sezai karakoç ve cemil meriç'e dair...

hsulker

Divan Üyesi
merhaba... yazarımızın 13 Haziran 2005 tarihli hürriyet gazetesindeki yazısı ilginç. göndermelerin yerli yerine oturduğu bu yazının bir satırı ilgimizi çekti. bakalım cemil meriç müdayimleri bundan nasıl bir netice çıkarır diye, sevgili dostlara sunuyoruz.



'"Sezai Karakoç nihayet hatırlandı

TAM da ‘Büyük şair ve fikir adamı Sezai Karakoç'u unuttular... Ne ayıp şey' diye bir şeyler karalayacaktım ki ‘güzel haber'i aldım:

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Sezai Karakoç'u evinde ziyaret etmiş...

Ezberinde en az beş Sezai Karakoç şiiri bulunduğuna inandığım Bakan Koç'un bu ziyareti ‘vefa' adına iyi bir başlangıç...

Umarım bundan sonra ‘İkinci Yeni'nin her daim küskün şairi, daha çok hatırlanır.

Böylece belki onun son zamanlardaki muazzam susuşunun yarattığı öksüzlük hissinden de kurtulmuş oluruz.

Çünkü bu milletin Sezai Karakoç'un sesine gerçekten ihtiyacı var.

Ne diyordu Mehmet Emin Yurdakul?

‘Şairleri haykırmayan bir millet, sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir.'

***

Kimdir Sezai Karakoç?

Cemal Süreya'nın saygı duyarak sevdiği yakın arkadaşıdır. Bir yanıyla ‘İkinci Yeni'nin içindedir, ama bir yanıyla da Necip Fazıl'ın izindedir.

Doğu'nun onurlu çocuğudur. Dünya nimetlerinden uzak durarak yakaladığı erdemle gururumuzu okşar. Kırılgandır, sıkılgandır.

Yönünü doğu'ya çevirmiştir... ‘Diriliş' adını verdiği tezle yeniden ayağa kalkmanın ve onuru yakalamanın işaret fişeğini atmıştır.

Çıkardığı dergilerle, yazdığı kitaplarla, insanı ta derinden yakalayan şiirlerle dört başı mamur bir ‘eski zaman entelektüeli'dir ve bütün eski zaman entelektüelleri gibi o da tam olarak anlaşılamamıştır.

Ama o hiçbir zaman çıkıp da ‘Beni hiç kimse anlamadı, anlaşılamadım' diye ağlamamıştır.Her yenilgide biraz inziva! Sonra toparlanıp hiçbir şey yokmuş gibi yola devam!

Onun taktiği budur.

***

Ta 1950'lerde yazdığı ve fotokopileri elden elde, kuşaktan kuşağa dolaşan o efsanevi ‘Monna Rosa' adlı şiir kitabı bile tek başına onun ne kadar büyük bir şair olduğunun kanıtıdır.

Sezai Karakoç, tam 50 yıl boyunca yayımlamaktan kaçındığı ‘Monna Rosa' adlı kitabını ancak 2 binli yıllarda yayımladı.

Ama zaten o kitap bir rekoru kırmıştı: Yeryüzünde hiç yayımlanmamış, sadece fotokopiyle çoğaltılarak bu kadar çok kişiye ulaşmış bir başka kitap var mı bilmiyorum...

Şimdi bile ne zaman eski günlerden, unutulmuş aşklardan, efkárdan, melankoliden söz açılsa hemen topluluk içinden biri sessizce ‘Monna Rosa'nın başlangıç dizelerini okumaya başlar:

‘Monna Rosa, siyah güller, ak güller / Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak / Kanadı kırık kuş merhamet ister / Ah, senin yüzünden kana batacak / Monna Rosa, siyah güller, ak güller...'"


duygusal bir yazı. hem sevindik hem de hazretin ironik üslubu bizi kendine hayran bıraktı. cümlede yapılmak istenen göndermenin karşılığını da bulabilseydik; neşideler neşidesi diye selamlayıp gececektik.

kafamıza takılmış olan bu soruyu; cevaplamanın ötesinde acaba hazret bu yerlere gelene kadar nasıl bir anlaşılmamak açmazından geçmiştir.

"Acaba anlı şanlı hürriyet yazarımız ‘Beni hiç kimse anlamadı, anlaşılamadım' diye ağlamamıştır". yazarımıza göre bu ağlayanlar kimdi? neden yazarımızın ilgisini bu kerte çekmiştir?

ve kulağımıza çalınan şu sözlerle noktalayalım: Bir aydının namusunu muhafaza etmesi güçtür....
 

UluğBey

Divan Üyesi
Ynt: sezai karakoç ve cemil meriç'e dair...

Sezai Karakoç'a bir çok insan 2.yeni yakıştırması yapsa da kendisi bunu kabullenmez...

gerçekten de o 2.yeniciler arasında farklı bir konumdadır diye düşünüyorum
 

Benzer konular

Bu içeriği görüntüleyen kullanıcılar (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst Alt