teviller.

Abdulfettah Adıyeter

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
merhaba

"...oruç tutmamızın sebebi tefekkürü açığa çıkarmaktır. tefekkür mekanizmalarını, düşünme mekanizmalarını harekete geçirmektir..."
dücane cündioğlu.

"...biz oruç tutmak sureti ile, bütün yaratılmışlara bir ümmet olarak, ümmetin tamamı olarak hitab ediyoruz diyoruz ki bizi yaratan Allahtır. biz cinsi münasebet sebebi ile ortaya çıkmadık. bizi Allah yarattı. biz hayatta kalıyorsak yediklerimiz içtiklerimiz yüzünden değil Allah bizi yaşattığı için hayattayız. bunu, bütün bir ümmet olarak, başta kafirlere sonra da bütün mahlukata ilan ediyoruz..."
ismet özel

her iki sözün "bence bariz" müşterek vasıfları:

1- orucun fikir/düşünce nokta-i nazarında ele alınması.
2- kelam sahiblerinin fikirlerinden/düşüncelerinden emin olmaları.
3- müslümanların ekseriyatının bahsettikleri fikirlerden bihaber oluşu.

bu hususi sohbetlerden umuma dair bir okuma:

1- her iki isim bir meseleyi ele alırken düşünmek/fikretmek zemininde ele alıyor. ne için böyle yapıyorlar? müracaat 2. madde.
2- her iki isim de düşünmek/fikretmek zeminini merkeze alıyor. pekiyi merkeze almak yoluyla vasıl olunanın yeri neresidir? müracaat 3. madde.
3- her iki isimce vasıl olunan şey (dilerseniz hakikat diyebilirsiniz) asli/esas kabul ediliyor. bu yeni şeyin/hakikatin başka şeylere/hakikatlere dair iddiası ne oluyor? müracaat 4. madde.
4- her iki isimce vasıl olunan şey/hakikat asli/esas olduğu için diğer şeyler/hakikatler ya yanlış yahut nakıs oluyor. şu halde bu yeni şey/hakikat temas eden ile temas edilen arasındaki hareketin yönünü nasıl çiziyor? müracaat 5. madde.
5- her iki isim de temas edilenlere nisbeten rahatlar. vasıl oldukları şeyi/hakikati ifade etmek "borcundalar" nihayetinde. asıl mesele temas edilen için bu yeni şey/hakikatin kabulu yahut reddi. kabul edilecekse ne için kabul edilecek? reddedilecekse ne için reddedilecek? yahut bir başka yol var mı? müracaat 6. madde.
6- temas edilenler bu yeni şey/hakikat ile ya kör olacak ya görecek. nasıl? kör olanların bir kısmı bu yeni şeyin/hakikatin aydınlığına/ışığına bakmaktan kör olacak. burada da kalmayıp kendilerinin bu yeni şey/hakikat ile temasına vesile olana (burada bu iki isim) bir nevi prometeus rolü verilecek ki ekseriyatle temas edilenlerin yaptığı büyük hata. kör olanların diğer kısmı ise kendi şeylerini/hakikatlerini asıl/esas kabul etmekten ötürü topyekün reddedecek. tahfif ve hakir görme ve sair hareketlere sürüklenecek. görecek olanlar ise temasa vesile olana teşekkür edecek ve bu yeni şeyin/hakikatin aydınlığına/ışığına aşık olmayacak. "

sohbetler için:
ismet özel dücane cündioğlu
 
Son düzenleme:

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Her ikisinide çok değerli severimde yazdıkların sanki yarım kalmış inşaellah devam edeceksin.
her ikisi okunduğunda dinlendiğinde epistomoloji yani bilgi kuramında çalıştıklarını düşünürüm.
Dikkat edilecek olan onları dinlerken
Bilginin kuralı,doğruluğu,kaynağı,metodu,imkanı,sınırları ve değerini ele alırlar.realitede dolanır vitrin görevlisi gibi hareket ederler.bu şekilde gençleri veyahut kişileri çekmeye çalışırlar bu yüzden pornagrafiglerdir de.zaman algısını çeviricilerde bu adamları anlamak veyahut konuyu anladığımızı sandığımızda ikisinin "oncası"anlaşılır.Hangi islamı kurallara göre yaşarlar bilemem. kör olmaktan ziyade halleri maneviyatın hazır olmama halidir.kurallar da "bence "olmaz çünkü
 
Son düzenleme:

Hikmet

0 rh+
Tam da bugün oruç tutmuşken : )
İlk başta mehmet baki hocam anlaşılmayacak gibi duruyor ama ben evla ablamı anlamadım galiba... belki biraz daha açmak ister. Yani şey mi, gerçeği direkt söylemiyorlar da -amiyane tabirle- edebiyat yapıyorlar...
Bir de oruç iman etmenin sonucunda yapılan bir şey değil de, imanla atbaşı giden bir şey denmek isteniyor gibi.
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Allah kabul etsin.amin ecmain.nasıl anlatsam.
Her ikisinde de farklı kulvar gözüküyorlar değil mi? Biri şair "Türk'ü"anlatmaya çalışır.şiddetli bir istiklal marşı savunucusudur.Ateşli ,hizmeti dili ve mısraları yazıları.neden hizmet diyoruz her yaratılanın kendine ait bir görevi vardır.herkesin ortak görevi kulluk.Rabbini bilmesi emir ve yasaklarına uyması.kıymetli abilerimizin diğeri ise bir dilci ve felsefecidir.mantık ,dilbilim,yorumbilim uzmanlık alanları.işlerini iyi yapan kıymetli abilerimiz.bu abilerimiz bir salona açılan ilk merdivendir.nasıl mı?bir salon var ilgini çekiyor ama başka bir salonda hemhal olmuş o kültürü benimsemişsin.vitrinin camında biri diğeri merdivenin başında güzelce anlatarak seni içeri çağrıyor.sana oruçu ,türkü,varoluşu...vs.sen de merak,ilgi dürtüleri ateşleyerek içeri davet ediyor.ne anlatıyor peki okuduğu ,sonradan edindiği,anlatılanı harmanlayıp "bencesini"ortaya koyuyor.necip fazıl kısakürek der."derinlemesine sığ" amiyane tabiri bu.dikkat et "uslup" aynı.uslup bir konuyu nasıl ele aldıklarını gösteriyor.sual şu islamiyet de "bence" olur mu? tuvaletde,yatarken,yola çıkarken,eşin ile ilişkinin nasıl olmasını vb.ne yapman gerektiğini "seni -sana"yormadan öğretir.bu abilerimiz islami bilgileri alıyor.(tamamen benim anladığım.belki niyet başkadır bilemem)tasavvufdan,maneviyatından uzaklaştdıklarını fark etmeden "bencesini"anlatıyor.çünkü elindeki verileri kendi bünyesinde harmanlıyor.islamiyete bence eklediğin an sünnetden ve ayetden koparma hareketidir.art niyet var mı haşa yok.bilginin özünü-kaynağı-sınırı içerisinde yorumluyorlar.Neden büyükler bir bilen hariçi meallendirmemize izin vermez.sünneti seniyeden ayırılmayalım diye.şimdi anlatabildim mi? meşreplerine göre intisapsız olmalarına bağlıyorum. İşin acı tarafı bu anlattıklarına bile tepki verenler var.dücaneoğlu "yasadır:erkek sahip,kadın ait olmak ister"dediğinde özel "Türk"müslüman demektir dediğinde ortalık ayağa kalkacak durumdadır.onlar akıl melekerini kullanmak durumda biz daha aldanış içindeyiz.aklımız bile yok.neden aldanış?
Yusuf Hemedâni hazretleri Retbetü'l Hayat eserinde "Aldanış,dünyanın maddi yüzüne karşı iradesizlik göstermek,ahiretin vaadini zor ve meşakkatli görmektir" buyurmuşlardır.
 

Hikmet

0 rh+
Anladım ablacıģım.. şimdi evet katılıyorum. Ama mesela özel'in dil bilimden ya da mantıktan çündioğlu'ndan daha az anladığı ya da cündioğlu'nun özel'den daha az tarih bildiği kanaatinde değilim. Cündioğlu'nun evinde mehmet akif ersoy'un portresi asılıdır mesela. Biri derdini o yönde diğeri başka yönde anlatır. Varsayalım ki ikisine de ayrı ayrı (sırf benceleri yüzünden) doğru diyemesek bile, yanlış diyebilir miyiz?
Benim durduğum yer durulması gereken yerdir,derken işin bence'sini gerçekten göremiyorum. Hakikat ve hurafe kitabındakilerde de işin bencesini göremiyorum.
Bir de hüsn-ü zannım çok mu fazla bilemiyorum ama intisapsız olduklarını da düşünmüyorum. İsmet özel den özel bir şey duymadım ama dücane babasından çok dem vurur. Biraz melamilik vardır belki amma olsun.
En yüzeysel haliyle sundum...
Şimdi diğer başlıklardaki meselelere geliyoruz. Onlar okuduklarını öğrendiklerini çoğaltan bir zihne sahipse yapacak bir şey yok. Şimdi özel bizim için lükstür. Dücane hakeza. İntisap meselesi çok zor. Hele 50lik teyzelerin başımıza mealci kesildigi şu dönemde kimsenin böyle bir derdi yok. Herkes allah bana akıl verdi ben kendim allaha varırım kafasında. Demek istediğim bir mealcı de ismet okuyor, bir mürşi-i kamil bulan da... bizi birleştiren bir alanmış gibime geliyor. Şu an geldi. Daha önce düşünmemiştim. Bu kadar geldi :)
 

Hikmet

0 rh+
Konu biraz saptı gibi oldu. Ama başlık teviller olunca sorun olmaz sanki. Bir de ben zihnimdeki her şeyi dökemiyorum yazıya tembellikten. Ahım şahım bir şey de yok da zaten. Öyle diyelim.
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Haşa yanlış kusur yok birleştirici evet güzel tesbit .kendi düşüncelerim bunlar kimseyi bağlamaz hatta ismet özel ve cündioğlunu da bağlamaz :) şunu da eklemek lazım onların iklimlerine yaklaşamadığımızdan anlayamamış olabiliriz.ya da meşrep farklılıkları.yapmaya çalıştıkları işler yüzünden benceleri kötü değil ,uslupları güzel de.hissiyatım dikkatli.okumak gerektiği.birbirlerinden yukari aşağı bilgi seviyesi ölçmek haddim değil.ikisini de sevdiğimin altını bir daha çizeyim .mehmet baki hoca ne diyecek bakalım ona göre hasbihale devam edilir.müşteri arayan düşünürler.
 
Son düzenleme:

Abdulfettah Adıyeter

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
başlığın ismi teviller. teviller, tevilin çoğulu, kesreti. oruc üzerine iki tevil; bu iki tevil üzerine üç tevil var. bir de bu mahfilde bu başlıkta diğer üyelerden işitmediğimiz ve belki hiç işitmeyeceğimiz teviller var. aslolan şey tevilin var olması. bu var için şu suali soralım: tevil nedir? bu sual edildi ama sualin bir gayesi olması lazım. bir şey niye tevil edilir? müşahhas kılarsak şayet cündioğlu ve özel orucu niye tevil ediyorlar? diye bir sual etmemiz lazım gelir. bence elimizdeki anahtar bu sual. anahtarı yuvaya sokup kapıyı açtığımızda işimiz bitecek mi pekiyi? o kapıdan sonra başka kapı/kapılar ile karşılaşmak pekala muhtemel. eğer kapılar biribirinden farklı ise başka kapılar başka anahtarları da gerektirecek. yani bir şeyi tevil etmek başka tevillere yol açar mı? karşılaşılması pekala muhtemel olan kapılar, açtığımız kapı ile aynı ise mesele yok elbette. şu halde tevilin kolay olma ihtimali ne kadarsa zor olma ihtimali de o kadar. şu halde tevilin zorluk ve kolaylık cihetinden bir bedeli olması lazım değil mi?

bu girizgahda dört sual var:

1- tevil nedir?
2- bir şey niye tevil edilir?
3- bir şeyi tevil etmek başka tevillere yol açar mı?
4- tevilin bir bedeli olması lazım değil mi?

cevab teşebbüsü:

tevil en bilinen manası ile yormaktır, yorumlamaktır. bir diğer manası bir şeyin manasını başka bir şey ile ifade etmek. bir başka manası evveline irca etmektir, döndermektir. şu halde bir tevilden bahsediliyorsa ortada bir şey ve o şeye dair bir hareket olmazsa olmaz. bu hareket düşünmek zemininde gerçekleşiyor. yani fiziki değil akli bir hareket.

bir şeyin tevili o şeyin bilgisine dair düşünmek ile olur. düşünmek ise amiyane tabir ile parça pinçik etmektir. dağıtmak, parçalamak manasına değil. ya?.. düşünmek bir şeyi parçalamak, ayırmak, didiklemek ve tekrar toplamak üzere hareket eder. başka türlü düşünmek mümkün değil. en sade düşünceler de en girift düşünceler de bu türlü düşünmenin hasılasıdır. iş bu halde düşünmek bir "bilinen" üzerine olur. bilinmeyen üzerine düşünmek muhal. tevil dediğimiz şey ise bilginin ihtiyacı karşılamadığı halde ortaya çıkar. cündioğlu ve özelin oruc üzerinden yaptıkları tevil "bilinen" oruc bilgisinin onların ihtiyaclarına -onlara izafeten- cevab verememesinden sudur eder. orucun diğer tevillerini nazarı itibare alırken bir parça tahfif etmeleri de bu sebebten aslında. zira diğer teviller onların susuzluğunu dindirmiyordur. (dücane cündioğlunun simgelerden bahsederken şeytan taşlamayı put ile izah edip hacıların oradaki vaziyetinden tahfif ederek bahsetmesi başka bir misaldir. ismet özelin ramazandan keyif olan kafirdir demesi hakeza.) akıl bilgiye teşnedir. teşne olmaklığından ötürü bilgiyi farkına bile varmadan çoğaltır. @Hikmet in bahsettiği "çoğaltmak" tabiri tam yerinde aslında. özel ve cündioğlu oruca dair bilgiyi tevilleri ile çoğaltıyorlar ama oruc üzerine tevillerinin ne kadar isabetli olduğu ise tartışmalıdır. zira tevilleri "bence" denilemeyecek kadar tehlikelidir. tevil sadece bence demek olsa idi dünyada hakikat namına bir şey kalmazdı. özel ve cündioğlunun yaptığı tevilleri topyekün reddetmiyorum ve hikmetli buluyorum ama her ikisininde ıskaladığı şey tevilllerini asıl kabul etmemiz halinde özelin ve cündioğlunun ihtiyaçlarını "asıl" olarak kabul etmiş olacağız. iş bu halde oruc bilgimiz dahilinde olan "göze, kulağa, dile, bele ve kalbe oruc tutturma bilgisi"ne dair tevilleri ne olacak? kalbe orucu tutturmak kalbi masivadan uzak tutmak ile mümkünken mesela özel kalb orucu ile gavura ne diyecek? cündioğlu kalb ile düşünme mekanizması arasında irtibatı nasıl kuracak yahut kurabilecek mi? başka tevillere yol açar mı derken kasdım bu ve benzeri vaziyetleri işaret idi. tekrar ediyorum tevil basitce bir "bence" demek değildir. "ben" bir düşünceye vasıl olabilir, olmalıdır da ama bu düşünceyi esas ve asıl yerine koyduğu an topyekün bir "bütün" fikrine temas etmiş olur. bütün dediğimiz şey parçalanabilir bir şey midir?

diyelim ve iştirak bekleyelim yahut beklemeyelim.
 

ferahsan

Dîvân Üyesi
Yazdıklarınızı okudum, videoları izledim, birleştirici kabul ettiğiniz isimleri hayretle izliyorum :) şimdilik iştirakim bu kadardır.
 

Dilhun

Dîvân Üyesi
başlığın ismi teviller. teviller, tevilin çoğulu, kesreti. oruc üzerine iki tevil; bu iki tevil üzerine üç tevil var. bir de bu mahfilde bu başlıkta diğer üyelerden işitmediğimiz ve belki hiç işitmeyeceğimiz teviller var. aslolan şey tevilin var olması. bu var için şu suali soralım: tevil nedir? bu sual edildi ama sualin bir gayesi olması lazım. bir şey niye tevil edilir? müşahhas kılarsak şayet cündioğlu ve özel orucu niye tevil ediyorlar? diye bir sual etmemiz lazım gelir. bence elimizdeki anahtar bu sual. anahtarı yuvaya sokup kapıyı açtığımızda işimiz bitecek mi pekiyi? o kapıdan sonra başka kapı/kapılar ile karşılaşmak pekala muhtemel. eğer kapılar biribirinden farklı ise başka kapılar başka anahtarları da gerektirecek. yani bir şeyi tevil etmek başka tevillere yol açar mı? karşılaşılması pekala muhtemel olan kapılar, açtığımız kapı ile aynı ise mesele yok elbette. şu halde tevilin kolay olma ihtimali ne kadarsa zor olma ihtimali de o kadar. şu halde tevilin zorluk ve kolaylık cihetinden bir bedeli olması lazım değil mi?

bu girizgahda dört sual var:

1- tevil nedir?
2- bir şey niye tevil edilir?
3- bir şeyi tevil etmek başka tevillere yol açar mı?
4- tevilin bir bedeli olması lazım değil mi?

cevab teşebbüsü:

tevil en bilinen manası ile yormaktır, yorumlamaktır. bir diğer manası bir şeyin manasını başka bir şey ile ifade etmek. bir başka manası evveline irca etmektir, döndermektir. şu halde bir tevilden bahsediliyorsa ortada bir şey ve o şeye dair bir hareket olmazsa olmaz. bu hareket düşünmek zemininde gerçekleşiyor. yani fiziki değil akli bir hareket.

bir şeyin tevili o şeyin bilgisine dair düşünmek ile olur. düşünmek ise amiyane tabir ile parça pinçik etmektir. dağıtmak, parçalamak manasına değil. ya?.. düşünmek bir şeyi parçalamak, ayırmak, didiklemek ve tekrar toplamak üzere hareket eder. başka türlü düşünmek mümkün değil. en sade düşünceler de en girift düşünceler de bu türlü düşünmenin hasılasıdır. iş bu halde düşünmek bir "bilinen" üzerine olur. bilinmeyen üzerine düşünmek muhal. tevil dediğimiz şey ise bilginin ihtiyacı karşılamadığı halde ortaya çıkar. cündioğlu ve özelin oruc üzerinden yaptıkları tevil "bilinen" oruc bilgisinin onların ihtiyaclarına -onlara izafeten- cevab verememesinden sudur eder. orucun diğer tevillerini nazarı itibare alırken bir parça tahfif etmeleri de bu sebebten aslında. zira diğer teviller onların susuzluğunu dindirmiyordur. (dücane cündioğlunun simgelerden bahsederken şeytan taşlamayı put ile izah edip hacıların oradaki vaziyetinden tahfif ederek bahsetmesi başka bir misaldir. ismet özelin ramazandan keyif olan kafirdir demesi hakeza.) akıl bilgiye teşnedir. teşne olmaklığından ötürü bilgiyi farkına bile varmadan çoğaltır. @Hikmet in bahsettiği "çoğaltmak" tabiri tam yerinde aslında. özel ve cündioğlu oruca dair bilgiyi tevilleri ile çoğaltıyorlar ama oruc üzerine tevillerinin ne kadar isabetli olduğu ise tartışmalıdır. zira tevilleri "bence" denilemeyecek kadar tehlikelidir. tevil sadece bence demek olsa idi dünyada hakikat namına bir şey kalmazdı. özel ve cündioğlunun yaptığı tevilleri topyekün reddetmiyorum ve hikmetli buluyorum ama her ikisininde ıskaladığı şey tevilllerini asıl kabul etmemiz halinde özelin ve cündioğlunun ihtiyaçlarını "asıl" olarak kabul etmiş olacağız. iş bu halde oruc bilgimiz dahilinde olan "göze, kulağa, dile, bele ve kalbe oruc tutturma bilgisi"ne dair tevilleri ne olacak? kalbe orucu tutturmak kalbi masivadan uzak tutmak ile mümkünken mesela özel kalb orucu ile gavura ne diyecek? cündioğlu kalb ile düşünme mekanizması arasında irtibatı nasıl kuracak yahut kurabilecek mi? başka tevillere yol açar mı derken kasdım bu ve benzeri vaziyetleri işaret idi. tekrar ediyorum tevil basitce bir "bence" demek değildir. "ben" bir düşünceye vasıl olabilir, olmalıdır da ama bu düşünceyi esas ve asıl yerine koyduğu an topyekün bir "bütün" fikrine temas etmiş olur. bütün dediğimiz şey parçalanabilir bir şey midir?

diyelim ve iştirak bekleyelim yahut beklemeyelim.


"Tevil sadece bence demek olsa idi dünyada hakikat namına bir şey kalmazdı"

"Kalbe oruç tutturmak" kelamlariniza vecize gözüyle baktıktan ,@evla ablamin zikrettiği Yusuf Hemedaniyi tanıdıktan sonra geleceğim.:)
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Birleştirdikleri nokta konu başlığı alt metinlerde konuştukça farklılık ortaya çıkacaktır. @ferahsan birleştirirken ayrıştırma hareketidir.hasbihale devam edilmeli. @Dilhun kafadan giriş yaptı."hakikat" :)
Aklıma geldi söylediği bir söz ekleme yapayım.
Cündioğlu kendini tanıtmasını istediği bir programda "hakikat arayıcısı"olduğunu beyan etmişti.buda burada not olsun.
 
Son düzenleme:

Dilhun

Dîvân Üyesi
Birleştirdikleri nokta konu başlığı alt metinlerde konuştukça farklılık ortaya çıkacaktır. @ferahsan birleştirirken ayrıştırma hareketidir.hasbihale devam edilmeli. @Dilhun kafadan giriş yaptı."hakikat" :)
Aklıma geldi söylediği bir söz ekleme yapayım.
Cündioğlu kendini tanıtmasını istediği bir programda "hakikat arayıcısı"olduğunu beyan etmişti.buda burada not olsun.



"Hakikat arayicisi"...
Hakikat aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardir diye kafa karıştıran bir tesbit var.
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Baki hocam ,Haklılar mı?haksız değiller mi? Sorusunu sorarım o vakit.tevil açıklama ve beyan etmedir.yorumlamaları "bencedir" .
öyle demem benceden daha tehlikelidir.benceleri tehlikelidir derim!
Sonuçta tek bir kapı var muhattap alındığımız.yaratılmış sayısıncada yol bu abilerimiz tevil ederken sürekli bir geri dönüş içinde değiller midir?
 

evla

Gündüz yarasalarıyız biz.
Geri dönüş derken ouroborosu kast ediyorum yanikuyruğunu yiyen yılan yani kısır döngü kastedip .denge ve sonsuz döngüyü kastetmiyorum.fikrim şudur ki ne İsmet Özel ne de cündioğlu bundan on seneki aynı kişiler değillerdir.kırk yamalı hırkayı biri savunmaya bıraktı diğeri ise Türk müslüman demektir.sözlerinde haklılığından başka hiç birşey bırakmadılar.doğu batı sentezi arasında eriyip gittiler.bu tür konularda kişilerin son düşünceleri beni rahatsız edip çarptığı için geri çekiliyorum.bünyem son konuşmalarını kaldıramıyor.yazılanları zevkle okumaya devam edeceğimi bildiririm.hürmetler.
 
Son düzenleme:

Dilhun

Dîvân Üyesi
Evla ablanın zikrettiği Yusuf Hemedanî :
Hoca Ahmed Yesevî ve Abdülhâlik Gucdüvânî gibi iki büyük Allah dostunu yetiştirmiş. İmam Gazzâlî ile de pirdaş olan Yusuf Hemedânî, dokuz asır önce Kur’an, Sünnet ve Ehl-i Sünnet çizgisinde bir tasavvuf anlayışını yaymaya çalışmış
Yusuf Hemedani hazretleri,bir asra yaklaşan ömrünü halkı Hakk'a davet yolunda harcamıştır.
 

Abdulfettah Adıyeter

Çok Önemli Parti yani ÇÖPün daimi şefi.
"Hakikat arayicisi"...
Hakikat aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardir diye kafa karıştıran bir tesbit var.

şu halde söyle sual edelim: özel ve cündioğlunun arayıcılığı için ne denilebilir? (aslında "bütün" meselesi üzerinden gidecektim ama böyle olsun. iştirakleriniz için teşekkür ediyorum.)

bu cümle hareket vaz ediyor. kafa karışıklığına sebebiyet vermesi, cümlenin "bulmak sahiden arayanın elinde midir?" sualini içermesi. türkçede "aramakla bulunmaz" diye bir deyiş vardır. misalen "arasan böylesini bulamazsın" deriz.

bulmak aramak ile mümkündür ama bulmak için aramak fiilinin tek ve geçer şart olmadığını ifade ediyor mezkur cümle. kaybedilen şey kaybedilen yerde aranır. kaybedilen yer/mekan bilinmiyorsa yer/mekan ihtimalleri çoğalır ve bu ihtimaller de aramayı çoğaltır. arayanın yorgunluğunu dahi "çoğaltır". demek ki aramak çoğaltıcıdır/çoğaltır. (1) mekanları aramaktan mecali kalmayabilir arayıcının. aramak yorucudur/yorar. (2) eğer aranılan şey arayan için ehemm ise arayanın asabını dahi "bozar". aramak uzadıkça bozulma başlar. iş bu bozulma arttıkça aramak zorlaşır. ya aramayı bırakır yahut hırçınlaşır arayıcı. bu hırçınlaşmanın isabet ettiği şey mekan olur. bir şeyi aramak için geçen zaman uzadıkça o şeyin arandığı mekan arayıcının eliyle bozulur. demek ki aramak "bozucudur/bozar. (3) bir şeyi bulmak o şeyi "nerede" kaybettiğini "bilmek" ile doğrudan irtibatlıdır. yani aramak fiili iki bilgi ile mümkün: birincisi aranılan şey bilgisi; ikincisi o şeyin nerede olduğuna dair bilgi yani "mekan" bilgisi. hocam nasreddinin "samanlıkta kaybettiği yüzüğü kapının önünde araması" iş bu inceliğe atıftır. iyi ama aramak dediğimiz şeyin terkibinde sadece mekan bilgisi ve aranılan şey bilgisi mi vardır? ya arayıcıya dair ne denilebilir? öyle ya aramak varsa arayıcının da var olması lazım. pekiyi arayıcı fail midir münfail mi? evet bulmak aramak ile mümkün ama aramak ise "kaybetmek" ile mümkün. kaybetmek ise bilmeden olan bir şeydir. kimse bilerek kaybetmez, kaybedemez yani böyle bir şey muhaldir. (muhal imkansız demek değildir. tasavvuru gayri kabil olandır.) arayıcı kaybettiğini bilmemek noktasında fail değil münfaildir (4) zira bir fiilin tesirindedir, kaybetmek fiilinin. arayıcının fail olması kaybettiği bilgisine eriştiği anda olur. bu manada aramak bilmemek ile malul olduğu için bulmayı zorunlu kılmaz. türkçede ki "arasan böylesini bulamazsın" sözü bu manadadır. hadi bir cemile yapayım: sizler divanı arayarak mı buldunuz? yani divanın ne olduğu bilgisi ve nerede olduğu bilgisine sahib miydiniz? daha alaka cezbedicisi şu: divanı kayıb mı ettiniz ki buraya gelince "iyi ki bulmuşum" diyorsunuz hatta hepimiz diyoruz. reis'ül divan @UluğBey e selam olsun. :)

bir aramak tarifi yapalım şu halde: aramak; aranılan şey bilgisi ve aranılan mekan bilgisi ile arayıcısının ise hem fail hem münfail olduğu çoğaltıcı, yorucu ve bozucu bir harekettir/eylemdir. bu tarif sadece kayıb cüzdanı aramak değil hakikat dediğimiz şeyi aramak için de geçerlidir. düşünce dünyasında hareket ederken yani düşünürken şey ve mekan bilgisini zarureten bozarsınız. işin aslı akıl böyle çalışır. düşünmek dediğimiz şeyin parçalayıcı, ayıklayıcı, didikleyici ve toplayıcı olması akılla olduğu içindir. akıl zaman ve mekan ile mahduttur. aklın hasılası olan düşünce de öyledir. aklın irtifaı ne kadar artarsa artsın bir haddi vardır. pekiyi hakikati arayan akıl için ahlaktan bahsedilebilir mi? evet. hakikati aradığını iddia eden akılın, aradığı şeyi bulmak için aradığı şeyle irtbatlı diğer şeyleri bozması zaruriyyettir. cündioğlu ve özelin arayıcılıkları bir nevi suç için delil aramak ahlakıdır. aradıkları şeyin ehemmiyeti bilgiyi oluşturan diğer şeylerden ve o şeylerin bilgisinden ehemdir. kendi içinde tutarlılığı olan bu arayıcılık ve bu arayıcılığın ahlakı ise hırpani oluyor. aklınca asıl ve esas olanı "vurgulamak" için yine aklınca tali yahut hurafe gördüğü şeylere vuruluyor. niye böyle yapılıyor pekiyi? çün ki tevil ele aldığı şeyin diğer şeylerle irtibatını kuramıyor. ihata edeci bir tevil değil zira. özel ve cündioğlu üzerinden müşahhas kılarsak şayet bakınız ramazandan keyif alınamazlık; bakınız şeytan taşlama ve putlaştırma münasebeti. "vurgulama" gereğinin bir başka ciheti ise aklın düşünürken bunu zorlayarak yapıyor olması. oruc bilgisine dair, "bulunan" bir düşüncenin diğer düşünceler ile irtibatı, en hafifinden diğerlerini kenara itmek yoluyla oluyor. özel ve cündioğlunda ise kenara itmekten geçtim tahfif hatta tahkire varıyor. bunu ise korkusuzca yapıyorlar zira aklın sınırları içersinde aklın kuralları ile düşünüyorlar ve söylüyorlar. akılın bir alet olduğu gerçeğini feci şekilde ıskalıyorlar. aletin ahlakı "bulunan" şeyin -her ne ise- ahlakı oluyor. işte bu parçalayan, ayıklayan, didikleyen alet parçaladığını, ayıkldığını, didiklediğini topladığında hasıl olan şey ilk temas ettiği o şey olmuyor. o şeye dair -güya- bir tevil oluyor. tevilin isabeti de aklın parçaladığı şeyi toplarken, o şeyin parçalanmadan "evvel" diğer şeylerle ile olan irtibatını kurup kuramadığı noktasında zuhur ediyor. özel ve cündioğlu tevillerinin sağlamasını yapmak için vurgulamıyorlar, tevillerini sağlama almak için vuruyorlar.

bütün bu dediklerimizi bir misal ile müşahhas kılalım: "Allah'ın eli" ibaresindeki el bazı akıl sahibleri için Allah'a el isnad edilmesi olarak anlaşılınca, ulema (alimler/bilenler) yaradan bilgisini, "arayıcı" akılların hırpaniliğinden ötürü ve diğer akıllarında bu yeni tevilden zarar görmemesi için "kudret" ile tevil etmişlerdir. hal bu ki kudret ibaresi "evvelen" yoktu. hani tevil evveline döndermek işi idi? diye sorulabilir ama bu sual hatalıdır zira Allah'a el isnad etmek fikri yaradan bilgisinin neliğini taşıyan sair bilgileri kenara itiyor. bir bilgide yapılan tevil diğer bilgileri de bozuyor. bu bozulma bir yenilik getiriyor ama hakikati ıskalıyor. iş bu halde eli kudret ile tevil etmek yaradan bilgisini evvel olduğu yerde sabitliyor. böylece sair bilgiler ile sıhhatli bir irtibat mümkün oluyor. işte bu bize bütün diye bir şeyin varlığını ayan beyan "ilam" ediyor.

tekrar sual edelim: bütün dediğimiz şey parçalanabilir bir şey midir? ve ilave edelim "ilim bir nokta idi cahiller onu çoğalttı" ibaresi ile irtibatı var mıdır? tabii yine iştirak bekleyelim.
 
Son düzenleme:

Dilhun

Dîvân Üyesi
şu halde söyle sual edelim: özel ve cündioğlunun arayıcılığı için ne denilebilir? (aslında "bütün" meselesi üzerinden gidecektim ama böyle olsun. iştirakleriniz için teşekkür ediyorum.)

bu cümle hareket vaz ediyor. kafa karışıklığına sebebiyet vermesi, cümlenin "bulmak sahiden arayanın elinde midir?" sualini içermesi. türkçede "aramakla bulunmaz" diye bir deyiş vardır. misalen "arasan böylesini bulamazsın" deriz.

bulmak aramak ile mümkündür ama bulmak için aramak fiilinin tek ve geçer şart olmadığını ifade ediyor mezkur cümle. kaybedilen şey kaybedilen yerde aranır. kaybedilen yer/mekan bilinmiyorsa yer/mekan ihtimalleri çoğalır ve bu ihtimaller de aramayı çoğaltır. arayanın yorgunluğunu dahi "çoğaltır". demek ki aramak çoğaltıcıdır/çoğaltır. (1) mekanları aramaktan mecali kalmayabilir arayıcının. aramak yorucudur/yorar. (2) eğer aranılan şey arayan için ehemm ise arayanın asabını dahi "bozar". aramak uzadıkça bozulma başlar. iş bu bozulma arttıkça aramak zorlaşır. ya aramayı bırakır yahut hırçınlaşır arayıcı. bu hırçınlaşmanın isabet ettiği şey mekan olur. bir şeyi aramak için geçen zaman uzadıkça o şeyin arandığı mekan arayıcının eliyle bozulur. demek ki aramak "bozucudur/bozar. (3) bir şeyi bulmak o şeyi "nerede" kaybettiğini "bilmek" ile doğrudan irtibatlıdır. yani aramak fiili iki bilgi ile mümkün: birincisi aranılan şey bilgisi; ikincisi o şeyin nerede olduğuna dair bilgi yani "mekan" bilgisi. hocam nasreddinin "samanlıkta kaybettiği yüzüğü kapının önünde araması" iş bu inceliğe atıftır. iyi ama aramak dediğimiz şeyin terkibinde sadece mekan bilgisi ve aranılan şey bilgisi mi vardır? ya arayıcıya dair ne denilebilir? öyle ya aramak varsa arayıcının da var olması lazım. pekiyi arayıcı fail midir münfail mi? evet bulmak aramak ile mümkün ama aramak ise "kaybetmek" ile mümkün. kaybetmek ise bilmeden olan bir şeydir. kimse bilerek kaybetmez, kaybedemez yani böyle bir şey muhaldir. (muhal imkansız demek değildir. tasavvuru gayri kabil olandır.) arayıcı kaybettiğini bilmemek noktasında fail değil münfaildir (4) zira bir fiilin tesirindedir, kaybetmek fiilinin. arayıcının fail olması kaybettiği bilgisine eriştiği anda olur. bu manada aramak bilmemek ile malul olduğu için bulmayı zorunlu kılmaz. türkçede ki "arasan böylesini bulamazsın" sözü bu manadadır. hadi bir cemile yapayım: sizler divanı arayarak mı buldunuz? yani divanın ne olduğu bilgisi ve nerede olduğu bilgisine sahib miydiniz? daha alaka cezbedicisi şu: divanı kayıb mı ettiniz ki buraya gelince "iyi ki bulmuşum" diyorsunuz hatta hepimiz diyoruz. reis'ül divan @UluğBey e selam olsun. :)

bir aramak tarifi yapalım şu halde: aramak; aranılan şey bilgisi ve aranılan mekan bilgisi ile arayıcısının ise hem fail hem münfail olduğu çoğaltıcı, yorucu ve bozucu bir harekettir/eylemdir. bu tarif sadece kayıb cüzdanı aramak değil hakikat dediğimiz şeyi aramak için de geçerlidir. düşünce dünyasında hareket ederken yani düşünürken şey ve mekan bilgisini zarureten bozarsınız. işin aslı akıl böyle çalışır. düşünmek dediğimiz şeyin parçalayıcı, ayıklayıcı, didikleyici ve toplayıcı olması akılla olduğu içindir. akıl zaman ve mekan ile mahduttur. aklın hasılası olan düşünce de öyledir. aklın irtifaı ne kadar artarsa artsın bir haddi vardır. pekiyi hakikati arayan akıl için ahlaktan bahsedilebilir mi? evet. hakikati aradığını iddia eden akılın, aradığı şeyi bulmak için aradığı şeyle irtbatlı diğer şeyleri bozması zaruriyyettir. cündioğlu ve özelin arayıcılıkları bir nevi suç için delil aramak ahlakıdır. aradıkları şeyin ehemmiyeti bilgiyi oluşturan diğer şeylerden ve o şeylerin bilgisinden ehemdir. kendi içinde tutarlılığı olan bu arayıcılık ve bu arayıcılığın ahlakı ise hırpani oluyor. aklınca asıl ve esas olanı "vurgulamak" için yine aklınca tali yahut hurafe gördüğü şeylere vuruluyor. niye böyle yapılıyor pekiyi? çün ki tevil ele aldığı şeyin diğer şeylerle irtibatını kuramıyor. ihata edeci bir tevil değil zira. özel ve cündioğlu üzerinden müşahhas kılarsak şayet bakınız ramazandan keyif alınamazlık; bakınız şeytan taşlama ve putlaştırma münasebeti. "vurgulama" gereğinin bir başka ciheti ise aklın düşünürken bunu zorlayarak yapıyor olması. oruc bilgisine dair, "bulunan" bir düşüncenin diğer düşünceler ile irtibatı, en hafifinden diğerlerini kenara itmek yoluyla oluyor. özel ve cündioğlunda ise kenara itmekten geçtim tahfif hatta tahkire varıyor. bunu ise korkusuzca yapıyorlar zira aklın sınırları içersinde aklın kuralları ile düşünüyorlar ve söylüyorlar. akılın bir alet olduğu gerçeğini feci şekilde ıskalıyorlar. aletin ahlakı "bulunan" şeyin -her ne ise- ahlakı oluyor. işte bu parçalayan, ayıklayan, didikleyen alet parçaladığını, ayıkldığını, didiklediğini topladığında hasıl olan şey ilk temas ettiği o şey olmuyor. o şeye dair -güya- bir tevil oluyor. tevilin isabeti de aklın parçaladığı şeyi toplarken, o şeyin parçalanmadan "evvel" diğer şeylerle ile olan irtibatını kurup kuramadığı noktasında zuhur ediyor. özel ve cündioğlu tevillerinin sağlamasını yapmak için vurgulamıyorlar, tevillerini sağlama almak için vuruyorlar.

bütün bu dediklerimizi bir misal ile müşahhas kılalım: "Allah'ın eli" ibaresindeki el bazı akıl sahibleri için Allah'a el isnad edilmesi olarak anlaşılınca, ulema (alimler/bilenler) yaradan bilgisini, "arayıcı" akılların hırpaniliğinden ötürü ve diğer akıllarında bu yeni tevilden zarar görmemesi için "kudret" ile tevil etmişlerdir. hal bu ki kudret ibaresi "evvelen" yoktu. hani tevil evveline döndermek işi idi? diye sorulabilir ama bu sual hatalıdır zira Allah'a el isnad etmek fikri yaradan bilgisinin neliğini taşıyan sair bilgileri kenara itiyor. bir bilgide yapılan tevil diğer bilgileri de bozuyor. bu bozulma bir yenilik getiriyor ama hakikati ıskalıyor. iş bu halde eli kudret ile tevil etmek yaradan bilgisini evvel olduğu yerde sabitliyor. böylece sair bilgiler ile sıhhatli bir irtibat mümkün oluyor. işte bu bize bütün diye bir şeyin varlığını ayan beyan "ilam" ediyor.

tekrar sual edelim: bütün dediğimiz şey parçalanabilir bir şey midir? ve ilave edelim "ilim bir nokta idi cahiller onu çoğalttı" ibaresi ile irtibatı var mıdır? tabii yine iştirak bekleyelim.


Haydi bismillah.:)Yazdiklarinizin henüz bir kısmını sindirebildim.Davete icabetsizlilikte edemezdim:)

"İlim bir noktadır onu cahiller çoğaltır" önermesinin , farklı bir şekilde yorumlanışına bir sohbette şahit olmuştum.Şöyle diyordu muhterem:İlmi çoğaltanlar cahil olduğunun farkında olan meraklı insanlardır.Cahiller zaten her şeyi bilmenin özgüvenini yaşadığından ellerinden ve dilinden (gönlünden) bir şey gelmez.Abim insanın bazen cahil olası da gelmiyor değil .Düsunsenize her şeyi biliyorsunuz(!)


Aranan bulunur mu sorunuza gelecek olursam da vereceğim yanıt şu: Belki de bulunan "aranan"dır.Evet bulunan aramaktir."Derdim dermanımdır"ile aranan bulunmaz ,bulanlar arayanlardir arasındaki mânâ benzerliğine değinmek istiyorum.Dermanın devâsı ,dert ise bulmanın kendisi de ,yolu da aramaktır.

Eski edebiyata olan heveskârlığım hatrima şu dizeleri düşürüyor :

"Derman arardım derdime derdim bana derman imiş
Bürhân sorardım aslıma aslım bana burhân imiş"

*Burhân : delil.

Dert ,aranan "hakikat"tir ,"Allah" tır.Dert de ,derman da ,aranan da Allah'tır.Arasan bulunmaz ama bulanlar arayanlardır.Evet aramayı bulanlar bulurlar.
Hakikati arayan kullar iç dünyalarına nazar ettiklerinde içinde ki cân'ı ,hakikati ,öz'lerini bulurlar.

"Sağ u sol gözler idim dost yüzünü görmek için
Ben taşrada arar idim ol can içinde can imiş"


Bu da (içinde), nerde aramak sorusunun cevabı.

Bir de Tasavvufta Allah'ın kendilerinde zuhur ve tecelli ettiği varlıklar birer ayna olarak görülmüştür.Kadim bir inanıştır ki Âriflerin ,Allah'ın aynası olduğu ,bu aynada Allah'ın bütün sıfat ,fiil ,isimlerinin tecelli ettiği .Ayna ,tecelligâhtır.

Hz.Ali'nin "Sen kendini küçük bir varlık zannedersin, hâlbuki en büyük âlem sen de gizlidir '' sözünün Galibcesi:

"Hoşça bak zâtına zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dide-i ekvân olan âdemsin sen"

Yukarıdaki dizelerden anlaşılacağı üzre Âlem ,Allah'ın kendisi gösterdiği aynadır.
Buna istinâden parçadan bütüne varılır diyorum.

Vesselam:)
 

UluğBey

Divan Üyesi
@mehmet baki ağabey selamınıza selam olsun. Muhabbetiniz daim olsun. Bu aralar kafam çok şeyle meşgul olduğundan okuduklarımı pek anlayamıyorum netekim konularınıza iştirak etmek istesem de bu sebepten iştirak edemiyorum. Fakat mümküm mertebe takip ediyorum. Ayriyetten derin mevzular bunlar bense çok iyi yüzme bilmiyorum. :) Zaten kafam yeni yeni durulmuşken dalgalı sulara girmeyeyim şimdi.

Selamlar
 
Tüm sayfalar yüklendi.
Üst