Sevgiyi Gerçekten Yaşamak...

Dil-şâd

Benim tedbirim, Sen'in takdirinden küçüktür.
Katılım
11 Eyl 2006
#1
Bir gün âlimin birine sormuşlar:

“Ey âlim insan! Sevginin sözünü edenlerle, sevgiyi bizzat yaşayanlar arasında ne fark var?
Onlara bu farkı göstermek için, önce sevgiyi dillerinden gönüllerine akıtmamış olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış.
Tabaklar içinde sıcak çorbalar arkasından kaşıkları getirmiş. Fakat kaşıkların boyu bir metre imiş…

Alim; “Çorbayı bu kaşıkları ucundan tutup öyle içeceksiniz” diye şart koşmuş.
“Peki” demişler, başlamışlar çorbayı içmeye…
Fakat kaşıklar uzun olduğundan bir türlü kaşıkları ağızlarına götürememişler.
Ne yaptılarsa çorbayı içememişler. Öylece sofradan kalkmışlar.
Arkasından sevgiyi gerçekten yaşayanları sofraya çağırmış.
Gözleri sevgiyle ışıldayan insanlar oturmuş sofraya… buyurun!
Denilince, her biri uzun kaşığını çorbaya daldırıp, karşısındaki kardeşine uzatarak içirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek sofradan kalkmışlar.
“İşte” demiş âlim, “kim bu hayat sofrasında kendisini düşünürse o aç kalacaktır. Kim kardeşini düşünür önce onun karnını doyurursa, o da kardeşi tarafından doyurulur. Şunu da unutmayın ki, hayat pazarında alan değil, daima veren kazançlıdır.”



----------------------------------------------
H.Hüseyin Maltepe'nin "Kaybettikleri İle Kazananlar(Çanakkale)" adlı kitabından alıntı yapılmıştır.
 
G

Gülşah

#2
SEVGİ KANATLARIYLA YÜKSELİŞ

          Bir gül hiç solmayan... Her mevsim tomurcuklanan Yaprakları dökülmeyen ve rengi daima parlak, ruhları okşayıcı bir gül...

           Sonra bahara işaretler taşıyan, sonsuzluk fikri ve tasavvuru ilham eden kokusuyla... Nebi sinesinden yükselen bir fidan gibi Cihana sarmaşık şeklinde uzanmış, sonra çiçeklerini serpmiş çevreye, her eve, her ocağa, her köye, kasabaya, şehre... İşte sevgi ve ruhları kendine çeken misk kokusu...

          BALZAC “Sevgi meleklerin hayatıdır” derken, bu engin okyanustan ancak bir damlasını gösterebilmiştir bize... Çünkü sevgi Firdevs Cennetinde, Nebi şakaklarında harelenen Hakk’ın en parlak ve perdesiz nurudur…

         Ve bu sebepten Nebiler Nebisi “İnsan sevdiğiyle beraberdir” dememiş mi? Hakk’a âşık gönlüyle O’na ulaşan Nebi ruhu, bugün, yarın ve daha sonra hep beraber olduğu ve aşkın zirvesine erdiği Zat’la ebediyen beraber olacak...

         Bizler neyi ve kimi seviyoruz acaba? Ve kiminle beraber olmak için gayret gösteriyoruz? Gönlümüzü o fani ve geçici sevgililer mi çekecek? Yoksa Nebi halesinden bir kıvılcım düştü de gönlümüze, bizi de Miraç ikliminde kab-ı kavseyn’e mi çekecek... Yoksa şu fani hayatın zevk ve eğlenceleri bizi de ateşten çemberine alıp eritecek mi, yakıp kül mü edecek?

        İşte OSCAR VILDE’in sözü: Sevmek insanın kendini aşmasıdır.
Yani o bir buut ve zaman üstü duygu ve histir k4 ancak onu tadabilenler yokluk çemberini geçmiş, dünya sevdasından kendini kurtarabilmiş, şan ve şöhretin zehir dolu kadehini zevale boşaltan yiğit oğlu yiğitlerdir.

         Yoksa en küçük bir menfaat karşısında iki büklüm olup yahut bir küçük sinek kanadı kadar leke gördüğü için güneşi inkâra kalkan sefil ruhlular ve bir Avrupa filozofunun yalan demesiyle en büyük hakikati terk edecek kadar ahmaklaşan zavallıların kalbi sevmesini unutmuş sadece ve sadece Avrupa kaselislerinin kölesi olacak bir hale giriftar olmuştur.

        Sevgi odur ki bir gelin duvağından peçeyi çeker gibi hakikati bulabilmek, çirkinlikler ortasından korkusuzca geçip, kandan irinden deryaları aşıp gerçek sevgiliyi, sevgiye en layık olanı arayıp bulabilmektir.

        “Aşığa Bağdat ırak gelmez” demiş atalarımız. Seven kişi de sevdiği için en büyük zorlukların altından kalkabilmeli ve o şanlı ufka ermelidir. Yoksa hem yüzü yere bakacak, hem sevdiği Zat ‘ı kaybedecek hem de sonsuz ızdırapların deryasına düşüp boğulacaktır.

       İnsan, asıl sevgiyi kalbinin sesine, vicdanının fısıltılarına kulak vererek aramalıdır. Kalbini dinleyen insan ise “ebed, ebed” feryatlarından başka bir ses duymaz. Özümüz ebede, sonsuza hasrettir. Ve her şeyi elinde tutan Zat’a perestiş etmektedir ve O’na kavuşmayı arzulamaktadır O’na koşma, O’nun yolunda ızdırap çekme ve yine O’nun bengi suyuyla dirilişe geçmek, ebedileşmek, istemektedir.

         Ey insan, öyleyse niçin gönlünün sesini dinleyip onu asıl sevdiğine yönlendirmiyorsun? Yahut nefsini ruhuna bir binek yapıp, niçin o diyara bir sefer etmiyorsun? Haydi, sevgi kanatlarını aç. Bu fani diyarı hayal gibi resim gibi geç. Ve asıl sevgilinin ülkesine bir sefer eyle... Kab-ı kavseyn’e yüksel ve O’nunla, güzeller güzeliyle vuslata er....
                                                                                                                                                  Mehmet Erdoğan
 
Katılım
10 Haz 2007
#3
Ynt: Sevgiyi Gerçekten Yaşamak...

Bugün olduğu gibi yarın da,yarından sonrada,ondan sonraki günlerde de gözlerimdeki yerinin değişmeyeceğine,

*Bu günüm gibi yarında hep sevginle yaşayacağıma,

*Her bakışında okuduğun o gözleri her zaman yanında göreceğine,

*En yakın dostun, en yakın sırdaşın, en yakın arkadaşın olacağıma,

*Sıkıntının sıkıntım, üzüntünün üzüntüm olacağına,

*Her kızgın anını çiçeğe dönüştüreceğime,

*Her üzgün anında gülüşünün geri gelmesi için elimden geleni yapacağıma,

*Yanında olamadığım ve yardımıma ihtiyacın olduğu her anda bir rüzgar olup seni saracağıma,

*Gözümün gözüne değdiği her an sana yeniden aşık olup seni bir prensese dönüştüreceğime,

*Her sabah sana yeniden aşık olup uyanacağıma,

*Sen uyurken sana bakıp ikimiz için dualar edeceğime,

*Beni tanıdığın gün bende gördüğün neyse, ömrünce beni aynı şekilde göreceğine,

*Sevgimin asla değişmeyeceğine, asla azalmayacağına, aksine hergün büyüyen bir sevgiyle seni mutluluk ormanına taşıyacağıma,

*Başkalarının yanındayken seni asla unutmayacağıma,

*Elini usul usul, korka korka tutup o ilk gündeki heyecanı aynı şekilde yaşayacağıma ve elini hiç bırakmayacağıma,

*Bir ömür boyu senin canın, aşkın, sevgilin ve herşeyin olarak kalmak için elimden gelen herşeyi yapacağıma


...SÖZ VERİYORUM...
 
Katılım
8 May 2007
#4
Ynt: Sevgiyi Gerçekten Yaşamak...

[size=10pt]
VEFALI SEVGİ​

Sevgi; tûbâ tûbâ açan bir Allah gülüdür, mihnetkeş ruhların ikliminde, burnu olanlar için. Sabırsızlar mahrumiyeti koklarlar... Hiç eskimeyen gecesiz güneştir, apak gönüllerin kristalinde; ışığa dirilebilenler için. Aynası paslı olanlar, karanlığı yaşarlar kış ayazında... Ve misktir, bahar bahar yudumlanmak için.

Sevgi; dünya cennetidir, meyveleri melekler olan. Vedûdiyetin imzasıdır. İnsan kalbine atılan. Hûri bakışlıdır sevgi, koca dağları bile bahçesine cezbeden ve bir acı hasretin potasında kevser kevser eriten. Bu yönüyle kuvve-i kutsiyyesi vardır sevginin. Her renk, her desen, her âhenk ve bestenin nakış nakış motifleştiği mutlak tablodur, bi-hemta. Duyguların Nûr hüzmeleriyle ilmek ilmek Örüldüğü latif danteladır. Gönüller fatihidir o. İnsanı bütün kâinatla tanıştıran ve özleştiren, öteler mühürlü balçık maya... Ve işte sevgi solmaz güzelliktir!

Vefalı sevgi, yakını tanımanın ihlâsla perçinleşmiş köklerinin omuzunda çimlenir, filizlenir ve ebed olur. Ne, niçin sevilmeli? Düşmanlar kim? Tuzaklar nerelere kurulmuş? Bu yol nereye çıkar ve ilerisinde neler var?.. Bilmeden, sırrını idrakla doyuma eremeden, kıyılardaki sahil çiçeklerine bağlananlar, kıyamet geçirmişe dönerler en hafif sarsıntılarda. Ve çürür gider güzelim rüşeymler daha çizginin başında.

Sevgi hep ağlatır vuslata dek. Ağlamıyorsan-rica ederim-sevdiğini iddia etme. Aldanıyorsun; fakat Maksud-u bizzat aldanmaz!.. Çünkü gülme, yokluğu yaşamanın ifadesidir. Ağlamak ise sevginin izdüşümüdür derecesine göre. Gerçek sevinç ve huzur, zifaf huzur undadır. "Dememiş miydim çok seversen çok ağlarsın diye!

Ağlıyorsan niçin sevinmezsin çok sevdiğine?"

Ah canım sevgi! Nasıl, nasıl anlatsam seni? Söze-kalıba sığmazsın ki! Ele avuca alınıp tezgaha konmazsın ki. Sen maddeye lütfedilen en kutsal mânâsın. Sen hâl ü hareketlerde izlenen ve ancak kalplerde yaşanansın. Sen hediyelerle bûseleşen ve bakışlarda yakalanansın. Ve her gönle gümrüksüz sızansın. Kalemim senin destanını yakacak bundan öte. Şiirlerin atomu sen olacaksın. Nesir nesir cennetleşeceksin ve mehil vereceksin İsrafil'e. Muhabbet neslinin Muhammedi (sav) mefkuresinde sancağın dalgalanacak her gönül semasında. Ve o gün semalar ak bulutların olacak!...

Şimdinin kara perdesine bakma; az ilerdeki ışığı öp. Sevgiyi iç, kevser içmiş olacaksın. Ölürsen sevgiden öl. Öl ve sevgiline kavuş. Kimi seviyorsun ki?.. "Yâr derdine düşmüşüm, ağyar neme gerek!

Kevser içmişim, bir kâse su da ne demek?."

Her varlığı ruhundan sevmek ve her varlığın sâdık sevgilisi olmak isterdim. Lakin... Herşeyden evvel, Maksud-u bi'l-istihkak olan Zât-ı Akdes'i sevmeyen insan her şeyi tek tek sevmeye kalkışsa da muvaffakiyet şafağında itminan tâkından geçemez. O'nu seven, mahlukatını da sever, O'ndan ötürü. Kişinin Rabbini sevmemesi kadar korkunç bir mahrumiyet ve perişanlık düşünülemez. Allah (cc) da onu sevmiyorsa, vay haline o zaman... Seven sevilecektir.

Zaten doyum olmuyor şu âlemde sevginin tadına. Yegâne mutlak itminan Sende Allah'ım! Tarifsiz sevgiden mahrum etme n'olur... Ne olur, bir kulun daha kurtulur. Sar beni İlâhî meveddetinle, Senin olayım yalnızca. Korkuyorum... Ya takılıp kalırsam yokuşlarda. Ermeden ölürsem varlığında yokluğa. Hele Cemâlinden mahrumiyeti düşünmek yok mu? .. Ödüm kopuyor öd ver Allah'ım kopacak ve çatlayacak.

"Hasret, hasret.. hep hasret... ya vuslat ne zaman?
Seni istiyorum Allah'ım; sadece Seni...”

Seni, en çok seviyorum. Vefasızım, biliyorum; ama hain de değilim ya! Neyleyeyim başka dostlukları, Seninle dost olamadıktan sonra? Sen beni sev de başka sevgiler elâleme kalsın; yok gözüm. Ölenleri değil, dostluğunu ve dostlarını isliyorum Rabbim.
Canım Rabbim!

Bunca nimetlendirdiklerinin kervanında.. bunca, sevdiğin aşıklarının arasında beni hep mahrum mu bırakacaksın?..

Susuz, ekmeksiz, uykusuz.. bir hayata 'evet'... Lâkin sevgisiz bir dünya çekilmiyor Rabbim...
“N’olur Rabbim... Bizlere sevgi meltemiyle dirilişe ermiş bahar yüklü bir dünya nasip et.
Musa Hop​
 

Giriş yap