Seferî {Değerli Hocamız Nejat Sefercioğlu'dan]

Katılım
27 Ara 2005
#1
Bu başlıkta muhterem hocamızın yazılarına şiirlerine yer vereceğim...





ÂŞİNÂDAN SOR



Damlanın kadrini bilir mi deryâ?

Âşinâdan sorma, bîgâneden sor...

Mecnûn’un peşinde ne gezer Leylâ?

Âşinâdan sorma, bîgâneden sor...



Bülbülün feryâdı güle neşe mi?

Gülün açılması al mı, hile mi?

Bunca çekilenler dert mi çile mi?

Âşinâdan sorma, bîgâneden sor...



Gurbetin çektiği hasret mi acep?

Hasretin hasreti gurbet mi acep?

Yoksa bütün bunlar ibret mi acep?

Âşinâdan sorma, bîgâneden sor...



Gözlerin gözyaşı saçması nedir?

Dertsizin derdini açması nedir?

Âşığın aşkından kaçması nedir?

Âşinâdan sorma, bîgâneden sor...



Soysuzluk memnun mu soysuzluğundan?

Mutsuzluk mutlu mu mutsuzluğundan?

Sular neler çeker susuzluğundan?

Âşinâdan sorma, bîgâneden sor...



Hayâle mi daldı hayâller nerde?

Yalnızlık yalnız mı kaldı bir yerde?

Sıkıntı sıkılıp düştü mü derde?

Âşinâdan sorma, bîgâneden sor...



Zaman mı zamansız geldi zamana?

Zaman nasıl zaman verdi zamana?

Zamanın borcu mu vardı zamana?

Âşinâdan sorma, bîgâneden sor...



Geliri kalmayan, gideri neyler?

Kederden usanan, kederi neyler?

Sefer eylemezse seferî neyler?

Âşinâdan sorma, bîgâneden sor...



(Girne,12 Nisan 2005)
 
Katılım
27 Ara 2005
#2
AY YILDIZ DÜŞMEZ YERE



Yaradan kendi çjzmiş şu masmâvi göklere,

Sonra bayrak eylemiş ay yıldızı Türkler'e,

Boyamış kanlarıyla şehitler al renklere;

Her nesne yere düşer, düşmez ay yıldız yere;

Tâ ki kıyâmet kopa; yer yarıla, gök çöke!...



Saldırsa da erişmez ona hâinin eli,

Uzatsa da uzanmaz ona gâfilin dili,

Ona leke sürenin hemen kırılır beli;

Her nesne yere düşer, düşmez ay yıldız yere,

Tâ ki kıyâmet kopa; yer yarıla, gök çöke!...



Tasalanma arkadaş üç beş soysuz çıksa da,

Salyalar akıtarak birkaç bayrak yaksa da,

Gâfiller dudak büküp hep uzaktan baksa da;

Her nesne yere düşer, ay yıldız düşmez yere,

Tâ ki kıyâmet kopa; yer yarıla gök çöke!...



Güneşler solduramaz şafak rengi alını,

Çünkü o renge kattı şehitler al kanını,

Düşmesin yere diye verdi tatlı canını;

Her nesne yere düşer, düşmez ay yıldız yere,

Tâ ki kıyâmet kopa; yer yarıla , gök çöke!...



Şerefli hiç bir insan bayrağa ylan bakamaz,.

Hele Türk bayrağını ateş vurup yakamaz,

Nâmus, şeref yoksunu ortalığa çıkamaz;

Her nesne yere düşer, ay yıldız düşmez yere,

Tâ ki kıyâmet kopa; yer yarıla, gök çöke!...



Sen sanma ki Türk yurdu çakallara yurt olur,

Saldırırsa çakallar her Türk birer kurt olur,

Zillete düşenlere bu gerçekler dert olur;

Her nesne yere düşer, düşmez ay yıldız yere,

Tâ ki kıyâmet kopa; yer yarıla, gök çöke!...



Şeref bilir seferî Türk milleti ölmeyi,

Göz kırpmadan vatana tek cânını vermeyi,

Bayrak bayrak ruhları gönderlere çekmeyi;

Her nesne yere düşer, düşmez ay yıldız yere,

Tâ ki kıyâmet kopa; yer yarıla, gök çöke!...



Mustafa Nejat SEFERCİOĞLU

(Girne, 23 Nisan 2005)
 
Katılım
27 Ara 2005
#3
BELKİ KİMBİLİR



Her sevdadan bir sevgili doğar mı?

Diye sorma bana belki, kimbilir?

Sevgiliden başka sevda da var mı

Diye sorma bana belki, kimbilir?



Sevda çiçek midir yoksa arı mı?

Yoksa tuzak mıdı ya da darı mı?

Törpüsü mü ömrün ömrün varı mı

Diye sorma bana belki, kimbilir.



Başta esen yel mi nedir ahvali?

Sonunda var mıdır acep vebali?

Düşürür mü çöle Mecnun misal

Diye sorma bana belki, kimbilir?



Hasrete mi çıkar yolu gurbetin?

Tatlı yanı yok mu acı hasretin?

Panzehiri yok mu hiç bu meretin

Diye sorma bana belki, kimbilir?



Sevdanın katline sevda mı sebep?

Sevdanın sevdası böyle midir hep?

Seferi! Çaresi var mıdır acep

Diye sorma bana belki, kimbilir?



Seferi 09.04.2005 Girne
 
Katılım
27 Ara 2005
#4
BİLİNMEZ



İnsan geldi dehre güller dermeğe;

Derdi mi bilinmez, deremedi mi?...

Devran sürüp bir murâda ermeğe;

Erdi mi bilinmez, eremedi mi?...



Geçip giden hayat bir bilmece mi?

Dildeki cümle mi, yoksa hece mi?

Yaşanan gündüz mü, yoksa gece mi?

Gördü mü bilinmez, göremedi mi?...



Her yolcu yoluna kendisi girer,

Herkes ettiğine gün gelir erer,

Derler bir gün işler yoluna girer:

Girdi mi bilinmez, giremedi mi?...



Sevgiisizlik diken, kolay derilmez,

Saygısızlık zehir, dosta verilmez,

Dostluk yayı serttir, kolay gerilmez;

Gerdi mi bilinmez geremedi mi?...



Azgın bir sürüdür nefis, çobansız,

Nefsine uyanlar kalır dermansız,

Can vermek istese olur imkânsız;

Verdi mi bilinmez veremedi mi?...



Ömür çürür gider düşmanlıklarla,

Sevgisiz, saygısız kıskançlıklarla,

Sürülür mü hayat pişmanlıklarla;

Sürdü mü bilinmez süremedi mi?...



SEFERÎ cânını vermek diledi,

Tez elden cânâna ermek diledi,

Postunu menzile sermek diledi;

Serdi mi bilinmez, seremedi mi?...



(Girne, 08 Mayıs 2005)
 
Katılım
27 Ara 2005
#5
BULDUK





Erinmeden çıktık geldik Girne’ye

Gönüllere sığmaz izzetler bulduk...

Gayret ettik bizde ne var vermeye

Onları sunacak kıymetler bulduk...



Kimi zaman yanlışlarla savaştık,

Kimi zaman çâresizce dolaştık,

Hep beraber başarıya ulaştık

Değeri ölçülmez ziynetler bulduk...



Kuşlar gibi aştık yüce dağlardan,

Çiçekler derledik güzel bağlardan,

Beraberce aşıp gittik çağlardan

Bize gurur veren devletler bulduk...



Bize güvenene her an güvendik,

Siz de kendinize güvenin dedik,

Bu güvenin tatlı meyvasın yedik

Birbirinden güzel lezzetler bulduk...



Her dem saygı duyduk birbirimize,

Şüpheler düşmedi hiç içimize,

Bulaşmadı yalan hiç sözümüze;

Sonunda tükenmez servetler bulduk...



SEFERÎ belli ki sefer var gayrı,

Çok sürerse gurbet olursun sayrı,

Bunca güzellikte biz ayrı ayrı

Gönülü ısıtan hürmetler bulduk...



(Girne,10 Mayıs 2005)
 
Katılım
27 Ara 2005
#6
BU ŞEB



Yine yalkan açalım sâhil-i sevdâya bu şeb

Atalım kaygı elem hepsini deryâya bu şeb

Dökelim martıların çığlığına aşkımızı

Dalalım gel yine mehtâb ile rûyâya bu şeb

Düşelim çöllere Mecnûn ile dîvâne gibi

Yine mihmân olalım bir saçı Leylâ’ya bu şeb

Yaşayıp cümle güzellikleri ser-mest

Salalım haydi şikâyetleri ferdâya bu şeb

Alalım lengeri yelkenlere rüzgâr basalım

Gidelim gel SEFERÎ bir yeni dünyâya bu şeb



(Nisan 2003)
 
Katılım
27 Ara 2005
#7
Ç IK GEL GAYRI...





Gurbet elde oldum sayrı,

İlaçların olmaz hayrı,

Gözüm görmez senden gayrı;

Nazlı yârim çık gel gayrı,,

Yaşanmıyor ayrı ayrı ayrı...



Sabah olur gün uyanır,

Dağlar kızıla boyanır,

Yokluğuna kim dayanır;

Nazlı yârim çık gel gayrı,,

Yaşanmıyor ayrı ayrı ayrı...



Bu hasretlik zâr eyliyor,

Bol yerleri dar eyliyor,

Anlatmayı âr eyliyor;

Nazlı yârim çık gel gayrı,,

Yaşanmıyor ayrı ayrı ayrı...





Bahar gelse güller açmaz,

Kanatlanıp bülbül uçmaz,

Bu hasretlik gelip geçmez;

Nazlı yârim çık gel gayrı,,

Yaşanmıyor ayrı ayrı ayrı...



Şu Girne’nin taşı sensin,

Beş parmak’ın başı sensin,

Soframızın aşı sensin;

Nazlı yârim çık gel gayrı,,

Yaşanmıyor ayrı ayrı ayrı...



Çözeceğim bilmecesin,

Hem gündüzüm hem gecemsin,

Dilimdeki tek hecemsin;

Nazlı yârim çık gel gayrı,,

Yaşanmıyor ayrı ayrı ayrı...



SEFERÎ’nin bitmez sözü,

Gurbet elde gülmez yüzü,

Tükeniyor ömrü özü;

Nazlı yârim çık gel gayrı,,

Yaşanmıyor ayrı ayrı ayrı...



(Girne, 4 Mart 2005)
 
Katılım
27 Ara 2005
#8
ENTEL DANTEL YÂRİM !



-Entel takılan aydınlarımıza-





Dünkü uşaklarıon kudurdu coştu,

Hâini, kahpesi şerde buluştu,

Bayrağımız yandı ciğer tutuştu;

Entel-dantel yârim sen neredesin?

Dilin mi tutuldu çıkmıyor sesin...



Yok mu Türklük için diyecek sözün?

“Türküm çok şükür ki” diyecek özün?

Kulağın mı sağır, kör müdür gözün?

Entel-dantel yârim sen neredesin?

Dilin mi tutuldu çıkmıyor sesin...



Boğaz’da keyifler tıkırında mı?

Kadehler dolu mu, et fırında mı?

Olanlar, bitenler umurunda mı?

Entel-dantel yârim sen neredesin?

Dilin mi tutuldu çıkmıyor sesin...



Vatanın dört yanı parselleniyor,

Vatan millet diyen engelleniyor,

Şehitler ağlıyor, halk delleniyor;

Entel-dantel yârim sen neredesin?

Dilin mi tutuldu çıkmıyor sesin...



Kıbrıs satılıyor üç beş paraya,

Ege’yi koydular hemen sıraya,

Gözleri diktiler Ayasofya’ya;

Entel-dantel yârim sen neredesin?

Dilin mi tutuldu çıkmıyor sesin...



Satılmış kalemler yolunu şaştı,

Salgın hastalıkmış hemen bulaştı,

Atını alanlar Üsküdar aştı;

Entel-dantel yârim sen neredesin?

Dilin mi tutuldu çıkmıyor sesin...



Çok marifet vardı hanı sizlerde,

Derman mı kalmadı yoksa dizlerde?

Bilmem ne derisi gergin yüzlerde;

Entel-dantel yârim sen neredesin?

Dilin mi tutuldu çıkmıyor sesin...



Şehit görsen suspus olup susarsın,

Fırsat bulsan tüm nefretin kusarsın,

Hâinlere sövsek hemen küsersin;

Entel-dantel yârim sen neredesin?

Dilin mi tutuldu çıkmıyor sesin...



Damarda dolaşan al kan oldukça,

Toprağa kanını kmatan oldukça,

Sana ihtiyaç yok bu can oldukça;

Entel-dantel yârim sen neredesin?

Dilin mi tutuldu çıkmıyor sesin...



SEFER vakti gelir küsler barışır,

Bir bakarsın kurt kuzuya karışır,

Ölmek için kız kızanla yarışır;

Entel-dantel yârim sen neredesin?

Dilin mi tutuldu çıkmıyor sesin...



(Girne, 134 Nisan 20/05)
 
Katılım
27 Ara 2005
#9
GİTME BAHAR



Açan çiçek, uçan böcek bahtiyâr,

Gitme bahar gözlerinde ışık var...

Bulutlanıp ağlasa da bir zaman;

Gitme bahar gözlerinde ışık var...



Salınarak gezin gönül bağında,

Sevdâ eser sevenlerin dağında,

Anladım ki her şey güzel çağında;

Gitme bahar gözlerinde ışık var...



Keder değil kar yağmışsa başlara,

Hayat verir sevgi elbet taşlara,

Sen aldırma gözlerdeki yaşlara;

Gitme bahar gözlerinde ışık var...



Üçler derse: “Durma bahar git gayrı”

Sakın gitme ayrılığın yok hayrı,

Hiç yaşar mı dikeninden gül ayrı?

Gitme bahar gözlerinde ışık var...



Sen gidersen bütün güller hâr olur,

Seferî’nin garip gönlü nâr olur,

Doslar güler, tek ağlayan yâr olur;

Gitme bahar gözlerinde ışık var...



Girne, 24.02.2005
 
Katılım
27 Ara 2005
#10
ŞİKÂYETNÂME



Öğrenciler hiç konuşmaz susarlar

Bu hal bir garip hal, aman rektörüm?

Horoz ötse hemen derse koşarlar;

Çok sürerse haller yaman rektörüm?



Aksatmadan her gün derse gelirler,

Ödev iste, on dakkada verirler,

Yapmayın deyince çok üzülürlür;

Kanlı göz yaşları revan rektörüm?



Dert etmezler giyim, kuşam modayı,

Dolaşmazlar beller açık Ada’yı,,

Dinlemezler olur olmaz sadâyı;

Ben derim ki haller duman rektörüm.



Bazan ders yapılmaz taka tukadan,

Biz deriz ki: “Dersler kalsın bir zaman”,

Yalvarırlar: “Sakın kalmasın aman”;

Katlanırlar hiç bıkmadan rektörüm.



Rapor alıp sınavlardan kaçmazlar,

“Uçun biraz” desek asla uçmazlar,

“Haddi aşın” desek asla aşmazlar;

Söylenenin hepsi bühtan rektörüm



Sınavlarla başa çıksınlar diye,

Sağa sola biraz baksınlar diye,

Göz yummsak da kopya çeksinler diye

Çekmiyorlar, işte irfan rektörüm.



İstemezler fazla not reddederler,

Isrâr etsen hep şikâyet ederler,

“Hakkımız ne ise yeter” derler;

Kanâat bunlarda îman rektörüm?



Dersler biter hepsi birden ağlaşır,

Gece gündüz hep okulda dolaşır,

Nefes almaz durmadan ders çalışır;

Hiç sormazlan nedir zaman rektörüm.



Akşam olur evden, yurttan çıkmazlar,

Çayhâneymiş, meyhâneymiş bakmazlar,

Balo, konser hiç kafaya takmazlar;

Olurlar gözlenden nihan rektörüm...



Diyoruz ki “Kalırsanız çok para”,

Diyorlar ki: “Sağ olsun ana baba,

GAU için bizim canımız fedâ”;

Sanırsın ki hepsi sultan rektörüm...



Okul tâtil olur çekip gitmezler,

Yaz okulsuz aslâ râhat etmezler,

Hocayı sınıfta hiç bekletmezler;

Kimlerden almışlar ferman rektörüm?



Bir kocaman demlik çayı demlerler,

Bir gecede bin sayfayı ezberler,

Sorulardan ince mâna sezerler;

Sevinir görünce insan rektörüm.



Servisler gacikir, yayan yürürler,

Sıralar az gelir, kıyam dururlar,

Sanırsın ki fidan iken kururlar;

Üzülür bunlara bakan rektörüm.



Yemekleri sorsak derlerler ki “A’lâ”,

Yurtlar desek, derler “Aliyyü’l-a’lâ”,

Hocalardan sorsak derler “Ülemâ”;

Şikâyet etmezler yoktan rektörüm.



Sorsak “Bir sıkıntı var mı kimseden”,

Haykırırlar: “Asla” diye hep birden,

Çok memnunlar kurttan kuşa her şeyden;

Âsâyiş ber-kemâl her an rektörüm.



Biz deriz ki biraz dolaşın, gezin,

Dersleriniz ağır, biraz dinlenin,

Kafanıza göre biraz eğlenin;

Hep okurlar şiir, roman rektörüm..



Öğretmen görseler selâm dururlar,

Asker gibi bir de topuk vururlar,

Yapmayın deyince çok bozulurlar

Hepsi çağ dışı bir civan rektörüm.



Yazı, çizi, düzen, imlâ mükemmel,

İfâde, gramer ekmel mi ekmel,

Bilgiden sorarsan ödenmez bedel;

Her birisi sanki umman rektörüm.



Desek: “Hasret, gurbet hiç sıkmıyor mu?

Bunca ödev, sınav bıktırmıyor mu?”

Diyorlar ki: “Böyle suâl olur mu?”

Biz görmedik böyle ihvân rektörüm.



Esmiyor başlarda kavak yelleri,

Aşktan, meşkten söz etmiyor dilleri,

Bülbülleri susmuş, açmaz gülleri

Öyle mâsum, öyle mahzun rektörüm.



Yoğrulmuş sevgiyle bizim özümüz,

Dostlara bal olur acı sözümüz,

Öğrenciden başka görmez gözümüz;

Şâir sözü değil yalan rektörüm.



Bütün bunlar elbet birer şakadır,

Bu sohbetler GAU için vak’adır,

Bütün öğrenciler bir pırlantadır;

SEFERÎ sarraftır inan rektörü





GÜM GÜM GÜM



Ahmet hoca ister davul gümlesin

Gümbürtüyle Yeşil Ada inlesin,

Davulsuz düğünü gençler neylesin;

Güm güm de güm güm, güm, güm, güm ...



Bütün güzellikler sizleri bulsun,

Her zaman bu salon dostlarla dolsun,

En kötü gününüz hep böyle olsun;

Güm güm de güm güm, güm, güm, güm...



Açılan çiçekler erken solmasın,

Gönüllere kaygı keder dolmasın,

Dostluk hep yaşasın, düşman olmasın;

Güm güm de güm güm, güm, güm, güm...



SEFERÎ bu şenlik söyle nerde var?

Şiir sohbetine bu salonlar dar,

Öğrenci, öğretmen hepsi bahtiyar;

Güm güm de güm güm, güm güm de güm güm, güm...
 
Katılım
27 Ara 2005
#11
REKTÖRE ŞİKÂYET



Biz derdik ki öğrencilik kolay iş,

Çok zor imiş, biz yanıldık rektörüm...

Kaydolunca biter sandık bütün iş,

Hiç bitmedi, biz yanıldık riktörüm...



Düşündüak ki biraz okur yazarız,

Gece gündüz hem gezer hem tozarız,

Ders derlerse düzen kurar bozarız;

Bozamadık, biz yanıldık rektörüm...



Vizelerden kimse vize almıyor,

Ödev için kimse kaynak bulmuyor,

Finallerden kimse memnun olmuyor;

Bilmiyoruz ne yapalım rektörüm...



Ahmet Hoca dil derdini artırır,

Bilge Hoca tenkid sorar batırır,

Enver Hoca ters köşeye yatırır;

Şaştık kaldık neyleyelim rektörüm...



Nejat Hoca nokta, virgül hastası,

Üçler Hoca nasihatın ustası,

Bilemedik nedir bunun kıstası;

İşlerimiz Hakk’a kaldı rektörüm...



Kâşif Hoca aruz ile bel büker,

Zeki Hoca yorum der de diş söker,

Cümle âlem buram buram ter döker;

Telef olup gideceğiz rektörüm...



Öğrenci milleti hiç basmaz faka,

Elbet bulur bir yolunu mutlaka,

Bütün bu söylenen şüphesiz şaka;

Şakasız olur mu sohbet rektörüm...



Derdimizi söylemeden sezmiyor,

Söylesek de istifini bozmuyor,

Bizim için birkaç beyit yazmıyor;

SBEFERÎ’den dâvâcıyız rektörüm...



(Girne,20 Nisan 2005)
 

Giriş yap