Tadımlık

Osmanlı Şiirinde İnternet Teması

UluğBey

uyan!
Bölümümüz " Mizah " aşağıdaki şeylerede mizah penceresinden bakın lütfen :) Zira divan edebiyatına söz söyletmeyeceğimi az çok bilirsiniz . ;)

Biraz önce facebook ta bununla ilgili bir grup kurulmuş oraya katıldım.Başını okuduğum aşağıdaki yazının buraya aktarayım dedim, devamını beraber okuyalım.İlginç gibi :)

OSMANLI DİVAN ŞİİRİNDE ‘İNTERNET’ TEMASI: ŞAİR VEB’Î VE İNTERNETNÂME’Sİ


haz. Cihat Arınç


“Hardverî vü softverî esrâr-ı mâst
Kâr kâr-i mâst ü çün ekrân-ı mâst
Nevbet-i köhnefürûşân dergüzeşt
Nevfurûşânîm ü in bâzâr-i mâst”

[Donanım ve yazılım, işte sırlarımız bizim!





İş bizim işimiz, çünkü ekran bizim!
Geçti gitti eski satanların sırası, geçti!
Yeni şey satıyoruz: İşte pazarımız bizim!]



Kendi döneminin dar görüşlü insanları tarafından anlaşılamamış büyük bir deha olan büyük Türk bilgini Nureddin bin Muhammed bin Orçun bin Barkın el-Veb’î (1568?-1601?) hakkındaki bilgilerimiz, dönemin ulemasından ve önde gelen tarihçilerinden biri olan Kadı Gıyaseddin Hayalî’nin “Târihi ‘ilmu’l-âlât ve’l-esrâru hikmetu’l-edevât (Alet Yapma Biliminin [Teknoloji] Tarihi ve Araç-gereçlerin Hikmetinin Sırları)” adlı eserindeki satırlarla sınırlıdır.

Gıyaseddin Hayalî’nin verdiği bilgiye göre, Veb’î’nin hocası Rükneddin bin Tekneddin Lûcî, ‘ilm-i reml’ (fal) ve ‘ilm-i nücûm’ (astroloji) ile hemhâl olan bir okültist idi. Şiirlerinde gelecekten haber veren Şair Veb’î, padişahın çevresindeki bazı vezirlerin ve ulema sınıfından bazı kıskanç kimselerin yanlış yönlendirmeleri neticesinde, bir sihirbaz olduğu gerekçesiyle idam edilerek katlolunmuştur.

Sultân-ı âlem-i muhayyel [Sanal âlemin sultanı], Şeyhu’l-müvebbiîn [Web tasarımcılarının şeyhi], Hâce-i kettâb [Yazılımcıların hocası], Muallim-i Sâlis [Aristo ve Farabî’den sonra gelen Üçüncü Öğretmen] gibi sıfatlarla anılmıştır. Takipçileri onun şanının yüceliğini ifade etmek için şu beyti sıklıkla tekrarlayagelmiştir:

“Lâ kettâb illâ Veb’î
Lâ hasûb illâ şahsî”

[Veb’î’den başka yazılımcı yok,
PC’den başka bilgisayar yok!]

Hayatında birkaç defa canına kastedilmiş, iki defa suikaste uğramış, ancak bunlardan son anda kurtulmayı başarmıştır. Yaşadığı zorluklara ve çevresindeki bilgisiz kimselerin baskılarına göğüs germeye çabalamış, sanal âlemin sırlarını arayan sâliklerin yolunu gözlemiştir:

“An kes est ehl-i beşâret ki işâret dâned
Nuktehâ hest besî; mahrem-i esrâr kucâst?
Hardver ü softver ü veb, cumle muheyyâst; velî
Çet bîyâr muheyyâ neşeved; yâr kucâst?”

[Müjdelenecek kişi bir işaretten anlar;
Ne çok gizli konular var amma,
sır tutacak adam nerede?
Donanım, yazılım, ağ (web), her şey hazır;
Gelgelelim, yâr olmadı mı
chat (sohbet) meclisi kurulmuyor;
Yâr nerede?]

Kadı Gıyaseddin, eserinde Veb’î’yi bir teknoloji şairi olarak niteledikten sonra, onun katlinin şöyle gerçekleştiğini nakleder: “Veb’î’ye hâkânımuz sordı: ‘Ölmezden evvel bir arzun var mıdur, söyle kim yerüne gelsün!’ Veb’î, hançerlü cellâdlaru görince pes cânuna ateş salundı da, şöyle didi: ‘Eyâ sultânımuz, haşmetmeâb efendimüz! Şol fakîri mâdem katlideceksün, bâri cereyânlu [elektrikli] oturağa oturt da, kellesünden titredüp öldürsin ânı.’ Ahâli Veb’î’nin ayıtduklarundan zinhâr bir şey anlamadu. Hâkânımuz, havâssa bakup ‘Eyâ hâs kimesneler, diyün hele kim n’ola bu Veb’î’nin didükleri?’ Ol zemân havâsdan bir zât, sırrı fâş itmemekçün ‘Bir şey fehmitdiysem, Arab olayım’ didi, pes ol demde hemân Arab oldı, lâkin gine de sır virmeyince Veb’î ser [kelleyi] virdi. Ânın katli ihvân-ı esrârın bağrın yakdı. Şol tâifeden bir merd-i kâmil, kellenin kopmasıyla cezbeye gelüp feryâd kıldı:

Mînumâyed aks-i veb der reng-i rûy-i mehveşet
Hemçu berg-i ergevân ber safhai nesrîn garîb

(Ay yüzüne web'in aksi düşmüş; tıpkı yaban gülünün üstüne düşen erguvan yaprağı gibi.)”

Kadı Gıyaseddin, verdiği bu bilgilere ilâve olarak, ilk ‘bilişim şairimiz’ Veb’î’nin bugüne ulaşan ve tasavvufî bir derinliği bünyesinde taşıyan şu tek şiirini naklediyor:

İNTERNETNÂME

‘Ālem-i muhayyel devrān iderüz
Nīce sırlar görürüz ol suhūfda
Oflayn olmazdan evvel olduk oflayn
Bahr-i ‘amīküz dalmazuz süflâya

Fevka’l-mavsda durur bizüm yedimüz
Arz-ı sağīrdir bizüm mavs pedimüz
Ve’l-kalemin mazharı kılâvyemüz
Ekrān nūrumuz sirāc-ı münīrā

Monitör deyüp geçme kī bu ekrān
Bunda cem’ olmuşdur bil kamu ekvān
Satranc-ı ‘urefā durur bu seyrān
Bilmez isen gelirsün şāh ü mata

Bülbül olup zāru zāru öterüz
Gülşen-i veb’in güllerün dererüz
Būkmark’a hep ayrı ayrı koyaruz
Soluben hep erseler de zevāle

Mir’at-ı Ekspılorır’da görürüz
Keşşāfız hem ‘ilm-i keşfden sözümüz
Dost’dan geldük Dost’un aynı özümüz
Dimegil sakın bu sözü cāhile

Mēpe Üçler vü yediler vü kırklar
Bil ki Dost’u söyler bütün şarkılar
‘Āşık anda elest bezmün hatırlar
Çalındukda nāy ü rebāb halīle

Dolby hoparlörün sesi Dāvūdī
Gâh duyulur andan Nevā ilâhī
Gâh saz semā’īsi makām Huseynī
İşüden vecde gelüp ider semā’

‘Ālimler elinde dutar dividi
‘Ārif olan seyreder hep Dīvīdī
Sofinün işi güci dedikodu
Dilünde söylediğü kuru da’vā

Dokun āna ‘aşk āteşün dutuşdur
Entır derler kılâvyede bir tuşdur
Ma’nâsını bilenlere pek hoşdur
Hitāb-ı udhulû yapıldu cānâ

‘Acīb pıroğramdur bilesün Filâş
Ānı ta’līm içün eyleme telâş
Fehmedüben sırrını dut, etme fāş
Andan āhir ta’līm edesün Java

Fotoşop’la resmedersün ‘ālemi
Anda seyrān et sūret-i Ādem’i
Sūretden geçüp temāşā kıl şem’i
Bu sırrı bilürsen olursun dānâ

Feyzbûk'da hem arz-ı endâm eylerüz
Levh ü kalem-misāl hem meyl eylerüz
Gâh invizibıl olup görünmezüz
Ma’nâda a’mā olan gāfilâna

Zāhidā onlayn olagör sen dāim
Olma diskonnekt bu yolda dur kāim
Mālâya’nī kılma bunda ol sāim
Hūri gılmāndan yeğdür hem bu sana

Kaçak şifre buluben bağlanırsun
Elbet bir gün gafletden uyanırsun
İtdiğün sirkati anda görürsün
Rūy-i siyehle varırsun hisāba

Çet’de çetin bir berk olup çakarsun
Gönül kırup hem Kâ’be’yi yıkarsun
Kuzum, internetde pek sakarsun
Lâkin varmazsun bir kâmil üstāda

Çet’in ādābın öğren olma çetin
Gıybet idüp yime kardeşün etin
Kâmili olagör bu internetin
Zāhir ilmünle sakın düşme fahra

Ofis öğrendün dahī eyçtiemel
Başdan ayağa bildün Vord ü Egzel
Nīce beslersün bunda tūl-i emel
Terk idüp ancak iresün kemāle

Harddisküni suya at da öyle gel
Kamu bildüklerün unut öyle gel
Mecnûn gibi āh ü zārı söyle gel
Leylâ görüp tā yetesün dīdāra

Gönül yıkar sonra idersün sitem
Dersün şol senün bu benüm veb sitem
Ben ü sen şārundan geçemezsün hem
Aldanırsun şöyle fānī hayāle

Bu vebden görünür her dāim lâhūt
Ba’zısunda fısk u fücūr var yāhūt
Öylesi misāl-i beytü’l-‘ankebūt
Varmıya gözlerün öyle bir rāha

Sür ağyārı hemān harddiskden çıkar
Nefy edüben cānun ağyārdan kurtar
Māsivā kim bir fāsid virüs-durur
Silemezsün dahī ānı Norton’la

Hardvēr ü softvēr’i sen cem’ idegör
Ol cemādātın zikrini duyagör
Suhūf-i sītede tevhīde ir gör
Sörf idüben Veb’ī rūz ü şeb anda
 

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Ynt: Osmanlı Şiirinde İnternet Teması

Ya hu hiç mi üşenmiyor bu insanlar. Neyse aşağıdaki kıtayı sevdim:

Sür ağyārı hemān harddiskden çıkar
Nefy edüben cānun ağyārdan kurtar
Māsivā kim bir fāsid virüs-durur
Silemezsün dahī ānı Norton’la
 

Bu içeriği görüntüleyen kullanıcılar (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt