"Tasvir..." Denemeleri

Katılım
29 Eki 2006
#1
gözün görebildiğini,
bir başka göze bir başka kulağa değil
yüreğe anlatmaktır tasvir...
seyir halindeki nefes nefese hayatı,
milim milim yudum yudum
anlatmaktır...


bElIeVe
 
Katılım
29 Eki 2006
#2
"odam.."

statik zorunluluktan bir dört duvar,
ya da şu mimarların çift sayıları sevmesinden...
peki şu hüzünü kim çizdi..?
ya şu köseye sinmiş
elleri dizlerinde birleşmiş dertleri..?
çevirdim kafamı,
duvarlardayım...
keşke duvarlara manzara çizseydim,
şöyle,
çağlayan, dağ, tepe...
yok yok
böyle kalsın duvarlar,
duvar tadında...
kilimi yıkama vakti gelmiş...
ayağıma dolanıyor yıka beni diye...
"beni aldığında siyak renk yoktu şimdi karalar bağladım"
diyor...
haksız da sayılmaz...
sandalyemin sesini duyar gibiyim,
kilim cesaret vermiş olmalı...
"şu sağ arka bacağım tekliyor.." diyor...
aman masa sen bari sus...
biliyorum aklımdasın...
en kısa zamanda
kendimden sonra seni de toparlayacağım...
kahve suyum fokurdanmaya başladı yine,
çok bile dayandı...
şekeri ne yaptım..?
hay Allah fincanı yıkamış mıydım..?
ve tek dostum,
iş ortağım,
dert ortağım,
personel kompütür'üm,
tamam söz,
bu yazdığımı da yolla
senin de ekranını sileceğim...


bElIeVe
 
Katılım
29 Eki 2006
#3
"sohbet.."

gönülleri ısıtmak adına,
tebessüm ateşine
kelimeleri odun niyetine atmaktır...


bElIeVe
 
Katılım
29 Eki 2006
#4
"deniz ve adam.."

çığlıklarını kanatlarıyla atan martıların,
ekmek kavgasını seyre daldığımda buldum kendimi...
tek ben değildim güvertede,
rüzgarın
tuzlu deniz suyuyla attığı "kendine gel" tokadı
yüzümde şakladığında anladım bunu...
"ben de varım"
diyen rüzgarın önünde
düğmelerimi sıkıca ilikledikten sonra
son misafirini günler önce yollayan
sağımdaki bank takıldı gözüme...
iltica edasıyla oturdum banka,
iki düğmemin arasından
hırsız çevikliğiyle çıkardığım sigaramı
tuzlu tokatla morarmış dudaklarıma yerleştirip,
minik bir serçeyi avuçla saklarcasına
yaktım kibritimi...
ateşi keyfin ucuna dokundurmuştum artık...
eksik olan bir şey vardı sanki,
yeni demlenmiş bir çay kıvamında...
o da tamam olsun diye bir çay istedim kendime...
içmez olaydım o çayı,
demini aldıkça,
demlenemeyen duygularım,
demin'de kalan ben geldim aklıma...
çayı emanete terkedip,
sigaramdan nefes nefese kalktım ordan...
yürüyüp,
yüzümü çevirdim tekrar
havadaki ekmek kavgasına...


bElIeVe
 
Katılım
29 Eki 2006
#5
"bir ayrılık portresi..."

iki beden...
iki ruh...
iki yürek...
ikiye bölünmüş tek sevda...
bölünen sevdaların yüklendiği düşmüş omuzlar...
yerlere sürünen ayaklar...
yerlerde sürünen sevgi...
hazırlanıp seçilmiş iki ayrı yol...
ve işte start sesi,
"hoşçakal..."

ve saniyeler sonra,
herkesi tek başına yapan
ve tek başına kalan
mutlu olan! ayrılık...


bElIeVe
 
Katılım
29 Eki 2006
#6
"zaman..."

ucu ucuna denk bazen,
bazen de
kaçan ipin ucunda...
bazen,
duvara çivilenmiş saatte yokuş çıkan yelkovan,
bazen de,
duvara çivilenmiş bir çift gözde...
dünde ikamet eder,
bu günde yaşar,
yarın'a çalışır...
bazen,
iki ayak bir pabuçta koşar,
bazen de,
sürüyerek yalın ayaklarda yavaşlar...
bazılarına
salisenin hesabını yaptırır,
bazılarına,
boş ve kocaman bir ömür bahşeder...
kimisi,
bir köşe başında geçmesini bekler,
kimisi de,
başka bir köşe başında gelmesini...
bazen,
ayak uydurulur,
bazen,
o geçiyorken ayakta uyunur...

ömrün kolundaki saattir zaman,
kurmayı ihmal etmesin diye umulur...


bElIeVe
 
Katılım
29 Eki 2006
#7
"yolculuk..."

kimisi için,
sadece kapıdan çıkıp gitmek
almadıklarını kapıya çarparak...
kimisi içinse,
günleri valizlere doldurmak...
hınca hınç her günü hesaplayarak...
bazen,
bilinmezliğe,
bazense,
bildik bir yere...
bazen,
umut cebimizde...
bazense,
umut gideceğimiz yerde...

ve yollar...
yolculuk oyunundaki,
o masum, o suçsuz ama bir o kadar azmettirici yollar...
ayrımlarıyla beraberlikleri bölüp,
kendine düşüren yollar...
sonra da kendini affettirircesine,
istediğimiz yere götüren yollar...

varmak,
bir an önce varmak...
varlığımızı yolculuktan arındırmak,
belki belirsizliğe,
belki bekleyene
kendimizi
bekleyenimize vardırmak...


bElIeVe
 
Katılım
29 Eki 2006
#8
"sabah..."

gecenin,
nefesimize karışan son nefesini verip,
üzerimize çöken
karanlığını da alıp gittiği vakittir...
ertelenmelerin vaktidir artık...
hüznü,
sessizliği,
yakasına yapıştığımız kendimize
yine görüşeceğiz diyerek emanet etmenin zamanıdır...

geceye,
yeniden merhaba demeyi
gecenin işine karışmadan
geceye karışmayı beklemenin başlangıcıdır...

çözemediğimiz her ne varsa
bitiremediğimiz hesapların yanına koyup
kalemi de defterin arasında sıkıştırmak zamanıdır...

yatağa çivileyemediğimiz
bağdaşımızı toplamanın,
gözlerimizi tavandan alıp
yerine koymanın,
sanki yeni uynamış gibi
sanki hiç gecede olmamış gibi,
sanki güzdüzü geceyle aldatmamış gibi
geceye mahçup
ve mağlup gündüze
merhaba demenin sırasıdır artık...

ve sen ey sabah,
gecenin yapamadığını yapıp,
gecede yapamadığımı bana yapıp,
herkesi dışarı çıkarmanın
ve beni beyazlığında
geceden sana hatıra
siyah bir nokta gibi
koynuna almanın vaktidir artık...


bElIeVe
 
Katılım
29 Eki 2006
#9
"dost(luk)..."

hangi kelime,
dost olur şimdi bana
seni anlatırken...
hangi kelime,
diğerine omzunu verir yaslansın diye...
hangi lugat,
hangi bilmem ne termin
senin bana çıplak ayak koşuşunu anlatır,
dar bir günümde...

beni,
kendi yalnızlığına kabul etmeyen
kalabalık bile toplansa belki "ben" eder
ama bir "sen" asla etmez...

içinde olduğumu bilmek,
içimden gelen şeyleri yaptığım da
içimdeki senden de bir parça verebilmek...
ne güzel ey dost...
hiç hesap vermeden,
ezilmeden sana "dost" diyebilmek...

hiç ölçmeden paylaşmak,
gözün ucunu elin içini terazi yapmadan paylaşmak...
kapıyı ağlayarak çalmak,
sarılarak açmak....

"bir de O'na sorayım..." demek...
"bir de beni dinle..." demek...
kendin bilmek,
kendinden bilmek...
gerekirse bir tokatla kendine getirmek...

dost(luk),
bir beden de
iki ruhu geçindirmek...


bElIeVe
 
Katılım
29 Eki 2006
#10
"sigara..."

senin için,
seni her yaktığımda
ömrümden beş dakikamı aldığını söylüyorlar...
bu doğru mu..?
bir de senin için en iyi dost derler,
ömrümden alıyorsan eğer,
bu nasıl bir dostluk...
efendim..?
hımm
diyorsun ki,
"hadi ben ömründen çalıyorum,
ya seni yaşıyorken öldüren dostlarına ne demeli..?"
evet haklısın...
o günlerde de yanımda sen vardın...
Onlar gitti sen kaldın...
sana ilk başladığım gün,
biliyordun değil mi..?
seni bir daha asla bırakamayacağımı...
bırakmak istesem de tekrar başlayacağımı...
düşünüyorum da,
haklısın aslında...
nelerini bırakmadık,
neleri, kimleri terketmedik...
ama hangi birisi,
tekrar döndüğümüz de sen kadar içimizi doldurabildi..?
hiç bırakmamışız gibi davrandı,
eskiyi yüzümüze hiç vurmadan
samimi dumanıyla yüzümüzü ısıttı...
ve seni tekrar bulmak,
O'nlardan hep kolay oldu...
soluğu bir büfe önünde almam yetti...
ya da bir arkadaşın paketinde tekrar bulabildim seni...
hadi...
sön artık...
20.dakikanın yanına küllüğün en köşesine...
ben de,
kendimi kandırmışlığımla kalayım...
seninle herşeyi söndürdüğümü düşüneyim...
benden aldığın dakikalardan
arta kalan zamanımı doya doya yaşıyayım...


bElIeVe
 
Katılım
29 Eki 2006
#11
"uyumak..."

uyumak,
tıpkı ölüm gibi...
mezar sessizliğinde...
ama taş'ı,
başımızın üstümüzde değil,
başımızın altında...


bElIeVe
 
Katılım
29 Eki 2006
#12
"umut..."

belki,
iki saat arası,
belki,
"bir ihtimal" kumbarası...
belki de,
garibin ölümüne kadar kumanyası...


bElIeVe
 
Katılım
29 Eki 2006
#13
"emek..."

yürek ister,
vermek de,
verene saygı göstermek de...

asla yenilip yutulmaz,
lakin yedirir de doyurur da...

alındaki ter,
eldeki ölmüş deridir bazen...
bazen de,
yürekteki sızısız yorgunluktur...

ve emek,
ekmeğe ödenen en güzel bedeldir...


bElIeVe
 
Katılım
29 Eki 2006
#14
"yakınlık..."

bazen,
içinde bulamadığın kadar içinde...
bazen de,
içinden çıkamadığın,
çıkaramadığın kadar içinde...
aslında,
dışını,
yanını,
yakınını,
avuçlarını
ne kadar doldurabilirse
o kadar içinde...


bElIeVe
 
Katılım
29 Eki 2006
#15
"ağlamak..."

dolmuş yüreğin,
gözlerden tahliyesi...
belki de,
yürekten giden duyguların
ardından dökülen su...


bElIeVe
 
Katılım
29 Eki 2006
#16
"sokak..."

umudu,
köşebaşlarında nöbette bırakmışız...
sevgi,
evlerin bacasından çıkan sıcaklık kadar...
tencereler kanynar ocaklarda,
et mi kaynar dert mi kaynar bilinmez....
geceye rest çeken,
söndürür ışıklarını bir bir,
sabahı bekleyense,
geceyle sevişip oyalamak zorunda...
duygular,
hisler,
yalnızlıklar,
odalara bölünür...
her bir odadan,
sokağın her bir yanına
camlardan atılır...
beklenilenin ayak sesleri,
böler bazen sessizliği,
sokak,
"size getirdim O'nu işte..." dercesine sevinir...
bir yandan gecenin boğmaya çalıştığı sesler çıkarır
nemli ve gündüzden kirli çıplak göğsünde
ayak sesleri olur sevgisi
duymamız için...
o kadar vefalıdır ki sokak,
bizler
ayrı ayrı yaşasak da,
bina bina,
daire daire,
oda oda,
yaşasak da,
O'na her bir camdan ayrı gözle baksak da,
o ayırmaz bizi,aynı bakar herbirimize...
lambalarını hepimiz için yakar...
kimin geleni olsa aynı sevinir,
kimin gideni olsa,
aynı üzülür...
yağmuru da sinesine çeker kar'ıda...
ölmez asla sis de boğulsa da...
ve sokak,
hiç değişmez
defalarca arşınlansa da...


bElIeVe
 
Katılım
6 Ara 2006
#17
" gözler "

kah tehlike sinyalleri veren bir alarm...benliğinde yankılanan...
ıraksamalarımız...
kah karanlığını aydınlatan masum sokak lambaları...
ya da yüreğimize erişemeyen şatafatlı avizeler..(!)
kimi zaman da bir mum sadece dibine ışık veren...
bazen sel, afet üzerimize yağan...üşümelerimiz...
bazen de her hücremize değin etkisi olan ısınmalarımız...
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap