ŞİİR, YALAN VE POETİK HAKİKAT

Katılım
1 Mar 2006
#1
[align=center]ŞİİR, YALAN VE POETİK HAKİKAT [/align]

[align=center]MUSTAFA AYDOĞAN[/align]

Şiirin yalan söz olduğunu söyleyen biri, hayatın yalın bir gerçekten ibaret olduğunu düşünüyor olmalı. Hayatın gerçeği yalın bir gerçeklik ise, şiir tabii ki yalana boyun eğmiş görünecek.

Şiir, gerçeğin gerisindeki hakikatle ilgilenir. Gerçeğin, yani realitenin. Gerçek; görüntü, dağdağa. Hakikat; öz, gerçeğin yalın hali. Şiir, gerçeği kırarak hakikatin dünyasına kendine özgü bir yol açar.

Hayatın realitesinden bakıldığında şiir yalan görünüyorsa, şiirin hakikatinden bakıldığında da hayatın realitesi yalan görünür. Dünyanın ‘yalan’ olduğunu hepimiz biliyoruz. Şiir, bizi, birazcık olsun bu yalanı fark etmeye çağırır. Tabi, kendine özgü dili ve imkanıyla. Ancak bu çağrı işini kendine amaç edindiğini söyleyemeyiz. Ya da böyle bir amaç şiire ağır gelecek bir yüktür. Bu çağrı, şiirde kendiliğinden mevcut bulunur.

Gerçeğin kırılması, yalandan, başka bir ifade ile aldatıcı görüntüsünden arındırılarak hakikatle bağının yeniden kurulmasıdır. Bu hakikat, elbette, şairin hakikatidir. Her şairin kendine özgü bir hakikatinin olabileceğini kabul etmemiz gerekiyor. Aslında, yetenek dediğimiz şey, şairin poetik hakikatidir. Poetik hakikat, gerçeği kırarak onu imgeye dönüştürecek tek güçtür. Poetik hakikatini bulamamış biri, ya şiirin dünyasında yeri olmadığını anlayarak geri çekilecek ya da başka hakikatlerin aynasında kendini görmeye çalışacaktır. Yani, bir yaratışa aracılık etme yerine taklidin kolaycılığına düşecektir. Şiirde taklit, başkalarının hakikatini kendi hakikati yapma uğraşıdır. Kötü şiir, ödünç alınmış hakikatlerin yapay dünyasından doğar. Ya da doğmadan ölür. Tabi, etkilenme başka bir şeydir. Taklitle etkilenmenin aynı olmadığını, etkilenmede özgün bir hakikatin bulunabileceğini parantez içinde söyleyelim.

Şiir, şairin iç gerçekliğinin bir sonucudur. Eğer dış gerçekliğinin bir sonucu olsaydı, şiirin temel çıkış noktasının hayal olması gerekirdi. Oysa hayalin şiire katkısı sanıldığından çok azdır. Şair, hayatın realitesini, hayalin ötesinde, poetik hakikati ile dönüştürür. Bu dönüşümde realite, şairin iç evreninde yeni bir çehre ve üslup kazanır. Yani, realite imgeleşir. Realitenin kaba dünyası ile imgeleşen realitenin zarif dünyası birbirine yabancı gibi görünürler. Oysa, söz konusu olan aynı şeydir. Sadece, biri realitenin yanındaki, diğeri hakikatin yanındaki görünüştür. Bu durumda şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; şiir asla yalan söylemez. Bunun da ötesinde şiir, hayatın gerçeği ile hiçbir şekilde çelişmez. Birinin yanından bakıldığında yalan görünen diğeri, hakikatin dünyasında birbirlerini onaylar ve doğrularlar. Eliot’ın nesnel karşılık dediği şey biraz böyle bir şey olsa gerek.

Yalanın tuzağına düşen şiir, nesnel karşılığını bulamamış şiirdir. Diğer bir ifadeyle, yalan söyleyen şiir başarılamamış şiirdir. Bu başarısızlığın en önemli nedeni, yukarıda söylediğimiz gibi, şairinin poetik hakikatini bulamamış olmasıdır. Şair poetik hakikatini bulamayınca, ya realiteye boyun eğerek onun gerisindeki hakikati es geçecek, ya da başkalarının hakikatlerinden medet umacaktır.


(*alıntı)
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap