Tv.de Yayınlanan Yarışmalar üzerine...!

Katılım
12 Şub 2006
#1
“HÖLLÜK ELEMEK” VE RÖNTGENCİ/YARIŞMACI TELEVİZYON PROGRAMLARI ÜZERİNE ...
Ünlü sunucusunun anonsundan, finaline üç ya da dört hafta kaldığını öğrendiğim yarışmayı ilk kez ve kısmen izlerken, bir türkü takıldı dilime :

Eledim eledim höllük eledim,
Aynalı beşikte bebek beledim.
Büyüttüm besledim asker eyledim
Gitti de gelmedi buna ne çare ...

Türküde geçen “Elemek” deyimi, kimi televizyonların şu günlerdeki en büyük kozu durumundaki “Yarışma Programlarının” hem konusu hem de izleyicisi olan gençlerin pek de bilemeyeceği, höllük adlı, temizlik amacıyla kullanılan bir tür toprağın elekten geçirilmesini anlatır. Yarışmayı izlerken bu türküyü anımsamamın nedeni ise, yarışmanın temel mantığı olan “Eleme-Elenmeme” eylemi idi...

Sayıları yüzlerle ya da binlerle ifade edilen “Yarışmacı adayları” uzun kuyruklarda sıralarını bekleyip seçici kurulun karşısına çıkmışlar, bu elemeler sonucunda belirlenen finalistler, Çağdaş Televizyon Yayıncılığı(!)nın olmazsa olmaz formatının birer unsuru olarak ekranda arz-ı endam etmişlerdi. Konu, halk kültürüydü, bu ülkenin onlarca hatta yüzlerce yılının sesli tarihi - ve dahi coğrafyası - anlamına gelen türkülerdi ama, türküleri ve türkü söyleyen gençleri, rating yarışında başa güreşen bir özel televizyonun ekranına – hem de ‘prime time’da - taşıyan neden, (gerekçe) evlerde, otellerde başlayıp, çiftliklerde süren ve kim bilir nereye varacağı asla bilinmeyen röntgenci/yarışmacı program formatıydı.

Program yapımcılarının, jüri üyelerinin, programı “beğeniyle izleyenlerin” ... niyet ya da açıklamaları doğal olarak aksi yönde idi. Onlara göre program, Halk Müziği, dolayısıyla da Halk Kültürü’ne hizmeti – en azından katkıyı – amaçlıyordu ve bu amacın varlığını – kısmen bile olsa – kabul etmek, “Yiğidi öldür ama hakkını teslim et” kaleminden bir zorunluluktu. Hele de Türkülerin başı dik duruşuna emeği ve katkısı tartışılmaz Arif Sağ hocanın program içerisindeki varlığı, benim açımdan başlı başına bir saygı ve sempati unsuruydu.

Lakin, hem “Yarışma” namıyla anılan - ve dilimden röntgenci/yarışmacı şeklinde dökülmesini bir türlü engelleyemediğim - bir formatı eleştirmek, hem de o formatın ucunda kıyısında gezinen söz konusu program hakkında, Türkü ve Halk Kültürü açısından duyduğum kaygıları dile getirmek amacıyla iki çift söz söylemek de - saygı, sempati ve iyi niyet süzgecinden geçmiş bile olsa - boynumun borcuydu.

Öncelikle, daha önce de çeşitli nedenlerle dile getirmeye çalıştığım “Türküleri Popülerleştirme” - ya da Poplaştırma- tehlikesinden söz etmeli. Son yıllarda Unkapanı ve Magazin Medyası’nın bir objesi konumuna getirilmek istenen Türküler, bu toprakların en önemli kültürel ögeleri ve bu anlamda üzerlerine titrememiz gerekiyor. Söz konusu programın devamlı jüri üyeleri konumundaki iki popüler isim ve her programda değişen bir jüri üyesi/popüler isim, (Türkü dünyasının, değerli isimleri dışında) bu konudaki kaygılarımı doğrular ve altını çizer nitelikte. Öyle ki, bölümün konuk jüri üyesi olan ünlü bir yönetmen, başlangıçta türkülerle arasının hiç de iyi olmadığını söylerken, programın ilerleyen dakikalarında, Arif Sağ’ı tutuculukla, korumacılıkla suçlayarak, Türkülerin özgür(!) bırakılması gerektiğini savunabiliyor. Zaten yasal ya da kurumsal korumadan uzakta ve dileyenin “köpeksiz köyde eli değnekli dolaşır” misali cirit attığı, aranje ettiği, değiştirdiği, albüm yaptığı ... Türküler için daha büyük bir tehlike olabilir mi ?

Bir başka tehlike de Türkülerin mevsimlik ürünler biçimine dönüştürülerek “pazarlanması” arzusu. Unkapanı ve Magazin Medyasının iştahını kabartan bu proje, sürekli yeni star, sürekli yeni albüm, sürekli yeni magazin malzemesi mantığıyla çalışıyor ve bütün sistemin bu mantığa göre kurgulanmasını gerektiriyor. Yarışmalar ve eleyen-elenen ilişkisi, bu çarkın dişlilerinin öğütmekle doyamayacağı malzemeler. Türkülerin ne düzeyde icra edildiği ya da genç beyinlerin/yüreklerin röntgenci/yarışmacı mantık ile nasıl alt üst edildiği kimsenin umurunda değil ...

Sonuçta, bu bir yarışma ve yarışmayı bir ya da birkaç kişi kazanacak. Asıl sorun, kaybeden yüzler ya da binlerin durumu. Onlara, yeni yarışma, çekiliş, iddia ... kuyruklarının adresini mi göstereceğiz, yoksa bireysel kurtuluşların çare olmadığını anlatan program formatları mı sunacağız. Röntgenci/Yarışmacı programları yapan ya da savunanların biraz da bu konularda kafa yormalarını –umutsuzca – dileyelim ve gelin biz, türkülerimizi cümle formatların uzağında dinleyelim ...

Not : Yazı, ÇGD Dergisinin Ocak/Nisan 2005 sayısında yayınlanmıştır.


H.Karabudak
 

Konuyu şu anda okuyanlar : (Users: 1, Guests: 0)

Giriş yap