Senden sana yol var mı?

Katılım
27 Mar 2006
#1

--------------------------------------------------------------------------------

Yokluğun kor bana... Sensiz, bin ateş parçasına bölünür kalbim. Tenimde cehennem cehenneme düşer, bir daha yanar. Avucumda denizler kurur; çöller başlar.

Gözüme geceler üşüşür; sabahlar ürküp uzaklara kaçar. Sözlerimi hece hece alev sarar; dudağımda yangınlar başlar. Korkarım, bir kez “su” dersem sular alev alır.

Susuşun zor bana. Sensiz, yokuşlar uzar, yollar uçurumlara uğrar. Yaraların kabuğu açılır; ırmakların yatağı daralır. Sele kapılır dağlar; köprüler geçilmez olur. Dünyanın bütün taşları kirpiklerime biner; güneşlerin hepsi çöle iner. Elimde kalır ağıtların hepsi; kimse duymaz, kimse ağlamaz, kimse anlamaz. Bir kuyuya iner gibi; tozlanır şiirler, güfteler silinir, şarkılar boğulur. Harfler harflere bitişmez olur. Sahipsiz kalır keman; telleri kopar bağlamaların... Ahenk bozulur; nefessiz kalır neyler. Bir “Ah!” etsem, “Ah!”ların hepsi ağlar.

Varlığın koca bir dağ bana. Şirin bu kadar uzak değildi Ferhat’e. Sadece dağlar ayırdı onları. Dağdan sonrası Şirin’di. Dağın berisi Ferhat’ti. Sen ise dağın kendisisin. Kazıp da yakın edeceğim bir yer yok ki Şirin’e Ferhat olayım. Aşıp da kavuşacağım bir yâr yok ki sana geleyim. Sanki bir yanım dağ, bir Ferhat’tir benim. Kimi kimden uzak bileyim? Su içecek dudaklar kurudu, kime sular getireyim? Sular serinliğini yitirdi; kime sâki olayım?

Yokluğunu sor bana. Mecnun’un gözünde Leylâ değilsin ki, sana gelmek için çölleri göze alayım. Çölleri hepten yaktım; kumlar dağıldı, tozlar uçuştu. Aşk kalplere küstü, kuyulara düştü. Koynuma gömdüm ayrılığını ve her bahar yokluğunu meyve verdim. Mecnun beni deli sandı. Leylâ gözlerime aldandı; gözlerini gözlerimde aradı. Araya dağları koydum; kimse aldırmadı. Nice deniz kıyısında nice sevgili bekledim; hiçbirinden selam gelmedi. Şişelere bırakılmış mektuplar gördüm; okuyan olmadı. Ah, sevdiğim, sen yoksun buralarda, tadın da tadı kaçtı, lezzetler hüzne bulandı. Şöyle incecikten bir kez “aşk” desem, şiirler utanır, şarkılar kör olur, türküler köyden kaçar. Yokluğunu bir sorsan bana, cevapların cümlesi kılıç kuşanır, suların hepsi köpürür, kuru dallar bin defa kırılır, kuşlar bin kez daha dağılır.

Hasretin nâr bana. Kuraklığın dudağı çatlar adını söyleyince. Pervane ateşi bırakıp yüzüme koşar; yanmaya gelir. Buzullar dudağıma koşar, erimeye özenir. Mumların alevi parlar seni anınca. Gölgeler senin adının altında serinler, dinlenir. Nicedir kirpiklerimde taşıdığım taşlar yoluma düşer; hüznüme yaslanır, ağlar, ağlar, ağlar. Bütün yangınların bütün külleri bana savrulur; anka kuşlarının hepsi gözlerimin içine bakar, bir kez daha uçmak için yalvarır. Yangını da yaktığımdan, küllerin hepsi yine, yeni ve yeniden küllenir. Adını ağzıma alsam, her yere her zaman yağmur yağar, denizler denizlere koşar, bütün dağlardan bütün dağlara kuşlar kanatlanır.

Sızın yâr bana. Seni yitirdiğimden beri, elimden ayrılıklar tutuyor; el ele dolaşıyoruz terk edilmiş sahilleri. Acıların canı yanıyor adını anınca, susayım diye yalvarıyorlar. Yaralar senin susuşunla yaralanıyor; bir söz umuyorlar dudağından merhem olur diye. Bir bilsen, ne kadar zamandır kapımda bekleşiyor unutuşlar, “bir yol bizi de hatırlasın” diyorlar. Geceleri sokak lambalarının loşluğuna sığınıp birbirlerine sarılıyorlar ama yine de çok üşüyorlar. Bir sabah gelip yüzlerini tek tek öpüp okşarsın diye umuyorlar. Bir de, evden kaçmış mutluluklar var; hâlâ sığınacak bir köprü altı arıyorlar ama gözleri aydınlık pencerelerin önünde, belki sen ekmek verirsin diye bekliyorlar. Umutlar var hemen aşağı mahallede, gecekondu yapmışlar kendilerine, köylerini bırakmışlar, kalplerden sürülmüşler. Gelirsin diye yolunu gözlüyorlar. Yolları sorma, onlar hepsinden perişan, sevgilinin köyüne dolanmak için can atıyorlar, kıvranıyorlar ama nafile... Sen olmayınca, yollar da yolda kalıyor, ayakları taşa dolanıyor.

Neredesin ey sevdiceğim? Sensiz ayrılık bile ayrıldı sevdiğinden. Sensiz hüzün de mahzun oldu. Sensiz şiirler yarım kaldı, dudağa değmedi; sadece bir fısıltını bekliyorlar. Heceler senin elinden tutup şarkılara sokulmak istiyorlar. Haberin var mı sevdiceğim, burada kuşlar yuvaya uçmuyor; gurbet bile gurbete düşüyor. Duydun mu, burada bahar geldiğine pişman oluyor; güzün yaprakları kuruyor.

Belki okursun diye buraya yazıyorum, harfler seni hecelemek için sabırsızlanıyor. A olmayınca Ş dudağa yapışıyor, sessiz kalıyor. K olmayınca, A ve Ş boşluğa düşüyor, anlamsız kalıyor. “A”, “Ş” ve “K” senin adının kucağında büyüyor, senin anlamının sıcağında doyuyor.

İnan bana, sensiz ayrılık bile ayrılık olmuyor, kavuşmak bile tat vermiyor. Sensiz ne seven sevebiliyor, ne sevilen sevildiğini biliyor. Sensiz sözler boşluğa düşüyor, sensiz kalem kâğıda dokunmuyor, Sensiz ne sevda seviniyor ne veda üzülüyor. Sensiz hüzün bile yüze gelemiyor, acılar utanıp kuytulara saklanıyor.

Yokluğun kor bana ey aşk.

Sende yak beni, ateşe at sözlerimi.

Suskunluğun zor bana ey aşk.

Ben sustum, sen söyle iyiliğimi.


SeNai DeMiRCi
 
Katılım
14 Ağu 2007
#3
Ynt: Senden sana yol var mı?

kan kırmızı gözlerim uykusuz,ıslak.sensin yıllardır gelir diye beklediğim.şimdi ellerimde yüzüme kapatıp da kokladığım senin ellerin.hayatımdaki son yolculuğa hazırım ben.savaştığım duygularımın galibi yok.karakurşun sapladı gözlerin gözlerime.sana dair aldığım soluğun haddi hesabı yok.geride adıma yazılmış binbir türlü ağıtlar bırakıyorum.
 
Katılım
27 Mar 2006
#4
Kalbimin Kalbine Değişidir...

Kalbimin kalbine değişidir
Ne gündüzlere doğmak, ne de gecelerde mahur bir beste olmak. Hiçbirini
istemiyorum. Belki olsa olsa sonbahar yapraklarının hüznüyle kalbine akmak.
Orada yanmak ve tekrar akmak kalbine kalbine.


Hatırlar mısın ‘yoruluyorum’ demiştim. İki kutupta aynı anda güneş aramak
gibi. Yağmurun kokusunda seni kovalamak gibi, ‘yoruluyorum’.


Sen belki sözlerimi içine atmış ve umarsız tavırlarında saklamıştın
hasretini. Onca acıya rağmen nasıl olup ta ‘âh’ etmemiştin, bilen yok.


Artık susuyoruz uzun uzun. ‘konuşurken susma’ nın bu denli marifetli
olduğunu bilmezdim. Ve bilmezdim, seni içimde sakladığım gecenin yanı
başında direncimin bu kadar kolay kırılacağını.


Bu hâli seviyorum. Hâlle birlikte geçmişi ve bütün karartısına/bulanıklığına
rağmen geleceği seviyorum. Çünkü seni seviyorum, vicdansız...


Sen en çok da bu çıkışlarıma sinirleniyorsun belki. Ve ben en çok da bu
öfkende buluyorum kendimi. Hırsında ben kokuyorum, kokumda sen oluyorsun.


Vakit tam da akşamı gösterdiğinde çalıyor kalbimin zili. Akşamları bu kadar
beklemezdim eskiden. En fazla sıcak bir ekmekti derdimin hası. Ama şimdi
senin arayacağını bilmek, seni dinlemek, senin hasretini soluklamak
kablolarda.. İşte bu beni heyecanlandırıyor. İşte bu yüzden gülüm, akşamlar
olmalı. Güneş iyiden iyiye kaybolmalı gökyüzünden. Semâma sen doğmalısın ki
çayımızın demi gelsin.


Şimdi, yürek dolusu gülümsemelerde hasret kokulu sevinçlere doğmak vakti.


“Vakit akşam,
Akşam vakti.”


Senai Demirci
 
Katılım
18 Eki 2007
#5
Ynt: Senden sana yol var mı?

Bir KaranLIK geLiyor yokLuğunun ardından. Ne zaman güne$ batsa bu son gecem diyorum. Vazgeç yaLan dünyanın köhne saLtanatından. Yeti$ir bunca keder bunca eLem diyorum. Bu ne bitmez ayrıLık, bu ne bitmez özLem diyorum.....
 
Katılım
29 Ağu 2007
#6
Ynt: Senden sana yol var mı?

bari_sen_yanma_diye' Alıntı:
benden bana yıllardır içinden cıkamadığım bir labirent var...
İçinden çıkılmaz hale geldi.
Bulamadım ne eskisini, ne yenisini (beni)
 

Giriş yap