Mehmet Baki Tahtından Düşmek

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
Herkesin malumu olan bir atasözümüzdür tahtından düşmek. Her atasözümüz gibi de harikadır. Ne kadar basit değil mi? Tahtından düşmek! Harikuladeliği basitliğinde saklı. Girift gibi görünenin bu kadar basite derc edilebilmesi insanı kendisine hayran bırakıyor. İyi ama tahtından düşmek ne demek? Hadi şu taht’a bir de biz oturalım?! Yahut şöyle mi desem: Tahtımızdan bir kere de biz düşelim. Belki düşenin halinden anlarız?!
Tahtından düşmek! İki kelime: Taht ve düşmek:! Taht, malum olduğu üzre devlet makamının tepe noktası manasında; düşmek ise… izaha hacet yok muhtemelen ama yine de ifade edelim: Bulunduğu mevkiden daha aşağıya inmek, zaruret sebebi ile gitmek ve sair manalara geliyor. Tahtından düşmek, insanın bulunduğu mevkiden, zarurete binaen -belki cebren- aşağılara inmesi veya çekilmesi. Kabaca mana bu şekilde ama… ama sahiden öyle mi? Bence değil…
Hazret-i Adem’i (a.s) düşünelim. Cennetten dünyaya indirildi yani düşürüldü! Dünya… Hazret-i Adem’in (a.s.) hiç bilmediği, hiç tanımadığı bir mevki. Sadece dünya mı? Kendi bedeni de aynı şekilde bir bilinmez! Hazret-i Adem'in (a.s) ilk hislerinden başlıca ikisi: Korku ve ar! Korku dünyaya bakıyor, ar ise kendine; zayıflığı, dünya ile tanışmasındansa eksikliği kendini görmeye başlıyor olmasından! İlk kez avret mahallini görüyor. Nurdan elbiseler üzerinden alınınca üzerini örtme çabası… Bu çapta bir korkuyu havsala alamaz! Zira her şeyi görenden saklanmaya çalışmak esasında fuzuli bir çaba ama O’nun vaziyetinde başka ne yapılabilirdi? Düşmüştü. Düştüğü yer isterse tahtın hemen dibinde bir yer olsun. Düşmüştü… Yani kaybetmişti, yani yitirmişti, yani.. Yani eskisi gibi olmayacaktı.
İlk ve asıl düşüşün acısı bugün bile ta ciğerimizde. Öyle ki bir daha düşmemek için kendi tahtlarımızı yaptık. Taht için başlıca levazım: nefs, gurur ve denetim! Ne zaman tahttan düşsek kendimiz oluyoruz, aczimizin farkına varıyoruz ama nefsimiz en yaman muharibi ile tepemize çullanıyor: Gurur! Bizse o muharibden korkarak tekrar tahta çıkmaya çabalıyoruz. Bunu yaparken lazım gelen her unsuru çevremizde tutmak için azami gayret sarf ediyoruz: Denetim! Önce kendimizi, sonra etrafımızı denetim altına almak istiyoruz. Canımız yanıyor. Canımız yandığı için can yakmayı en tabii hakkımız olarak görüyoruz! Canı yananı denetlemek, canı yanmayanı denetlemekten daha kolay çün ki.

Başımıza ne gelirse gelsin hepsi bizim için birer denetim aracı. Başımıza gelenlerin bizden olduğunu kabul etmiyoruz, edemiyoruz. Kabul edersek tahtan düştüğümüzü ve bir daha eskisi gibi olamayacağımızı kabul etmiş olacağız zira. Mağlub olmak!... Mağlub olmak demek nefsin şerik kabul etmesinden başka ne olabilir? Halbuki nefs şerik kabul etmez! Nefsimize kıyamadığımız için insalığımıza kıyıyoruz ve insanlığımıza kıydıkça tahtımızda güvenle oturuyoruz. Düşsek bile başka bir taht yapmak sırf bu sebebten hiç de zor değil! Çün ki yeni asla eskisi gibi olmayacak! Eskisi gibi olmamak için iyiye kıymak cazib geliyor!
Kendimizi müdafaa için tahta muhtaç değiliz. Hatta müdafaaya bile muhtaç değiliz. Adem’in (a.s) oğulları tıpkı babaları gibi bu dünyaya mağlub olarak geldi. Mağlub olmak için! Galibiyet için değil… Mağlub olmayı kabul etmediğimiz sürece tahttan düşmeye devam edeceğiz. Çün ki tahtından düşmek demek yeniden inşa etmek demektir!

Bir kerecik olsun kendi rızamızla tahtımızdan düşelim. Korkmadan! Ar etmeden! Utanmadan! Sırf eski tahtımızın hürmetine yeni tahtımızdan feragat edelim!

Mehmet Baki