ŞİİRİN İMKÂNI ŞAİRİN İMKÂNINDAN FAZLADIR

Katılım
1 Mar 2006
#1
[align=center]ŞİİRİN İMKÂNI ŞAİRİN İMKÂNINDAN FAZLADIR[/align]

Her şiir, yayınlandığı andan itibaren şairinden bağımsızlaşır. Okurun idraki karşısında vereceği sınavda yalnız kalır. Bu sınav, şiiri, hem kendi dengeleri üzerine oturtacak hem de imkân alanlarını açığa çıkaracaktır.

Şiirin kendine özgü bir imkânı vardır. Ancak, bunun kendiliğinden var olmadığını baştan söylememiz gerekir. Şiirin imkânı, kendi dışındaki iki imkândan doğan bir üst imkândır. Bunlar, şairin ve okurun imkânlarıdır.

Şairin imkânının neler olduğu açık; yetenek, çaba, ısrar ve zaman. Aslında bunlar, bir imkanın vücuda gelmesi için gerekli şartlardır. Bu şartların bir imkân haline dönüşmesi, yerinde ve doğru kullanılmalarına bağlıdır. Çünkü birçok şair, doğru bir ‘yer’ bulamadığı ya da ‘yerini’ doğru kullanmadığı için, bu şartlara sahip olmasına rağmen kaybolup gider. Ayrıca işin bir de başka tarafı var. Bazı şiirler, doğru şairler eline düşmedikleri için, kısa ve kötü bir hayat sürdürdükten sonra ölüme boyun eğerler. (Acırım benden evvel can veren eserime- Faruk Nafiz). Bazı şiirler de, şairinin acelesi yüzünden erken doğarlar. (Bazı şiirler bekler bazı yaşları- Behçet Necatigil). Çoğu erken doğum gibi sağlıksız bir hayat geçirmek zorunda kalırlar. Yani, yerinde ve doğru kullanılamamış imkân, hayatiyet kazanamamış imkândır. Bir bakıma, ‘eksik imkân’ olarak değerlendirebiliriz.

Söz konusu şartları doğru ve yerinde kullanmış, yani, kendini gerçekleştirmiş bir imkân (şairin imkânı), mevcut ama nebülöz halindeki şiiri kelimeler aracılığıyla imgelere dökecek ve belli formlar halinde okura sunacaktır. Bu, şairin imkânının şiire dönüşmesidir. Ancak, şiir bu noktada, salt şairin imkânına denk düşen bir büyüklükte ya da ağırlıkta olur. Oysa şiirin bütün imkânının bundan ibaret olduğunu söyleyemeyiz. O, şairin imkanlarını yüklenerek yola çıkacaktır ama kuşanacağı bir imkan daha vardır; okurun imkanı..

Okurun imkânı derken, birikim ve idrak kanalları açık insanların imkânlarını kastediyoruz. Eser, çoğu zaman tefsiriyle gerçek karşılığını bulur. Bu nedenle, gerçek okurunu bulan her eser gerçek geleneğini de bulmuş olur. Yani, bir bakıma, gelenek idraktir. Aptalın, cahilin, kendini bilmezin bir geleneğe sahip olduğundan söz edemeyiz. Birikim ve idrak kanalları açık okur, şiiri kuşatarak onun anlam alanı genişletir, etik ve estetik duruşunu hak ettiği gerçeklik düzlemine yerleştirir.

Şiir, elbette ki, şairin imkânından doğar. Ancak, bu doğumu, şiir için bütünlenmiş ya da tamamlanmış bir doğum olarak göremeyiz. Şiir, bundan sonra da yeniden ve yeniden doğmaya devam eder. Bu devamlılığı sağlayacak olan okurdur. Şairin imkânlarını yüklenmiş olan şiir okurdan da bir şeyler alır. Buna, şiirin okurda yeniden gerçekleşmesi diyebiliriz. Bu gerçekleşme, okurun şiire yaptığı katkıyla oluşur. Bu katkının en açık belgesi, şiirin şairinden aldığı anlam (ya da karşılık) ile okurun şiirden anladığı anlamın (ya da karşılığın) farklılık gösterebilmesidir. Çoğu zaman, şiir ile okur arasındaki anlam ilişkisi ya da şiirin okurla kurduğu karşılıklılık ilişkisi, şairin kastını fazlasıyla aşar, hem çoğullaşarak hem de farklılaşarak şiiri yeni bir gerçekleşmeye doğru sevk eder. İşte bu, şiirin imkânıdır. Şair ve okurun imkânlarının birleşmesinden doğan, ancak, yeni ve farklı bir düzeyde gerçekleşen başka bir imkândır. Bu imkân sayesinde, şiirin varlığı zenginleşir ve yaygınlaşır. Şiirin imkânı şairin imkânından fazla hale gelir. Bir şiiri çağlar ötesine taşıyan, hafızadan hafızaya aktaran güç buradan doğar.

MUSTAFA AYDOĞAN


*(Merdivenşiir Dergisi, Sayı:2, Mart – Nisan 2005'ten alıntııdr)
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap