Onlar Öncüler...

Katılım
27 Ara 2005
#2
Ynt: Onlar Öncüler...

Çok güzelmiş, teşekkür ederim paylaşımın için. Çağrı filminde benim de bir çoğunuzun olduğu gibi Hz Hamza'nın şehid ediliş ânı aklımdan çıkmaz.Onlar öncüler, onlar öndeler, onlar ölMediler...


Yer ağlıyordu Hamza'ya , gök ağlıyordu Hamza'ya, Uhud kahramanına ağlıyordu...
 
Katılım
8 May 2007
#3
Ynt: Onlar Öncüler...


Hz. Hamza'nın şehit edildiği an benim de gözlerimin önünde, evet ta o zamanlar başladı müslümanlığa eziyet hâlâ da devam ediyor. Ve eziyete mani olmaya çalışan askerlerimiz hâlâ şehit ediliyorlar. Allah hepsini nur içinde yatırsın. Çok güzel bir video teşekkürler...
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#4
Ynt: Onlar Öncüler...

Resulullah (S.A.S) Uhud şehitleri hakkında şöyle buyurmuştur:

"Uhud harbinde kardeşleriniz şehit olunca Allah Teâlâ onların ruhlarını bir takım yeşil kuşların içlerine koymuştur. Bunlar Cennet ırmaklarına gelirler, içerler ve Cennet meyvelerinden yerler. Sonra bu kuşlar, arşın gölgesinde asılı bulunan altın kandillere konup tünerler. Şehid ruhları artık böyle mesut bir hayata erişince; bizim cennetteki bu halimizi dünyadaki kardeşlerimize kim bildirir ki, onlar da bilsinler de cihatdan çekinmesinler demişlerdi"
 
Katılım
28 Eki 2006
#5
Ynt: Onlar Öncüler...

ÖNDEN GiDEN ATLILAR

Issiz sicak çölleri
Karsi karli daglari
Çoktan asip gittiler
Kayboldular uzakta
Önden giden atlilar
Ben burada kaldim böyle

Isleri aceledir
Çok uzundur yollari
Bense geride kaldim
Yetisemedim size
Önden giden atlilar

Gittiler hep gittiler
Astilar kizgin çölü
Toprak tükendi bir gün
Denize ulastilar
Çektiler dizginleri

Kendileri dursa da
Atlar duramadilar
Çaresiz kalip birden
At sürdüler denize
Önden giden atlilar

Önlerinde okyanus
Kizgin bir çöl arkada
Asil içlerindedir
Zaptedilmez bir deniz
Önden giden atlilar

Teknik degisti diye
Biraktilar atlari
Atlarsa bu kiyida
Sanki sevgili gibi
Onlari beklediler
Günlerce beklediler

Yeri yirtar ayaklar
Göge firlar baslari
Nerden çikti bu deniz
Bizi ayiracaklar
Önden giden atlardan

Sevgiliden daha zor
Ayrilmak bu atlardan
Bugulanmis gözlerle
Geri dönüp onlari
Gemilere aldilar
Önden giden atlilar

Üç gün duramadilar
Yaptiklari gemide
Karsi kiyida yeni
Güzel atlar buldular
Yaktilar gemileri
Önden giden atlilar

Vardilar Kurtuba’ya
Inmediler atindan
Gülle karsilandilar
Ne güzel atlar bunlar
Bunca yol çignediler
Çiçek çignemediler
Önden giden atlilar

Önden giden bu atlar
Seni gördüler kalbim
Sahabe atlar bunlar
Dünyanin bekledigi
Önden giden atlilar
Önden giden atlilar

Osman SARI


ilk defa Türkçe Olimpiyatlarında duymuştum bu şiiri Ukraynalı kız da çok duygulu okumuştu hayran kalmıştım...Slaytı çok seviyorum bıkmadan üst üste kaç kez dinlediğimi izlediğimi bilirim.Artık her izlediğimde bu şiir geliyor aklıma...Paylaşmak istedim...Selametle...
 
Katılım
10 Haz 2007
#6
Ynt: Onlar Öncüler...

Hz. Hamza'nin kiz kardesi, Müslümanlarin bozguna ugradigi haberini alinca Medine'den savas alanina gelmisti. Bunu farkeden Resulullah (s.a.s) Hz. Zübeyr'e, Hamza'nin cesedinin parçalanmis vaziyette ona gösterilmemesini tenbih etmisti. Bunu hisseden Safiyye, "Kardesimin sehid oldugunu biliyorum. Allah yolunda böyle fedakarliklar her zaman gerekir" demis ve parça parça edilmis kardesinin cesedini görünce de, Hepimiz Allah'in mülküyüz ve O'na dönecegiz"demek suretiyle büyük bir teslimiyet örnegi gösterebilmistir.
 
Katılım
10 Haz 2007
#7
Ynt: Onlar Öncüler...

Ey Hamza
Uhud'u her anisimizda
Kaç mümin girmek ister
mizrakla senin arana?
Kaç mümin keske mizrak benim sineme saplansaydi der?..
Ama şehidlerin seyyidi sensin..
Uhud da şehitler var
Şehitlerin seyyidi Hamza var
Uhud da Resul-U Zişan'ın gözlerinden boşalan yaş
Hamzayi yikar gibiydi
Fahr-i kainat hic bu kadar elem duymamisti,
hic bu kadar uzulmemisti..
Ve amcasina hic boyle seslenmemistir..
" Ey Resulullah'ın amcasi Hamza, ey Allah'ın ve Resulünün arslani Hamza, ey hayirlar isleyen Hamza, ey Resululaha koruyucu olan Hamza.. Allah sana rahmet etsin. EĞer senden sonra yas tutmak gerekseydi, sevinmeyi birakip sana yas tutardik.."

Ve bir ayet yankilaniyor Ahsap Dag'inda

"Müminlerden öyle yigitler vardir ki, onlar Allah'a verdigi sözde sadakat gösterdiler, onlardan bazilari şehit oluncaya kadar savasacagina dair yaptigi adagini yerine getirdi. Kimiside şehit olmayi bekliyor. Onlar verdigi sözleri asla degistirmediler"


Dursun Ali Erzincanli..
 
Katılım
10 Haz 2007
#8
Ynt: Onlar Öncüler...

UHUD SAVAŞI DÖNÜŞÜ...
Savaştan sağ çıkmayı başarmış olan gaziler Medine'ye giriyorlar.. Kadınları,çocukları, anaları, babaları sevinç çığlıkları atarak karşılıyor kendilerini.. Şehid olanların yakınları endişeli ve yaşlı gözlerle arıyorlar sevdiklerini.. Şehadet haberini alanlar ağlayarak ve Allah'a şükrederek dönüyorlar evlerine..
Kalabalığın arasında bir çocuk, yaklaşık 13-14 yaşlarında.. İsmi Fatıma.. Yiğit Hamza'nın kızı.. Vahşi'nin mızrağıyla yıkılan dev gibi Hamza'nın kızı.. Kalabalığın arasında babasını arıyor heyecanla.. Sahabinin birini yakalıyor ve soruyor..
- Babamı gördün mü?
Dili tutuluyor sanki sahabinin.. Ne desin ki? "Evet gördüm, ciğerlerini ve kalbini sökmüş, paramparça etmişlerdi" diyebilir mi?
Kafasını önüne eğdi,
- Bak arkadan Ömer geliyor, ona sor! dedi..
Fatıma heyecanla koştu Ömer'in yanına..
- Babam geldi mi?
Hattab'ın oğlu Ömer, yiğit Ömer.. Müşrikken katı yüreğiyle ünlenmiş, iman ettikten sora yüreği bir yufka misali yumuşayan, ağlamaktan yanaklarında iki siyah çizgi oluşmuş olan Ömer.. O da cevap veremedi.. Nasıl desin, "Babanı şehit ettiler" diye..
-Bak, arkadan Ebubekir geliyor, ona sor! dedi..
Küçük kız endişeli bir halde Hz. Ebubekir'in yanına koştu..
- Babam nerede ya Ebubekir?
Ebubekir Sıddık sahabinin arasında en yufka yüreklisidir.. Gözlerinden iki damla yaş aktı, ama sesini çıkaramadı.. "Baban artık yok" diyebilir miydi Ebubekir?
Kafasını eğdi o da,
- Bak arkadan Resulullah (s. a. v) geliyor, ona sor! dedi..
Küçük Fatıma artık anlamıştı babasının şehadet şerbetinden içtiğini.. Ama çocuk, içinde biraz olsun ümidi vardı işte.. Bitap şekilde Hz. Peygamber'in yanına vardı ve sordu,
- Babam nerede ya Resulallah?
Hz. Peygamber (s. a. v) eğildi küçük kızın önünde,
- Baban ben olayım! dedi..*
 
Katılım
10 Haz 2007
#9
Ynt: Onlar Öncüler...

Hz. Peygamber’den iki veya dört yas büyük olan Hamza, öldürüldügünde elli yedi yasinda idi. Hz. Peygamber (s.a.s) öldürülen her sehid ile beraber Hamza’nin namazini tekrarlamis; o gün yetmis iki defa onun cenaze namazini kildirmistir. Hz. Peygamber (s.a.s)’in ilk cenaze namazi kildigi sehidin de Hz. Hamza oldugu söylenmistir. Hz. Hamza’nin esi, çocuklari Medine’de olmadigi için sehâdetine aglanmamis bunu gören Hz. Peygamber “Hamza’nin niye aglayanlari yok” buyurmustur. Bunu duyan Ensâr önce Hamza için sonra kendi sehidleri için aglamaya basliyorlar. Tarihçi Vâkidî (V. 207/223) benim zamanima kadar bu adet devam etmekteydi diye naklediyor (Ibnü’l-Esir, Usdü’l-Gâbe, II, 51, 55).
 
Katılım
10 Haz 2007
#10
Ynt: Onlar Öncüler...

Hz. Hamza Peygamber (s.a.s)’den su hadisi rivâyet etmistir: “Su duayi hiç birakmayin; “Allahümme inni es’eluke bismike’l-a’zam ve ridvânike’lekber” (Ibn Esîr, Usdü’l-Gâbe, II, 55).
 
Katılım
27 Mar 2006
#11
Ynt: Onlar Öncüler...

Vahşi müslüman oluşunu anlatırken: "Mekke'nin fethinden sonra Mekke'ye gelerek Rasûl-i Ekremi gördüm. Bana dedi ki: "Sen Vahşi misin?" Ben cevap verdim: "Evet" Hamza'yı sen mi öldürdün? buyurdular. "Öyle oldu" dedim. Bunun üzerine Allah Rasûlü buyururdular ki: "bana yüzünü göstermemen mümkün mü? Ben de çıkıp gittim.(Sahihi Buharî, V, 36, 37).
Öyle bir peygamberin ümmetiyiz ki , çok sevdiği amcasını, işkence yaparak öldüren bir insana bile kötü bir söz söylemiyor... Bu ne yüce bir ahlak, bu ne yüce bir hoşgörü... Allah O'nun ahlakıyla ahlaklanmayı nasip etsin inşallah...
 
Katılım
8 May 2007
#12
Ynt: Onlar Öncüler...

[yt=425,350]RHHJ7UqJt64[/yt].
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#13
Ynt: Onlar Öncüler...

Paylaşımlarınız için teşekkürler arkadaşlar, yüreklerinize sağlık, sayenizde burası "onlar"ın köşesi olmuş.



Hazreti Hamza’yı şehit eden Vahşî’nin Müslüman oluşu:

Vahşî, Hazreti Hamza’yı şehit ettikten sonra Mekke’ye döndü. Mekke fethedilince de Taif’e kaçtı. Taifliler de, İslâm’a girmek için Resûlullah’ın yanına gidiyorlardı. Artık Vahşî’nin kaçacak yeri kalmamıştı.

Kâinatın Efendisi, Vahşî’yi İslâm’a davet için haber gönderdi. Vahşî ise Resûlullah’a şu cevabı iletti: “Ya Muhammed beni nasıl İslâm’a çağırırsın?! Allah’a şirk koşanlar, Allah’ın muhterem kıldığı bir canı haksız yere öldürenler, zina edenler günahlarının cezasını çekerler. Kıyamette, o büyük duruşma gününde cezaları katmerli olur, azap ve zillet içinde ebedî kalır. Hâlbuki ben bunların hepsini yaptım. Daha benim bir kurtuluşum olur mu?” Bunun üzerine Allah (cc) şu âyeti inzal buyurdu: “Ancak şu var ki dönüş yapıp iman edenler, güzel ve makbul işler işleyenler bundan müstesnadır. Allah onların kötülüklerini iyiliklere, günahlarını sevaplara çevirir. Çünkü Allah gafurdur, rahimdir.” (Furkan, 25/70) Bunun üzerine Vahşî: “Ya Muhammed, ‘Dönüş yapıp iman etme, güzel ve makbul işler işleme’ çok çetin bir şarttır. Bana kalırsa ben bu işin altından kalkamam.”

Hemen ardından şu âyet nazil oldu: “Şurası muhakkak ki, Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, ama bunun altındaki diğer günahları dilediği kimse hakkında affeder.” (Nisa, 4/48)
Yine Vahşî; “Yâ Muhammed, bu konuda görüşün nedir? Affetmek, Allah’ın hikmet ve iradesine bağlıdır. Bilmiyorum; beni bağışlar mı bağışlamaz mı?” diye sordu. Akabinde hemen şu âyet nazil oldu: “Ey Şanlı Nebî, sen şunu tebliğ et: ‘Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah, dilerse bütün günahları mağfiret eder. Çünkü O, gafur ve rahimdir, çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur.” (Zümer, 39/53}

Vahşî, tam istediği cevabı almıştı. Derhal Müslüman oldu. Bazı insanlar dediler ki: “Yâ Resûlallah! Biz de Vahşî’nin yaptığı gibi yapmıştık. Aynı şartlar bizim için de geçerli mi?” Fahr-i Kâinat, “Bu şartlar bütün Müslümanlar için geçerlidir.” buyurdular. (Taberani, Mu’cemu’l-Kebir, 11/197)
 
Katılım
10 Haz 2007
#14
Ynt: Onlar Öncüler...

Uhud savaşında Peygamberimiz birkaç kâfire bedduâ etmişti. “Vahşî’ye niçin lanet etmiyorsun” dediklerinde, buyurdu ki:

Miracda, Hamza ile Vahşî’yi kolkola, birlikte cennete girerlerken görmüştüm.


Hicretin sekizinci yılında, Mekke fethedildiği gün, Vahşî, Mekke’den kaçtı. Bir zaman uzak yerlerde kaldı. Sonra pişman olup, Medine’de mescide gelip, selam verdi. Resulullah efendimiz selamını aldı. Vahşî dedi ki:

- Ya Resulallah! Bir kimse Allaha ve Resulüne düşmanlık yapsa, en kötü, en çirkin günah işlese, sonra pişman olup temiz iman etse, Resulullahı canından çok seven biri olarak, huzuruna gelse, bunun cezası nedir?

Resulullah efendimiz buyurdu ki:

- İman eden, pişman olan affolur. Bizim kardeşimiz olur.

- Ya Resulallah! Ben iman ettim. Pişman oldum. Allahü teâlâyı ve Onun Resulünü herşeyden çok seviyorum. Ben Vahşî’yim.

Resulullah efendimiz, Vahşî adını işitince, Hz. Hamza’nın şehit edilmiş hâli gözünün önüne geldi. Ağlamaya başladı.
......................................



Vahşî, öldürüleceğini anlayarak kapıya yürüdü. Eshab-ı kiram kılıçlarına sarılmış, işaret bekliyordu. Vahşî, “Son nefesimi alıyorum” derken, Cebrail aleyhisselam geldi. Allahü teâlâ buyurdu ki:

- Ey sevgili Peygamberim! Bütün ömrünü puta tapmakla, kullarımı bana düşman etmeye uğraşmakla geçiren bir kâfir, bir kelime-i tevhid okuyunca, ben onu affediyorum. Sen, amcanı öldürdü diye Vahşî’yi niçin affetmiyorsun? O pişman oldu. Şimdi sana inandı. Ben affettim. Sen de affet!

Herkes, "Öldürün!" emrini beklerken, Resulullah efendimiz buyurdu ki:

- Kardeşinizi çağırınız!

Kardeş sözünü işitince, saygı ile çağırdılar. Peygamber efendimiz Vahşî’ye, “affolunduğunu” müjdeleyerek buyurdu ki:

- Fakat, seni görünce dayanamıyorum, elimde olmadan üzülüyorum.

Hz. Vahşî, Resulullahı üzmemek için, bir daha yanına gelmedi. Mahcup, başı önünde yaşadı. Aynı mızrak ve okla yalancı peygamber Müseyleme’yi öldürdü ve büyük hizmet etti. Hz. Osman zamanında vefat etti.(Alintidir.)
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#15
Ynt: Onlar Öncüler...

İsmi Ümame’ydi. Peygamberimiz’in (sas) büyük kızı Zeynep’in kızıydı. Efendimiz onu çok sever, omzuna alır, gezdirirdi.
Peygamberimiz bir gün, Ümame omzundayken mescide geldi. Sahabiler, Peygamberimiz’in omzundan çocuğu indirmesini beklediler. Fakat bekledikleri olmadı.
Peygamberimiz, çocuğu omzundan indirmeden mihraba geçti.

Sahabiler dikkatlice izlemeye devam etti.

Acaba küçük kızı ne zaman omzundan indirecekti?

Namaza başlamadan önce omzundan çocuğu indireceğini sandılar. Fakat yine düşündükleri gibi olmadı.

Resulullah (sas), Ümame omzunda namaza başladı. Secdeye gittiğinde çocuğu indiriyor, kalktığı zaman tekrar omzuna alıyordu.

Sevgili Habip, en sevdiğinin yanına, en sevdiğiyle gidiyordu.

Bizler nedense çocukları yanı başımızda ağlatarak namaz kılarız. Ya da çocukla en güzel anımızda onu bırakıp, “Namaza gidiyorum!” deriz. Namaza onunla birlikte gitmeyiz.

Çocuğun minik dünyasına namazı, anne ve baba ile bağlantının koptuğu ya da ses çıkarılmadan beklenmesi gereken sıkıcı bir an gibi işleriz.

Çocuğun namaz kılarken yanımıza yaklaşmasını engelleriz. Bize tutunmak isteyen çocuğu uzaklaştırırız. Ağlayan çocuğu görmezden geliriz.

Ne acıdır ki, Habib’in, omzunda çocukla namaz kıldığını bilmeden, o küçük yavruların namazla arasını açarak namaz kılarız...
 
Katılım
8 May 2007
#16
Ynt: Onlar Öncüler...

Hz. Ömer (ra) vazifelerinin şuurundaydı

Adaleti, cesareti ve devlet yönetimindeki hassasiyetiyle bilinen Hz. Ömer (ra), İslâm’ın insanlığa kazandırdığı örnek şahsiyetlerden biridir. O her fırsatta, Allah rızasına ve Onun elçisine layık olmaya çalışıyordu.

Efendimiz’in vefatından sonra da hayat tablosuna yeni renkler eklemekten geri durmayan Hz. Ömer hakkındaki şu ibretli sahneyi İbn-i Abbas anlatıyor: “Karanlık bir geceydi; soğuk ve dondurucu bir kış gecesi. Ayaz iliklerimize işliyordu. Gecenin ilerleyen saatlerinde Hz. Ömer’le muhabbet etmek üzere evden çıktım. Yolda yürürken Hz. Ömer’le karşılaştım. Bana sokularak, “İşin yoksa beraber yürüyelim mi?” diye teklifte bulundu. Çok geçmeden ikimiz birlikte yola koyulmuştuk. Hz. Ömer, tüm sokakları tek tek dolaşıyor, halkından herhangi birisinin, bir ızdırabının, bir sıkıntısının olup olmadığını öğrenmek istiyordu. Derken şehrin dışında bir çadırın yanından geçiyorduk. İçeriden, ağlayan çocuk sesleri geliyordu. Biraz dinledikten sonra Hz. Ömer (ra) müsaade isteyip selâmla birlikte içeriye girdi. Çadırın içi dağınıktı. Çocukların gözleri ağlamaktan şişmişti. Yaşlıca bir kadın ocağın başına oturmuş, ateşin üzerinde kaynayan tencereyi karıştırıyordu. Hz. Ömer (ra) kendini tanıtmadan tatlı bir dille kadına sordu:

- Valide, bu yavrular niye böyle durmadan ağlıyor?

- İki günden beri açlar da ondan!

- Peki, niye önlerine yemek koymuyorsun?

- Sen şu ateşte kaynayanı yemek mi sandın; ne gezer! Yavruları avutabilmek için taş koydum tencereye. Bu yavrular, benim yetim ve öksüz torunlarımdır. Oğlum, kocam ve kardeşlerim savaşlarda şehit düştü. Evin geçimini temin edecek bir erkeğim yok.

- Neden Halife Ömer’e başvurup durumunu anlatmıyorsun?

- Dilerim ki Ömer daha dünyada iken cezasını bulsun. Ahirette de elim yakasından ayrılmasın. Ben şu ihtiyar hâlimle günlerdir gece gündüz yetim avuturken o nasıl yatağında rahat uyuyabiliyor? Bizler evvelâ Allah’a, sonra da ona emanetiz. Gelip de benim hâlimi nasıl sormaz? Müslümanların reisi olmayı kolay mı sanıyor?

Hz. Ömer (ra) daha fazla dayanamadı. Bitkin bir sesle “Valide haklısın, sen çocukları avut; ben hemen dönerim.” diyerek yerinden doğruldu. Ardından ben de doğruldum. Doğruca devlet hazinesine vardık. Halife, bir un çuvalı seçerek bir yana koydu. Benim elime de bir yağ kabı tutuşturdu. Vakit geçirmeden koca un çuvalını sırtlandı. Hemen yanına sokuldum:
- Aman ey Müminlerin Emiri! Bari müsaade ver de çuvalı ben sırtıma alayım.

- Hayır, ya İbn-i Abbas! Değil yorgunluktan yere yığılsam, ölsem bile bunu sana bırakmam. Bu dünyada yüküne yardım etmek isteyecek dostlar bulunabilir, fakat her koyunun kendi bacağından asılacağı ahiret gününde kimse kimsenin cezasını paylaşmayacaktır. Halifelik vazifesi benim omzuma yüklendiğine göre, idarem altındaki tek tek her ferdin huzur ve emniyetini düşünmek zorundayım. Dicle kenarında otlayan bir koyunu kurt kapsa ilâhî adalet onu Ömer’den sorar.

Bu konuşmadan sonra Hz. Ömer’le birlikte ihtiyar validenin çadırına vardık. Halife Ömer nefes nefese içeri girip çuvalı yere bıraktı. Tencerede kaynamakta olan taşları boşalttı. Yerine getirdiğimiz kaptan yağ koydu. Sonra eriyen yağa, çuvaldan kendi eli ile un koyarak pişirmeye koyuldu. Pişirdiği yemeği ayazda çabucak soğutarak yine kendi eli ile kurduğu sofraya koydu. Günlerden beri kara yaslara gömülmüş olan çadırı bir anda sıcak bir sevincin ışıkları aydınlatmıştı.

Bana yaklaşıp, gidelim artık diye işaret ettikten sonra kadına döndü; “Valide... Sen yarın erkenden halifelik makamına gel; beni orada bul da sana emekli ve yetim maaşı bağlatayım. Şimdilik hoşçakal.” dedikten sonra birlikte dışarı çıktığımızda gün ağarmıştı.
O gün kadın, öğleye doğru halifelik makamına geldi. Kadın artık Hz. Ömer’i tanımıştı. Ama şaşkınlıktan hiçbir şey söyleyemiyordu. Halife Ömer, onu saygı ile karşılayıp oturttuktan sonra şöyle dedi: “Valide!.. Bundan sonra hem kendi adına ve hem de şehit yavrusu öksüz torunlarının adına her ay emekli ve yetim maaşını alacaksın. Bu da ilk maaşın.” diyerek bir gümüş kesesini kadına uzattı ve “Artık Ömer’i affediyor, ona ettiğin bedduaları geri alıp hakkını helal ediyorsun değil mi?” diye sözlerini bitirdi.
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#17
Ynt: Onlar Öncüler...

Günahlara karşı ciddi bir nedamet hissi, o günahın açtığı boşlukları kapatabilir
Bir gün Hz. Muaviye’yi şeytan namaza kaldırır. Hz. Muaviye şaşkınlıkla neden kaldırıldığını sorar: Şeytan ona şu ibretâmiz cevabı verir: “Ben şeytanım. Geçen gün birisi sabah namazını kaçırdı. Kalktığında öyle bir “âh” etti ki, onun nedameti yüzü suyu hürmetine Allah pek çok kimseyi bağışladı. Seninki de öyle olur diye korktum ve onun için seni namaza kaldırdım!”
Evet. Aksi takdirde açılan gayyalar her zaman bizi içine çekip yutabilir. Bundan dolayıdır ki, çok dikkatli yaşama mecburiyetindeyiz. Çünkü, insan hayatında “kabz u bast”lar sürekli olarak birbirini takip eder ve onu hep boşlukların etrafında gezdirirler.

Çarşıda gözünüz bir harama iliştiğinde, hemen anında mescide gidip, iki rekat namaz kılmalı.. Bir an gamsızca kahkahayla gülündüğünde, derhal bir kenara çekilip tevbe edilmeli.. zira, unutulursa kalır, kalır ve katmerleşir. Zamanla da Rabb ile irtibat, kesilir ve o günahzede kendini dalâlet ve inhirafların ağında bulur.
 
Katılım
8 May 2007
#18
Ynt: Onlar Öncüler...


Hz. Peygamber devrinde kadın eğitim ve öğretimine verilen önemi göstermesi ve kadınların ilminden toplumun her kesminin yararlanmasını ortaya koyması bakımından Hz. Aişe’nin söz sahibi olduğu ilim dallarının dini ilimlerle sınırlı olmadığını ifade etmeliyiz.

Hz. Aişe’nin tefsir, hadis, fıkıh ve miras hukuku dallarında sözü dinlenir bir ilmi şahsiyet olduğu ve neseb, tarih, siyer, tıp, astronomi, şiir, hitabet, eğitim ve siyaset alanlarında da bilgi sahibi bir insan olduğu rivayet edilmektedir. Hz. Aişe’nin Kur’an’ı çok iyi bildiğini ve tefsirini en iyi yapanlardan biri olduğunu biliyoruz. O, ayetlerin daha iyi anlaşılmasına yardım eden nuzul sebepleri konusunda da önemli bilgiler aktarmışdır.

Hz. Aişe’nin, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman devirlerinde fetva verdiği ve bunu ölünceye kadar sürdürdüğü rivayet edilmektedir. Diğer taraftan şer’i hükümlerin dörtte birinin ondan nakledildiği zikredilmektedir.

Hz. Osman ve Hz. Ömer gibi büyük sahabelerin Hz. Peygamber’in söz, davranış ve kabulleri konusunda Hz. Aişe’ye başvurdukları ve ondan bilgi aldıkları bilinmektedir.

Hz. Aişe, pasif bir eğitici olarak kalmaz. O, kendisine başvuru olmasa da yapılan yanlışlıklara müdahale ederek, Hz. Peygamber’in vefatından hemen sonra İslam’ın yanlış anlaşılıp ve yanlış aktarılmasını önlediği gibi İslam dünyasında müsbet tenkit fikrinin gelişmesine de büyük katkılar sağlar.

Hz. Aişe’nin tenkitçiliğine en çarpıcı örnek şudur: Ebu Hureyre’nin Hz. Peygamber’den “Uğursuzluk; ev, kadın ve attan olur.” diye bir hadis rivayet ettiğini duyan Hz. Aişe buna çok kızar ve Allah’a yemin olsun ki Hz. Peygamber bunu söylemedi; O, cahiliye devri insanlarının böyle bir düşüncede olduğunu söyledi.” der.

Hz. Aişe annemizin ilmi derinliğinde Hz. Peygamber’in onun zekasına, muhakeme gücüne, fikrini açıkça ifade etme özgürlüğüne ve hassasiyet noktalarını vurgulama kabiliyetine olan saygısı ve desteği yatmaktadır.

Hz. Peygamber döneminde hanımlar haftada bir gün Peygamberimiz’in kendilerine özel bir sohbet düzenlemesini talep etmişler. Bu talep, Hz. Peygamber tarafından büyük bir memnuniyetle kabul görmüştü.

Hz. Peygamber döneminde ensar hanımları sordukları sorular hususunda Peygamberimiz’in övgüsüne mazhar olmuşlardı. Rasulullah, “Şu ensarın kadınları ne güzel kadınlardır; onların edepleri onlara soru sorma hususunda engel olmaz.” diyerek hanımların ilmi arzularını geliştirmelerine destek olmuştur.
 
K

kurşuni

#19
Ynt: Onlar Öncüler...

Allahın arslanının ruhunu şad ediyoru allah cennette huzur ve rahatlık versin
 
Katılım
29 Ağu 2007
#20
Ynt: Onlar Öncüler...

Dil-şâd' Alıntı:
Günahlara karşı ciddi bir nedamet hissi, o günahın açtığı boşlukları kapatabilir
Bir gün Hz. Muaviye’yi şeytan namaza kaldırır. Hz. Muaviye şaşkınlıkla neden kaldırıldığını sorar: Şeytan ona şu ibretâmiz cevabı verir: “Ben şeytanım. Geçen gün birisi sabah namazını kaçırdı. Kalktığında öyle bir “âh” etti ki, onun nedameti yüzü suyu hürmetine Allah pek çok kimseyi bağışladı. Seninki de öyle olur diye korktum ve onun için seni namaza kaldırdım!”
Evet. Aksi takdirde açılan gayyalar her zaman bizi içine çekip yutabilir. Bundan dolayıdır ki, çok dikkatli yaşama mecburiyetindeyiz. Çünkü, insan hayatında “kabz u bast”lar sürekli olarak birbirini takip eder ve onu hep boşlukların etrafında gezdirirler.

Çarşıda gözünüz bir harama iliştiğinde, hemen anında mescide gidip, iki rekat namaz kılmalı.. Bir an gamsızca kahkahayla gülündüğünde, derhal bir kenara çekilip tevbe edilmeli.. zira, unutulursa kalır, kalır ve katmerleşir. Zamanla da Rabb ile irtibat, kesilir ve o günahzede kendini dalâlet ve inhirafların ağında bulur.
Yaşamımızda hangi davranış bizden ne götürür, ne getirir bilinmez.Sanırım dikkat etmemiz gereken ince noktalar, ayrıntılar var.
 

Giriş yap