Şâirlerin mahlasları

Kâşif Çelebi

Dîvân Üyesi
Nâbî

"Bende yok sabr-ı sükûn, sende vefadan zerre,
İki yoktan ne çıkar fikredelim bir kere."

"Nâ" ve "bî" kelimeleri Arapça ve Farsçada 'yok' anlamına gelmektedir. Bu beyitte Nabî mahlasının oluşumunu belirtmektedir.
 
Son düzenleme:

Kâşif Çelebi

Dîvân Üyesi
Fuzûlî

Asıl ismi Mehmed olan şairimizin "Fuzûlî"nin mahlasını alma serüveni:)
Fuzûlî'nin manası ‘Boşboğaz, kendini ilgilendirmeyen konulara karışan’ manasındadır. Halk dilindeki Fodul buradan gelir.
Şair böyle bir ismi neden seçtiğini Farsça divanının önsözünde izah eder:
“Bir mahlas almam gerekiyordu. Şiire yeni başladığım zamanlar günlerce mahlas olarak üzerinde düşündüm, aldığım her mahlasa bir müddet sonra bir ortak çıktığı için yeni bir mahlas alıyordum. "Fuzûlî" mahlasını seçtim. Bu lakabı kimsenin tutmayacağını bildiğim için ortaklık endişesinden kurtuldum” diyor .
Fûzûlî kelimesinin kökeni Arapça "fzl"dan gelir ve "fazîletli" demektir bu da ikinci anlamıdır.
Zekî şairimiz bu mahlası alarak hem başkalarının mahlasını çalmasından kurtulmuştur hem de ikinci anlamını da düşündürerek âlemdeki yerini vurgulamıştır;)
Fuzûlî'nin mahlasıyla ilgili anlatılan bir nükte de vardır:"Bir gün Fuzûli ile yine o devrin bir şairi Rûhî(Bağdatlı) birlikte yürümektedirler.Yol üzerinde yere yatmış kir pas içinde bir köpek görürler.Rûhî,Fuzûlî'ye takılmak için:"Ey Fuzûlî!Bak şu köpeğe ne kadar da fûzûlî."der. Fuzûlî altta kalır mı yapıştırır cevabı:"Vur tekmeyi çıksın rûhî(Rûhî) ;)
 
Son düzenleme:

Dilhun

Dîvân Üyesi
Asıl ismi Mehmed olan şairimizin "Fuzûlî"nin mahlasını alma serüveni:)
Fuzûlî'nin manası ‘Boşboğaz, kendini ilgilendirmeyen konulara karışan’ manasındadır. Halk dilindeki Fodul buradan gelir.
Şair böyle bir ismi neden seçtiğini Farsça divanının önsözünde izah eder:
“Bir mahlas almam gerekiyordu. Şiire yeni başladığım zamanlar günlerce mahlas olarak üzerinde düşündüm, aldığım her mahlasa bir müddet sonra bir ortak çıktığı için yeni bir mahlas alıyordum. "Fuzûlî" mahlasını seçtim. Bu lakabı kimsenin tutmayacağını bildiğim için ortaklık endişesinden kurtuldum” diyor .
Fûzûlî kelimesinin kökeni Arapça "fzl"dan gelir ve "fazîletli" demektir bu da ikinci anlamıdır.
Zekî şairimiz bu mahlası alarak hem başkalarının mahlasını çalmasından kurtulmuştur hem de ikinci anlamını da düşündürerek âlemdeki yerini vurgulamıştır;)
Fuzûlî'nin mahlasıyla ilgili anlatılan bir nükte de vardır:"Bir gün Fuzûli ile yine o devrin bir şairi Rûhî(Bağdatlı) birlikte yürümektedirler.Yol üzerinde yere yatmış kir pas içinde bir köpek görürler.Rûhî,Fuzûlî'ye takılmak için:"Ey Fuzûlî!Bak şu köpeğe ne kadar da fûzûlî."der. Fuzûlî altta kalır mı yapıştırır cevabı:"Vur tekmeyi çıksın rûhî(Rûhî) ;)

Ve yine Farsça divanının mukkadimesinde der ki:
“Düşündüm; eğer şiirde başkaları ile müşterek bir mahlas alırsam muvaffak olamadığım takdîrde bana yazık olur. Muvaffak olursam mahlas ortağıma zulmetmiş olurum. Bunu ortadan kaldırmak için kimsenin kabûl etmediği ve edemeyeceği bir mahlas aldım. Böylece mahlas sebebiyle gelebilecek üzüntülerin kapısını kapadım ve şiirlerin karışması endişesinden kurtuldum.”

Büyük şairler (Şâir-i Âzam) için mahlas önemli.

Ahmed Paşaya da:

“–Siz mahlâs olarak isminizi yani Ahmed’i kullanmaktasınız. Bu takdirde Gelibolulu Ahmet ile sizin aranızda benzerlik olup bu benzerlik halka karıştırma sebebi olmaz mı? İhtimaldir ki sizin güzel sözlerinizi ona isnat ederler.” deyince merhûm Ahmet Paşa:

“–Benim kelimelerimi ona isnat etmeleri gam değil. Yeter ki onun müh-melâtını (mânâsız, boş sözlerini) bana isnat etmesinler.” demiştir.:)
 

Kâşif Çelebi

Dîvân Üyesi
Zâtî
Kelime Kökeni : Arapça [sıfat] Kendine özgü, kişiye ilişkin, kişisel, özel anlamalarına gelir.
Ünlü divan şâirlerimizden Zâtî'nin mahlası olan kelimenin sözlük anlamını verdik şimdi ise şairimizin neden bu mahlasa sahip olduğuna gelelim :)
Şiirle meşgul olan herkesin edinmesi gereken bilgileri kavrayacak doğru dürüst bir tahsili olmadığı hâlde, orijinal manaları ve kendi icadı duyulmamış hayalleri edebî sanatlarla bezeyip sunmadaki hüneridir ki herkesi şaşırtmıştır.
Bu konuda ileri sürülen görüş ve düşünceler farklıdır. Kimine göre ağır işittiği için yaran sohbetlerine katılamamış, iç âleminin engin denizinden mana çıkarmakla meşgul olmuş, kimine göre tanıştığı her şairden, edebiyatçıdan ve katıldığı meclislerdeki bilgin ve ince duygulu kişilerden derlediği nükteleri müstesna zekâsının hokkasında ezip kendi kişiliğinin kaleminden rengârenk mısra ve beyitler hâlinde kelimelere, deyimlere yerleştirmiştir. Kimi, bir meslek edinecek kadar tahsili olmadığından bütün vaktini şiire ve edebiyata vakfedişine bağlamakta, kimi de çok yaşadığı için birçok şair ve edebiyatçı ile görüşüp onlardan bir şeyler öğrenişi ile açıklamaktadır. Hemen hemen herkes ondaki mana ve hayallerin, edebî sanat çeşitliliğinin başka herhangi bir şairde bulunmadığını iddia ederek, şiirdeki başarısının kendi yaradılışındaki fevkalade yetenekten ileri geldiğinde, yani "zâtî" olduğunda birleşmişlerdir
.” değerlendirmesini yapmıştır

Kaynak:Çavuşoğlu, Mehmed (1981). Dîvanlar Arasında. Ankara: Umran Yay.
 
Son düzenleme:

Kâşif Çelebi

Dîvân Üyesi
Şairlerin kendi hayal dünyalarını en doğru şekilde yansıtabilmek ve özgün kalabilmek amacıyla kitap okumaktan mümkün olduğunca kaçındıklarını duymuştum.Zâtî üstadı da tanıyınca hak verdim kendilerine.
 

Kâşif Çelebi

Dîvân Üyesi
Nefî
Asıl adı Ömer olan hicivde ustalaşmış şairimiz Nefî üstad 17.yy şairlerindendir. Aslen Erzurumludur ve çok iyi bir eğitim görmüştür.
İlk şiirlerini "Zarrî" (Dârî) yani (zarara mensup) mahlasıyla yazdığı söylense de bu mahlası kullandığı herhangi bir şiiri ele geçmemiştir.
Ancak Gelibolulu Ali için yazdığı "sahan" adlı kasidede ilk önce bu mahlasını kullandığını bizzat Gelibolulu Ali söyler ve onun bu mahlasını kendisinin "Nefî" ile değiştirdiğini söyler.

Eyledün mahlas-ı Nefî ile kadrim efzûn
Zihn-i pâkimde görüp kuvve-i iz'ân-ı suhen

Erzurum'da bu genç şairin şiirlerini okuyup başarılı bulan Gelibolulu Ali ona Nefî (yararlı,nafî) mahlasını vermiştir.Gelibolulu Ali'nin topu topu altı ay görev yaptığı Erzurum'da Nefî ile tanışıp ona bu mahlası vermesi Nefî'nin ikbal yolunu da açmıştır.
Kaynak:
Kasım Ertaş, Gelibolulu Mustafa Ali'nin Hayatı ve Eserleri
Abdülkadir Karahan,Nefî Dîvânı ve Seçme Şiirleri
Şehamettin Kuzucular,Edebiyat ve Sanat Akademisi
 

Kâşif Çelebi

Dîvân Üyesi
Şâir pâdişahlarımızın mahlasları

(MUHiBBî) Kanunî Sultan Süleymân

Osmanlı İmparatorluğunun en önemli padişahlarından birisi olan Kanûnî Sultan Süleyman tüm padişahlar içeresinde şiir alanında en öne çıkan padişahtır. Mahlası “Seven ve Sevgi besleyen” anlamına gelen “Muhibbi”dir. Fıtratı her ne kadar cengâver ve celalli olsa da sevgi ve aşk dolu naif bir rûha sahiptir.

Kânûnî Osmanlı İmparatorluğunda en çok şiir yazan padişah olup aşağı yukarı 3000 adet şiirin bulunduğu divanı bulunmaktadır.

Lisans tezimde gönül mazmûnunu incelediğim dört divandan biri de Muhibbî dîvânı idi. Derya deniz bir divan maşallah ve gönül tellerine en fazla dokunan şair padişahtır kendisi. Ne mutlu ona ilhâm olan(lar)a :)
 
Son düzenleme:

Dilhun

Dîvân Üyesi
Sürûrî, güzel ismin insanın tabiatına ve bahtına tesir ettiğini duymuş ancak kendisinde böyle bir tesir görmediğini bir beytinde konu etmiştir:

Didiler te’sîr ider ism-i müsemmâ da velî

Ey Sürûrî görmedüm âlemde handân olduğun

Sürûrî sevinç, mutluluk anlamına gelen mahlâsına gönderme yaparak: “Ey Sürûrî! İsmin, sahibine tesir ettiğini söylerler ancak ben bu âlemde (ismin sevinçli anlamında olduğu hâlde) senin hiç güldüğünü görmedim.” diyerek şikayetlenir.

PROF. DR. NİHAT ÖZTOPRAK /MAHLAS NÜKTELERİ 4
 
Benzer konular Forum Tarih
@ Klasik Türk Edebiyatı 14 8K

Benzer konular

Bu içeriği görüntüleyen kullanıcılar (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 2)

Üst Alt