Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

Katılım
24 Haz 2006
#1
Hüzün Kraliçesi
Garip
Şule - I
Bana Yasaksın
Terazi
Sen Olmasaydın
Hüzünkâr
İki Damla Elveda
Sürgün
Senden Habersiz
Kar
Rüzgar
Kese
Neslihan
Sevdiğimi Geri Ver Karadeniz
Seni Sevdiğimi Unuttur Bana
Hüzün Senfonisi
Bir Sensizlik Hikayesi
Mavi Gözlü Yeşil Saçlı Tanrıça
Sonbaharım
Sil Gözyaşlarını
Şimdi Git Yıllar Önce Gel
Gonca
Darma Dağı
Bir Şarkıdır Ayrılık
Semaver
Islak Sayfalar
Sislerin Ardında
Hükümdar
Gelmezsin
Şule - II
Şule - III
Şule - IV
Marmara'da Son Fasıl
Dağlar
Veda Vakti
Salıncak
Müberra
Bugünlerde
Cenaze ve Düğün
İsimsiz Duygular
Ölülere Kulak Ver
Şule - V
Kıskanırlar Seni
Duvardaki Ses
Sen ve Ben
Zor Gelir
Muhabbet Adası
Nöbet
Eşik
 
Katılım
24 Haz 2006
#3
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

http://video.google.com/videoplay?docid=-7741918057796314411

HÜZÜN KRALİÇESİ

Güneş mumdan farksızdı saçlarının yanında,
Okyanustan derindi gözlerinin mavisi...
Dudağındaki allık yoktu ceylan kanında,
Bir güzellik perisi, hüzün kraliçesi...

Onu mahzun görünce utanırdı melekler,
Çocukluğumda hala bir dua onu bekler,
Kocaman sevdaları saklar çocuk yürekler...
Gönlümün ilk hecesi, hüzün kraliçesi...

Köşede iki katlı küçük bir evi vardı.
Kızıl günbatımında balkonuna çıkardı.
Tüm sokağı bir anda gül kokusu sarardı,
Büyülerdi herkesi, hüzün kraliçesi...

Ufuklarda gezerdi buğulu bakışları,
Rüzgârlar silemezdi gözündeki yaşları,
Söylediği şarkılar eritirdi kışları,
Bir ayrılık nağmesi, hüzün kraliçesi...

Aynada kendi aksi, ellerinde resimler...
Tararken saçlarını değişirdi mevsimler.
Dudağına konardı anı olmuş isimler,
Bir gönül hikâyesi, hüzün kraliçesi...

Bir kuğuydu, yalnızlık kırmıştı kanadını,
Seveni çoktu ama bilen yoktu adını.
Bir masal perisiydi, rüyaların kadını...
Aşkların en yücesi, hüzün kraliçesi...

Islak camlar ardından gökyüzüne bakardı,
Yalnızlığın hüznüyle inlerdi güzel sesi.
Sonbahar yağmurları gözlerinden akardı,
Buruk bir aşk bestesi, hüzün kraliçesi...
 
Katılım
24 Haz 2006
#4
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

Garip

Yağmurlu bir akşamda beklerken bir durakta,
İş yorgunu insanlar koşuşurken sokakta
Bakışlarım savruldu bu insan yığınına,
Ve bir adam takıldı gözlerimin ağına...

Dermansızdı, yağmurdan kaçan bir hali vardı,
Usulca yürüyordu, küçüktü adımları.
Tepeden tırnağa dek bulanmıştı çamura,
Kim bilir, hangi vakit yakalandı yağmura?
Bir şey vardı halinde öyle tuhaf ve garip;
Hayatından vazgeçmiş, yaşamaktan mustarip...
Yorgun ayaklarında ucu patlak pabuçlar,
Sırtında rengi solmuş tek kollu bir ceket var...
Islanmış giysileri yırtık, sökük, yamalı,
Saçlarına karışmış uzun kirli sakalı
Tanımlıyordu sanki “garip” kelimesini,
Sefil demek yetmezdi tarife böylesini...

Ağır ağır yaklaştı, baktı kalabalığa,
Utangaç bakışları saklandı karanlığa.
Zihnimi meşgul eden binlerce soru vardı,
Çukurlaşmış gözleri “Sorma! ” diye yalvardı.
Bir dilenci olsaydı böyle mahzun olmazdı,
Uzaklara bakarken gözbebeği dolmazdı...
Belli ki, yüreğinde hala yanan bir kor var,
Alnına satır satır hüzün kazımış yıllar.
Islak gözbebeğinde kara bir aşk lekesi,
Titrek dudaklarında bir sevda hikâyesi...
Acıtıyor gibiydi kalbindeki yaralar,
İçinde hatıralar, bir kadından yadigâr...
Onun derdi yanında yalandı benim derdim,
Anlatsaydı şüphesiz saatlerce dinlerdim…

Yeri yurdu belli ki yakınlarda bir parktı,
Yatak diye her gece uzandığı bir banktı.
Belki sokak sofrası ve de çöpler aşıydı,
Harabeler yuvası, yollar arkadaşıydı...
Her şeyinden vazgeçip dolaşmış diyar diyar,
Yüreğindeki merhum duygularla bahtiyar...
Bana birden kendimi hatırlattı bu hali,
“Bu olsa gerek” dedim “çaresizin ahvali...”

Bazen öyle olur ki; dünya gözümde yalan,
Bir bir silinir her şey, aşktır elimde kalan…
Ceket, çanta, ne varsa fırlatıp bir kenara
Onu alıp göçmek var bilinmez diyarlara…
Ve taşımak bu yükün kutsal ağırlığını,
Her an bir merasimle anarak varlığını
Bir ümitle beklemek dua edercesine,
Ve bırakmak vuslatı hayatın ertesine…

Bir yanı insanın hep olmak ister derbeder,
Kaldırımlar ve gece, yalnızlık, yol ve keder...
Ve yol almak rüzgârın “yürü! ” dediği yönde,
Arkada kızıl güneş, uzar gölgeler önde...
Yürümek... Amaçsızca, asırlarca yürümek...
Susayınca aşk içip, acıkınca aşk yemek...
Güneş doğar, gün başlar; güneş batar, gün biter.
Amaçsız yaşayana günleri saymak yeter…
Dert değil, nasıl olsa gelip geçiyor vakit,
Bir ömür nasıl geçer kalmamışsa hiç ümit?

Ben kendimi düşünüp dalmışken uzaklara,
O bana yaklaşmıştı, elinde bir sigara...
Göstererek cebinde ıslanmış kibritini,
Uzattı ateş sorar gibi izmaritini...
Neden bilmem sadece dudaklarımı büktüm.
Hüsrana uğramış bir şekilde iki büklüm
Uzaklaşırken benden son kez ardına baktı.
Uzatılan çakmakla sigarasını yaktı,
Dumanını keyifle çekti ciğerlerine.
Selam vermek istermiş gibi diğerlerine
Etrafına bakarken gözü gözüme değdi,
Bir nefes daha çekip başını öne eğdi...

Ürkek ürkek yaklaştı otobüsün birine,
Egzozunda can kattı üşüyen ellerine.
Doğruldu ve sırtını verdi sıcak motora,
Aldırmıyor gibiydi dumana ve çamura...
Ve umursamıyordu ona bakan gözleri,
Acıyan ve tiksinen gurur dolu yüzleri...

Derin bir nefes çekip, ellerini ovarak
Etrafına bakındı ve irkildi tüm durak...
Gölgesini de alıp uzaklaştı duraktan,
Garip bu ya, zevk alır hayatsız yaşamaktan...
 
Katılım
24 Haz 2006
#5
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

ŞULE - I

Sonbahara darılmış bir Eylül sabahıydı…
Gökyüzü kan kırmızı, bulutlar sapsarıydı,
Uykudan mahrum gözler gezinirken şafakta.
Avaz avaz bir sükûn inliyordu afakta…
Bir yerlerde bir deprem sarssa gerekti yeri,
Ya da deli bir boran yutuyordu bir şehri.
Kükrüyordu gök kubbe ve kaynıyordu zemin…
Günahı bir muamma bu kızıl cehennemin…

Uyanmıştı Hüzünkâr müebbet uykusundan…
Azat edilmiş gibi ahiret sorgusundan
Kesilmişti soluğu, yüzü benzi atmıştı;
Korku ve heyecanı birbirine katmıştı.
Duvarlarda sürünen feri sönmüş gözleri
Anımsamıyor gibi yokluyordu her yeri,
Titreyen elleriyle sıvazladı yüzünü.
Kirli sakallarında asılı duran hüznü
Bırakıp bir köşeye yüreğine yöneldi,
Az önceki rüyası ansızın dile geldi:
“Senin bu gördüklerin bir rüyadan fazlası,
Hayal ile gerçeğin, varla yokun teması.
Her gece aynı rüya tam yirmi üç senedir,
Sormadın mı kendine, bundaki hikmet nedir?
Çözmek istersen eğer sözümdeki esrarı
Gerekir bu rüyanın bir kez daha tekrarı…”

Gözlerini mıhlayıp semada bir noktaya
Bilinmez bir korkuyu kalbinde duya duya
Düşündü saatlerce bulmak için bir mana
Ruhunu sarmalayan bu amansız buhrana.
Sinir nöbetleriyle sarsıldı tüm vücudu
Defalarca zorladı aklı saran hududu.
Dolaştı yeri, arşı, bütün evreni kat kat,
Ve nihayet başladı öz yurduna seyahat…

Gitti çok uzaklara, uzaktan da uzağa,
Vardı kendini aşıp mermer kaplı bir dağa.
Vakit zaman öncesi, mekân mekân ötesi,
Hayatın hem evveli, hem de hayat ertesi…
Bir âlem ki burada yaşamak yok ölmek yok…
Ruhlara giydirilen elbiseye gerek yok.
Her şey tek bir gerçeğin varlığından ibaret
Ve her şey o Varlığa şükür ile ibadet.

Ne bir yorgunluk hissi ne bir can sıkıntısı
Kulaklarda ilahi bir nefes fısıltısı…
Dağ, taş, dere, tepe, göz nasıl arzularsa
Zümrüt rengi ırmaklar, hangi yöne bakarsa…
Göğe doğru tırmanan sarmaşık çağlayanlar,
Bulutlar arasında koca bir derya kadar
Havuzlar ki etrafı elmaslarla işlenmiş,
Dibi güneşle, ayla, yıldızlarla süslenmiş…
Her tarafta ferahlık hissi veren kokular,
Bir musiki tadında çeşmeden akan sular.
Renklerin kaç türlüsü varsa burada mevcut,
Gönül ne diliyorsa o lahza bulur vücut…

Hüzünkâr bu âlemde saf bir ışık huzmesi…
Varlığının özünde aşkın kızıl şulesi
Eriterek içini alev alev yanardı,
Hüzünkâr küllerini Huda’sına sunardı.

Çektiği ıstıraptan etmezdi hiç şikâyet
Istırap sayılmazdı Huda’dan ise şayet.
Ateş onu sardıkça Hüzünkâr gülümserdi
“Ben kül olmayacaksam bu ateş niye? ” derdi.
“Yangına koşuyorsam, bil ki aşktır nedeni,
Yanıp küle dönmeden sevdim diyemem Seni.
Öyle bir kor oldum ki, gün ağarır ruhumdan
Doğan güneşin bile farkı kalmadı mumdan…”

Huda’nın rızasını almaktı tek dileği,
O’na yakın olmaktı gönlündeki ereği…
Fikrinde ve zikrinde yalnız O’na ibadet
Bu tarifsiz duyguydu, onun için saadet…
Halini meleklerin seyrederdi gıptayla
Huzura varmak için sabrederdi duayla.
Dilinden düşmezdi hiç, bir an “aşk” kelimesi
Asumanı kaplardı aşktan inleyen sesi…
Bu figanı duyanlar secdeye kapanırdı,
Cehennemden yükselen bir haykırış sanırdı.
Bilmezlerdi ondaki aşka sürgün yüreği,
Bilmezlerdi nedir aşk sürgününün gereği…
Bir karanlık kaplardı Hüzünkâr’ın ruhunu,
Aşk nedir bilmeyenler lanet sayardı bunu.
Hüzünkâr yakarırdı her duada Rabbine
İçinde bir kıvılcım alev alırdı yine;
“Ya Rab, şikâyet değil kelamımdaki niyet
Senden emanet olan niçin etsin şikâyet?
Lakin ruhum ağlıyor bir hicranlı aşk ile.
Huzurunda bekleyen sadık melekler bile
Benim garip halime baktıkça hüzünlenir,
Nihayet ki namıma artık “Hüzünkâr” denir.
Tek dileğim tek arzum yakın olmaktır sana,
Mahrum etme aşkından, al beni de yanına…”

Hakk’a varır dilekler yeter ki yürek ansın…
Huda’nın sarayında gün tutuldu ansızın.
Melekler feryat feryat toplandı bir araya,
İçlerinden üç melek çağırıldı saraya.
Hakk’ın emrini alan melekler karanlıkta
Açtı kanatlarını ve yol aldı boşlukta.
Karanlığı yakarak nice yollar aştılar,
Nihayet Hüzünkâr’ın yurduna ulaştılar.
Bütün heybetleriyle kaplayarak semayı
Selamladılar önce rahman olan Huda’yı;
Hüzünkâr önlerinde el pençe bekliyordu.
Meleklerden birisi öne çıktı ve sordu;
“Ey Hüzünkâr nedir aşk diye figan ettiğin,
Nedir ki onu anan yoktu bugüne değin?
Nasıl bir şey ki her an fikrinde zikrindedir
Hayır mıdır şer midir, bundan dileğin nedir?
Canana seslenirsin, aşkın kime karşıdır?
Huda’dan başka canan ihtimali var mıdır? ”

Hüzünkâr şaşırmıştı bu sual karşısında:
“Ben yanıp kavrulurken aşkın alev tasında
Nasıl olur da anmaz kimse onun adını
Nasıl bilmez kimseler aşkın keskin tadını?
Yoksa ben bir serap mı görmekteyim sahrada
Sizler de mi yoksunuz şu an yoksa burada?
Peki ya içimdeki bu ateş neyin nesi,
Nedir bu alev alev kaybetmek endişesi?
Bütün benliğimi ben teslim etmişim Hakk’a,
Varsa da arzu etmem canan Huda’dan başka.
Rızası olacaksa terk eylerim âlemi,
Aşkım hesaba katmaz Cenneti Cehennemi.”

Bu cevapla birlikte kanatlandı melekler,
Semayı kırbaç kırbaç parçaladı şimşekler.
Gün karardı, âleme kül rengi bir sis çöktü
Yırtarak karanlığı, fecir kıpkızıl söktü…

Üç melek girer girmez sarayın kapısından
Bütün âlem başladı ağlamaya yasından.
Beyaz gölgeler indi saray duvarlarına
Hüzün kan gibi doldu mermer damarlarına.
İlahi emri alan melekler birer birer
Gerip kanatlarını boşlukta süzüldüler.
Vardılar Hüzünkâr’ın aşk kokan hanesine
Seslerini kattılar şimşeklerin sesine:

Dediler, “Ey Hüzünkâr hayata gideceksin,
Yoksa yüce Rabbine isyan mı edeceksin? ”
Dedi “Burda mutluyum, hem ibadet ederim,
Rabbimin huzurudur ait olduğum yerim.”
Açıldı gök kubbede sudan örme bir duvar,
Ve seyretti hayatı bu duvarda Hüzünkâr:

Doğumdan ölüme dek bir hayat serüveni…
Akrebin kıskacında bir zaman değirmeni…
Bir dünya ki burada her şey özünden farklı,
Her şey kendinden uzak bir sis ardında saklı.
Yaşam ve ölüm, iki yoldaş gibi kol kola
Yürürlerken, bir handa vermişler sanki mola.
Emekleyen bir bebek ve bir toprak yığını…
Gördü beşik ve kabrin farkı olmadığını.
Her şey eşyanın somut varlığından ibaret
Ruhlar bedende hapis, duygularsa emanet.
İnsanlar gördü, bir çift kanat farkı melekten,
Ve insanlar gördü yok nasibi bir yürekten.
Savaşlar, ihtilaller, kan, irin ve gözyaşı,
Kalabalıklarında hayatın, can telaşı…
Kimi çırpınır durur yaşamak çabasında
Kimi de havlu atmış bu kurtlar sofrasında.
Almak için öldüren, vermek için öldüren,
İnsanlar gördü, kendi çiğ etini kemiren…
Vahşetin her türlüsü yaşanıyor burada,
Çığlıklar, feryatlar ve ağıtlar bir arada…
Bir gün dahi son bulmaz damlamadan yere kan.
Dakikalar içinde milyonlar verirken can,
Kimi başarısıyla, zaferiyle övünür,
Kimi de yavrusunun acısıyla dövünür.
Gökyüzünü süsleyen bulut kümesi mantar
Şemsiyesi altında doğaya ölüm saçar.
Ve insanlık adına bunu bilim sayanlar,
Vahşetin bir adını da deney koyanlar var.

Hüzünkâr dedi “Hayat buysa istemem gitmek
Burda kalıp Rabbime arzum ibadet etmek.
N’olur beni atmayın o zulüm dolu yere,
Hayata gitmem” diye yalvardı meleklere…
“Bir günden daha kısa, say ki daldın rüyaya,
Önce yükselip sonra düşeceksin sevdaya…
Bulacaksın orada aradığın cananı,
Anlayacaksın aşkı geldiğinde zamanı.”
“Bana canan demeyin, Hakk’ı canan bildim ben
Ondan gayrı bir canan isteyeyim ki neden? ”

Henüz sona ermeden bu sözlerin yankısı
Sardı bütün âlemi bir perinin şarkısı.
Bu şarkıyla Hüzünkâr kapılmış gibi sihre
Söndü ışığı, feri, düştü olduğu yere.
Duvarda alev alev bir siluet belirdi
O lahza Hüzünkâr’ın ruhuna ateş girdi.
Suda yanan bu alev bir peri, bir afetti
Bir bakış Hüzünkâr’ı esir etmeye yetti.
O gözler mavi değil, sanki bir çift girdaptı,
Bir bakıştan fazlası dayanılmaz azaptı.
O saçlar ki, rüzgârı denizleri kuruttu
Öyle bir kızıldı ki Hüzünkâr’ı kan tuttu.
Kulağı sağır, gözü kör, dili lâl kesildi,
Lügatında yazılı tüm isimleri sildi.
Dedi “Kimdir bu melek, beni koydu bu hale.”
Melekler bir ağızdan dediler, “Adı Şule”

Devam edecek
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#6
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

Sitemiz üyelerinden değerli "hüzünkar" ın yani Sedat kardeşimizin ilk şiir kitabı çıktı.Sitemizden bir kardeşimizin bu tür bir çalışma yapması hoş.Kendisine bu yolda başarılar diliyorum.

Şairimizin kitabına ulaşmak için:

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=124024&y=10021\

adresine girebilirsiniz.
 
Katılım
24 Haz 2006
#7
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

Çok teşekkür ederim. Uzun yıllar biriken hüzünleri bir kitapta toplama kararı almıştım, 2-3 sene önce. Nihayet gerçekleştirebildim. Hayal ettiğim gibi olmasa da bir kitabımın olması ve isteyenlerin ulaşabilecek olması güzel birşey.

Kitabıma gösterdiği ilgiden dolayı site yönetimine çok teşekkür ederim. Kitabı okuyanların beğenisini kazanabilmeyi temenni ediyorum....

sevgiler...

Sedat Büyük
www.sedatbuyuk.com
 
Katılım
29 Ağu 2007
#8
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

hüzünkar' Alıntı:
Hükümdar

Hükmetsem de cihana karşında düşer tacım,
Nasıl bir derttir ki bu dinmek bilmiyor acım.
Elim kolum bağlanmış bu sensizlik tahtına,
Tüm dünya huzurumda, bense sana muhtacım...
Yanlızlığın adı da olsan sensizlik bile taçtır bana.
 
Katılım
24 Haz 2006
#9
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

BANA YASAKSIN

Mesafeler engel olmuş aşklara,
Ay güneşe, sen de bana uzaksın.
Şarkılar günahmış bu dudaklara,
Gül bülbüle sen de bana yasaksın.

Bahar çiçek açar hazan soldurur,
Rüzgâr hoyrat eser yapraklar kurur,
Yanan sineleri yağmur doldurur,
Güz bahara sen de bana yasaksın.

Bir garip aşktır bu dillerimizde,
Sevdadır savrulan küllerimizde,
Ümit çırpınsa da ellerimizde,
Dün yarına sen de bana yasaksın.

Bir gün gözlerinde tutulur güneş,
Bir tufan kopar ki kıyamete eş,
Unutulur ana, baba ve kardeş...
Gün geceye sen de bana yasaksın.

Ateşin gönlünde bir su damlası...
Bir temas besteler en büyük yası.
Bir alev, bir damla… Ölüm sonrası...
Su ateşe, sen de bana yasaksın.

Ekim 2001, İstanbul
 
Katılım
29 Ağu 2007
#10
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

TERAZİ


Öyle adaletsiz bir terazidir ki sevda,
Sevilen değerlidir seven ağır bassa da.

Haziran 2002, İstanbul

Hüzünkar
 
Katılım
24 Haz 2006
#11
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

SEN OLMASAYDIN

Güzel kelimesi seni anlatır,
Yazmazdı lügatta sen olmasaydın.
Ne destansı aşklar ne de bir satır
Olmazdı sanatta sen olmasaydın.

Görmedi böyle bir güzellik tarih,
Sevda bir günahtı sen olmasaydın.
Güçlünün elinde esirken talih
Devrilmezdi tahtı sen olmasaydın.

Sanma ki güneştir hayat kaynağı,
Goncalar açmazdı sen olmasaydın.
Yeşil bürümezdi kara toprağı,
Ay ışık saçmazdı sen olmasaydın.

Anlamını sende buldu yaşamak,
Aşk yalnız heceydi sen olmasaydın.
Güzel gözlerinle semaya bir bak!
Gündüzler geceydi sen olmasaydın.

İnlemezdi böyle her bir nefeste
Kalplerdeki mabet, sen olmasaydın.
Kutsal bir duygusun ölümden öte
Bir masaldı cennet sen olmasaydın...

Ekim 2003, İstanbul
 
Z

ZeRRe

#12
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

SEN OLMASAYDIN

Güzel kelimesi seni anlatır,
Yazmazdı lügatta sen olmasaydın.
Ne destansı aşklar ne de bir satır
Olmazdı sanatta sen olmasaydın.

Görmedi böyle bir güzellik tarih,
Sevda bir günahtı sen olmasaydın.
Güçlünün elinde esirken talih
Devrilmezdi tahtı sen olmasaydın.

Sanma ki güneştir hayat kaynağı,
Goncalar açmazdı sen olmasaydın.
Yeşil bürümezdi kara toprağı,
Ay ışık saçmazdı sen olmasaydın.

Anlamını sende buldu yaşamak,
Aşk yalnız heceydi sen olmasaydın.
Güzel gözlerinle semaya bir bak!
Gündüzler geceydi sen olmasaydın.

İnlemezdi böyle her bir nefeste
Kalplerdeki mabet, sen olmasaydın.
Kutsal bir duygusun ölümden öte
Bir masaldı cennet sen olmasaydın...

Ekim 2003, İstanbul






sedat bey çok güzel bir siir :)elinize yüreğinize saglık
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Katılım
24 Eyl 2007
#13
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

hüznü _kar
ışığı umut olan güzel kalemi ile ısıtan kah duygulandıran hüzün_kar
karımız hüzün ;hüzün ki uyum!
yüreğine sağlık
kalemin daim olsun...
 
Katılım
24 Haz 2006
#14
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

teveccühünüz:) iltifatlarınız için çok teşekkür ederim...

HÜZÜNKAR

Öyle bir dünya ki bu; gülmek zarar, hüzün kâr,
Bir nam gerekse şayet adım olsun hüzünkâr...

Mart 2003, İstanbul
 
Katılım
24 Haz 2006
#16
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

http://video.google.com/videoplay?docid=3725025172116710167

İKİ DAMLA ELVEDA

Bir veda şarkısında inliyor tatlı sesin,
Söyle gözlerin neden haykırarak bakıyor?
Solgun dudaklarını titretirken nefesin,
İki damla elveda yanağından akıyor...

Gideceksin... Kal desem bir duadan farkı ne?
Sen gidersin ve hüzün benimle kalır yine...
Bir ayrılık dolanmış meleklerin diline,
Nere baksam karşıma bir sensizlik çıkıyor...

Alev alev ellerin, dokunsam yanacağım,
Yansam da, bu kâbustan artık uyanacağım...
Ya Rab, ben bu çileye nasıl dayanacağım?
Aldığım her bir nefes ciğerimi yakıyor...

Attın azap çölüne, yandı bütün vücudum,
Yanıklarıma şifa gözlerinden bir yudum,
Gerildiğim çarmıhta can verirken umudum
Her adımın alnıma bir mıh daha çakıyor...

Ben bugün bir cenaze, ben bugün bir ölüyüm,
Söndürdüğün ateşin can çekişen külüyüm,
Titrek avuçlarında biriken kan gölüyüm.
Gözyaşların ardında bir ceset bırakıyor...

Ağustos 2004, İstanbul
 
Katılım
24 Haz 2006
#18
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

SÜRGÜN

Unuturum belki seni bir lahza
Güneşin dünyayı terk ettiği gün.
İçimdeki bu aşk sığmıyor arza,
Böylesi bir aşka bu mu ödülün?

Bir yalandı inan senden öncesi,
Olmadı, olamaz senden ötesi,
Sen ey yüreğimin kraliçesi!
Ne zaman bitecek bu deli sürgün?

Zindan oldu dünya, dört yanım duvar,
Bir selam yollamak zor mu bu kadar?
Araya gururu koyacak ne var?
"Seviyorum seni" derdin daha dün.

Istıraba mahkûm ettin ömrümü,
Gelmedin, ruhumu keder bürüdü.
Kelepçeler bile artık çürüdü,
Şimdi harcadığın aşkımla övün...

Haziran 2003, İstanbul
 
Katılım
24 Haz 2006
#19
Ynt: Sedat Büyük (Hüzünkar) Şiirleri

SENDEN HABERSİZ

Benim senden habersiz,
Seninle yaşadığım anılarım var.
Ve benim sensiz akşamlarda,
Sana söylediğim şarkılarım var.
Sen geçerken gözlerimden
Sana haykıran bakışlarım,
Ve sen dolaşırken yüreğimde,
Sebebi sen olan yakarışlarım var.

Benim senden habersiz,
Seninle paylaştığım yarınlarım var.
Ve benim sensiz gecelerde,
Sana adadığım dualarım var.
Gözlerine doyasıya bakmışlığım,
Saçlarını okşayıp koklamışlığım,
Senden habersiz,
Dizlerine uzanıp uykuya dalmışlığım var.

Benim senden habersiz,
Seninle yaşadığım yalnızlığım var.
Ve benim günbatımlarında,
Seni beklediğim umutlarım var.
Sen gelince aklıma apansız
Karanlığa kaçışlarım,
Gözlerden uzak yapayalnız,
Sebebi sen olan ağlayışlarım var.

Benim senden habersiz,
Seninle dolaştığım rüyalarım var.
Ve benim sensiz sabahlarda
Acıyla uyanışlarım var.
Sensiz geçen her günde artan
Sensizliğe isyanım,
Ve her yenilişimde yokluğuna,
Kendimle kavgalarım var.

Benim senden habersiz,
Seninle yaşadığım anılarım var.
Ve benim sebebi sen olan,
Sana sevdalı acılarım var.
Senin anlayamadığın,
Benim de anlatamadığım,
Senden uzak düşlerde seninle yaşadığım,
Ümitsiz bir aşkım var.
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap