Sevgilime Mektuplar - 1.Mektup

ahmetozturk

Divan Üyesi
SEVGİLİME MEKTUPLAR
1.mektup

Bir gün okuman, anlaman, bilmen, sevgiyi duyman dileğiyle…

Ve sen gittin sevdiğim. Hiç bitmez sandığım en büyük en güzel mutluluğum bitti, ışığım söndü. Geride, ne halde olduğunu dahi bilmeyen zavallı bir ben kaldım. Zaman yok olmuş sanki bende. Ne yaşadığımı hissediyorum nede öldüğümü. Öyle büyük ve yalnızlaşmış ki dünya, her yer beyhude. Her baharın gelişinde nasılda sevinir nasılda uzun uzadıya tabiatı seyrederdim. Her bitki, her varlık, güzel bir hayatı, mutluluğu anlatırdı. Hele ki zerdali ağaçlari, gelin gibi bembeyaz süslenirdi yol boylarında. Uzun uzadıya seyrederdim zerdali ağaçlarını. Yeşili ayrı bir huzur, beyazı ayrı bir sevinç katardı yüreğime. Bakarken zerdali ağaçlarına aklıma sen düşerdin. İçim mutlulukla dolardı. Kuşlar, sanki sevda türküleri söylerdi. Anlamazdım dillerinden ama gönlüm öyle söylerdi bana. Sanki, bizler mutluyuz, sizde mutlu olun derlerdi. Kaç bahar böyle mutlu yaşadım hiç saymadım ki. Oysa şimdi, ömrümde ilk defa baharın anlamının olmadığını gördüm. Meğer baharda kışta insanın gönlündeymiş. Gönül bir kere küstü mü, her yerde huzur olsa ne fark eder ki? Toprakta hayat usul usul uyanıyor. Bıkmadan her yıl uyanıp insana merhaba dediği bu yılda uyanıyor. Her varlık kendi halinde, mutlu bir şekilde çalışmanın, rengarenk görünmenin hazzı içinde. Etrafta binlerce varlık mutlu iken bir ben mi mutsuzum diye düşünüyorum. Binlerce varlık mutlu etmek için insana görünürken, sen her varlığın mutluluğunu silmeye bedelsin. Beni ve hayatımı, anlamsız etmeye, her varlığı mustus göstermeye yetiyorsun. Aşkın bu kadar büyük olduğunu bilmezdim sen gitmeseydin. Büyükmüş aşkın, hem de kainat kadar büyük. Meğer insan bir kainatmış. Şimdi mazi denilen geçmişime dönüp bakıyor düşünüyorum. Ömrümde ilk kez bu kadar uzun uzadıya düşüncelerim oldu. Susup konuşmayı unuttuğum günlerim başladı. Bir bilsen neler neler geçiyor gözlerimin önünden. Ve sen aklımdan hiç çıkmayan sen, beni anlatılmaz mutluluklara salan sen, o mazi denilen geçmişin sermayesini yiyip bitiren bir varlıksın artık.
Şimdi gidişinin daha baharındayım. Halim kara kışın içinde çaresiz kalan bir varlığın halini andırıyor. Boğazımda düğümlenip kalan, içimden söküp atamadığım bir elem var. Sesimi acımı duyacak, derdime derman olacak bir dost lazım. Kelimeleriyle gönlüme şifa veren, gönlümde hiç iyileşmeyecek gibi duran hastalığımı iyi edecek, elemleri söküp atacak içimden, bir büyük dost lazım. Büyük tutsaklık zincirlerimi kıracak, yollarımı aydınlık edecek, bir gönül dostu lazım. Bir büyük acı içinde çırpınıp duruyorum. Heyhat ki ne heyhat! Kendime fayda etmediğim gibi, üstüne üstlük kendime acılar icat ediyorum. Sevgi sen demekti, dost sen demekti, en güzel yalansız dost sendin hani. Sen lazımsın bana sen, ey sevdiğim. Sen gideli kendimle baş başa kalmak istemez oldum. Kaçabildiğim kadar kaçtım kendimden. Aşkı acıyı hatırlatan her ne varsa, şiirinden şarkısından dostlardan kısacası aşkın olduğu her yerden kaçtım. Halim aşktı. Hem de ne aşk. Gel gör ki aşk terazisinin en koyu en acı tarafındaydım. Şimdi istesem de geçmişteki mutluluğu duyamıyordum. İnkar edemem ki, aşkın mutluluğunu da yaşadım. Şu an sanki o muhteşem mutluluğu hiç yaşamamış, o tarifi anlatılmaz günleri unutmuş gibiyim. Gel gör ki aşkın acısı mutluluğundan büyük oldu. Kaçıyordum kendimden. Çünkü sen giderken benim gönlümü de götürmüşsün. Geride anlamsız acılı bir beden bırakarak gitmişsin. Bende adı aşk olan, acı bir şeyler kaldı. Senin sevdan, acılı sevdan kaldı. Senin nazarındaki silinmeye mahkum edilen o sevda, bende koca bir okyanusa bedeldi, keşke bilseydin. Sen mi bendeydin? Yoksa ben mi sendeydim bilemiyorum. Belki de sen sevda değildin. Ama sevda, sevdam, yüreğim sendeydi. Sevilmek, çok sevilmek hissi sendeydi. Sen koskoca bir okyanus belki bir kainattın. Ama artık korktuğum kaçtığım, içine girdiğimde boğulduğum bir okyanus oldun. Yıllarca damla damla biriken koca bir sevda okyanusuydun sen sevdiğim.
Sen aklıma gelince, gönül dışındaki her şey susuyor, bir titreme sarıyor beni, sonra sakin derinden art arda alınıp verilen kederli nefeslerim oluyor. Yüreğimi, tüm bedenimi kaplayan inceden inceye sızlayan bir acı oluyorsun. Sevginin bittiği yerde sonsuza dek sürecek bir ayrılık düşüyor aklıma. Sen sevginin bittiği yer diyerek çekip gittin. Bana göre ise yıllara ihanet edişindi gidişin. Oysa hainler affedilmemeliydi. Bırak adını anmayı yüzüne dahi bakılmamalıydı. Bu ihanete rağmen nasıl olurda, sevda denilen varlık beni rahat bırakmıyor. Bin kollu bir varlık, bir masal devi gibi sarıp kuşatıyor. O dev değimliydi ki bende ölen, öldüğüne inandığım. Oysa kaç kez ölüp ölüp dirilen o dev beni yeniden sardıkça sarıyor. Bitti artık senin sevdan, huzurun ve huzursuzluğun bitti derken, o öldü dediğim bin kollu sevda devi yeniden uyanıyor. Ben ölmedim, ölüp ölüp dirilecek sensin, ben ölmedim deyip tekrar çıkıyor karşıma.
Uyumadan önce seni düşünmeye göreyim, inceden inceye sessizce dökülür gözümden yaşlar. Hele rüyamda görmeyeyim seni, sen ve değişen simalarda bir başkaları, yada ölümüne şahit olan bir ben. Beyhude dolaşıp, bilinmez korkulardan kaçıyorum. Ne tuhaf şu berzah alemi. Gecelerin ortasında korkularımdan kurtulmak için ansızın uyanıyorum. Ne sen kalıyorsun nede rüyamda ki o bed yüzlü varlıklar. Gecenin bilmem saat kaçı, hiçbir yerde tat yok. Sokaklar bomboş. Evler çoktan uykuya dalıp sanki hepsi ölüm uykusuna yatmışlar. Sanki kıyamet kopmuş dünya hayatı çoktan bitmiş. Bomboş bir dünyanın, hiçbir anlamı kalmayan bir şehrin gecesini seyrediyorum. İçinde insan yaşamının izlerinin olmadığı, bir şehrin güzelliği de yok. Sebebini, yerini bilmediğim korkular sarıyor beni. Bir korkudan başka bir korkunun kucağına düşüyorum. Zavallılar gibi çırpındıkça çırpınıyor gönlüm acıların içerisinde. Acılardan kederlerden hiç kurtulamamak, çaresizce birilerini aramak, sığınacak bir yer bulmaya çalışmak. Bu beyhude varlık ben miyim? Beynim uyanmak için çırpınırken, tenimde yeri belli olmayan bir ses, hem beynimi hem gözlerimi susturuyor. Kime varsam da bitse bu korkularım kabuslarım? Büyük korkular içinde rabbime sığınıyorum. Hani rabbime layık bir kul olabilsem, onun dostu olsam, o büyük evliyalar gibi olsam ne ala. Ama yok olamadım. Bilirim, bilirim ki, Allah dostları asla üzülmez, gam keder acı bilmez. Kimsecikler üzemezler o büyük insanları. Onlar akla ve hayale sığmayan öyle büyük aşıklar öyle büyük sevdalılardır ki, ne sana benzer nede bana. Oysa ben bir başıma kaldığımı sandığım bu evrende büyük bir azap içindeyim. Gidişinin bu ilk zamanlarında sürekli dualar ediyorum, mutlak tek gücün sahibi rabbime. O ki; insanı, muhabbeti, mutluluğu ve sevmesi için yarattı. Şimdi dualar ediyorum. Dualarla savuşturmaya çalışıyorum korkularımı, acılarımı. Rabbim onun acısını da sevgisini de al benden diye. Ki o sevgi; Varlık alemlerin yaratılmasının tek sebebi. Her varlığın peşinde koştuğu o büyük nimet. Artık ben o büyük nimeti o muhteşem nimeti istemez oldum. Halden hale, elemden eleme düşer oldum. Bazen en eski bir beddua geliyor dilime. Her yerde her daim mutsuz ol istiyorum. Canı yanan her aşık gibi, bende sana beddualar ediyorum. Biran düşünüyorum. Heyhat acıyan yine benim yüreğim oluyor. Utanıyorum ettiğim bedduadan. Bazen ağlamaklı bazen de ağlayan oluyorum. Ne tuhaf şu gözyaşı, o büyük yangını bu zavallı damlalar söndürmeye çalışıyorum.
Seni unutmak için neleri değiştirmedim ki. Yaşadığım evi, eşyaları, resimleri, seni andıracak ne varsa attım, yırttım, yaktım, unutmaya kurtulmaya çalıştım. Bir tek değişmeyen şey kaldı. Bir tek ben kaldım bende. İçindeki canı sökülüp almış, yaşadığını hissetmeyen bir ben kaldım. Onuru kırık dökük bir ben. Dilimde canımı yakan sitemler kaldı. Acı sitemlerle baş başa yaşayan mutsuz bir insan kaldı bana. Rabbim affetsin beni. Öyle anlar oluyor ki cenneti dahi senin kadar çok istemiyorum. İstediğim bir sen varsın. Yalnızca sen ve senin sevgin var. Sanki huzurda seninle uçup gitti dünyadan. Gönül bir tek sana diyor mutluluk diyor, tek sana sensin huzurum sevdiğim diyor. Oysa ki kaç kez kırıp kırıp attığını, yüz üstü bıraktığını çekip gittiğin günleri hiç unutmadım ki. Biliyorum ki sen aşk olamazsın. Gel gör ki aşk denilince aklıma sen geliyorsun. Öyle bir sır ki çözemiyorum. Ne zaman düşünsem o sırrı, çözmeye çalışsam, o sır içinde perişan oluyorum.
Acısı taze zaman geçsin unuturum elbet diyorum. Ne güzel yalan böyle! Ki o yalanlarla aşka inanmıştım. Düzelir zamanla elbet, düzelir her şey, sabretmek gerek diyordum. Sabrettim hala sabrediyorum. O yalanların minicik ısırıklarıyla yüreğim delik deşik oldu. Sabrı da sessizliği de öğrendim artık. Şimdi o yalanları kapatacak başka yalanlar aramıyor gönlüm. Ansızın çekip gidişin kaldı aklımda. O gidişini bir türlü çözemeyen zavallı bir aklımla acıya karşı koymaya çalışıyorum. Bir bilsen aklım, nasılda çırpınıyor o büyük çukurdan çıkmak için. Bazen ister istemez yalanlara da sığınıyor. Heyhat ki ne heyhat. İnsan kendine yalan söyleyemiyor. Bu kadar zor muydu dos doğru insan olmak.
Zaman geçsin unuturum elbet diyorum. Kaç zaman geçti bilmem. Günler hafta, haftalar ay oldu ve aylar yıl. Zaman her geçen gün uzaklaşıyor, bir sona yaklaşıyor. Oysa ki içimdeki acı geçmiyor. O acı bir nihayete ermiyor. Şimdi acır oldum kendime. Yok mu felaha ermek, yok mu huzur dolu bir nefes alıp vermek…
Bazen hayallerde geziniyorum. Bir gün çıkıp gelsen ve ben affetsem. O yitirdiğim mutluluğu bulabilir miyim diye, sorular soruyorum kendime. Artık hayallerimin içinde dahi mutsuz oluyorum. Her yerde hüzün var, cevapsız sorular, insanı elleriyle sıkan düşünceler var.
Bir gün çıkıp gelsen ne değişir ki. Bir mutlu iki mutsuz, ne değişirdi ki. Sen değişmedikçe o aşka inanmadıkça ne değişirdi ki. Seven asla gitmezdi sevdiğim. Sen kaç kez çekip gittin? Ah bir de gidiş gelişlerin olmasaydı. Yamalık üstüne yamalık vurmasaydık sevdamıza. Hele o son sözün, beynimi kırıp dağıtır geçer. Ne zaman aklıma gelse o veda sözün ölüme ramak var sanıyorum. Mutlu musun? şimdi diye soruyorum kendime. Bazen sana haksızlık ettiğimi düşünüyorum. Eğer sen mutlu olsaydın belki de gitmezdin. Mutluluğu bulamasaydın yine dönerdin. Her varlık mutluluğun huzurun olduğu yere gider. Sen de öyle düşünüp gittin. Ne senden nede huzursuzluktan gidemeyen bir ben kaldım geride. Sevgi bazen insanın havadan sudan gıdadan daha çok ihtiyaç duyduğu tek yegane düşünce. Bütün amaç o sevgiyi bulmaktan yana. O sevda otağında ömür boyu kesintisiz bir huzur ile yaşamak. Sevdalar mutluluğun evidir elbette. Her insan sevgi için yaratılmıştı. Her insan sevgiyi yaşamak bulmak için yola çıktı ezelden. Mutlak sahibi aramaya. Ama dürüstçe.
Benim düştüğüm sevda yolunda maneviyatımda kaç yara açıldı bilmem. Kaçını sardım, kaç tanesini dindirdim inan bilmiyorum artık. Hele bu son en büyük gidişin, batışımdı benim. Su alan gemiler gibi batışımdı. Gücüm yettikçe kendimi ilahi bir güçle sarmaya çalışıyor, dualara gözyaşlarına sarılıyorum. Ne mükemmel şey dua etmek. Aşkın mutlak tek hakimine niyazda bulunmak. Çok şükür ki alemlerin tek Rabbine inanıyorum. İnan bana onun lütfu olmasa kocaman bir hiçiz biz.
Kaçmak, kaçmak hep senden kaçmak. Nereye nasıl ne zamana kadar kaçmak? Oysa ki sen bendesin. Nasıl kaçabilir ki bir insan kendinden. Mümkün değil bu. Kaçamadım kendimden, kaçamadım senden. Sık sık o günleri anımsıyorum. Neydi o günler öyle. İlk gittiğin o günler. Taze bir acıyla yaşadığım o karanlık günler. Sensiz olmayan sabahlar ve uykusuz gözlerim. Beynimin içindeki tarifsiz düşüncelerin yüreğime gönderdiği çözümsüz acılar. Seni bekleyişlerle yalandan umutlarla dönecek diyerek beklemeler. Ve uykusuzluktan kapanan yorgun gözler. Uyumak için kendisiyle savaşan, iç dünyasında huzursuz olan bir insan. Zaman çabuk geçsin diye uyumak için çırpınıp duran bir ben kaldı bende. Nasılda tersine döndü zaman. Oysa ki ayrılığın olmadığı o zamanlarda da pek uyuyamazdım. Bir hayal kurardım, o hayalde iki insanın mutluluğu vardı. Çar çabuk geçsin zaman, bitsin özlem, bitsin o tatlı acı, bitsin ki kavuşalım isterdim. Yine şimdi ki gibi zaman geçmez sabahlar olmazdı. Değişen yine bir şey yok şimdi hayatımda. Seni düşünen uykusuz kalan mutsuz, umutsuz bir ben.
Gece bir başlamaya görsün. Yarı karanlık geçen gündüzler, geceyle birlikte zifiri bir karanlığa dönüyor. Her ne kadar erkenden uyumak için atsam da kendimi yatağa, boş ve beyhude geliyor. Yine gelip sarıyor hayalin beni. O çok seven insanın hayali artık derinden üzüyor oldu. Kaç defa canım yandı. Acılar içinde bir beyinle yatağa uzanıyorum. Gözlerim tavanda, aklımda binlerce soru ve yüreğimde ağır bir acı. Senin yokluğunu yaşıyordum. Sen giderken hiç düşünmeden beni, bir büyük acıya teslim edip gidiyordun. Düştüğüm yada senin bıraktığın bu yokluktan firar etmek asla yoktu. Kaçış yoktu. Sessizce üzülerek boyun eğiyordum artık acılara. Belki de kainatın yapılmış en büyük mahpushanesindeydim. Ebediyen hiç çıkmasına izin verilmeyen bir yer. Her yer zindan her yer esaret dolu. Tek bir anahtarı vardı bu karanlık dünyadan çıkmanın. Tek çıkış yolu, Seni unutmak. İyi de nasıl unutacaktım seni. Cevapsız bir soru daha beynimi kemiriyordu adeta. Her gece iki parçaya bölünüp, aklımla gönlümün amansız acımasız savaşını yaşıyorum içimde.

Ahmet Öztürk
 

Benzer konular

Bu içeriği görüntüleyen kullanıcılar (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt