Türkçesi Varken

Katılım
8 Şub 2007
#1


Tıpta Kullanılan Kelimelere Karşılıklar


Zehir : Ağı
Toksemi : Kanağı
Konjetiyon : kan toplaması
Artritis : eklem iltihabı
sinovitis : eklem iltihabı
spondilitis : omurga iltihabı
tortikollis : çarpık boyun hastalığı
enteritis : bağırsak yangısı
latent : gizli
semptom : bulgu/ hastalık belirtileri
reaktör : taşıyıcı
tedavi : sağaltım
epizootiyoloji : bulaşma yolu
etiyoloji : etken
İnfertilite : kısırlık
portör : taşıyıcı
inaktif: cansız
infeksiyon : hastalık
sporadik : tek tük
plasenta : yavru zarları
uterus : döl yatağı


medikal : tıbbi
inflamasyon : iltihap
analjezik : ağrı kesici
radyoterapi :ışın tedavisi
satürasyon: doygunlu
intrasellüler : hücre içi
replikasyon : eşlenme
senkop : bayılma
diyare : ishal
diyagnoz : tanı
primer: birincil
sekonder : ikincil
hemoraji : kanama
diüretik : idrar sökücü
prevalans : görülme oranı
dominant: baskın
dispne : nefes darlığı
miksiyon : işeme
seksüel : cinsel
proses : süreç



siklüs: döngü
epidemi : salgın
rubella : kızamıkçık
koagülasyon : pıhtılaşma
antipiretik : ateş düşürücü
konstipasyon :kabızlık
defekasyon : dışkılama
regresyon: gerileme
farinks : yutak
larinks : gırtlak
membran : zar
immünite : bağışıklık
sirkülasyon : dolaşım
sekresyon : salgılama
ekspektoran : balgam söktürücü
dilatasyon : genişletme
reversibl : geri dönüşlü
absorbsiyon : emilim
feçes : dışkı
herni : fıtık
 

UluğBey

Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hür.
Katılım
27 Ara 2005
#2
Ynt: Türkçesi Varken

Teşekkürler,ayrı ayrı 3 ileti yerine konuyu tek başlıkta atmak daha güzel olacaktır.3 ileti tek başlıkta toplanmıştır.
 
Katılım
8 Şub 2007
#3
Ynt: Türkçesi Varken

Dizayn => tasarım
Analiz => çözümleme
Online => çevrimiçi
Kriter => ölçüt
Part-time => yarı zamanlı
Pesimist => karamsar
Slayt => yansı
Empoze etmek => dayatmak
Driver => sürücü
Bye bye => hoşça kal
Versiyon => sürüm, uyarlama
Ekstra => fazladan
İmitasyon => taklit
Optimist => iyimser
Save etmek => kaydetmek
Adisyon => hesap fişi
Printout => çıktı
Anons etmek => duyurmak
Bodyguard => koruma, güvenlik görevlisi
Doküman => belge
İzolasyon => yalıtım
Data => veri
Prezantasyon => sunum
Finish => bitiş, varış
Download etmek => indirmek
Monoton => tekdüze
Konsensus => uzlaşma
Full => tam, dolu
Emergency => acil
Ambiyans => hava, ortam
İllegal => yasadışı
Tımıng(tayming) => zamanlama
Catering => yemek hizmeti
Departman => bölüm
Revize etmek => yenilemek
Global => küresel
Sempatik => sevimli, canayakın
Security => güvenlik
Printer => yazıcı
Elimine etmek => elemek
Objektif => tarafsız, nesnel
Deklare etmek => bildirmek
Star => yıldız
Perspektif => bakış açısı
Entegre olmak => bütünleşmek
Nick name => takma ad
Partner => eş
Okeylemek => onaylamak
Antipatik => sevimsiz, itici
mantalite => anlayış, zihniyet
 
Katılım
8 Şub 2007
#4
Ynt: Türkçesi Varken

***Başta verdiklerim yabancı sözcüklerdir, karşındakiler ise ÖzTürkçeleridir***

1_Mimar(arapça)=Yertasarımcısı Mimari(arapça)=Yertasarım

2_Şaheser(farsça+arapça)=Başyapıt

3_Medeniyet(arapça)=Uygarlık

4_Mozaik(fransızca)=Silmetaş

5_İhtişam(arapça)=Görkem

6_Şehir(farsça)=Kent

7_Estetik(fransızca)=Güzelduyu

8_Esrar(arapça)=Gizem

9_Hülya(?)=Tatlıdüş

10_Renk(farsça)=Gözduyum

11_Efsane(efsane)=Söylence

12_Roman(fransızca)=Uzunyazıt

13_Şiir(arapça)=Koşuk

14_Hikaye(arapça)=Öykü

15_Hatır(arapça)=Gönül

16_Asır(arapça)=Yüzyıl

17_Sır(?)=Giz

18_Mağrur(arapça)=Övünçlü

19_Peş(farsça)=Arka / Peşinden=Arkasından

20_Ketum(arapça)=Ağzısıkı

21_Hayal(arapça)=Düş,Görsü

22_Dünya(arapça)=Yeryuvarlağı

23_Efsun(farsça)=Büyü

24_Ufuk(arapça)=Çevren,Gözerimi

25_Cümle(arapça)=Tümce,Bütün

26_İsim(arapça)=Ad

27_insan(arapça)=kişi

28_hatıra(arapça)=anı

29_hüzün(arapça)=üzgünlük,üzüntü

30_hayat(arapça)=yaşam,dirim

bu sadece başlangıç ama görüldüğü gibi günlük konuşma dilimizin çoğu ya farsça ya arapça ya da fransızca sözcüklerle yabancılaşmış...
*********************
Şimdi bu yeni sözcükleri tümceler(cümle) içerisinde örneklendirelim...

İSTANBUL...

istanbul!...osmanlı yertasarımını yorumlayan bir başyapıt...istanbul, suskun uygarlığın silmetaşını bütün görkemiyle konuşturan kent...

istanbul, sanat güzelduyusunu, geçmişten günümüze bütün gizemiyle ve incelikleriyle taşıyan, tatlıdüşleri gözeduyumlandıran söylence kent...

adına nice uzunyazıtlar,koşuklar,öyküler yazılmış...geçmişten günümüze milyarlarca yıl kişinin anılarının sindiği üzerinde yüzyılların yorgunluğunu daha yakası açılmadık gizlerin üzüntüsüyle taşıyan gizemli övünçlü ve ağzısıkı bir kent...

arkasından koşacakları düşleri bile olmayanların yaşamı kucaklayamayacakları bir gerçek...

yaşadığımızı sandığımız uykudan çözemediğimiz gizemlerle uyanırız sık sık...

daha büyülü çevrenler aralanır gözlerimize,uçarı kelebekler gibi...
 
Katılım
8 Şub 2007
#5
Ynt: Türkçesi Varken

31_asude(farsça)=dingin,sessiz

32_ritim(fransızca)=tartım,dizem

33_hançer(farsça)=kama

34_zaman(arapça)=süre

35_hazan(farsça)=güz

36_imkan(arapça)=olanak

37_hatta(arapça)=bile, üstel,k

38_isyan(arapça)=ayaklanma, başkaldırma

39_feryad(farsça)=haykırış, çığlık

40_efkar(arapça)=düşünceler, tasa, kaygı

41_kem=kötü

42_yakamoz(rumca)=denizparıltısı

43_rüzgar(farsça)=esinti,yel,bad

44_nihayet(arapça)=son, sonunda

45_rağmen(arapça)=karşın

46_tedavi(arapça)=otama, sağaltma, iyileştirme

47_netice(arapça)=sonuç

48_arzu(farsça)=istek, dilek, heves

49_bahar(farsça)=ilkyaz

50_talih(arapça)=kut
 
Katılım
8 May 2007
#6
Yabancı Kelimelerle Savaşalım mı?

Yusuf Alan​

İnsan kendisine yabancı gelmeyen hususlarla hemhâl olmaya meyillidir. Bu yüzden yabancı menşe’li kelimeleri rahatça kullananlar için bu kelimeler hiç de yabancı değildir. Yabancı düşüncelerle dost olan insanların fikirleri yabancılaştığı için zikirlerinin de “garipleşmesi” gayet tabiîdir.

Düşüncede yabancılaşma, hayat felsefesindeki değişikliklerle ortaya çıkar. Dünya görüşleri ecnebî fikirlerle şekillenen, hayatları popüler kültüre ayarlı olan insanların zihnî dünyalarındaki istihaleler, üslûplarına da yansır. Hayat tarzları kavramlaşır ve bir “fast food”, bir “instant coffee”, bir “jeans” şeklinde telâffuz edilmeye başlanır. Bu tür kelimeler adeta bir kimlik kartı haline gelir. Bu kartlar, batılı bir hayata yabancı olmadığını ima etmekten zevk alan insanlar tarafından sık sık kullanılır.

Ancak, meramını yabancı kelimelerle ifade etme ihtiyacı sadece özentiden kaynaklanmaz. Beyanda önemli olan, makam ve niyettir. Mevzû, mebhas ve muhteva uygun olursa, yerinde ve zamanında kullanılan yabancı kelimelerin müessiriyeti inkâr edilemez. Bu yüzden, ifrata kaçanları tenkit ederken tefrite düşmemek gerekir. Zira dil, canlı bir varlık gibi tekâmül içindedir. Haberleşme vasıtaları, sözlük çalışmaları ve husûsi heyetler ile dile yön vermek muhtemeldir, fakat onun üzerinde mutlak bir hakimiyet kurmak mümkün değildir. Neticede teklif edilen alternatiflerden makul, insicamlı, kulak tırmalayıcı olmaktan uzak ve talihli olanlar halk tarafından benimsenir ve işlene işlene anlam sahası genişler, muhtevası zenginleşir. Bu arada yabancı kelimeler bile bu süreçten geçerek damıtılabilir. İçtimaî hayatta mânâsı ve çağrışımları renklenen yabancı kelimeler, müşterek bir irfan imbiğinden geçerek saflaşabilirler. Yabancılıkları unutulur ve çoğunluğun aşina olduğu birer dost haline gelebilirler. O halde, yabancı kelime düşmanlığında ifrata kaçmaya gerek yoktur. Müsamahalı bir mütabakata ihtiyaç vardır.

Bu meyanda TDK’nun kampanyası, sosyal dil şuurunun geliştirilmesi için faydalı olabilir, kültür emperyalizmine sebep olan dil erozyonuna karşı bir set gibi kullanılabilir. Ancak bu setin yıkılmaması için içtimaî haberleşme sahasının ilmî, fikrî ve edebî eserlerle zenginleştirilmesi gerekir. Kim, hangi fikri, hangi kelimelerle, ne kadar müessir biçimde işlerse, o, söz sahibi olacak, o fikir ve kelimeler tutulacaktır.
Kurumun üzerinde durduğu kelimelere bakılırsa, bunların çekiciliği rahatlıkla farkedilebilir: ‘Çekap’ yaptırmak bir ayrıcalıktır, ‘vizyon’ sahibi olmak isteyen, ‘medya’nın ‘mega’ yayın organlarını takip eder, ‘talk şovcu’ların ‘karizma’sı inkâr edilemez. Demek ki çalım kültürünün çocukları için sıradan Türkçe kelimeler çekici gelmemektedir. Aslında onları itham edip alternatifler sunmak da kalıcı bir çözüm değildir. Önemli olan o kelimelerin arkasında yatan hayat görüşlerinde, sahip olunan ölçü ve değer yargılarında değişiklik yapmaktır. Ancak bundan sonra bu gaileyle uğraşmaya gerek kalmaz. Zira şovdan hoşlanmayan insanlara “gösteri” yapmalarını teklif etmeye gerek yoktur.

“Fundamentalizm” gibi “izm”ler ihtiva eden kavramların Türkçeleştirilmesi mahzurludur. Bu tabirler batılı bir muhtevayla ve ideolojik gayelerle kullanılan ve bizlere empoze edilmeye çalışılan mefhumlardır. “Köktencilik” bizim tarif ettiğimiz bir kelime, tasvir ettiğimiz bir kavram değildir. O bize biçilen bir elbise, bize yakıştırılan bir yaftadır. Bırakın bu elbise ve bu yafta, “fundamentalizm” olarak ortada kalsın.

Bir isim, bir ülkenin geleceğini etkileyebilir. Meselâ Lütfi Zâde adındaki bir bilim adamının ABD’de ortaya attığı “fuzzy logic” terimi talihsiz bir yanlış adlandırma ve belli çevrelerin peşin hüküm ve ilmî enaniyetleri sebebiyle bu ülkede çoğu zaman dışlanmış ve küçümsenmiştir. Bulanık, puslu anlamındaki “fuzzy” kelimesini kim duyduysa “mantık” la telif edememiş ve alaycı bir tavırla tenkit etmeye başlamıştır. Hattâ bazı yazarlar, eğer Zâde, “fuzzy” yerine daha olumlu şeyler çağrıştıran bir kelime kullanmış olsaydı, kendisine bu kadar çok kişi karşı çıkmayacak ve bu mantık anlayışının ABD teknolojisinde uygulanması daha çabuk ve yaygın olacaktı demektedirler.

ABD’de tartışmalar halen devam ede-dursun, bu orijinal fikri alıp geliştirmeyi, Japonlar doğrusu çok iyi becerdiler. Önce terime karşı soğuk tepkiyi önlemenin yolunu araştırdılar. “Fuzzy”i dillerindeki karşılığı olan “aimai” (belirsiz) şeklinde tercüme etmeyip “faaji” şeklinde aynen aldılar. “Faaji” kullanıla kullanıla “zeki” mânâsını çağrıştırır oldu.

Demek ki, kelime veya kavramların karşılığını aramak çok ehemmiyetli ve hassas bir meseledir. Bu vazifeyi yüklenen heyetin ne kadar çok uzmandan teşekkül etmesi gerektiği de açıktır.

TDK’nun başlattığı kampanya sözlük çalışmalarıyla genişletilebilir. Belki de şu anda en büyük eksikliğimiz, dilimizdeki kelimelerin semantik alanlarını (anlam sahası) misallerle, detaylı bir şekilde çizen, hatalı kullanımlara ve nüanslara dikkat çeken sözlüklerimizin olmamasıdır.

Kısacası her işte olduğu gibi, dil kullanımında da vasatı yakalama peşinde olmakta fayda var. Kültür emperyalizmine karşı pervasız kalıp her türlü kelime ve kavramı vizesiz kabul etmek ne kadar tehlikeliyse, ‘saf bir dil uğruna düşünce dünyamızı kısırlaştırmak da o kadar tehlikelidir. Bu “vasat”ın ölçüsünü belirleyip kitlelere rehber olmak da ihtisas sahibi ilim adamlarından teşekkül etmiş bir istişare heyeti ile, onlara destek olacak eğitim müesseseleri ve medyaya düşmektedir. Bunun yanında insanlarımızın belli bir dil şuuru kazanıp fikir üretmesi, yani tüketim tembelliğinden de kurtulması gerekmektedir.
 
Katılım
19 Ağu 2007
#7
Ynt: Türkçesi Varken

Öncelikle bu kadar emek verilmiş. Emeğinize sağlık..

Kafama takılan bazı hususlar oldu kelimeleri ve karşılıklarını okurken. Bazı kelimelerin Türkçe karşılığı olarak verilen sözler bana daha yabancı geldi.

Tıpta kullanılan terimlerin karşılığı başım gözüm üstüne.. Zira herkes tıp terimlerini bilmek zorunda değil. Bilemez de. Bu sebeple faydalı olmuş.

Bizim de yer yer kullandığımız, son zamanlarda kulllanımı iyice yaygınlaşan İngilizceden bozma kelimelere de eyvallah.. Ama farkettiniz mi bilmiyorum. Onlara Türkçe karşılık olarak verdiğiniz bazı kelimeler de Arapça ya da Farsçadan geçmiş. Mesela:

Emergency => acil

Save etmek => kaydetmek

İmitasyon => taklit

Ama iş son yazdığınız kelimelere gelince onları yok etmeye benim gönlüm elvermiyor. zaten pek çok karşılık yabancı dediklerinizden daha yabancı.

Hülya(?)=Tatlıdüş

Renk(farsça)=Gözduyum

Efsane(efsane)=Söylence

Roman(fransızca)=Uzunyazıt

Hayal(arapça)=Görsü

Ufuk(arapça)=Çevren,Gözerimi (Bu arada o paragrafı okurken zorlandığımı söylemeliyim :))

Bu kelimeler atalarımızdan kalan miras bizlere ve artık dilimizin hücrelerine işlemis dışardan alınan vitamin gibi. ve dili canlandırıyor.

Düşünsenize dağarcığınızda zaman, hatta, feryad, rüzgar, nihayet, rağmen, esrar, sır, hayal, dünya, hikaye, şehir, insan, hüzün kelimelerinin yer almadığını.. Değiştirirsek bunları hayatımızda kelime diye bir şey kalmayacak. Çünkü "kelime" de arapça asıllı ;)

Yapmayın arkadaşlar.. ÖzTürkçeleştirme çabası altında mirasımıza vurulan bu darbeye alet olmayın.. Bir düşünün değişim gerçekleşirse elimizde ne kalacak.. ???
Selametle...
 
Katılım
19 Ağu 2007
#8
Ynt: Türkçesi Varken

Bu arada iş sadece Türkçe'mizde karşılığı olan sözcüklerle sınırlı kalmıyor. Belki biliyorsunuzdur ama ben yeni duydum çok güldüm..

Niagara şelalesi için: Bir Türk oraya gitmiş. Şelalenin çıkardığı gürültü için "Ne yaygara, ne yaygara" demiş. Sonra kelime Niagara'ya dönüşmüş.

Amazon'un aslı da "Amma uzun"muş. :D

Gülüyoruz ama iş çığırından çıkmasa bari diyesi geliyor insanın..
 
Katılım
10 Ağu 2007
#9
Ynt: Türkçesi Varken

Yabancı kelimelerin dilimizdeki fazlalığından hepimiz şikayetçiyiz elbette. fakat bu işi bir ideoloji saplantısıyla değil de dil sevdasıyla ele almalıyız. Sözü üstad Nihat Sami Banarlı'ya bırakıyorum:

"Bir dilin kelimelerini hor görmek, hakir görmek, hele şu veya bu politik veya ideolojik sebeple dilden atılabilir görmek, en az, onların oluş ve yontuluş tarihini bilmemekten, hatta sevmemekten doğan büyük bir gaflettir.
Çünkü, milletlerin olduğu gibi, kelimelerin de tarihi vardır.
Bir milletin ataları, asırlarca o kelimelerle doymuş, onlarla düşünmüş; birbirlerini ve evlatlarını o kelimelerle tamamıyla milli bir sanatla işleyip Türk yapmışsa, evlatlar, artık o kelimelere düşman kesilemezler."
Dili sadeleştirme adı altında dil düşmanlığı yapanlara dikkat!
Arapça diye "millet" kelimesini kulanmıyor. "ulus" diyor.Halbuki "ulus" moğolca.
"şehir" yerine "kent" diyor. "kent" soğdca.
"mesela" yerine "örneğin" diyor bu kelime ermenice.
Örnekleri çoğaltabiliriz. Kelimenin ırkı önemli değil; tabi ki asırlarca millletimiz tarafından işlenmişse...
Azerrail'e "Türkçe'nin Sırları, Nihat Sami Banarlı" okumasını tavsiye ederim. Bazı kelimelere verdiği Türkçe karşılıklar ruhsuz...beton gibi...soğuk...
talih:kut...
bahar:ilkyaz...
Kendisiyle çelişmiş. tayming:zamanlama demiş. "zaman" arapça. ona da bir şey yazsaydı.
adisyon:hesap fişi demiş."hesap" arapça. ona da bir şey yazsaydı...
"Zaman,insan, hesap, hayal,bahar vs." biz bunları atamayız. Atalarımız bu kelimelerle yaşamış ve nesilden nesile geçerek bize ulaşmış. yani bu kelimeler biz olmuş...
gece yürüyüşü'ne bir de ben ekleyeyim:Yunan tanrısı Apollon aslında Türk'müş aslı Alp oğlan'mış...
saygılar...
 
Katılım
10 Ağu 2007
#10
Ynt: Türkçesi Varken

Bayram Akcan


Eyvah ! TÜRKçe ‘sal’lanıyor


Siyasal, parasal, ruhsal, sınıfsal, sanatsal, yazınsal, ulu(s)sal, tarımsal, toplumsal, kırsal, onursal, yapısal, kişisel, dinsel, görsel, tarihsel, mezhepsel, bölgesel, bilimsel, eylemsel, kentsel, yöresel, düşünsel, tinsel... Neredeyse herkes artık bir sallı yada selli kelime uyduruveriyor. “Sal”layarak konuşuyoruz artık. Kimse düşünmüyor ki; Latin kökenli bu ekler hem Türkçe’nin gramer yapısını bozmakta, hem de dili ruhsuz, cansız kelimeler yığınına dönüştürmektedir. Bu aslında kendini bütün değerlerden azâd kabul ederek aydın, çağdaş görünmek isteyenlerin ve başkası ne der? diyenlerin ruhi bunalımıdır.

Bugün maalesef Türkçe’miz dört şekilde bozulmaktadır. Milli aydınlarımız bile zaman zaman bu suça ortak olmaktadır. Şöyle ki:
1. Türkçe’de karşılığı olan kelimeler yerine yabancı kelime kullanılmasıyla. Türk insanı artık hastane yerine “Hospital”e, merkez yerine “Center”a, berber yerine “kuaför”e gitmektedir. Aksaray ile Sultanahmed Meydanı arasındaki cadde üzerinde kaç tane Türkçe isimli işyeri sayabiliriz?
2. Sokak ağzı yada argo. Kültürsüz insanların kendince bazı kelimelere mana vererek kullandığı yersiz, yurtsuz, soysuz bir anlaşma vasıtasıdır. Sonra da Türkçe lastik gibi nereye çekersen geliyor diyoruz! Lastik gibi sünen aslında bizim değerlerimiz.
3. Kelimelerin yanlış kullanılması. Mesela; seyretmek yerine izlemek diyoruz. Televizyon izlenmez, seyredilir. Tepki kelimesi de bazen yanlış kullanılmaktadır. Olumlu tepki diye bir ifade olmaz. Çünkü tepki bir duruma karşı olumsuz tavırdır. Bu çeşit hataya maalesef hepimiz düşmekteyiz.
4. Uydurmacılık hastalığına müptela olanların ürettikleri ruhsuz, cansız kelimeler. Us (akıl), miras (kalıt), dinlence (tatil), umu (istek, arzu, ümit, temennî), bulunç (vicdan), ulus (millet), onur (şeref, haysiyet, kibir, gurur, izzeti nefs), yaşam (hayat), tensel (bedeni) gibi milletten ve onun değerlerinden uzak insanların yarattığı (!) kelimeler.
Bugünkü asıl konumuz öztürkçe konuşacağız diye dil ırkçılığı yapanlar. Türkçe’de de her dilde olduğu gibi, başka dillerden gelen kelimeler mevcuttur. Türkçe’de bulunan Arapça ve Farsça kökenli kelimeleri tasfiye etmek isteyen uydurmacılar, yüzyıllar önce Türkçe’ye geçerek üstünde Türk mührü taşıyan bu kelimeleri dilden atmak istemektedir. Bu dil anarşistleri bilmeli ki; millet ve sahip olduğu dil bir anda değil, tarihin teknesinde yoğrularak asırlar içerisinde ortaya çıkmıştır. Ve bu millet aldığı kelimelere farklı ses ve mânâ ile birlikte kendi ruh ve şuurunu vermiştir. Dünyada saf ırk aramak gibi, saf bir dil aramak da beyhudedir. Bugün artık Türkçe’deki Arapça ve Farsça kökenli kelimeler, Türk mührünü taşımaktadır. Mustafa Kemal Atatürk’ün ismi bile öztürkçe değildir. Milletimiz de o kadar çok Mehmed, Ali, Ayşe, Fatma ismi var ki... Millet, vatan, kalb, beden, ruh, ömür, sabır, ceza, can, din, iman, kitap, şemsiye, asır gibi nice kelimeler artık Türkçe’dir. Ne yapalım bunların kökü Arapça’dır deyip binlerce Türkçeleşmiş kelimeleri dilimizden atalım mı? Unutmayınız ki, dil hazinesi ne kadar genişse, insanlar o kadar kendilerini ifade edebilirler. Millet kelimesinin taşıdığı mânâ “ulus”ta var mıdır? Ama bazıları inatla bu kelimeyi söylemekte ısrar ediyorlar. Yeryüzündeki insanların ortak anlaşma vasıtası haline gelmiş İngilizce için Voltaire; “İngilizce fena konuşulan Fransızca’dır” demektedir.
Uydurmacı zihniyetin amacı; Türkçe’yi fakir, cılız, insanların düşündüklerini ifade edemeyen kabile dili haline getirmektir. Yeniliğe tapma hastalarının, Öztürkçe konuşacağız diye dil ırkçılığı yapmaya kalkışmasıdır. Tasfiyeciliğin özünde Osmanlı daha doğrusu İslâm düşmanlığı vardır. Ziya Gökalp, sadeleşme meselesini Türkçülüğün Esasları eserinde çok güzel ifade etmiştir.
Dil ırkçılığının sonunu anlamamız için şu hatıra çok yeterlidir: Bir gün zamanın Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel, Prof. Dr. Sıddık Sami Onar’la karşılaşır. Yücel, Onar’a İdare Hukukunun Esasları adlı kitabının dilini beğenmediğini söyler. Onar, meseleyi anlatmaya çalışsa da buna muvaffak olamaz. Yücel’in cevabı çok mânidardır: “Ne yapalım efendim, Osmanlıca kelimeleri gene de kullanmamalıydın. Varsın kitap eksik kalsın. Mesela ben Mantık kitabımın son baskısında, söylemek istediklerimin yarısını yazamadım; ama eser öz Türkçe oldu ya, sen ona bak!”
Bugün dilimiz (yeni uydurukçalar hariç) artık tabii mecrasına oturmuştur. Bugün bizler “nur-ı aynım” yerine, gözümün nuru demekteyiz. Fakat öztürkçeciler, Fransızca Onur kelimesini kullanarak dilimizden şeref, haysiyet, gurur, izzet-i nefs gibi Türkçe’mizi zenginleştiren kelimeleri yok etmeye çalışıyorlar.
Dil anarşistleri yüzünden milletimiz bugün Atatürk’ün Gençliğe hitabesini de, İstiklal Marşını da anlamaktan acizdirler. Bırakın 60-70 sene evvelini eğer dil tasfiyesi böyle sürerse on sene önce yazılan bir metni anlamakta güçlük çekeriz. Yunus’un Türkçesi, konuştuğumuz Türkçe milletin malıdır. Milletin dil gibi hazinesini yağmalatmaya çalışmak ihanettir. Türkçe hiçbir zümrenin de ideolojik ve keyfi insafına bırakılamaz. Dil milletin sesli bayrağı, konuşan toprağıdır. Türk iseniz Türkçe’ye sahip çıkın ve ne olur Türkçe’yi sala bindirip sele vermeyin. Necip Fazıl; Türkçemizin düştüğü bu kötü durumu ne güzel ifade etmiştir;
Ruhsal, parasal, soyut, boyut, yaşam, eğilim...
Ya bunlar Türkçe değil, yahut ben Türk değilim!
Oysa halis Türk benim, bunlar işgalcilerim...

www.ufukotesi.com'dan alınmıştır...
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap