Saatli Maarif Takvimi

  • Konbuyu başlatan Sav
  • Başlangıç tarihi
S

Sav

SAATLİ MAARİF TAKVİMİ



. imsak
Uzakta, çok uzakta çölün derinliklerinde, hiddetin kalbiyle konuşan bir adam yaşardı. Gözlerini bir kum fırtınası alıp götürmüştü. O günden sonra kum denizine bakmayı bilenler her kum tanesinin kısılmış bir öfkeyle kendilerini gözetlediğini hissedebilirlerdi.
- Zamanın başlangıcını gösterdiğinde sarkaç, gölgeler düşlerde gezindiğinde ve güneşin ağarmış saçları kum tepelerini süpürdüğünde -
Bir başka adam içinde büyüttüğü yalnızlık ruhuna dar geldiğinde çölü sevgili bildi. Üzerinde ıhlamur serinliğiyle destursuz bir girişti bu. Uzun bir sessizliğe düşmenin ürpertisini, kör bir geceden geçmenin tedirginliğini yazgı edindi. Oysa çölün sükûneti soğuk bir ceset kokusu gibi aktı genzinden. Öylesine direndi ve öylesine direndi ki, hiddetin kalbiyle konuşan adama rastladığında çekip giden aya karşı kasılmış bir öfke yumağıydı artık. Kaybetti.

. sabah
Perde açıldı ve şöyle bir ses duyuldu yeryüzünde, doğudan batıya dalga dalga yürüyen:
- allah en büyüktür. şaditlik ederim ki, allah'tan başka ilah yoktur. ve yine şahidlik ederim ki kalbimizin onuru muhammed allah'ın kulu ve sevgilisidir. öyleyse haydi dua etmeye ve yakarmaya. haydi özgürlüğe ve adalete. bil ki bütün kalbinle o'na yönelmek ve bütün kalbinle dua etmek, uyumaktan daha hayırlıdır. bil ki allah çok yücedir. yeniden bil ki o'ndan başka ilahımız yoktur! (amin)-
Enlemi ve boylamıyla dünya, kavi bir duruşa geçti.

.öğle
Gölgesi küçülmüş bir söğüdün altında, kendini, üzerine abanmış, çılgın güneşten korumaya çalışan bir kum saatine rastlamıştım. Oldukça sinirliydi, bir şeylerden korkuyor gibiydi. Gücü tükenmek üzereydi.
Önünde dikildim ve sana neler oldu insanların kadim dostu, dedim. Zaman ki senin ruhundur. Narin vücudundan düşen her kum tanesinin değeri paha biçilmez bir hazinedir. Gece ve gündüz ve onların arasında ne varsa senin kavline göre işler. Mutluluğun ve hüznün doruklarına seninle ulaşılmıştır. Ey zamanların sarrafı konuş benimle…
Cılız bir ses; Akreplerin peşinden koşan arsız yelkovanlar çağına dön de bir bak! dedi.

.ikindi
Haydi yeniden başlıyoruz, dedi, en yaşlıları. Son bir kez daha kontrol etti. Diziliş tamam. Sıra tamam. Bakışlar… Omuzlar… "Sırayı bozmadan öndekini adım adım takip edip yürüyeceksiniz." Önce küçük adımlarla başlandı. Hız arttı; adeta uçuyorlardı. Güneşin kızıllığı dağın başucuyla oynaşıyordu. Merhaba akasyalar… Selam koca çınar! Koşarlarken biri diğerine seslendi; " Atlarken dikkat et. Ön ayaklar paralel, arka ayaklar yatay olacak!" 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11 ……. 38, 39, ! Atlayıp çiti geçenler dönüp arkalarına baktılar. Güneşi arkasına almış, başını rüzgara dayamış öylece duruyordu orada. Muhteşem bir görüntüydü. Yaşlıca olanı çıldırmış gibiydi. Etrafında homurdanarak döndü ve sonra atladığı çitin yanına gelip bağırdı; " Ne duruyorsun hayvan! Atlaman için tören mi yapılması gerekiyor!" Hiç umursamadı bile Alaca. Ben, dedi, " Bundan böyle kimsenin asabı bozulmuş düşlerine alet olamam, atlamayacağım!" Herkes öylesine şaşırdı ki, tarihlerinde rastlanmış bir olay değildi bu. Bütün gelenekler, görenekler, töreler donup kaldı. Kutsal bir görev için seçilmiş kırklar arasından çıkan bu bozguncu her şeyi alt üst ediyordu.

.akşam
Gölgem kayboldu. Ya da onu bir yerlerde unuttum tam hatırlamıyorum. Döndüm aramaya koyuldum. İhtiyar sokak lambasının altında zar zor farkına vardığım bir karartı görünce öylesine heyecanlandım ki koşup boynuna sarılmak istedim. Lakin yüzünde derin iz bulunan başka bir gölge tarafından hiç de iyi karşılanmadım. Beni tepeden tırnağı süzdü. Gayet nazikçe ona, kaybolan gölgelerin nerede bulunabileceğini sordum. " Bu arayışın yolu bulmaya çıkmaz!" dedi gayet sert bir ifadeyle. Peki, dedim, Gölgelerin dünyası nasıl bir dünyadır? İşte burada sır, bunu önce kendi gölgene sormalıydın, dedi; "Biz, insanların suç ortağıyız, lakin suçlu değil, dert ortağıyız dertli değil, aşk ortağıyız, aşık değil, mutluluk ortağıyız, mutlu değil."
Titreyen sokak lambasının tükenen ışığına karıştı ve uzayıp gitti. O günden sonra, her gün batımında yaptıklarımın ve ertesi gün yapacaklarımın çetelesini tutmaya başladım.

.yatsı
Yüzlercesi buluştu. Gözleri taze ateşin cazibeli yalımından çıkmış gibiydi. Göklerin ötesindeki haberlere doğru yola koyuldular. Bulutları geçtiler, atmosferin bütün katmanlarını geride bıraktılar. Ay, yıldızlar, Samanyolu ve bütün galaksiler… Sonsuzluğun sonuna geldiler.
Ancak gördüklerinin dehşeti, gözlerindeki ateşi daha da harladı. Karanlığın ötesinde, hiçbir renkle adlandıramadıkları bir hâle, gittikçe genişleyerek yayılıyordu. " Yoksa" dedi içlerinden biri, "Yanlış yere mi geldik?" Bir diğeri, "Hayır kutlular meclisi burada toplanırdı her zaman" diye sayıkladı ürpertiyle... Dönelim, demeye fırsat kalmadan, uğultusu kulakları sağır eden bir fırtınanın ortasında sürüklenir buldular kendilerini; bir boşluktan daha derin boşluklara. Yakıcı çığlıklar atarak kaçıyorlardı. Varlıklarına anlam veren ateş bile cılız ve aciz bir ışık olarak kaldı. "Muhakkak" dediler; "Âlemler içre alemde çok önemli bir şey oldu."
Döndüklerinde yeryüzünü kasılmış bir sancıyla kıvranır buldular. Âlemlerin ötesinde şahit oldukları hâle, çölün derinliklerinde, kutlular meclisinin tam da ortasında bir anneyi doğuma hazırlıyordu.

Ömer İdris Akdin