SENİ ANLAMAK ZOR

  • Konbuyu başlatan Gülşah
  • Başlangıç tarihi
G

Gülşah

#1
            Çile geleceğin tebessüm fideliğidir. Büyük dâvâlara her zaman büyük ızdıraplar analık yapar. Yeryüzünde kahkahadan doğmuş hiçbir fikir kıvılcımı ve realitelere karşı kendini koruyabilecek hiçbir düşünce sistemi yoktur. Rahat ve rehavet, ideallerin ölüm döşeğidir. Susanlar ve suskun kalmayı yeğleyenler; aç ve susuz bırakılanlar değil, hep, gırtlağına kadar midesi, yedi bağırsağıyla birlikte doldurulanlardır. Duyanları kulaklarına kadar kızartan insanlık adına utanç verici en hayasız hakaretler dahi dâvâ adamını yıldıramaz; ancak ne zaman ve nerede ve kimin başına düşeceği belli olmayan bir yıldırım haline getirir. O gerilir; fakat gerilemez. Hayatının hiçbir ânında o, tereddüt solumamıştır. Bazen avucunu dolduran ve donduran kar taneciklerini güneşe doğru savurduğu olur. Başkası bunu bezginlikle anlatır. Halbuki o, her kar tanesini, henüz'adı konulmamış galaksilere ait birer güneş yapmıştır; sönük gönülleri aydınlatır.. "Sen dağları sâbit sanırsın, halbuki o gökteki bulutlar gibi gezip durmaktadır", şeklinde anlatılan gerçek, tam ona göre biçilmiş benzetme kaftanıdır. Hele o kaftanın altındaki hırka, sanki indifa gününü bekleyen bir yanardağdır. Bir farkla ki, lavları sevgi ve muhabbet, prizması nurdandır. Kendisinden kaçmayı ve kendi kendinden kopmayı marifet zannedenler onları zanlarının karanlık mahbesine hapsedip cemiyetten tehcir ederler. Halbuki bu tehcir ve kovma onların kendileri kalabildiğinin silinmez bir âlâmet ve işaretidir. Şahsiyetten mahrum silik bir hayat ölüm demektir. Demek ki, bu mânâda o hiç ölmeyecektir. Evet, o ölmek için değil; yaşamak için vardır.. Ve esasen her dâvâ adamının aziz varlığı kendisini öldürmek isteyenlere yeni bir can ve yeni bir hayattır.

            Ey dâvâ adamı! Ve ey seçkinler zümresinin şanlı adayı!. Üçüncü bir şahıstan bahseder gibi konuşmaya artık takatim kalmadı. Belki, sana doğrudan hitap etmeye hicabım mani olmalıydı. Fakat hitap zarureti hicap şişesini yere çaldı ve bende hicap da kalmadı.. Ne edeyim, sen benim varlık gayemin sırça sarayının tek sultanısın. Bir gedanın samimiyetten başka hangi şefaatçisi olabilir ki, sözleri o sultana ulaşsın. Sözün samimisi her türlü tekellüf ve zorlamadan uzak olandır. Malumdur ki, hiç riya ve gösterişi olmayan insan yeni doğandır. Ve onun içindir ki, her yeni doğan yavru çıplak ve üryandır... Varsın ifadelerim o yavruya benzesin ve benim için "tek hüneri, samimiyetidir", densin..

            Sen, yârdan, yârandan, cândan, cânândan, anadan, babadan ve bunlardan da Öte toprağının her zerresine binlerce ruhun olsa feda etmeye âmâde olduğun aziz vatanından koparılıp atılmak istenen ve öz yurdunda parya muamelesi gören ve inandığın dâvânın masumluğu melekleri dahi gıptaya sevkederken bu dâvâ uğruna caniler gibi hapislere tıkılıp, sürgünlere gönderilen ve işkencelerin en iğrencine maruz bırakılan ve en meşru haklarından dahi mahrum edilen ve kötü bir komşu ülkenin soydaşlarına reva gördüğü haksızlık karşısında bütün dünyayı bu haksızlığı telin etmeye davet eden insanlar tarafından aynı haksızlığa uğratılmana rağmen kimsenin gözünde bir nemlenme dahi meydana gelmediğini gören sen.. Söyle Allah aşkına sen nasıl bir ruh taşıyorsun ki, bütün bu olup bitenlere karşı yüzünde şikayet mânâsına bir çizgi dahi belirmiyor? Gözlerinin Kâbe renkli siyahı nice güneşlerin batışını seyretti; fakat senin ümit burcunda demir atmış kutup yıldızın hiç yerini terketmedi. Sen nasıl bir his ve duyguyla yoğrulmuşsun ki, mâruz kaldığın kin, nefret ve düşmanlığı sevgi, şefkat ve dostluğun müsamaha ikliminde eritip tüketebilmek için kendini bir mum gibi eritip tüketiyor ve bunca gösterdiğin gayrete ve çektiğin sıkıntıya mukabil bir teşekkürü dahi şükrü eda edilemiyecek çapta büyük bir nimet telakki ediyorsun?!...

            Ve sen sabrı nasıl bir iştah haline getirmişsin ki, dövene elsiz değil; şefkat elinle onun başını okşuyorsun; sana ağzı dolu dolu sövene bal şerbeti sunuyor ve gönlünü darmadığın etmeye yeltenmişlerin gönlünü almaya çalışıyorsun?!...
Söyle bana, sen nefsini Burak edinenlerden misin? Yoksa hayal atının topalladığı diyarda dolu dizgin at süren sen miydin? Artık bana kendini bildirsen de olur, benden kendini gizlesen de. Çünkü anladım ki, seni, senden ve senin gibi olanlardan başkasının anlaması zordur.
Şemseddin Nuri
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap