Sürgün Sultanın Gurbet Yılları

meyus

 
Katılım
13 Ocak 2015
Niçün ulu tanrım niçün, beni zâr- zâr edersin sen
Yakıp yıkar, sonra savar, salar icbâr edersin sen
Türlü türlü belalara böyle dûçâr edersin sen
A’dâmı da rağmen bana şöyle ikdar edersin sen

Bilirim bu hitaba sen ‘’Lâ yus’el’’ diyeceksin
Yine tekrar edersem ger ‘’Amma yef’al diyeceksin

Niçün ger kapandıysa ebvav-ı afv u rahmetin
Şunu bilmek isterim ki, sırrı nedir bu hikmetin
Hatayata kefaretse kafi artık bu şiddetin
Dahilim ben melceine ancak zıll-ı fütüvvetin

Umuyorum bundan geri redd-i maksur edeceksin
Şimdi ruhum hissediyor beni mus’ud edeceksin

Bu sitem dolu mısralar sürgün yıllarındaki Son Osmanlı Sultanı Vahdettin'in kaleminden gurbet yıllarında, 1926’da dökülmüştür. Bu satırları yazarken, Sultanın cebinde karnını doyuracak parası yoktu. Bu gurbet illerde yabancı kasabına, manavına ve bakkalına borçları vardı. Evet, Fatih Sultan Mehmet’in öz torununun bir zamanlar nalları altında çiğnenen topraklardaki yabancı esnafa borcu vardı. Neden mi? Gelin nedenine beraberce bakalım.

Sultan Vahdettin'in Milli Mücadele döneminde milletin selameti için nasıl uğraştığını önceki yazımızda anlatmıştım. Şimdi savaştan sonraki duruma geçelim. Saltanatın kaldırılacağının ilk belirtileri 19 Ekim 1922 de Refet Bele’nin, Ankara hükümetinin görüşlerini aktarmak ve Doğu Trakya’yı teslim almak için Kabataş İskelesinde sadece halifeyi selamlamasıyla ortaya çıktı.1 Sultanla görüşen Refet Paşa Saltanatın kaldırılacağını duyunca önce elbette ki kabul etmedi. Dedelerinin tahtını hiç itiraz etmeden hemen bırakamazdı. Bu taht ona atalarından mirastı ama yapacak bir şeyi yoktu. Yine de bir umut sessizce bekliyordu Dersaadette.

Son umutları da kayınpederi Sadrazam Tevfik Paşa’nın istifasıyla suya düştü. Artık son Osmanlı Sultana yapayalnızdı. İstanbul basınında bazı kişilerin ve kurumların desteklediği gazete ve dergilerde Sultanı eleştirir olmuştu. Dahası bazı magandalar Sultanı korkutmak için saray çevresinde tabanca sesleri yankılanır olmuştu. Belli bir grup Sultana bütün millet seni burada istemiyor izlenimi vermeye çalışıyordu. Nitekim başarılıda oldular. Sultanın ne yapacağını kara kara düşündüğü günlerden birinde 1 Kasım 1922’de bir haber geldi Sultana: TBMM Saltanatı kaldırmıştı.

Ne yapacaktı şimdi? Eğer kalsaydı milleti yine birbirine girecek buda yabancı devletlere fırsat verecekti. Peki, öylece çekip gitmek bir Sultana yakışacak mıydı? Ama o artık bir Sultan değildi sadece Müslümanların lideri yani halifeydi. Şimdi önünde sadece bir yol kalmıştı. Oda kendi tabiriyle temsilcisi olduğu son peygamber Hz. Muhammed (sav) gibi Hicret etmekti. TBMM’yi, milletin temsilcilerini, daha fazla zora sokmamak için İşgal Devletleri Komutanı General Harrington ile iletişime geçti. Gelen cevap üzerine hazırlıklara başladı.

İstanbul’da son gecesinde cam kenarında bu millet için yaptıklarını hatırladı. Şimdi kendisini bu vatandan kovanları, elindeki en iyi vapurla, Bandırma Vapuruyla, Anadolu’ya O göndermişti.2 Neden göndermişti onları? Onu kendi vatanından kovsunlar diye mi? Elbette hayır. Milli Mücadeleyi o kadar desteklemesine rağmen sonuç bu mu olmalıydı? Cevabı siz verin…

Gecenin ilerleyen saatlerinde yine devleti işgal altındayken yaşadığı trajik bir olay aklına geldi. 1919 senesi Ramazanında bir sabah Yıldız Sarayı’nda yangın çıkar. Kısa zamanda büyüyen alevler, Sultan’ın geceleri kaldığı daireyi de sarar. O geceyi tesadüfen Cihannüma Köşkü’nde geçirmiş olan Vahdettin, yangını haber alınca, giyinerek dışarı çıkar. Sarayın önünde hiç telaş etmeden yangını seyrederken çevrede ağlayanları görünce gözleri yaşararak; Benim vatanım ateş içinde, onun yanında bunun ne kıymeti var. Demekten kendini alamaz.

Sultan cam kenarında hatıralarını ve devletin ne hale geldiğini düşünürken kapı vurulur ve kendisini götürecek araçların geldiği haber verilir. Sultan çaresizce olacakları kabullenir. Şehzadesi Ertuğrul Efendi ve beraberindeki on kişi ile nakil araçlarına binerek sahile doğru yola çıktı. Kendi vatanından ayrılırken hissettiği acıyı kim bilebilir ki?

Önce sahil ve ardından kendisini Malta’ya götürecek olan İngiliz Zırhlısı Malaya’ya geçti. Son Osmanlı Sultanını taşıyan İngiliz Zırhlısı Malaya 17 Kasım günü saat tam dokuzda İstanbul’dan hareket etti. Sultan geminin arkasında buğulu gözlerle İstanbul’unu izliyordu. Doğduğu yıl babasını, dört yıl sonra annesini kaybeden Sultan şimdide vatanını kaybediyordu, uğruna her şeyini feda edebileceği vatanını…

Burada dikkat edilmesi gereken bir noktada Sultanın İngiliz Zırhlısıyla kaçtığı söylentisidir. Sultan Vahdettin'in bindiği zırhlı, Malaya, İngiliz donanmasına Malezya halkı tarafından hediye edilmişti. Sultanı taşıyan gemi Malezyalı Müslümanların kendi ceplerinden, helal paralarıyla yaptırdıkları gemiydi. Sultan işgal kuvvetleriyle bir gemi pazarlığı yaptı mı bilinmez ama bu ince nokta atlanmamalıdır bence…3

Sultan önce Malta’ya getirildi. Kısa bir süre kalacağı Malta’da aldığı gazeteler onun sinirlerini bozuyordu. Başkentte kendisi hakkında söylemediklerini bırakmamışlardı. Kaçtı denmişti, daha da önemlisi yanında bir servet götürdüğü yazılıydı gazetelerde. Oysa İstanbul’dan ayrılırken yanında sadece üç bin altını ve Londra Bankasında yirmi bin İngiliz lirası vardı. Bu paranın önceleri on bir sonraları otuz beşe çıkacak kafileyi hayatlarının sonuna kadar idare edeceği düşünülürse gerçekten yetersiz olduğu anlaşılacaktır. Sultan Malta’dayken canını sıkan bir olay daha cereyan etti. TBMM halifeliği kaçtığı için Sultan Vahdettin’den alıyor ve Abdülmecid Efendiye veriyordu. Dahası Abdülmecid Efendi TBMM’yi her konuda doğru bulduğunu ve Sultan Vahdettin'in Osmanlı Hanedanına yakışmayacak şekilde kaçtığını söylüyordu.

İşte bu sıkıntılı dönemlerde Sultan sevineceğini mi üzüleceğini mi bilmediği bir haber aldı. Hicaz Şerifi Şerif Hüseyin Son Osmanlı Sultanını Halife Vahdettin’i ülkesinde görmekten zevk alacağını bir mektupta yazmıştı. Sultan bu adamın terbiyesizliğine akıl erdiremiyordu. Yıllarca kutsal toprakları emperyalist güçlere karşı koruyan Osmanlı askerlerine arkadan saldıran bu yüzsüz şimdi kendini kral ilan etmiş ve Sultanı kendi ülkesine davet ediyordu. Sultan bu açıdan üzülürken artık çan sesi yerine günde beş kere ezan sesi duyacağı semalara gideceği için seviniyordu.

Hazırlıklar yapıldı ve Sultan Cidde’ye oradan da Mekke’ye geçmişti. Yaşlı sefil görünümlü bir adam olan Şerif Hüseyin bir an olsun Sultan Vahdettin'in dizinin dibinden ayrılmıyordu. Yemekler ve ihsanlar güzeldi ama Sultan bu adamın yüzsüzlüğünden ve aşırı ilgisinden sıkılmıştı. Amacı halifeliği üzerine almaktı. Sultan Mekke’ye gelince fenalaştı ve on beş gün hasta yattı. İyileşince yakın ilgiden kurtulmak için hastalığını bahane etti ve Şerif Hüseyin’den uzaklaşmak için Taife geçti. Hüseyin istediği makamı alamayınca hileye başvurdu ve Sultan Vahdettin'in hilafeti kendisine verdiğini açıkladı. 101 pare top atarak halifeliğini kutladı. Sultan bunun üzerine Taif’den ayrıldı ve son nefesini vereceği San Remo kasabasına 11 Haziran 1923’de yerleşti.

Şerif Hüseyin’e ne mi oldu? Sultan Taif’den ayrıldıktan birkaç gün sonra Vahhabiler Şerif Hüseyin'e başkaldırdı. Şerif Hüseyin komutasındaki paralı bedeviler karınca gibi dağıldı. Emrindeki şehirlerden önce Taif düştü, sonra Mekke ve en son kalesi Cidde’de düşünce kaçmak zorunda kaldı. Abdülaziz bin Suud hicaz emiri oldu. Şerif Hüseyin Halife olayım derken tahtını da kaybetti.

Sultan San Remo’da iken Osmanlı Hanedanının tümünün ülke dışına sürüldüğü haberini aldı. Bütün Osmanlı hanedanın ülkeyi terk etmesi isteniyordu. Artık vatanın gerçek sahipleri vatansız kalıyordu. Hanedanın bir grubu direk San Remo’ya Son Sultanın yanına geldi. San Remo’daki evin nüfusu otuz beşi bulmuştu.

Sultanın artık özlemi bitmişti ama para sıkıntısı son safhasına ulaşmıştı. Son yılında artık borçlar çok büyüdüğü için padişahlık nişanının üzerindeki değerli taşları söktü ve satılması için bankaya gönderdi. Taşların en az beş bin sterlin edeceğini düşünüyordu. Bankadan aldığı cevap ise gerçekten içler acısıydı. Çoğu sahte olan taşlar için sadece bin sterlin verilebilirdi. Sultan derin bir of çekti ve koskoca Osmanlı hanedanlığın geldiği hale bak padişahlık nişanını bile sahte vermişler diye yakındı.4

Her geçen gün çoğalan borçların eşiğinde yaşama azmi azalan gücü tükenen Sultan 16 Mayıs 1926 yılında çok içtiği sigaranın kurbanı oldu. Son Sultan kalbe giden damarların tıkanmasından dolayı vefat etti. Sultana söylentiler çıkmasın diye yeğeni Prens Sami Bey’in gözü önünde otopsi yapıldı. Sami Bey amcasının vücudunun parçalanışını yaşlı gözlerle izledi.

Cenaze hazırlanmıştı ama bir sorun vardı. Sultan ölünce alacaklılar cenazeye haciz koydurmuşlardı. Tek çare vardı Sultanı defnetmek için o da kaçırmaktı. Arka kapıdan Şehzade Ömer Faruk(Halife Abdülmecid’in oğlu) ve Sami Bey tabutu kaçırdı. Tarihin yalnız adamı son yolculuğuna da yalnız çıkıyordu. Kaçış masrafları küskün olduğu Son Halife Abdülmecid tarafından karşılanmıştı. Borçları daha sonra Suriye ve Mısır Müslümanlarından toplanan paralarla kuruşuna kadar ödendi. Önce Beyrut’a sonra Şam’a getirildi ve Sultan Selim’in yaptırdığı Yavuz Sultan Selim Caminin bahçesine defnedildi. Nur içinde yatsın.

Sultan en sıkıntılı günlerinde bile hep ‘ Saltanat ve Sarayın yıkılması önemli değildir, önemli olan milletin kurtulmuş olmasıdır diyordu. Sultanın ölümü üzerine ise M. Kemal şu sözleri söyledi: Çok namuslu bir adam öldü. İsteseydi Topkapı Sarayının bütün mücevherlerini götürür ve öyle bir ordu kurup dönerdi ki…

Muhammed Çağrı Şap
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
Ynt: Sürgün Sultanın Gurbet Yılları

Öncelikle Muhammed Bey divana hoş geldiniz. Epeydir tarih bölümü bir incelemeye açtı.Yazınızı okuduğumda daha önceden bilmediğim ayrıntılar gördüm.Bir tarafım "Allah Allah" derken diğer tarafım keşke müellif kaynak vererek yazsaydı dedi. Nitekim acı ama gerçek insanın inanası gelmiyor.Belki seneler boyunca Vahdettin'in farklı yansıtılmasındandır bu duygu fakat anlam veremediğim noktalar var. Misal

"TBMM’yi, milletin temsilcilerini, daha fazla zora sokmamak için İşgal Devletleri Komutanı General Harrington ile iletişime geçti. Gelen cevap üzerine hazırlıklara başladı. "

ifadesi acı bir ifade. Nitekim General Harrisnton'a yazılan mektubu "müslümanların halifesi" olarak imzalaması padişahın insanın aklına acaba sorusunu getiriyor. nitekim bu sıfatla yardım isteyen Vahdettin'e yapılacak olan yardım karşılığında mutlaka beklentiler olacaktır.

ifade ettiğim gibi Vahdettin hakkında piyasada birçok yazı mevcut.insanın aklı o kadar karışıyor ki.

teşekkürler."acaba kuyuma" bir taş da siz atmama sebep olduğunuz için.
 

meyus

 
Katılım
13 Ocak 2015
Ynt: Sürgün Sultanın Gurbet Yılları

1Sürgün Sultan, Zekeriya Yıldız Sayfa 19 – 20
2Kayıtdışı Tarihimiz, Yavuz Bahadıroğlu Sayfa 177
3Paşaların Hesaplaşması, Mustafa Armağan Sayfa 69
4Sürgün Sultan, Zekeriya Yıldız Sayfa 178
5Tarihte İlginç Gerçekler, Remzi Çavuş Sayfa 81
Menba olarak bu kitapları kullandım ama yayın tarihlerine şuan ulaşamadığım ve biraz popüler tarihe kaçtığı için paylaşmak istemedim.

Öncelikle burada amacım Sultan'ı savunmak değil insanlara Sultan'ın sandıkları gibi bir insan olmadığını göstermekti. İslam Halifesi olarak mektubu yazma meselesine gelince, elinde sadece iki seçenek vardı ya kalıp Ankara'yı zora sokacak ya da İstanbul'dan ayrılacaktı. Zaten zor durumda olan Ankara'yı ve milletini zora sokmaktan ziyade İstanbul'dan ayrılmayı tercih etti. Unutulmaması gerekir ki o dönemde İstanbul İngiliz işgali altında. Normal insanlar bile şehre zar zor girip çıkarken bir Sultanın habersiz çıkması imkansız. Her türlü İngilizlere bir müracaat gerekiyordu. Büyük ihtimalle o mektubun altına Sultan'ın o imzayı atması kendisine bize gelenden çok daha ağır gelmiştir ancak elden gelen başka bir şey yoktu.

Burada bir filmden alıntı yapmak mantıklı olabilir. Komedi filmi olarak vizyona girse de Osmanlı Cumhuriyeti filminde çok güzel sahneler vardı. O sahnelerin birinde Sultan şöyle diyordu; "Bir sultanın vatan sevgisi, sırf kendi tebaası çocukça maceralarda telef olmasın diye kukla olmayı gerektirir." Vahdettin'e baktığımız zaman kukla olmayı değil de ağırına gitse de o mektubu İslam halifesi olarak imzalamak zorunda kalmış olabilir. Tabi bu sadece benim tezim.
 

mehmet baki

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
Katılım
3 Ağu 2008
Ynt: Sürgün Sultanın Gurbet Yılları

UluğBey' Alıntı:
nitekim bu sıfatla yardım isteyen Vahdettin'e yapılacak olan yardım karşılığında mutlaka beklentiler olacaktır.
ne için olsun ki? adam halife-i ruy-i zemin'in müracaat ettiği mevki olmuş. bundan daha büyük "kar"mı olur?
 
Katılım
27 Mar 2006
Ynt: Sürgün Sultanın Gurbet Yılları

Çağrı hoş geldin canım. Vakit buldukça uğra, burayı seviceksin...:)
 
Katılım
27 Mar 2006
Ynt: Sürgün Sultanın Gurbet Yılları

Yazın çok güzel. İçim titreyerek okudum...
 

meyus

 
Katılım
13 Ocak 2015
Ynt: Sürgün Sultanın Gurbet Yılları

kardelen' Alıntı:
Çağrı hoş geldin canım. Vakit buldukça uğra, burayı seviceksin...:)
hoşbulduk abla :) şimdiden sevdim bile güzel bir ortam