Şiir... Çetin iş!.

Katılım
1 Mar 2006
#1
[align=center]Şiir... Çetin iş!. [/align]

Şiir büyük toplumların,üstün kültür ve medeniyetlerin sanatıdır. Hem de iki yönden; yâni hem şairler, hem şiire karşı duyulan ilgi yönünden. Belki her insan bir "şi'riyet"le doğar. Ama onun gelişmesi? İşte odur üstünlük isteyen, üstünlüğe bağlı olan. Şiiri genel olarak, sanatı istidatla, kabiliyetle,mizaçla sınırlayanlara daima acımışımdır; zira onlar, sanatçı veya okuyucu veya eleştirici,arayıcı olarak, kısacası her halde, maketlerle oyalanmaya mahkûmdurlar... aslına, hakikisine ulaşamamaya:
Ellerin Aragon'u, Rimbeau'su, Mayakovski'si, Yevtuçenko'su falanı filânı vardır. Buna karşılık size -bir medeniyete ulaşamamış veya medeniyetinizden kopmuşsanız- onların dümen suyuna takılıp giden taklitçiler kalır. Bu konuda en iyisi kendimize bakmak: Dadaizm... sembolizm... letrizm... sürrealizm... sosyal gerçekçilik...ve daha bir yığın ıvır zıvır. Hangisi bizimdir bunların?

Nazim Hikmet'e, Orhan Veli'ye karşı çıkacak gücüm yok; onların şair olmadıklarını, birer büyük istidattan ve teknisyenden başka bir şey olmadıklarını söyleyemem; çünkü tartışmayı dürüstçe kabul edecek ve hakikî şiir üzerinde el kitaplarına el açmamış araştırıcılarım, eleştiricilerim yok. Ötekileri, yâni istidat ve kabiliyetlerimi kapan kuvvet -yabancı kültür ve medeniyet- belki de daha önce bunları çekip almış benden. Değerlendirişleri, ölçüleri, hattâ -ne hazin- beğenişleri, beğenmeyişleri benim şiirime göre değil; ötekilerin dünyasına özenti. Kısacası onlar da yenilmiş, beyaz bayrak sallamışlar.

Bu yüzden değil midir -meselâ- Yahya KEMAL gibi bir şiir dehâsını bir kenara bırakıp da,birtakım sosyal, psikolojik, psiko-patolojik ve politik konuları şiir ve şair sayışları... saydırabilişleri?

Bir toplumun öz şiirine varabilmek çetin iştir. Önce de o toplumla ve o toplumun medeniyeti ile pişmek, halli hamur olmak ister... kendini o toplum ve o medeniyete adamak ister... hele hele,efendilik ister, çile ister. Ün yapmak için takla atanların, davul zurna çalanların, şartlananların işi değildir o. Ün için, itibar için ödünç kalem alanların, politika konsomatrislerinin hiç değil.

Büyük örneklere bakmak daima aydınlatıcıdır: Yunus Emre'yi inceleyiniz, Müslüman - Türk'e aykırı bir tek mısra bulamayacaksınız ve her mısraında Müslüman -Türk'ü bulacaksınız. Asırları aşabilişinin sırrı ve asıl büyüğü,asırlarca birleştirici,yüceltici oluşunun kuvveti buradadır. Biz onu da unuttuk. Bana öyle gelir ki, lise diploması,edebiyatta başka hiçbir şey vermese de, yalnız Yunus EMRE'yi anlatabilse Türkiye değişecek, Türkiye olacaktır.

Ama, bana öyle gelir ki... derken fazla önemsedim kendimi: Bu budur ve bunun bu olduğunu dünya çok iyi bilmektedir. Onun içindir işte Fransa'nın, İngiltere'nin, Almanya'nın, hattâ Belçika, Avusturya gibi fakir fukaranın kendi klâsiklerini sıkı sıkı tutuşları, kendi şair ve sanatçılarına dört elle sarılışları. Biz, ya biz? Koskoca bir medeniyeti külledikten sonra, biz, şairlerimiz ve sanatçılarımız ne olsundu bekleyebiliriz?

(Tarık Buğra, Düşman Kazanmak Sanatı, Ötüken Yay., İst., 1979, s. 147-149)

*alıntıdır
 
Katılım
4 Eyl 2006
#2
Edebiyat bir milletin hayat felsefesinin en iyi yansıtıldığı bir aynadır.Hele ki şiir ruhlara ferahfeza ikliminden tatlı tatlı esintiler sunar;kültürümüzün o ince nakışlarını dilimizden gönlümüze nakşeder.

Ben gelmedim dava için
Benim işim sevgi için
Dostun evi gönüllerdir
Gönüller yapmaya geldim
diyerek Yunusumuz bu sevgi medeniyetini ne güzel tanıtır.Gönlü zengin milletimizin engin ruhlu ediplerinin sesleri daimî olur inşallah.
 

Giriş yap