi sevdiğin insanın sana hayattan daha kötü davranmasını mı istiyordun? Ben bunu yapamam. Kendimi sensiz sonsuzluk çukuruna atmak pahasına, sana hayattan daha kötü davranamam. Benden bunu isteme sakın. Sonunda birleşeceğiz canım. Şu anda sırtlarımız dönük ve bir küre üzerinde yürüyoruz. Bir gün birleşeceğiz. Ben hastayken ellerimi tutan ellerin iyileştirmedi mi beni? Yanağımı okşayan ellerin. Sen yokken bile yeterken sen, beni iyileştirmeye, varlığın varsın son versin hayatıma. Sen sadece ol, ben ölürüm. Kendimi kaybetme korkusunu duymadan, seni kaybetme duygusunu yaşıyorum sen daha yokken bile. Anlıyor musun? Seni aslında pek fazla sevmiyorum ben. Sadece uğrunda ölecek kadar seviyorum. Seninle kavga ettiğimizi hatırlıyor musun? Neden olduğunu bile bilmiyordum. Ben unutmuş, seni haykıran sessiz sokaklarda dolaşıyorum yalnız. Kayıtsızca sana benzeyen insancıkların her birine âşık oluyorum tekrar tekrar. Ama o sırada sensiz geçecek gün doğumlarını düşünüyorum. Seninle olduğumuz zamanlarda içime nasıl bir şelale gibi aktığını düşünüyorum. Hangi renk olduğunu bilmediğim gözlerini, benim hakkımda ne düşündüğünü bilmediğim beynini özlüyorum. Karşıma çıkıp benimle para karşılığı yatmak isteyen hayat kadınlarını duymazlıktan gelip, belirsizliğe, sensizliğe, bizsizliğe doğru gidiyorum. Yolun sonunda çıkmaz sokak olduğunu bile bile yürüyorum biçare. Bir yanım seni görmeyi istemeyip başı önde yürümemi isterken, diğer yanım seni görmek için gidiyor çıkmaz sokağa. Senden kurtulamayacağımı biliyorum aslında. Çünkü ilişkimiz bir cinsel soytarılık değildi. Siyasal veya dinsel bir yakınlaşma hiç değildi. Biz farklıydık birey olarak ve biz olarak diğerlerinden. İkimiz de biliyorduk birbirimizin varlığının değil düşüncelerinin yaşattığını bizi. Biz kavga ederek birbirimizin açıklarını kapatabileceğimizi düşünüyorduk. Aslında bilmiyorduk ki eksiliyorduk azar azar. Birbirimizi tamamladığımızı bile bile. Şimdi anladım ben sevgiyi. Sevgili aslında iki kişidir. İçinde besler sevgiliyi, kendinden çok severek. Aptal gururumu yenerek yürüyorum telefona. Telefonun tuşları çok uzak geliyor. Yoruluyorum yedi haneli numaranı çevirirken. Bütün enerjimi harcadığım için konuşamıyorum seninle. Sesin her zamanki gibi sade, temiz, berrak, su gibi. Birkaç küfür sayıp kapatıyorsun telefonu. Sanki telefonun ucundakinin ben olduğumu biliyorsun. Ve yürüyorum sendeleye sendeleye. Nereye gittiğimi bilmeden gidiyorum ayaklarımı götürdüğü yere. Sizin sokağa giriyorum. Zamansız kaçak öpüşmelerin yaşandığı, sana vermek için dikenlerin elimi yırtmasına aldırmadan kopardığım güllerin bulunduğu o şirin bahçene giriyorum. Biliyorum uyumuyorsun. Ben gelirim diye kapıyı açık bıraktın, biliyorum. Yatak odana giderken bilinçsiz bir şekilde arkama dönüyorum ve seni görüyorum sevgili. Uykusuzluktan moraran mahmur gözlerin o kadar tatlı geliyor ki bana, öpmek istiyorum seni. Sarıl bana sevgilim diyorsun. Sarılıyorum ve seni hiç bırakmıyorum. Söylerken bugünün yılda bir gün uyguladığımız ayrılık günü olduğunu, unuttuğuma şaşırmadan sarılıyorum sana. Ayrılığın bana ne kadar acı verebileceğini öğrendikten sonra nasıl ayrılabilirim ki senden. Son ayrılık oyunundan beri oldukça zaman geçti. Seni öpmeyeli ne kadar zaman oldu? Ben seni her gece yatarken öperim aslında. Yanımda olmasan bile. Hayalin bile bana bu kadar mutluluk verirken, senin bana verebileceklerin canlanır gözümün önünde. Seninle fotonlar gibiyiz. Birbirimize çok yakın ama uyduların gezegenlerden olduğu kadar uzak. Aynı anda farklı yerlerde. Sen benim içimde, ben senin. Aslında bir bütünün parçalarıyız biz. Senin gözünle görmek, kalbinle hissetmek mutluluk veriyor bana. Senin içine girip beni hissediyorum hep ve çıkmak istemiyorum hiç. Ve bir martının gözlerinden görüyorum seni. Senden hiçbir şey beklemeden ama her şeyi isteyerek bakıyorum sana. Sen beni görmüyorsun. Çünkü sen benim insan halimi seviyorsun, ben senin her halini. Ben senin beni sevmeni seviyorum. Gözlerinle ve kalbinle “seni seviyorum‿ demeni seviyorum.
 
Katılım
10 Haz 2007
#4
Ynt: OLMAYAN AŞKA MEKTUP..

Olmayan Aşka Mektup - 4


Su musun içmeye doyamadığım, gül mü dokunmaya kıyamadığım? Hümanizm ne kadar toplandıysa sende, ben de o kadar pragmatisttim. Sen haklı olduğun halde nasıl da üste çıkardım. İnsanın sevdiğini bile kendini mutlu etmek için sevdiğini söylerdim son olarak. Sen de haklı olduğumu kabul ederdin. Ancak inat olsun diye hümanizmi savunurdum bu kez. İnsanın sevdiğini insanlığın, türünün devamı için sevdiğini söylerdim. Sen de kızar ama boynuma sarılırdın sonra. Haklı savunulduğunda her konunun doğru olduğunu söylerdin. Yani diğer bir deyişle doğrunun olmadığını, her olgunun var olmadığı gibi. Biz de yokuz eskisi gibi. Artık sen ve ben varız ayrı ayrı. Bir hüman, bir pragma. Ama pragma da hüman için değil mi?

Ben senin yanında bir dışkıyım. Hatırlıyor musun geçen gün yediğin eriği? O eriğim ben. Bana bakman ve bana dokunman için erik olmuştum ben. Tabağımda sıramı bekliyordum ki yabancı bir el aldı beni. Zorlukla elinden kaydım ve önüne düştüm. Beni yumuşak ellerinle aldın ve güzel dişlerinle ısırdın. Isır ki seninle bir parça olayım. Kötülüklerimi, sertliklerimi dışarıda bırak yalnız. Ve çekirdeğimi attın dışarı kötülüklerim hükmünde. Ağzını sulandırdım senin sevgilim. Beni ısırdığında duyduğum acıyı bastırıyor bu mutluluk. Daha sonra yuttun beni. Önüm karanlıktı ama gittiğim yeri biliyordum. Sana gidiyordum sevgilim. Ve düştüm bir boşluğa. Döndürmeye başladın beni. Tıpkı dışarıda olduğu gibi. Hep başımı döndürüyorsun benim. Ve bitiyor. Artık çok küçük parçalara ayrıldım. Bir kısmım gidiyor. İyi yanlarım kalıyor sende. Kötü yanlarımı çıkarıyorsun dışarı. Ama sen beni hep bir dışkı olarak görüyorsun. Bilmiyorsun ki sen getirdin beni bu hale. Belki de gerçekten öyleyim. Ancak iyi parçalarım, en iyi yanlarım senin içinde hala ve onları istesen de çıkaramazsın dışarı. Sonsuza kadar seninle yaşayacağım ben. Senin içinde

Eminim ki şimdiye kadar seni birçok kişi sevmiştir. Belki bazıları benden fazla sevmiştir. Ama ben sevebileceğim kadar sevdim seni. Ben hiç kimseyi bu kadar çok sevmemiştim ve kimse bana senin kadar zarar vermemiştir. Bana anlatmaktan niye korktun daha önceki ilişkilerini? Umurumda mı sanıyorsun seni yeterince sevemeyen insanlar? Şimdi beni sevmen ödüldür benim için. Kim ne düşünürse düşünsün ben farklı düşünüyorum. Daha önce birini sevmiş olabilirsin, onu hala seviyor da olabilirsin. Ancak benim yanımdayken ben anlarım ki beni daha çok seviyorsun. Önceki aşkından daha fazla değer veriyorsun bana. Aptal namus oyunları sadece sevenleri ayırır. Sevmeyenler de zaten hiç birleşmemiştir. Önemli olan şu anda benim yanımda olman ve beni sevmendir.

Gözlükleri hiç sevmediğimi biliyorsun. Yine de takmışsın bugün. Ama hepsinden nefret etmiyorum. Sadece siyah camlı olanlarını sevmiyorum. İnsanın düşüncelerini saklar siyah camlar. Gözler, kalbin dünyaya açılan pencereleridir. Ne düşündüğünü anlarsın karşındakinin. Ama siyah camlar arkasına saklanmış gözler, suçludur benim için. Düşünce suçlusudur. Gözlerle konuşanlara işkence yaparlar. Kesin saklanacak düşünceleri vardır onların. Sevdikleri yokmuş gibi gelir bana. Kimseyle konuşmazlar gibi. Yani haksızlıktır siyah camlar. Kendileri okuyacak düşünceleri, ama okunmayacak. Kendimizi aldatmanın âlemi var mı güneş gözlüğü diye onları? Güneş bile insandan daha dost artık bize. #2002# Dün sorduğun soruyu hatırlıyor musun? Peki, cevap vermeyip, önümdeki işe devam ettiğimde niye kızmadın bana. Sessizce köşene çekilip, yosun tutmak isteyen bir taş veya kurutulmak istenen bir gül gibi hareketsizce oturdun orada. Elinde kitap vardı, ama sadece bakıyordun ona. Seninle çıkmaya başlamadan önce, okunmamış kitapların çoğunun nedeninin ben olduğunu söylemiştin. Ama şimdi seninim ve kitap okumana hâlâ engel oluyorum. Gözünden düşen damlaları gizleyebildiğini mi sanıyorsun? Sana arkam dönükken bile hissettim isyanını. Kaderle hep sarmaş dolaş olan sen, ona şimdiye kadar bir kez bile isyan etmemiştin. Ama o hep sırt çevirdi sana, ben gibi. Belki seni sevmediğimi söyleyebileceğimden korktun, belki de beni cezalandırmak için sustun. Dün sorduğun sorunun cevabını da verebilirim artık. Hayır. Ben seni hiç sevmiyorum. Ben senin suskunluğunu, boyun eğişini seviyorum. Ama sadece bana karşı. #2001# Vücudum geride kaldı artık seninle tanıştım tanışalı. Dördüncü boyuttaki ruhumla baş başayım. Sonsuz derinlikteki kara delikler yuttu vücudumu. Zaman kavramı yok artık benim için. Hiçbir yerdeyim ama her yerdeyim. Sonsuz uzaklıktaki iki fotonun haberleşmesi gibi kuantum kuramına uyarken biz, birbirimizin ne düşündüğünden bile her zaman haberdarız. Sorunlar yok artık. Ne yemek yemeye ne de uyumaya ihtiyacım var. Benim yakıtım sen oldun artık. Vücudun hiçbir şey olduğunu öğrettin bana kendin bilmeden. Sadece et yığını olduğunu. Bırak yamyamlar yesin onu. Maddesellikten uzakta yaşayalım burada. Ateş sadece yaktığına inandığımız için yakar elimizi. Neden hasta olduğumu sanıyorsun? Bir mikrop mu neden oldu bu halime? Mikroplar, insanlar izin vermedikçe hasta etmez insanı. Korunma içgüdümü almıştın, unuttun mu? Şimdiye kadar kurduğum düzeni senin için nasıl bozmuştum? Sen hiç düşünmemiştin tabii. Gereksiz şeyleri ne kadar az yapardım seni tanımadan önce. İki günde altı saat uyku, günde bir öğün yemek yeterdi bana. Hiçbir şey umurumda olmazdı seni tanımadan önce. Senden sonra her şey yaralar oldu beni. Neredeyse ölmeyi bile cesaret göstergesi olarak algılıyordum. Yavaş yavaş ölüyordum acılarınla. Gideceğin zaman tepki gösterseydim eğer, tükenirdim. Tükenmemek için sessiz kaldım. İçimde tükendim sen gidince. Gözlerimin boşluğunu fark etmişsindir sanırım. Anladım çünkü hiçbir zaman benim olmadığını. Ben seninle değilken bile senin yanındayken, sen yanımda olduğunda bile başkasını düşünüyordun. Düşünüyorken gülüyordun. Sen gülüyorsun diye ben de mutlu oluyordum. Ama gittin artık. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak bundan sonra. Bak üzülme. Seninle birlikte hastalığım da gitti. Güle güle
 
Katılım
10 Haz 2007
#5
Ynt: OLMAYAN AŞKA MEKTUP..

Olmayan Aşka Mektup - 5


Bana son defa bir gül ki rahat rahat ölebileyim. Güzel yüzünden düşen damlalar yıkasın beni son kez. Güzel dudaklarından çıkan sözler duyduğum son sözler olsun. Giderken yanımda sevmediğin yanlarını da götürüyorum, korkma. Benim gibi onlarla da uğraşmayacaksın bir daha. Kulakların, seni sevindirmek için söylediğim yalanları duymayacak artık. Bundan sonra beni sevdiğini söylesen bile yeter bana. Bana bir defa sarıl son kez. Bu heyecan inan fazla gelir bana. Bunu biliyorum. Sarıl bana ölene dek. İnan fazla sürmeyecek. Yağmur kendi sessizliğinden o kadar emin ve kendi gürültüsünden o kadar korkarken, sen bir yağmur damlası gibi gözlerimden süzülüp avucuma düştün aheste. Ve ben o damlada boğuldum sevgilim. Aynalara bakmıyorum senden ayrıldı ayrılalı. Ne anlamı var saçlarımı taramanın, sana gösteremedikten sonra. Ben senden başkasını sevemem, biliyorsun. Ama senin kapıların açık. Sen benim olmamayı tercih ettin. “Sen‿ bataklığında yalnız bıraktın beni. Her geçen gün daha fazla batıyorum sensizliğe. Oradan sen kurtarabilirsin sadece beni. Elini uzat ne olur, beni çekemesen bile son bir kez dokunayım yumuşak eline. Öyle gideyim sonsuzluğuna Şimdiye kadar sensiz geçen günlerimin suçlusu ben isem eğer, etrafımda olduğun halde seni fark etmediysem, bundan sonraki geçecek bütün saniyeleri seninle geçirmeye razıyım. Sevmeyi unutmadan önce beni, senin aşkını her saniye söylemeye razıyım. Anın yetmediği zamanlarda sana anlar yaratmaya, her günü seninle geçireceğim son gün gibi yaşamaya razıyım. Bu sefer kızdım sana kendime kızdığım gibi. Kızdım, beni özlediğin için benim gibi. Biliyorsun “bütün‿ devamlılığı ima eder ve devamlılık uzaysal veya geçici süreklilik ya da materyal gerçek sonsuzluk da olsa sonuçta noktalar, anlar veya atomlar gibi imlerden oluşmuş olmalıdır. Yani birey birbirine bağımlı imlerden oluşmuştur. Atomlar da öyle. O halde “bütün‿ parçalar içerir. Eğer evren yalnızca bütün ise tekil parçalar içeriyor olmalıdır. Biz bir bütünün içindeki tekil parçalardan sadece ikisiyiz. Herkes gibi o bütünün bir parçasıyız. Yazgı varsa eğer, bir sürecin oluşması için çabalamak ne kadar boşuna ise yazgı yok olarak düşünüldüğünde diyalektik ikilem sonucu çıkarımlarda imkânsız olarak kabul edilen olguların gerçekleşeceğini savunmak o kadar anlamsızdır. Zamanın göreli olarak ilerlediğini savunuyorsun değil mi? Peki sevmenin derecesi ne kadar görelidir? Boşver… Biraz pragmatist ol. Kendini düşün beni düşünmeden. Kendini sevindir beni üzmeden. Rahatlat kendini beni sevmeden. Benim ne kadar sana lâyık olmadığımı görmedin mi daha? Bensizlik, benim gibi sevindirmeli artık seni Yağmurların niye yağdığını biliyor musun? Halimize ağlayan bulutların gözyaşları onlar. Onun için seviyorum bulutları. Ve okunmamış kitapların hepsi senin eserin. Nasıl düşünebilirim ki başka şeyler dağınık odamda senden başka? Yalan aşkların biriktiği, gülen resimlerin çekilmediği, dostların en büyük düşman olduğu dünyamda senden başka, gerçek olan senden başka ne düşünebilirim? Eğer sen aklıma geldiğinde gözlerim yaşarmazsa artık seni düşünemem bir daha. Ancak şunu bil ki gözlerim her zaman biraz ıslaktır. Rüyalar senin için görüldü şimdiye kadar. Hep seni görmek için görüldü. Seni gerçekte olmasa bile belki orada sevebilirdim, içimde gerçeğe dönme umudu oldukça, bir gün sensiz yatıp, rüyamda seni gördükten sonra, yanımda yattığını görmek umudu. Gecelerin gündüze küsmesine izin verirdim o zaman. Sadece geceleri beraber olduğumuzu düşündükçe güneşin doğmasına izin vermezdim. İzin verirdim sadece sana. Seni sevmeme izin verirdim, sen beni sevdikçe. Beni sevmene izin verirdim, beni düşündükçe. Her zaman gece olsa bile sen yanımdayken güneşim olurdun benim. Seni anlamak ne kadar zor olursa olsun anlardım seni tüm kalbimle. Sevgimin büyüsü izin verirdi seni anlamama. Konuşmaya bile gerek olmazdı. Adını sen söylemeden bilirdim. Sen beni ne kadar incitsen bile hissetmezdim hislerimin hepsi senin için çalışırken. Yolun nerede bittiğini görmeden senin peşinden koşarken düşmek zevk verirdi bana. Konuşmak istediğim zamanlarda konuşacak tek insan olman, benim yemek yediğim tabaktan yemek yemen, benimle yan yana televizyon seyretmen, benim yerime benim hayatımı harcaman, benimle birlikte hayatımı harcaman yeter rüyalarımın gerçeğe dönmesine. Aklımdaki sorular soruna dönüşmeden cevabını bulmam gerek seni bularak. Seni bularak bütün cevapları bulmak gerek. Ay ışığına âşıksan bile, bu dünyada yaşamasan bile, cevabımı bulmam gerek. Ben seni bulduğumda bile sen cevapları vermek istemezsen de bütün cevapları almış olurum. Yani cevapları almam için, yeterli seni bulmam. Eğer gerekli görmezsen benimle gelmeyi, ben de hayatta gerekli görmem sevmeyi. Sevmem hiçbir şeyi. Sevgiyi seninle paylaşmadan çoğaltmak mümkün değil sadece bir kez seveceğim için. Ancak hayatı sevebilirim seni sevmezsem. Ancak hayatla sevişebilirim seni sevme umudu doğurabilmek için. Onun için hayatı sevebilmek için yaşarım. Hayatı da seni sevebilmek için severim ancak.
 

Giriş yap